Bir Zamanlar O da İttihatçıydı! Mustafa Kemal Atatürk ve İttihat-Terakki Cemiyeti

-

Günümüz toplumunda İttihat Terakki genellikle, gizli-karanlık, yasa dışı ve şiddet yanlısı bir cemiyet olarak olumsuz bir izlenimle tanınmaktadır. Gerçekten de İttihat Terakki bugüne kadar tam manasıyla tarih bilimi tarafından yargılanamamıştır.

Enver Paşa, bugün İttihat Terakki denildiğinde ilk akla gelen isimlerden birisidir. Oysa o bile bu topluluğa geç bir tarihte katılmıştı.

Evvela amcası Halil Bey (sonradan Kutül Amare kahramanı olacaktır) cemiyete girmişti. Onun kefaletiyle Enver Bey de 1906'da cemiyete katılacaktır. İki kişinin kefaletiyle önerilen yeni üye gözleri kapalı halde gizli mekana götürülürdü. Kur'an, hançer ve tabancaya el basarak sadakat yemini ediliyordu. Subayların birbirlerine cemiyet üyesi olduklarını teyit etmek için de aralarında bazı şifreleri vardı.

1900'lere gelindiğinde II. Abdülhamid'e muhalefet iyice artmıştı. İttihat Terakki de padişahın yönetimini doğru bulmuyordu ve cemiyete girişte bu baskıcı idareyi yıkmaya yemin ediliyordu.

Padişahın sıkı takibatı, tenkitlere müsaade göstermeyen önlemleri ve paranoyası birçok aydın ve yazarı da muhalif hale getirmişti. O kadar ki Tevfik Fikret 1905'te padişaha düzenlenen suikast teşebbüsü sonrası Bir Lahza-i Teahhur adlı şiirinde bu olay için şu satırları yazacak nefrete sahipti: ''Ey şanlı avcı, damını beyhude kurmadın. Attın fakat yazık ki... Yazıklar ki vuramadın.''

Böyle bir ortam içerisinde İttihat ve Terakki muhalefetin cazibe merkezi haline geliyordu. İstanbul'dan daha çok Selanik'te örgütlenmişlerdi ve teşkilatlar burada çok kuvvetleniyordu.

İstanbul'da padişahın kontrolü çok fazlaydı. Ayrıca Selanik, Makedonya-Bulgaristan çeteleriyle mücadele eden genç subayların uğrak mekanıydı. Enver Bey kısa süre sonra Kazım Karabekir'i ve Atatürk'ün çocukluk arkadaşı Nuri Conker'i cemiyete üye yapmıştı. Böyle bir ortamda genç subay Mustafa Kemal'in de bu yapılanmadan habersiz kalması düşünülemezdi.

Mustafa Kemal Bey cemiyete katılmıştı katılmasına fakat gayeler bir olsa da düşünülen yöntemler çok farklıydı.

İttihat ve Terakki bir ihtilalle II. Abdülhamid'i devirmek amacındaydı. Hatta birkaç defa padişaha suikast dahi düşünüldü. Mustafa Kemal Bey ise bu tarz şiddet yanlısı, kanlı bir harekete karşıydı. Gençliğinden beri okuduğu Fransız yazarlar da onda bir demokrasi bilinci uyandırmıştı. 

Aynı zamanda subayların partiye üye olmasını da yanlış buluyordu. Ona göre ya siyasetçi ya asker olunmalıydı. Bu talep gayet demokratik olmakla birlikte cemiyetin kuruluşundan itibaren yürüttüğü düzenin tamamen zıttı bir öneriydi. Bu tip söylemleri sebebiyle zabit Mustafa Kemal aykırı ses olarak algılandı ve cemiyete zararlı olduğu sebebiyle öldürülmesi dahi düşünüldü.

1909'da meşhur 31 Mart Vak'ası ile II. Abdülhamid tahttan indirilince İttihat ve Terakki siyasetteki yegane aktör olarak kalmıştı. Padişah V. Mehmed Reşad da partinin tesiri altındaydı.

Yeni padişah tahta çıktığında 60 yaşını devirmişti. Yaşlılığın da insana vermiş olduğu yorgunlukla, hareketsiz, masum, beklentisiz bir yapıya sahipti. Mustafa Kemal Bey kurmay yüzbaşı olarak İstanbul'a gelen ordudaydı. Fakat İttihat ve Terakki cemiyetiyle artık bağlarını koparmıştı.

İttihat ve Terakki 1913'teki bir dizi olayla siyasete tamamen hakim oldu. Evvela, Balkan Savaşlarındaki mağlubiyetin de etkisiyle oluşan huzursuzluk ortamında, bir baskınla hükumet düşürüldü.

Bâb-ı Âli Baskını diye bilinen bu olayda Harbiye Nazırı Nazım Paşa dahi  öldürüldü. Yeni hükumetin sadrazamı Mahmud Şevket Paşa bir İttihatçı değildi. Fakat hükumete cemiyetten birçok üye girmişti. Aynı yılın haziran ayında sadrazama yapılan suikast sonucunda cemiyet ipleri tamamen eline aldı. Soruşturma kapsamında cemiyete muhalif olan birçok isim de idam edildi.

Cemiyetin lider kadrosunda olan Enver Bey 1913-14 arasında hızlı bir yükselişle birkaç rütbe birden atladı.

1914'e gelindiğinde artık ortada bir Enver Paşa vardı. Mustafa Kemal Bey ise o sıralarda henüz Kaymakam (Yarbay) rütbesindeydi. Enver Paşa'nın siyasetle olan ilişkisi sebebiyle mesaisiz bu hızlı yükselişi, onun sinirine dokunuyordu. Oysa Mustafa Kemal Bey hiçbir zaman bu şahsi kızgınlığını vazifesine yansıtmadı.

1918 sonuna gelindiğinde İttihat ve Terakki mağlubiyetin ve içerisine düşülen facianın tek sorumlusu olarak görülüyordu.

Parti resmen hükumetten çekilmişti, sorumluluğu kabul ediyorlardı. Toplanan son kongrede kendilerini feshetme kararı aldılar. Lider kadro yurdu terk edecekti ve geride kalanlar ise Teceddüd Fırkası adıyla kısmen faaliyeti sürdüreceklerdi. Kasım 1918'de Mustafa Kemal Paşa ve Ali Fethi Bey Minber adlı bir gazete çıkartmaya başladılar.

Partinin dağılışı Minber gazetesinden şu satırlarla duyuruldu: ''Talat, Enver ve Cemal Paşaların Firarı''

Talat, Enver ve Cemal paşalar dün bir Alman torpidosuyla firar etmişlerdir. Enver Paşa sadrazam Ahmed İzzet Paşa hazretlerine yazdığı bir mektupta Kafkasya'ya giderek bir hükumet-i İslamiye teşkil edeceğinden bahsetmiştir. Cemal Paşa dahi sadrazam paşa hazretlerine bir mektup göndererek efkâr-ı umumiyenin (kamuoyunun) kendi aleyhinde galeyanı sebebiyle bir taaruza hedef olması muhtemel bulunduğunu ve o halde silahla mukabele mecburiyeti hasıl olacağını beyan ile buna meydan bırakmamak için bilahare hesap vermek üzere -memalik-i ecnebiyeye azimet ettiğini (yabancı ülkelere gittiğini) bildirmiştir.

Talat Paşa hiçbir şey yazmamış, hiçbir şey söylememiştir. Polis bunların firar edeceklerini sezmiş ise de kimisinin mebus, kimisinin ferik (tümgeneral) olmaları cihetiyle müdahale edememiş ve paşalar da Alman vesait-i nakliye-i bahriyesinden (deniz yolu araçlarından) istifade ederek firar etmişlerdir. Hükumet buradaki Alman ve Avusturya ataşemiliter ve navalleri (denizcileri) nezdinde firarilerin iadesi için teşebbüsatta bulunduğu gibi Berlin ve Viyana sefirlerimize de Almanya ve Avusturya hükumetleri nezdinde teşebbüsatta bulunmaları için talimat vermiştir. Hükumetin bu talebinin is'af (kabul) edileceği hakkında kavi (kuvvetli) bir kanaat mevcuttur. 

Gerek basında gerek ise halk arasında İttihatçılara taarruz başladı. Ülkeyi uçurumun eşiğine getirip kaçtıkları düşünülüyordu.

Mustafa Kemal Paşa bu taarruzlara katılarak vakit kaybetmediği gibi, eski İttihatçılarla fazla yakınlaşmamak da istedi. Paşa, İttihatçıların kendi planlarına karışmasını istemiyordu. Ayrıca İttihat ve Terakki'ye güveni sıfırlanan ahali, İttihatçıların rol aldığı bir İstiklal Harbi'ne destek vermezdi. Bu zeminde Mustafa Kemal Paşa eski İttihatçıların da yardımını geri çevirmedi. Fakat partinin zihniyetini ve adını kullanmamaya özen gösterdi.

Bunun bilincinde olan İttihatçılar da Kuvayı Milliye'ye görünmeden destek vermeye çalıştılar. Talat Paşa Almanya'da basın yoluyla faaliyet gösterirken 1921'de Ermeni bir suikastçı tarafından öldürüldü.

Enver Paşa Anadolu'ya geçmek istediyse de özellikle amcası Halil Paşa'nın aksi yöndeki tavsiyeleri sebebiyle bundan vazgeçti. 1922'de evvela Cemal Paşa Tiflis'te bir suikasta kurban gitti. Ondan birkaç gün sonra da Enver Paşa bir Rus baskınında hayatını kaybetti. 

Böylelikle İttihat ve Terakki ve cemiyetin üç lideri tarih sahnesinden çekilmişti. Cumhuriyetin ilanından sonra eski İttihatçılar Mustafa Kemal Paşa'nın yönetimini kabullenmedi. Önemli isimler muhalefet safında yer aldılar ve 1926'da İstiklal Mahkemesinde yargılanarak İzmir Suikastı girişiminde rol oynadıkları gerekçesiyle idam edildiler.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
bulent-ekrem-ucan

VAHDETTİN han daha veliaht iken Almanya ziyaretine gitmek için kendisine bir yaver arar fakat Sultan Reşatın bir şartı vardır heyette İttihatçı istemez çünki İttihatçılardan bunalmıştır. Talat Paşanın Mustafa Kemal ile sıkılığı bilinmektedir Talat Paşa Mustafa Kemal'in İttihatçılıktan istifa etmesini önerir ve yaver olarak Almanyaya gitmesi sağlanır. Yani saraya yakın olabilmenin yolu İttihatçılıktan ayrılmaktan geçmektedir. Cumhuriyet yıllarına bakacak olursak başta İnönü ve bütün idareciler İttihatçıdır eğer Mustafa Kemal İttihatçılara karşı olsaydı Cumhuriyet döneminde Çanakkale ve Nablus cephesi Kahramanlarından General Cevat Rıfat paşa ve Mersinli Cemal Paşaları devlet yönetimine alırdı. Oysa bu iki güzide komutan tam tersi dışlanmışlardır nedeni ise İttihatçı olmadıklarındandır.

bulent-ekrem-ucan

Verdiğiniz bilgiler tam olarak gerçeği yansıtmıyor malesef çarpıtılan noktalar var . Mustafa Kemal RIZA TEFİK'in yazdıklarına bakılınca bir İttihatçıdır. Fakat İttihatçılara Muhalif olduğundan ayrılmamıştır. Padişah Mehmet Reşat İttihatçıların etkisi altında değildir Şartlı Padişah yapılmıştır. İttihatçıların amacı devleti biz yöneteceğiz önüne gelen kararnameleri imzalayacaksın dercesine bir şart ileri sürmüşlerdi. Bunun bir benzerini ABDULHAMİD HAN'ada dayatmışlar fakat Ulu Hakan 93 Harbindeki yenilgiyi bahane ederek Mithat Paşayı sürgün etmiş Meclisi mebusanı kapatmış yetkileri eline almıştır. Sultan Reşat ise Abdulhamid kadar irade sahibi olmadığı için ve İttihatçılar çok daha kuvvetli ve örgütlü oldukları bir dönemde tahta çıkarıldığı için onlara karşı koyma iradesini göstermyen pasif bir padişahlık sergilemiştir.

nebusimdi

Atatürk İttihat Terakki'den uzak durmuştur, ancak ittihatçılar daha Atatürk'ün hayatında CHP'de etkili olmaya başlamışlar, öldükten sonra da tamamen ele geçirmişlerdir.

elitistcuvier

İttihat!

semih-aktas1

Dünyadaki ilk dişçilik okuluna, Japonyaya hediye edilen robota, devlet topraklarının dört bir yanına örülen demir yollarına, ilk kız okullarına,Mülkiye 'ye, GATA'ya ,Şamda tıp fakültesine, Selanik'de limana, ilk hukuk fakültesine, ilk yüksek mühendislik fakültesine , Ziraat bankasına, Paris'te İslam kulliyesine, devletin borçlarının 10'da birine kadar azaltılmasına, siyonizmin kurucusu Theodor Herzl'in aşağılanarak padişahın huzurundan kovulmasına sadece ve sadece " kahrolsun istibdat " diyerek karşı çıkmaktır ittihat ve terakki. 1909'da yönetimi ele geçirilen köklü devleti sadece 9 yılda yıkabilme başarısıdır. Bugün ittihat ve terakki'yi savunan tarihçileri dinleyin, hepsi Abdulhamit'in o dönemki yeniliklerinden, ilerlemelerinden, siyasi başarısından bahsedecek ama karşılarına guya haklı dava olarak tek bir sebep koyacaklar, istibdat! Ittihat ve terakki, tarihimizdeki kara lekedir !

blizzard

Cevap verebildiğim bir kaç tanesine cevap vereceğim. Maksat bir taraf günah keçisi ilan edilirken diğer taraf gereksiz bir şekilde yüceltilmesin. Japonya'ya hediye edilen robot iddiası gerçek dışı ve gösterilen belgeler sahte. Dört bir yana örülen demiryolları bize değil Almanlara hizmet etti. Çünkü adamlar kendi çıkarı nasıl oluyorsa demiryollarını da ona göre dizayn ettiler. Bizim elimizdeki tek demiryolu ise Hicaz demiryolu idi. Bu süre zarfından bir çok tarihi eser ülkeden kaçırıldı. İttihat ve Terakki'den önce yani Abdülhamit döneminde, 1 milyon 592 bin 608 kilometre kare toprak kaybedildi! Dolayısıyla çöküş dönemini tek bir kişinin ve grubun üzerine yıkmak sığ bir bakış açısının eseridir. Ayrıca bu dönemde her hangi bir siyasi başarı ve cihan padişahı yoktur.

bulent-ekrem-ucan

Kesinlikle yazdıklarınızın gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. Böylesine iddiaları ortaya atmanız için belge sunmanız şarttır. Haa belge derken o dönemin birçok vesikasını nasıl okyacaksınız bunun için Osmanlıca bilmek şarttır. Bendeniz övünmek için yazmıyorum lakin bir zamanlar sizin gibi düşünen biriyken tarafıma yöneltilen Resmi tarihle ilgili sorulara cevap bulabilmek için çıktığım yolda biryerden öteye ilerleyemiyordum çünki karşıma çıkan belgeler Osmanlıcaydı öğrendim ve düşüncelerim öylesine değiştiki. Abdulhamid Hanı sevmezdim çünki okulda KIZIL sultan diye öğretilmişti. Yıldız arşivlerindeki evraklar İttihatçıların karartma girişimine rağmen günümüze ışık tutmaya yinede yeter. Benim uğrak yerlerimden olan Arşiv bizleri bekliyor.

Başlıklar

AlmanyaAvusturyaAydınİdamİstanbulİzmirPolisdiziolay
Görüş Bildir