Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

1960'lardan Sınırları Zorlayıcı ve Aklınızının Alamayacağı Sanat Performansları

-
9 dakikada okuyabilirsiniz

Öncü At

1960'larda dünyayı sarsan bir akım ortaya çıkmıştır; Fluxus. Peki bu ne anlama gelmektedir ?

Fluxus'u anlamak için Dada'yı, Dada'yı anlamak içinse Avangard'ı bilmek gerekmektedir.

Avangard sanatta yepyeni bir anlayıştır. 'Öncü At' anlamına gelen bu sözcüğün sanatın yapısını tamamen değiştireceği nereden bilinirdi ki?

Avangard anlayışında tuvale boyaya, galeriye, manzaraya, müzeye hatta sanat eğitimine yer yoktur. Geleneksel sanat anlayışına ve sanatta var olan tüm iktidar odaklarına karşı bir duruş söz konusudur. Sanat, galeri ve müzelerde kendisine dokunulamayan milyon dolarlara satılan bir nesne olamayacak kadar önemlidir. Dönemin sanat alıcısı olan burjuva sınıfına karşı bir saldırı da söz konusudur.

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ortaya çıkan Dada tam da bu denklemde ortaya çıkmış ve anti-estetik siyasi kaygıları içerisinde barındıran bir akımdır. Kolajın ve geleneksel sanat anlayışından kopuşun yaşandığı bu akımda sanatçılar, bunalımda olan dünyaya karşı bir çığlık niteliğindedir.

Fluxus bu anlamda bir neo-dada olarak nitelendirilmiştir. Hayat sürekli devam eden bir devinim içerisinde ise sanat bundan bağımsız olamaz. Sürekli hareket halinde, değişen ve gelişen bir süreçtir. Bundan dolayı bir eser asla tamamlanmamaktadır. 

1960'larda ortaya çıkan Fluxus'un ucu açık olduğundan pek çok sanatçı bu anlayışa isteyerek ya da istemeyerek dahil olmuş, bulunmuş ve de ayrılmıştır. Zaten tam da Fluxus'un karakterine uygun bir durumdur bu. 

Okuyucuyu daha da detaya boğmadan 60'lardan aklınızın alamayacağı sanat akımlarına bir göz atalım..

Sanatçıları ve performansları inceledikten sonra, bu performansların tabanında ciddi manifestolar, bildiriler olduğunu, dolayısıyla her bir eylemin sanat tarihinde yer edindiğini, döneminde sansasyon yarattığını dolayısıyla hiç bir sanatçının ruh ya da akıl hastası olmadığını unutmamak gerekmektedir.

Sanatçıların manifestoları, estetik felsefesi ve genel sanat tarihi bilgisi gerektirdiğinden, fazla detaya girmeden yalnızca en bilinen performansların yapılış şekillerini ele alan bir yazı okuyacaksınız.

Not: Bu Galeri +18 görsel barındırmaktadır.

1960 sonrası sanatta yeni yaklaşımlar

Fluxus adı verilen sanat akımının en etkin yaratıcılarından biri şüphesiz Joseph Beuys'tur.

(Daha önce kendisinin yabani bir kurt ile aynı kafeste bir hafta yaşadığı performanstan şurada bahsetmiştim; İlginç Bir Sanat Olayı (Vahşi Bir Kurt İle Aynı Kafeste 1 Hafta kalmak)

Joseph Beuys'un amacı kavramlar üzerinden, gerçekliği sorgulamak ve kısaca hangi bilginin gerçek ya da doğru olabileceğini, bunun nasıl doğru kabul edildiğini sorgulama üzerine bir dizi sergi gerçekleştirmiştir. (Ve bu süreç kavramsal sanatın kapılarını aralamıştır)

Söz gelimi bu çalışmasında Beuys bir sandalye, sandalyenin fotoğrafı ve sandalye kelimesinin sözlük anlamını içeren bir metinle, izleyicisine hangisinin gerçek olduğunu sormaktadır. Beuys'a göre sanat açıklayıcı değil, değiştirici biçimlendirici bir eylemdir.

Şu soru akıllara gelmektedir;

O sandalyelerden hangisi gerçeği temsil etmektedir? Ya da gerçeklik temsil edilebilir mi?

Acıkan beden, acıyan beden, temsil edilen beden

1960 sonrası sanatı anlamak için 2. Dünya Savaşı'nın yaraları Avrupa için henüz sarılmadığını, 2. Dünya Savaşı'nın mutsuz çocuklarının büyüdüğünü ve aynı zamanda Holywood etkisinde Modernitenin yaraları daha da deştiğini bilmek gerekiyor.

Çünkü kan ve şiddet bu kez sokaklarda, cephelerde değil; gazetelerde, sinema salonlarında ve TV'lerde tam gaz devam etmeye başlamıştır.

Buradan sonra göreceğiniz Fluxus, Happening beden performans sanatçılarının bu atmosfer çevresinde alışkanlık haline gelen şiddete karşı bir baş kaldırış ve farkındalık yaratma gayreti içerisinde olduğunu unutmamak gerekir.

O vakit başlayalım...

Portreleri estetik ameliyatları ile yüzüne uygulatan sanatçı; Orlan

Fransalı 1947 doğumlu Orlan'ın ele aldığı konu, Katolik Hristiyanlık etkisindeki bedenin fazlasıyla kutsallaştırılıp, tabulaşmasıdır. Bununla birlikte kadını nesneleştirilen ve ikona haline getirilen Batı anlayışına karşı sert eleştiriler dile getirmiştir.

İşte bahsettiğimiz anlayışı yıkma adına defalarca bıçak altına yatmış ve sürekli olarak yüzünde ve bedeninde değişiklikler içeren performanslar gerçekleştirmiştir.

Soğuk bir ameliyathane nasıl sanat nesnesi niteliği kazanabilir?

Orlan lokal anestezi ile bir rahim ameliyatı geçirdikten sonra, bu süreci nasıl sanat performansı haline getirebileceği üzerine araştırmalar yapmıştır.

Ve neticesinde operasyonu gerçekleştiren doktorların kostümünden, ameliyathaneye kadar hemen her şeyi tek tek tasarlamış ve ameliyatlar sırasında, her bir anı videoya kaydedip belgelemiştir. Ameliyat sırasında sık sık performansının manifestosunu açıklayan bildiriler okumuştur.

Bedenin kutsallığını yıkmak

Öte yandan Orlan'ın genel ahlak kurallarına karşı tavrı pek çok kez sert eleştirilere maruz kalmasına neden olmuştur.

Estetik ameliyatları ile defalarca bıçak altına yatışı, kimi izleyicilere karşı fazla uç gelse de, kimi izleyicisini ayakta alkışlatmıştır.

Nihayetinde bu biraz da cesaret gerektiren ve son derece tehlikeli performanstır. 

Kendini sanatına adamak böyle bir şey olsa gerek.

Etsel sanat

Benim Sanatım Beden Sanatı Değil, Etsel Sanattır. Teknolojinin olanakları ile gerçekleştirilen bir otoportre sanatıdır. Etsel sanat, bedeni Hristiyanlık gibi kutsallaştırmaz, beden dile gelir. Vücudumun yarılıp açıldığını görebilirim, acı çekmeden! Kendimi iç organlarıma kadar görebilirim. Sevgilimin kalbini görebilirim ve gördüğüm harikulade tasarımın, çizilen kalp sembolleri ile hiç bir benzerliği ilgisi yoktur (Kaynak :5. Uluslararası İstanbul Bienali Kataloğu 1997)

Kancalarla 6 saat tavanda asılı duran sanatçı; Stelarc

Acı nedir?

Her gün televizyonlarda, gazetelerin satır aralarında, sinemalarda gördüğümüz, moda defileleri izler gibi izlediğimiz kesilen kafalar, görsel şölen sunar gibi havaya uçuşan mayına basmış bedenler, acıyı mı temsil etmektedir?

Hemen her gün maruz kaldığımız, 'Başkalarının Acıları' kanlı canlı karşımızda dikilirse, yine aynı sıradanlıkta mı izleyici oluruz? Tanıklık edilen bir trafik kazasında gördüğümüz, acı çeken insan ile medyada gördüğümüz acı çeken insan arasında nasıl bir fark olabilir?

Dibimizde gerçekleşmeyen acı, acı değil midir ?

Stelarc, kanlı canlı olarak kendisini galerinin tavanına astırmış ve alışık olduğumuz acı ve şiddet dürtülerini, adeta insanın gözüne sokmuştur. Aynı zamanda bileğine bir kulak nakli yaptırmıştır. Bu gün halen bileğinde bir kulak vardır.

Performans sanatının süperstarı; Marina Abromovic

Performans sanatının (happening) yaşayan en önemli temsilcilerinden biri şüphesiz Polonyalı sanatçı Abromovic'tir. Sanat hayatı boyunca, Ulay adlı bir başka performans sanatçısı ile olan eylemleri ve ilişkileri üzerine belgeseller çekilmiştir.

Geçtiğimiz yıllarda Newyork Çağdaş Sanatlar Müzesi'nde yalnızca oturarak gerçekleştirdiği performansını canlı canlı izlemek için 1 milyona yakın ziyaretçi gelmiştir. (Bu olayı anlatan belgesel niteliğindeki filmi bundan bir yıl önce vizyona girmişti)

Ritim 10 (Rhytm 10 - 1973) | 1.Bölüm

Abromovic bu çok konuşulan 1973'teki performansında, rulo haline getirilmiş bir bezin içerisine, küçükten büyüğe doğru numaralandırılmış bıçaklar dizmiştir.

Hemen yanına iki tane ses kayıt cihazı yerleştirmiştir. Cihazın kayıt tuşuna bastıktan sonra, önce tırnaklarını oje ile boyamış ve parmaklarını iyice açarak sol elini yere dikkatlice koyup bastırmıştır.

Hemen ardından hızlıca küçük boy bıçağı alarak, parmaklarının arasında sert ancak yavaş bir biçimde gezdirmeye başlamıştır.

Burada bıçağı tutan sağ HIRÇIN EL, yerde yatan PASİF EL'i her defasında yaralamaya başlıyor. (Bu durumu ikili ilişkilerde ki 'şiddete' bir gönderme olarak düşünmek de yanlış olmayacaktır)

Ritim 10 (Rhytm 10 - 1973) | 2.Bölüm

2. bölüme geçen sanatçı, burada ses kayıt cihazındaki sesini, başa sarmış ve yeniden bu sefer çok daha hızlı olarak, ritmik bir şekilde parmaklarının arasına batırmaya başlamıştır. 

Artık parmakları arasındaki boşluğu denk getiremediğinden bıçağı her defasında elini ve parmaklarını yaralamıştır. Performansının sonunda tüm bıçakları kullanmıştır.

(Abromovic aynı performansı Roma tam 20 bıçak ile tekrarlayacaktır. Rhytm 20-1973)

Carolee Schneemann - İçteki Tomar (1972)

Schneemann, 1970 dönemindeki burjuvazi sınıfına, Holywood etkisindeki ikonlaşan kadın tasvirine karşı sert eleştirileri ile bilinen bir sanatçıdır.

Ataerkilliğin giderek arttığı toplumda, kadının giderek nesneleştirilişine karşı bir tutumdan söz edebiliriz. Özellikle magazin dünyasının ışıltılı yapaylığına karşı bir eleştiri de söz konusudur. Tabulara karşı duruşuyla bilinen sanatçısının en sansasyon yaratan çalışması 'içteki tomar'dır.

Bu performansında sanatçı, önce soyunup bedenini çamura bulamış, ardından masanın üzerine çıkarak, tiyatral hareketlerle, vajinasına sıkıştırdığı bir kağıt rulosunu yavaş yavaş çekerek içerisinde yer alan yazıları okumaya başlamıştır. Bu performansı sırasında regl olduğu bilinmektedir.

Vajinasından çıkardığı kağıt rulosunda, döneminin ünlü Holywood oyuncuları, yönetmenleri, senaristleri ve kameramanlarının isimleri yazılıdır. Ve tamamı erkektir.

Hermann Nitsch

Viyana 1938 doğumlu kendisinden bahsedeceğimiz son sanatçı olan Nitsch, adeta kanlı bayram olarak nitelendirilen performansları ile dikkat çekmektedir.

Ülkemizde gerçekleştirilen pek çok sanat etkinliği ve bienale katılmıştır. Sembolik olarak çarmıha gerilen figür ve büyük baş hayvan etleri ile gerçekleştirdiği, bol kırmızı renkli performansları ile yıllarca konuşulmuştur.

Performansların tamamında gerçek kan kullanılmaktadır

Hermann özellikle tabulara karşı saldırı niteliğindeki performans gösterileri ile bilinmektedir. Dini ritüeller, tabular, gelenekler, toplum yargıları ve daha pek çok konu onun, hedef tahtasında yer almaktadır.

Aynı zamanda Hermann'a göre bütün sanat disiplinleri olabildiğince, insan duyuları gibi iç içe olmalıdır. Sanatla yaşam arasındaki duvar kırılmalı ve her ikisi de bütünleşmelidir. Bu duvar aynı zamanda tabuları yıkacak olan iğrenme ve acı kavramlarıdır. Ve Hermann'a göre bunlar tamamen yıkılması gereken şeylerdir.

Bundan dolayı olsa gerek performansında, profesyonel ekiple izleyiciler bir aradadır. Yani tiyatro izler gibi Hermann performansı izleyemezsiniz, mutlaka üzerinize kan ya da bir et parçası fırlatılacak ve kirletileceksiniz.

Hermann'ın bazı performanslarının bir hafta sürdüğü bile olmuştur. Bir bedeni (Temsili olarak) kurban ederek arınması amaçlanmaktadır. Aslında binlerce yıllık kurban verme ritüellerine belki de İslam kültüründeki kurban bayramı ritüeline de bir gönderme içermektedir.

Sonuç olarak herkesin aklına gelen soru; Sanat nedir? Bu sanat mıdır?

Yazımın sonuna gelirken, az çok okuyucuların tepkilerini ölçmek mümkün gibi duruyor.

Söz gelimi;

Böyle sanatın içine edeyimler havada uçuşurken, hayatında hiç, yolu bir sanat galerisine düşmemiş, Da Vinci, Picasso, Dali dışında hiç sanatçı adı duymamış kişilerin, rahatlıkla ahlaki kurallarıyla yaklaşacakları bir konuyu ele aldığım aşikar.

Öte yandan bilinmesi gereken şudur ki bundan 50 yıl kadar önce tuval sanatı artık bitti, tartışmaları yaşanmış, sanatın sonu geldiği düşünülmüş ve sanatta yeni denemeler adına daha burada adını anmadığımız çok uç noktalarda sanatçı, sanat tarihindeki yerlerini almıştır.

Her ne kadar rahatsız edici, mide bulandırıcı hatta vahşet gibi duran performanslar kişiyi tiksindirse de sanatçılarında tam olarak amacı budur diyebiliriz.

1650'li yılların süslü Rokokosu, 1900'lerin Romantik akımları, estetiksel ve göze güzel gelme amacındaki sanat anlayışlarının çoktan son bulduğunu, ve sanatın yalnızca estetiksel kaygılardan ibaret olmadığını unutmamak gerekmektedir.

Nihayetinde bizler her ne kadar tiksinti ve öfke ile yaklaşsak da Picasso gibi Da Vinci gibi, bu saydığımız sanatçılarda sanat tarihindeki yerlerini alacaklar ve bundan yıllar sonra bile anılmaya devam edeceklerdir..

(Yazılarımda pek kaynak kullanmam lakin merak edenler için; (Modernizmden Postmodenizme Sanat - Mehmet Yılmaz Ütopya Yayınları.) (Aliye Göknur Nurcan - Performans Sanatı Tehkne Yayınları)  - (Joseph Beuys - Aslolan Çizgidir YKY)- (Susan Sontag - Başkasının Acısına Bakmak Agora Kitaplığı )- (Susan Sontag, Sanatçı - Örnek Bir Çilekeş Metis Yayınları) -( Avangard Kuramı,Peter Bürger İletişim yayınları 2003) Nitch.org

Onedio IQ'yu Facebook'tan takip etmeyi unutmayın!

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
queen-of-the-alaska

bunu dikkat çekmek için yapsalar da insanlar aa sanat ne güzel değil de iğrenerek izliyo bunu yapmayın güzel kardeşlerim

obrhn

İlk olarak Marina Abromovic değil, Marina ABRAMOVIC'tir. İkincisi kendisi polonyalı değil, Belgrad doğumlu bir sırptır. Keşke paylaştığınız bilgilerin doğruluğunu biraz daha araştırsanız.

ahmet.burma.9

Performans sanatçılarının bakış açılarını her zaman beğenmişimdir. Keza düşüncelerini ifade etme biçimlerini de. Bu sebepten her türden eseri kabul edebilirim. Ancak eleştirinin ya da dikkat çekmenin de bir sınırı olmalı diye düşünüyorum.

jaymz-jetfeeld

http://imgim.com/9248incif7452007.gif

hiseme

Böyle sanat mı olur.

Başlıklar

FacebookİstanbulKurban BayramıSinemaTiyatrodizietonedio
Görüş Bildir