Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

CHP Milletvekili Faik Tunay, ''Niçin CHP ?'' Sorusuna Bakın Ne Cevap Verdi

 > -

Gençler, Ülkenin Bugünü, Yarını Değil, Adıyaman'ı Görmek İstiyorum...

Gençler, Ülkenin Bugünü, Yarını Değil, Adıyaman'ı Görmek İstiyorum...

Önceki gün Adıyaman' lı Yazar Mustafa Alagöz’ün, CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay ile yaptığı söyleşiyi yayınlıyoruz.

Adıyamanlı Yazar Mustafa Alagöz, genç yaşta siyasete atılan, önce Anavatan Partisinde Gençlik Kolları Genel Başkan Yardımcılığı yapan, sonra CHP’den İstanbul Milletvekili seçilerek, Türkiye’nin en genç milletvekillerinden olan, genç yaşına rağmen de başarılı bir kariyerin sahibi Faik Tunay ile bir söyleşi yaptı. Alagöz sordu, Tunay cevapladı.

Adıyaman’ı Görmek İstiyorum

Türkiye Gündemi şuan sizinle ilgili haberlerle meşgulken, röportaj talebimizi kırmayıp, böyle yoğun bir zamanda bizlere zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Tüm haber siteleri ve ulusal kanallar gündemdeki sıcak konulara dair sizle alakalı yorumlar yaparken, bir an da olsa gündemden sıyrılıp 'sessiz, sakin' olarak bilinen Adıyaman ilimize dair sizin düşündükleriniz neler olacaktır?

Adıyaman, her zaman gelip görmek istediğim ama o bölgede görmediğim nadir illerden bir tanesi. Kısmet olursa en yakın zamanda gelmek istiyorum. Adıyaman ve bölgenin benim siyasi yaşamımda ki yeri önemli 2001 yılında Anavatan Partisi Gençlik Kolları Genel Başkanlık seçiminde iki aday yarışmıştı benim de listesinde olduğum Baki Mert özellikle Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgesin deki il başkanlarımızın desteği ile seçimi kazanmıştı ben de o süreçte Genel Başkan Yardımcısı olmuştum o zamanki Adıyaman il başkanımız Hasan Acet'in seçim sürecinde lehimize yaptığı çalışmalar unutulmaz.

Gençler, ülkenin bugünü, yarını değil

Gençlere ve Geleceğe Işık'' sloganınızı bir genç olarak çok beğendim. Bu güzel slogan ile çıktığınız ''Milletin Vekili'' olma yolunda mecliste görev yaptığınız 1 yıl süreyle gençlere yönelik ne gibi çalışmalarda bulundunuz? Gelecekte ülkemiz, milletimiz adına ve özellikle gençlerimize yönelik yapılması gereken somut projeleriniz ve politikalarınız var mıdır, varsa nelerdir?

Gençler bizim geleceğimiz sözü benim hep moralimi bozar ve bu cümleyi kabul etmem her duyduğumda da nazik bir biçimde tepkimi ortaya koyarım. Gençler bu ülkenin bugünü, geleceği değil. Çünkü biz gençler de ilerde orta yaşlı, daha sonra da yaşlı olacağız. Yani gençlik kalmayacak. Bu biraz da ‘siz sıranızı bekleyin’ temennisi bence. Bir milletvekili ben şunları şunları yapacağım derse çokta samimi olmaz. Bugünkü sistem biraz yürütme ağırlıklı, yani bireysel olarak vekillerin çok bir fonksiyonu yok. Elbette ki bir vekil önerge verebilir, kanun teklifi verebilir, belirli konuları sıkı takip edip gündem yaratabilir ama tek başına yasa yapamaz. Benim hedefim siyasette nezaket ve zarafeti hep ön planda tutmak ve dili değiştirmek. Özellikle bunlar ile genç nesle örnek olmak amacım. Şerif Mardin'in güzel bir sözü var diyor ki ‘Türk siyaset tarihi karalamaların, ithamların, iftiraların tarihi’ maalesef çoğu zaman bu böyle ama bizler genç nesil bunu değiştirmek için bir şeyler yapabiliriz bence. Muhalefet iktidarın aldığı oy oranını kabul edecek, içine sindirecek, ‘ben neden alamıyorum’ diye kafa yoracak ama iktidarda ‘ben yüzde elliyi aldım, istediğimi istediğim gibi yaparım’ demeyecek. Kendisine oy vermeyen bir yüzde ellinin de olduğunu unutmayacak. Bunlar olursa bu ülke temel meselelerini çok daha hızlı çözer, sorunlar minimuma iner.

Bile Bile Zor Olanı Seçtim

3 yıldan fazla farklı farklı ülkelerde yurtdışı hayatınız oldu. Yurtdışına çıkmadan önce ANAP'ta politika yapıyordunuz 2007 yılında tekrar ülkeye döndüğünüzde ise Anavatan Partisi'ni bıraktığınız gibi bulamadınız tabi. Politikaya ara vermiş, kendi işinizi yaparken CHP'den, Mustafa Sarıgül'den aldığınız teklifle tekrar politikaya döndünüz. Şimdi CHP'nin en genç milletvekili sıfatıyla 'milletin vekili' olma yolunda ilerliyorsunuz. 2007 yılında yurtdışından döndükten sonra başbakan veya yakın çevrelerinden sizi tanıyanlar var mıydı? Mustafa Sarıgül'ün teklifinden önce hükümet kanadından size bir teklif geldi mi/gelebilir miydi/gelseydi cevabınız ne olurdu? Yoksa yine CHP'de renkli bir kişilik olarak yer alır mıydınız?

Hep söylüyorum benim siyasete girmemdeki temel etken Anavatan Partisi ve rahmetli Özal’dır. Anavatan Partisi ve Özal Türkiye'de bir zihniyet devrimi yapmıştır. Bununla beraber gerçek anlamda milletin değerlerini istismar etmeden, samimi bir bicimde, bizden biri olarak uzun zaman sonra göreve gelen ilk liderdir.1999 yılında ilk başladığım gün neyi söylüyorsam, neyi savunuyorsam bugünde şükür aynılarını savunuyorum. CHP'de olmam fikirlerimi değiştirmem için bir neden olamaz. Benim amacım buraya zenginlik katmak. Neden CHP? Bakın Türkiye'nin normalleşmesi için benim gibi örneklerin çoğalması gerektiğine inanıyorum. Keşke CHP'de daha fazla merkez sağ kökenli insan olsa. Keşke AKP'de daha fazla sosyal demokrat ya da Alevi olsa. İşte o zaman bu kadar sert kavgalar olmaz, kutuplaşmalar olmaz. Bizim gibi insanlar arada denge unsuru olur. Yoksa geçmişte sağda siyaset yapan herkes AKP'ye, geçmişte solda siyaset yapan herkes CHP'ye gitse nasıl sağlanacak denge? Nasıl uzlaşma sağlanacak? herkes aynı dili konuşacak, farklı ses çıkmayacak, karşı tarafla empati yapacak kimse olmayacak al sana işte kamplaşma, kutuplaşma ve ayrışma.

Kemal Bey genel başkan olduktan sonra beni partiye davet ettiler, gelecek planlarını paylaştılar. Değişim ve dönüşümü anlattılar. Ben de her zaman samimiyetlerine inandım ve bu surece taşın altına elimi, hatta gövdemi koyarak katkı sağlamak istedim. Aslında bile bile zor olanı seçtim. Bugün birileri tarafından benim merkez sağ kökenli oluşum kullanılıyor ve bana saldırılıyorsa ne kadar zor bir ise kalkıştığım daha iyi anlaşılır.

Biraz da kadere kısmete inanmak lazım sizin dışınızda da bazı şeyler gelişiyor ve hayat sizi bazen alıp bir yerlere götürüyor. CHP İstanbul Milletvekili oldum. Elbette ki doksan yıllık bir partide siyaset yapmak kolay değil. CHP Türkiye'nin en eski partisi. Burada ki yapı diğer partilere benzemiyor. Çok farklı, gayet de doğal ama şu da bir gerçek ki partinin enerjiye, gençlere ihtiyacı var. Gençlerin ve kadınların çok aktif olmadığı bir parti milletin teveccühünü kazanamıyor. Milletimiz artık körü körüne ideolojilere oy vermiyor, hizmete oy veriyor. Takım tutar gibi parti tutulmaz. Elbette ki partilerin temel ilkeleri olur ama onun haricinde farklı fikirler olmalı, ‘farklılıklar en büyük zenginliktir’ anlayışı hâkim olmalı. Yoksa küçük bir zümreyle, kapalı bir yapıyla başarı gelmiyor, gelmiyor. Faik Tunay partiye davet edilirken herkes düşüncesini, yapısını biliyordu. Kabul edilerek alındı. Şimdi oyun başladıktan sonra ‘sen merkez sağdan geldin, sen Özal hayranısın’ gibi şeyleri öne sürmek, ötekileştirmeye çalışmak bence, çok etik değil.

Yabancı dil politikamız yok!

‘Bir lisan, bir insan; iki lisan, iki insan’ sözünü çok iyi benimsemiş ve 5 dil bilen biri olarak gençlerimizin 'yabancı diller' konusundaki duyarsızlığına nasıl bir çözüm üretebiliriz? fikirleriniz nelerdir?

Üniversite mezunu olmak çok önemli ama bugünün dünyasında en önemli şey yabancı dil. Meşhur bir söz var ya, ‘bir dil bir insan’ gerçekten çok doğru. Tabi ki bir yabancı dili öğrenmek imkân meselesi, kolay değil ama artık birçok burs imkânı var, hem yurtiçin de hem yurtdışın da. Bunları iyi takip etmek lazım, araştırmak lazım, değişim programlarını takip etmek lazım. Evet zor, kolay değil ama hayatta hiçbir şey imkânsız değil istenirse, inanılırsa Allah’ın da yardımıyla yapılır. Yabancı dil politikamız yok. Ben karar veren pozisyonun da olsam buna çok önem verirdim ve devletin imkânlarını zorlayarak bu sahaya kaydırarak her okuldan yazın başarılı en az 10 öğrenciyi yurtdışına minimum bir ay programlara gönderirdim. Yurtdışını gören insan, yeni insanlar tanıyan, farklı kültürleri gören insan başka olur vizyonu ve dünyası değişir.

Gençler siyasetle mutlaka uğraşmalı

Nüfusumuzun yarısı 30 yaşın altında, yaş ortalamamız 29,5 ve geçen yıl ilk kez 2011 seçimlerinde 1992 doğumlu olup 3 milyon üzerinde genç arkadaşımız oy kullandı. Tüm bu istatistiklere bakarak ve partinizin de en genç milletvekili olarak gençlerimiz politikada ne kadar etkili, Türkiye politikasında yeterince yer alabiliyor mu? Biz gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Dedim ya biz gençler ülkenin bugünüyüz geleceği değil bunun bilincinde olalım. Nüfusun yarısı biziz. Bu ülkenin üretken gücü biziz. En başta kendimizi iyi yetiştirelim. Çok okuyalım. Unutmayalım ki en iyi dost kitaptır. Kitap okuyan insan farklı düşünür, hayal dünyası başkalaşır, hitabeti kuvvetlenir... Gençler mutlaka siyasetle uğraşmalı. Hangi siyasi partiye gönül veriyorsa mutlaka kaydolmalı, korkmamalı, gidip siyaset yapmalı. İşe gençlik kollarından başlamalı. Yani işin mutfağından başlamalı, adım adım zorlukları aşmalı. Zaman geçtikten sonra pes etmezse görecek ki bambaşka bir insan olmuş.

Bu dönem biraz daha farklı 35 yaşın altında bizler meclise girdik. Önemli bir gelişme ama sorumluluğumuz ağır farkındayım. Zaten gençlerin önünü açan bir sistem yok. Maalesef bizler iyi çalışmalar yaparsak, topluma örnek olursak ve en önemlisi millete ‘bu Gençlerde is var, ne varsa onlarda var’ı dedirtebilirsek bir daha ki donem daha fazla genç arkadaşımız buralarda olur. Elbette ki tecrübesiz bir gençlik tek başına zorlanır. Büyüklerimizin bilgisine, hayat tecrübesine ihtiyacımız var ama enerji olmadan, tecrübe bir şeyi ifade etmez.

Onlar demokrasi şehitleri

Adnan Menderes'in ölümünün 51. Yıldönümünde Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın düzenlediği törenine katılmanız ve sonrasında sosyal medya aracılığı ile Adnan Menderes'i anmaya davet edişiniz bazı CHP'lilerce pek de hoş olmayan sözlerle karşılandı. Twitter üzerinden size ve Menderes'e hakaretler yağdıran bu kesimin hemen sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu'nun Menderes'in kabrini ziyaret etmesi üzerine bu ziyarete alkış tutmasını nasıl yorumluyorsunuz? Bunun merkez sağdan gelmeniz ile bir alakası var mıdır?

Rahmetli Menderes ve arkadaşlarına bir kez daha rahmet diliyorum. Onlar demokrasi şehitleri. Elbette ki rahmetlinin de hataları olmuştur, siyasi yanlışları olmuştur. Kim hayatta hatasız mümkün mü? Ama ne olursa olsun milletin oyları ile seçilmiş bir başbakanı kimse idam sehpasına götüremez. Bakın Menderes'i idam edenler veya o kararı verenler kim? İsimleri nedir? Kim biliyor? Ama Menderes hala milletin gönlünde çok farklı bir noktada. İdamdan sonra yüzbinlerce yeni doğan çocuğa ‘Adnan’ ismi verilmiş. Ben anıt mezarın yakınlarında işim oldukça giderim, duamı okurum. Özal'ın kabri de yanında. Ona da sık sık giderim. İlk yaptığım şey değil ki ama Faik Tunay merkezden sağ kökenli olunca birilerinin zoruna gitti. Tabi ki sosyal medya üzerinden edep ve adap çizgisinden uzak bir şekilde bana saldırdılar ama bir gün sonra genel başkan da ziyaret etti ve bu insanlar tek kelime ses çıkarmadılar ilginç olanda buydu.

Elde silah varken barış olmaz

BDP'li Sırrı Sakık evlat acısı yaşarken Sayın Başbakan nezaket göstererek telefon açması ve Sırrı Sakık'ın 'Akan kanın durması, evlat acısına son verin' şeklindeki çağrılarına karşılık Erdoğan'ın 'ben elimden geleni yaptım, ancak cevap alamadım' sözlerini nasıl yorumluyorsunuz? 2011 seçimleri ardından bu meclisin öncelikli çözmesi gereken konular arasında 'Kürt Sorunu' olduğunu belirtmiş bir vekil olarak hükümetin bu yöndeki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öncesinde İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in 'terörü en kısa zamanda bitirme' sözü, şimdilerde ise Bülent Arınç'ın terörle mücadele konusunda 'Yılsonunda çok iyi bir noktaya gelmiş olacağız' şeklindeki beyanatları dikkate alınarak PKK'yı bitirme noktasında muhalefet partileri ile yeni bir konsensüs oluşturulacağını anlayabilir miyiz?

BDP bu sorunun çözümü noktasında önemli bir konumda ama maalesef onlar ülkenin partisi olamadılar. Israrla da olmak istemiyorlar. Siyasette ilk düğme yanlış iliklendiği zaman sonra ki düğmeler doğru iliklenemez mümkün değil. BDP ısrarla yangına körükle gitme gayretinde. Şimdi bir BDP'li vekil çıksa meclis kürsüsünden ‘şehitler bizim de içimizi acıtıyor, keşke olmasa’ dese ne olur? Hava bir anda nasıl değişir? Ama olmaz ütopya bu, hayal maalesef.

Siz ‘barış istiyoruz’ diyeceksiniz ama ısrarla birileri devlete savaş açacak ve bu savaşta Türk -Kürt ayrımı yapmadan insanlar ölecek, baskı, korku ve sindirme politikası izlenecek. Bir de elde silah varken barış olmaz. Önce silahlar bırakılır, sonra barış konuşulur. Bu bütün dünyada böyledir. Düşünün, sizinle birisi kavgalı. Araya birileri giriyor. ‘artık bu husumet bitsin yeter’ diyor ve bir şekilde çabalar sonucu bir araya geliyorsunuz ama karşı taraf daha içeri girer girmez silahını gösteriyor ya da tehditvari konuşarak, yani ‘her an silahıma sarılırım’ havası ile sizinle konuşuyor o ortamda barış olur mu? Kimse kimseyi kandırmasın olmaz. Devlete silah bıraksın demek ve bunu ön koşul olarak sunmak da kabul edilir bir şey değil. Elbette ki BDP Kürt vatandaşlarımızın hassasiyetini on planda tutacak ama ne zaman tüm Türkiye'nin partisi olur, o zaman çözüme yaklaşırız. Kaldı ki Kürt vatandaşlarımızın hepsi de BDP'ye oy vermiyor. Buradan da BDP'nin çıkarması gereken dersler var. BDP ve PKK'nin ne zaman ki Kürt vatandaşlarımız üzerinde ki vesayeti kalkar, o zaman çözüme yaklaşırız. Bu noktada devlete de, makam mevki sahibi iyi konumda ki Kürt vatandaşlarımıza da önemli görevler düşüyor. Biraz daha cesur olmaları lazım.

Biz siyasiler sadece cenaze törenlerinde bir araya gelirsek maalesef terör daha canımızı çok yakar. Elbette ki kimsenin elinde sihirli değnek yok. Kırk yıllık dert, sorun bir günde bitmez ama kararlılık, dayanışma, diyalog dosta düşmana korku salar. Yalnız siyasilere değil STK'larada büyük iş düşüyor. Özellikle Kürk kardeşlerimize artık onlar özellikle makam ve mevki sahibi olanlar, büyük şehirlerde iyi konumlarda olanlar çıkıp bin yıllık kardeşliğimize vurgu yapmalı. Terör örgütünün aradaki bir nifak tohumu olduğunu söylemeli. Bakın 1984 yılında ilk şehidimiz Süleyman Aydın'ın annesi Türkçe bilmiyordu. Bu örnek bazı şeyleri çok daha net anlatıyor bence. Devlet geçmişte yanlışlıklar yaptı. Yapmasaydı zaten bu nokta da olmazdık. İnkâr, red politikaları ile bir yere varılamaz. Herkes kimliğini rahatça, özgürce ifade edebilmeli. Bizler doğarken anamızı, babamızı, doğacağımız yeri seçebiliyor muyuz, mümkün mü? O zaman niye ayrım yapıyoruz? Adam Kürt, hayır kardeşim sen değilsin denmiş yıllarca. Olur mu, olmamalı ama olmuş işte. Artık bu devirler geride kaldı. Birileri geçmişte yapılan yanlışları öne sürerek, biraz da yaraları kaşıyarak başka başka istekler de bulunuyor. Bu ülkede Kürtler yalnız Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yok ki. İstanbul, Ankara, İzmir, Muğla, Trabzon her yerde var. Biz nasıl birbirimizden ayrılırız. Kız almışız kız vermişiz. Birbirimizden ayrı bağımsız yaşamıyoruz ki nasıl olur. Allah korusun, işte bu ülke için felaket senaryosu olur. Herkes haddini bilsin. Boş hayallerin peşinde koşmasın. Geminin içerisinde hepimiz varız. Batarsak hepimiz batarız bunu unutmayalım.

Hep daha iyisini hedeflemek lazım

Herkes safını belirlemiş belli bir ideolojik fikre hizmet ediyorken siyasette çok yeni ve genç milletvekillerimizden biri olmanıza rağmen bu kadar farklı kesimden insanın gönlüne hitap etmenizi, her görüşün takdirini toplamanızı ne ile açıklıyorsunuz? Yoksa biz geleceğin teminatı gençler olarak alışılmışlığın dışında siz genç liderlerle birlikte yeni bir yüze sahip bir siyaset mi buluyor olacağız?

Siyaset statik değil dinamik bir saha. Değişmeyen tek şey değişimin kendisi lafının belki de en doğru uygulama sahası siyasettir. 21. yüzyıl, yenidünya düzeni insanları, kurumları, partileri, yaşam şekillerini değiştiriyor. İnsanoğlu hep ileriye gitmek ister. Kimse geriye gitmek istemez. Onun için hep ileriyi, daha iyisini hedeflemek lazım. Millete rağmen değil, milletle beraber siyaset yapma anlayışına hâkim olan her zaman kazanır. Kısa vade de kaybediyor gözükse bile milletin gönlünde yer edinir ve millet onu alır, bir yerlere getirir. Bizim milletimiz belki âlim değildir ama ariftir, yani her şeyin farkındadır. Son yıllarda ülkemiz hızla kutuplaşma ve kamplaşmaya doğru gidiyor. Okunan gazeteler ve izlenen TV kanalları bile ayrıldı. Türk, Kürt, Sünni, Alevi ayrımı var. Allah aşkına ne oluyor bize? Siyasetçilerin biraz daha dikkatli olmaları lazım. Milleti ayrıştıran değil birleştiren bir dile ihtiyaç var. Sanırım kişi, inanç ve fikir ayrımı yapmadan herkese eşit mesafede duran yaklaşım, milletimiz tarafından takdir ediliyor.

Milletimiz ordusunu kışlada sever

Darbeler ve yeni Anayasa 'da demokrasi hakkında ki düşünceleriniz?

Siyasetçileri cezalandıracak tek kurum millet olmalıdır demokrasi ve sandık. Millet takdir ederse oyunu verir, iktidara getirir. Yok beğenmezse sandıkta cezasını keser, iktidardan uzaklaştırır. Demokrasi dışı arayışlar bu ülkeye bir şey katmaz. Hedefi ileri olan bizleri demokrasi dışı arayışlar geri götürür. Milletimiz ordusunu sever ama kışlada sever. Dünyanın neresinde asker ocağı için peygamber ocağı denilir, var mı başka örnek, bulunamaz. Askerlerin temel vazifesi ülkeyi dış tehditlerden korumak olmalıdır siyasetçilere çekidüzen vermek değil bu milletin işidir.

Haberin Tamamı İçin:

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Adalet ve Kalkınma PartisiAleviAnkaraAydınBarış ve Demokrasi PartisiBaşbakanBülent ArınçCumhuriyet Halk PartisiİdamİstanbulİzmirKemal KılıçdaroğluKitapMardinMuğlaSavaşSosyal MedyaTerörTwittergündemoyun
Görüş Bildir