"Çaresiz" Olarak Etiketliyor: Yemek Siparişi Uygulamasındaki Gizli Algoritma Pes Dedirtti!
Bugün yemek siparişi vermek tek bir tıkla kapımıza kadar gelen bir konfor gibi görünüyor. Ancak bu kolaylığın arkasında, etik tartışmalarını gündeme getiren büyük bir ekonomi yatıyor. 2024 yılı itibarıyla ABD’de yemek teslimat sektörü, 30 milyar dolarlık bir hacme ulaşmış durumda ve bu büyüme, sektördeki dev şirketlerin liderliğinde devam ediyor. Fakat geçtiğimiz günlerde bu şirketlerde çalıştığını iddia eden anonim bir yazılım mühendisinin paylaştığı itiraflar, 'hizmet bedelleri' ve 'bahşişler'in aslında düşündüğümüz gibi işlemiyor olduğunu ve algoritmaların kuryeleri daha kötü şartlarda çalışmaya mecbur bıraktığını ortaya koydu.
Detaylar 👇
"Verdikleriniz kuryelerin cebine asla girmiyor" başlıklı bu iddialar, yemek teslimat algoritmalarının yalnızca verimlilik değil, aynı zamanda kuryeleri manipüle etmek amacıyla tasarlandığını öne sürüyor.

Pek çok kullanıcı, yemeğinin daha sıcak gelmesi için 'Öncelikli Teslimat' (Priority Delivery) ücreti ödemeyi kabul ediyor. Ancak iddialara göre bu sistem, premium bir hizmet sunmaktan ziyade standart hizmeti kasıtlı olarak yavaşlatmaya dayanıyor. Mühendisin iddiasına göre şirketler, öncelikli siparişi hızlandırmak yerine, standart siparişleri 5-10 dakika bekleterek aradaki farkı suni bir şekilde yaratıyor. Yani milyonlarca dolarlık kar, hizmet kalitesini artırarak değil, 'hızlı' hissettirmek adına standart kullanıcı deneyimini kötüleştirerek elde ediliyor. Bu durum, teknoloji dünyasında 'insan psikolojisinin paraya tahvil edilmesi' olarak yorumlanıyor.
Uygulamaların en rahatsız edici yönlerinden biri, sürücüleri kategorize eden gizli algoritmalar.

'Yüksek Çaresizlik' (High Desperation) olarak adlandırılan bir veri metriği, hangi sürücünün düşük ücretli işleri kabul etmeye daha meyilli olduğunu takip ediyor. Eğer bir kurye geçim derdi nedeniyle küçük siparişleri sürekli kabul ediyorsa, sistem ona yüksek kazançlı işleri göstermeyi bırakıyor. Algoritmanın mantığı oldukça acımasız. Bu iddialarda bulunan mühendis, bu mantığı şu şekilde açıklıyor: 'Daha düşük ücrete razı olan birine, neden daha fazlasını verelim ki?' Bunun yerine yüksek kazançlı ve bol bahşişli siparişler, uygulamaya yeni başlayan veya sadece 'keyfi' çalışan sürücülere yönlendirilerek onların sisteme bağlılığı artırılıyor. Tam zamanlı çalışan ve bu işe muhtaç olan kuryeler ise sistemin çarkları arasında adeta öğütülüyor.
Müşterilerin en hassas olduğu konu olan bahşişler ve "Sürücü Destek Ücretleri" konusunda da durum pek iç açıcı değil.

İddiaya göre, 'Yasal Düzenleme Ücreti' veya 'Sürücü Avantaj Bedeli' adı altında toplanan paralar doğrudan kuryelere gitmiyor. Aksine, şirketlerin sürücü sendikalarına karşı yürüttüğü lobi faaliyetlerini finanse eden bir fonda toplanıyor.
İddianın bir çarpıcı yanı da bahşişlerin 'taban ücreti' belirlemedeki rolü. Algoritma, bir müşterinin cömert bir bahşiş vereceğini öngördüğünde, şirketin sürücüye ödediği temel ücreti minimuma çekiyor. Örneğin; 10 dolar bahşiş verilen bir senaryoda şirket 2 dolar ödeme yaparken, bahşişsiz bir siparişte yemeğin teslim edilmesi için taban ücreti 8 dolara çıkarabiliyor. Bu durum, müşterinin verdiği bahşişin sürücüye ek bir gelir olmak yerine, şirketin ödemesi gereken maaşı sübvanse ettiği yeni bir bahşiş tahsil etme modeline dönüşüyor.
Bu sömürü düzeni sadece ABD ile sınırlı değil.

2025 yılında Avrupa'da yapılan araştırmalar sektör devlerinin 'iş ortağı' modeli altında çalışanlarını sosyal haklardan mahrum bıraktığını belgeliyor. Esnek çalışma saatleri vaadiyle sisteme dahil edilen kuryeler ücretli izin, sağlık sigortası ve emeklilik hakları olmadan, kayıt dışı ödeme modelleriyle çalışmak zorunda kalıyor. Sonuç olarak, dijital platform ekonomisi büyürken, bu büyümenin bedelini en alt basamaktaki 'insan varlıkları' ödüyor. Tüketicilerin ise bu döngüde yapabileceği en etik hamle, imkan dahilinde bahşişleri nakit olarak elden teslim etmek gibi görünüyor.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!





Yorum Yazın