Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Einstein'ın 'Dünyanın En Büyük Lideri' Dediği Atatürk ile Yollarının Kesişmesinin İlginç Hikayesi

 > -

Türkiye Cumhuriyeti, 1930’larda, Nazi zulmünden kaçan, yüzlerce profesör, öğretmen, doktor, avukat, sanatkâr ve laborant ile binlerce az veya çok tanınmış kişiyi mülteci olarak kabul etmiştir. Bunların çoğunluğuna, Naziler tarafından kovulmalarından sonra altı ay içinde Türkiye’de önemli görevler verilmiştir. Çoğunluğu, o sırada reforme edilmekte olan ve modernizasyon safhasında bulunan İstanbul Üniversitesi ile Ankara Üniversitesi’nin yeni kurulmakta olan fakültelerinde kürsü profesörlüklerine atanmışlardır. Diğerleri ise birçok bilim adamı kuşağının yetiştirildiği önemli bilim ve araştırma enstitülerinin kurulması ve yönetilmesinde görevlendirilmişlerdir.

1. Genç Türkiye Cumhuriyeti 20'li Yıllardan Beri Faşizmden Kaçanların Sığındığı Bir Adresti

Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Avrupa’dan genel olarak faşizmden ve Almanya’dan Nazizm’den kaçanların da barınağı oldu. Az bilinen bir olay ise Türkiye’ye yerleşenlerin içinde Mussolini’nin İtalya’da iktidara ele geçirişinden (1922) sonra Türkiye’ye gelen İtalyanların da bulunduğudur.

 Bu gerçeğin de yaygın bilinmemesinin bir nedeni bu İtalyanların Almanya’dan sonraki yıllarda çıkmak zorunda kalanlar gibi ünlü bilim kişileri olmayışlarıydı. Ancak, Almanya’dan gelenler de yalnızca birkaç yüz olağanüstü profesör ya da sanatçı değildi. Gelen seçkinler yalnız Almanya’dan da değildi. İçlerinde Budapeşteli, Praglı, Tirollü, Parisli ve Viyanalı olanlar da vardı. Bunlara ek olarak, bilinmeyen, sıradan ve ortalama aydın denecek binlerce kişi daha, İstanbul başta olmak üzere, Türkiye’ye yayılmışlardı.

2. 30 Ocak 1933 Bir Dönüm Noktası

Almanya’da 1932 sonbaharında yapılan genel seçimleri, Adolf Hitler’in Nasyonal Sosyalist Partisi, yani Naziler kazandı ve Hitler, 1933’ün 30 Ocak günü başbakanlığa getirildi.

3. Yahudi Düşmanlığı Yükseliyor

Naziler’in hedeflerinden biri, Yahudiler’in, öncelikle de Almanya’daki Yahudiler’in köklerinin kazınmasıydı. O tarihten birkaç sene önce başlamış olan Yahudi karşıtı hareketler Naziler’in iktidarı elde etmelerinden sonra daha da arttı ve çok sayıda Yahudi, Almanya’yı terketti. Ayrılma hazırlığı yapan Yahudiler arasında dünyanın önde gelen bilim adamları da vardı ve Albert Einstein da onlardan biriydi.

4. Einstein Almanya'dan Ayrılıyor

Berlin Üniversitesi’nde hocalık yapan ama kısa bir müddet sonra artık ders veremeyeceğini farkeden Einstein1933 ilkbaharında Almanya’dan ayrıldı, Fransa’ya geçti ve Paris’teki "College de France"da hocalık etmeye başladı.

Bu sırada, Nazi tehdidi altında bulunan Museviler’in himayesi maksadıyla "Yahudi Nüfusu Koruma Grupları Birliği" ismini taşıyan ve kısa adı "OSE" olan bir kurum oluşturulmuştu. Birliğin merkezi Paris’te idi ve şeref başkanlığına da Albert Einstein getirilmişti. Ama hala Almanya'da kalan önemli sayıda Yahudi bilim insanı bulunuyordu. Ancak Einstein onları kurtarmak için bir çözüm yolu bulmuştu.

5. 17 Eylül 1933'de Albert Einstein Ankara'ya Bir Mektup Gönderir

Albert Einstein, 1933’ün 17 Eylül’ünde Ankara’ya işte bu sıfatla, yani "OSE’nin şeref başkanı" olarak bir mektup gönderdi. Einstein, "Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanlığı"na, yani Başbakanlığa hitaben son derece nazik bir dille yazdığı mektubunda Almanya’daki bazı kanunlar dolayısıyla çok sayıda Alman bilim adamının mesleklerini icra edemez hále geldiklerini söylüyordu.

6. Mektupta Neler Yazılıydı?

"Ben, sadık hizmetkârınız Prof. Albert Einstein

Ekselansları, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. 

Sözü edilen kişiler, Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. 

Bu ilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum. Ekselanslarının sadık hizmetkarı olmaktan şeref duyan, 

Prof. Albert Einstein "

7. Teklif Kabul Edilmedi mi?

Einstein, şimdi Başbakanlığa bağlı olan "Cumhuriyet Arşivi"nde muhafaza edilen 17 Eylül 1933 tarihli mektubunu yazdığı sırada, başbakanlık makamında İsmet Bey (İnönü) vardı. Belgenin üzerinde yeralan ve İsmet İnönü’nün elyazısıyla olan nottan anlaşıldığına göre, İnönü, 9 Ekim günü mektubu "Maarif Vekáleti’ne", yani Milli Eğitim Bakanlığı’na havale etti. Milli Eğitim Bakanı, o tarihte Reşid Galip Bey idi.

Albert Einsteinın mektubunun alt kısmında ve yan tarafında elyazısıyla üç madde halinde yazılmış bazı notlar bulunuyor. Reşit Galip Bey’e ait olduğunu zannettiğim ve işlek olması dolayısıyla güçlükle okuyabildiğim bu notlarda geçen "Teklif, mevzuat-ı kanuniyemizle ...değildir", "Bunları bugünkü şeráite (şartlara) göre kabule imkán yoktur" şeklindeki ifadelerden, teklifin bakanlık tarafından ilk aşamada kabul edilmediği anlaşılıyor.

8. Atatürk Devreye Girer ve Onlarca Bilim İnsanı Türkiye'ye Gelir.

Ancak, Türkiye’nin bu tarihten hemen sonra onlarca Alman bilim adamını davet edip üniversitelerde görevlendirmesi ve Üniversite Reformu’nun da bu sırada yapılması, Milli Eğitim’in karşı çıktığı teklifin kabulünde çok daha yüksek bir makamın, yani bizzat Reisicumhur Mustafa Kemal’in devreye girmesinin etkili olduğunu düşündürüyor. 

Bu konudaki bir diğer kanıt da, Princeton Üniversitesi’nde 1949 yılında Einstein ile görüşen İstanbul Teknik Üniversitesi’nin emekli hocalarından Prof. Dr. Münir Ülgür’ün Cumhuriyet Gazetesi’nin Bilim Teknik Dergisi’ne yaptığı açıklamadır.

9. Prof. Dr. Münir Ülgür’ün Bizzat Tanık Olduğu Einstein'ın "Atatürk'e Olan Sevgisi ve Saygısını Gösteren" Sözleri

Prof. Dr. Münir Ülgür, "İTÜ tarafından General Electric'te eğitim çalışması yapmak üzere 1948'de ABD'ye gönderildim. Beni General Electric seçti. Çok zor bir kabuldü. Seçim için ABD'den bir profesör gelmiş, beni imtihan ederek ve sonra da benimle bir mülakat yaparak karar vermişti. 

"ABD'de 2.5 sene kaldım. Philadelphia'da çalışıyordum ve Einstein'ın da Princeton Üniversitesi'nde olduğunu biliyordum. Einstein ile görüşmeyi istiyordum ama bunun gerçekleşebileceğ ine de çok ihtimal veremiyordum. 

"1949 yılında bir gün üniversitedeki sekreterine telefon ettim ve görüşme isteğimi bildirdim. Hiç beklemediğim bir şekilde hemen cevap geldi ve Einstein'ın beni beklediği bildirildi.

"Einstein Neden Türkiye'ye Gelmedi?" Sorusunun Yanıtı da Görüşmede Ortaya Çıkıyor

"Eşim ve o zaman 2.5-3 yaşında olan kızımla birlikte Einstein'ın üniversitedeki ofisine gittik. Bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı ve bizimle yakından ilgilendi. Küçük kızımı dizine oturttu ve ona piyano çaldı. Onu fevkalade mütevazı bir insan olarak gördük.

Bizi hemen kabul etmesinin nedeni, benim Atatürk'ün bir evladı olmamdı. Konuşmalarımız sırasında Atatürk'ü kastederek 'Siz biliyor musunuz, dünyanın en büyük liderine sahipsiniz' dedi. 

1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk'ün, kendisinin de Türkiye'ye gelmesini istediğini söyledi ve "Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkânlar çok fazla olduğu için burayı tercih ettim"

10. Türkiye Nazi Almanya'sına Yahudileri Geri Vermiyor, İnönü'nün Hitler'e Cevabı..

Söz konusu yıllarda, Türkiye’nin kendisi, Yugoslavya ve Yunanistan’ı ezip geçen ve sınırlarına yerleşen Nazi ordularının yakın bir istila tehdidi altında bulunuyordu ve Naziler, Türkiye’den, Nazi işgali altındaki Avrupa’da bulunan Yahudilere bir yardım üssü olmasından vazgeçmesini ve aynı zamanda Türkiye’ye iltica eden Yahudilerin yaşamlarını sona erdirmek için Almanya’ya gönderilmesi de dâhil çeşitli isteklerde bulunuyorlardı ki, Türk hükümeti bu isteklerin hiçbirini umursamamış ve reddetmiştir. 

Hatta öyle ki; Hitler, İsmet  İnönü’ye kendi imzasıyla yolladığı bir mektupta onların yerine “daha iyilerinin gönderileceğini” ekledi. İnönü’nün yazılı yanıtı şöyle oldu: “Biz bizdeki iyilerle yetineceğiz.”

11. Yabancı Bilim İnsanlarının Eğitim Sistemine Katkıları

Darülfünun’un kapatılıp İstanbul Üniversitesi’nin açılmasıyla Tıp, Fen, Edebiyat, Hukuk ve İktisat Fakülteleri’nde yabancı bilim adamları çalışmaya başlamış ve alanlarında büyük başarı­lara imza atmışlardır. Yabancı bilim adamları sayesinde öğretim programları çağa uygun bir hale getirilmiştir.

Bu dönemde üniversite kütüphanesi gelişmiş, ders kitaplarının kalitesi ve sayısı da artmıştır. Ayrıca bu dönemde bilimsel çalışmalar dışında birçok asistan ve öğretim üyesi de bu bilim adamları tarafından yetiştirilmiştir.

12. Bazı Örnekler

  • İstanbul Üniversitesi’nde çalışan profesörlerin yaklaşık yüzde 80’inin en az bir kitabı, yüzde 60’ının ise iki ve daha fazla kitabı yayınlanmıştır. 

  • Tıp Fakültesi profesörlerinin çoğunluğunun iki, üç veya dört kitabı yayımlanırken, Fritz Arndt, Ernst Hirsch, Alfred Isaac, Fritz Neumark, Curt Kosswig, Andreas Schwarz gibi çeşitli bilim dallarına mensup profesörlerin Türkiye’de beş ve daha fazla kitabı yayımlanmıştır.

  • Ernst Hirsch’in birçok kanunun çıkarılmasında – örneğin Türk Ticaret Kanunu ile Türk Telif Hakları Kanunu – büyük payı vardır. Ayrıca 1946’da çıkarılan ve Özerklik Kanunu diye anılan önemli Üniversite Kanunu’nda da katkısı bulunmaktadır 

  • Üniversite Konferanslarına ve ilk bilimsel mecmuanın yayımlanmasına 1935 yılında başlanması da, ilk yıllarda kuruluş çalışmaları ve öğretim faaliyetlerinin ağırlıkta olduğunu göstermektedir. Hukuk Fakültesi Mecmuası ve Fen Fakültesi Mecmuası 1935, Romanoloji Mecmuası 1937, Tıp Fakültesi Mecmuası 1938, İktisat Fakültesi Mecmuası 1939 ve Psikoloji ve Pedagoji Mecmuası 1940 yılında yabancı profesörlerin katkılarıyla yayın hayatına başlamıştır.

  • Alman hocalar yazdıkları kitaplar ve çeviriler vasıtasıyla kütüphanelerin kitap sayısının artmasında önemli bir rol oynamıştır. Bunun yanında dünya çapında önemli bilimsel eserler Türkçeye kazandırılmıştır. Bundan başka bu profesörler tarafından yazılan Türkçe eserler de mevcuttur.1933-1942 yılları arasında toplam 252 adet kitap çeviri, telif eser üniversite yayını olarak bilim camiasına kazandırılmıştır.

13. Yabancı Bilim İnsanlarının Bıraktığı Miras

Bugün Türk üniversitelerinde çalışan çok sayıda profesör, bu yabancı bilim adamlarının ya öğrencileri, ya da öğrencilerinin öğrencileridir. Örneğin, 

  • Kimya alanında Fritz Arndt ve Friedrich Breusch

  • Tıp alanında Erich Frank , Felix Haurowitz, Rudolf Nissen, Werner Lipschitz, Siegfried Oberndorfer, Philipp Schwartz ve Hans Winterstein

  • Zooloji alanında Curt Kosswig

  • Botanik alanında Leo Braune ve Alfred Heilbronn

  • Astronomi alanında Wolfgang Gleissberg Erwin Finlay Freundlich

  • Felsefe alanında Ernst von Aster ve Hans Reichenbach

  • Sosyoloji alanında Gerhard Kessler, 

  • Pedagoji alanında Wilhelm Peters

  • İktisat alanında Fritz Neumark, Alfred Isaac ve Alexander Rüstow

  • Hukuk alanında Ernst Hirsch ve Andreas Schwarz

  • Filoloji alanında Leo Spitzer gibi profesörlerin yetiştirdiği çok sayıda Türk bilim adamı üniversitelerimizde çalışmıştır.

Kaynaklar:

http://higheredu-sci.beun.edu.tr/pdf/pdf_HIG_1551.pdf

http://www.timas.com.tr/getfile/0e762ac6-ef38-4da2-bc8f-4611bfd5946f/homepage.aspx

Hürriyet

Prof. Dr. Türkkaya Ataöv - Einstein'in Atatürk'e mektubu

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mirasci

Dünyanın belkide gelmiş ve gelecek en zeki insanı bunu diyorsa, elbet bir bildiği vardır, değilmi ? " KONUŞMALARIMIZ SIRASINDA ATATÜRK'Ü KASTEDEREK 'SİZ BİLİYOR MUSUNUZ, DÜNYANIN EN BÜYÜK LİDERİNE SAHİPSİNİZ' DEDİ. " 1933 Üniversite Reformu sırasında Atatürk'ün, kendisinin de Türkiye'ye gelmesini istediğini söyledi ve "Arkadaşlarım hep oradaydı ama burada imkânlar çok fazla olduğu için burayı ( Amerikayı ) tercih ettim" Seni anlamayanların zeka derecesinin kıt olduğu işte bu yüzden açık ve tartışılmaz.

seda-bozkurt-erdem

Altında imzası olmasına rağmen, mektubu kaleme alan Albert Einstein değil OSE yönetimiydi. Özel sekreterinin açıkladığına göre Albert Einstein 17 Eylül’ü kapsayan 10 gün boyunca Paris’te değildi. Ama OSE antetli boş kâğıtlara imzalar atmış, gerektiğinde kullanılması için OSE yönetimine bırakmıştı.Kendisi Paris dışında olsa da, mutlaka bu mektupta neler yazıldığından haberdardı. Albert Einstein imzası ile gelen mektup, onun kişisel değil ama resmi bir mektubuydu.kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/kultur-sanat/haber/17233146.asp

fblinil

Muhtesem bir calısma olmus, Müsaadenizle aynen alıp, blogumda paylasıyor ve tesekkür ediyorum tüm emeği gecenlere sevgilerimle...

deniz-karagoz

Korkarım ki büyük bir yanılgı içerisindesiniz profesör; Ya da 1) Dersim katliamından 2) Varlık vergisi saçmalığından 3) Şapka giymek istemediği için idam edilen 4) Kemalist Türkiye'den Faşist İtalya'ya selam başlıklarından 5) ''Türk olmayan herkesin tek hakkının Türklere kölelik yapmaktır'' söylemlerinden Haberiniz yoktu veya bu sözleri sarf ettiğinizde bunlar henüz yaşanmamıştı ya da o dönemin iletişim araçları bunları öğrenmenize yeterli olmadı eğer öğrenmiş olsaydınız umuyorum ki bu yargılarınızın iflas ettiğini sizde onaylardınız.

berkant-elgin

Sen hala ne diyorsun anlamıyorum. İsmet İnönü'nün C.başkanlığında Nazilerden kaçan bazı yahudiler de Türkiye'ye sığındı. Nereden mi biliyorum? Torunları Türkiye'ye teşekkür mahiyetinde filmini yaptılar da oradan. Ama tabi sizin bunları öğrenmenizi artık kim istemiyorsa ona sormak lazım niçin bir Allah'ın kulu şu filmi Türkçe'ye çevirip de Türkiye'de yayınlanmadı. Ve böyle bir film nasıl oldu da Türkiye'de ses getirmedi...

deniz-karagoz

Benim burda anlattığım konu Türkiye'nin faşizmden kaçanları koruduğu ülke olmadığını ispatlamaktır zira dış ülkelerden kaçan bir çok Yahudi'nin akademisyen ve bilim adamı olanları Türkiye'ye alınmıştır sıradan kişilerin geçmesine izin verilmemiştir ki öncelikle kendi içimizde faşizmi yenelim şov yapmaya hiç gerek yok.

berkant-elgin

Şov yaptığım filan yok. Bence de kendi içindeki faşisti yenince konuşursak daha doğru olur. Filmin adını da buldum. Bu da vikipedi sayfası vikipediye pek güvenmem ben. Ama filmin adını, yönetmenini, yapımcısını, senaristini filan en azından buradan öğrenebilirsin. Dahasını araştırıp kendi içindeki faşisti yenmek sana kalmış... http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrk_Pasaportu_%28film%29

deniz-karagoz

bana bi filmle neyi ispatlamaya çalışıyorsun anlamış değilim ayrıca tarihe baktığımızda kimin faşist olduğunu görüyoruz gerçekten hümanist taklidini yapmayın komikleştiriyorsunuz kendinizi.

berkant-elgin

Bir filmle ispatlamaya çalışmıyorum zaten ama olayları öyle bir anlatıyorsun ki bu konuların hiçbiri geçmiyor senin anlatımında. Ben de sana bunu göstermek istedim. Demek ki gözünden bir şeyler kaçabiliyor daha dikkatli ol diye. Ayrıca filmdeki karakterler olayı bizzat yaşamış kişilerdir. Ve bu kişilerin sözleri de Yahudilerin ülkemize getirildiğinin ve Alman zulmünden kurtarıldığının gayet kanıtı niteliğindedir. Hem de birinci elden...

robin-hood

Abla sen faşizmi daha görmedin o zamanki Türkiye'yi bırak bu zamanki Türkiye'ye bak gör faşizmi sonra eleştir geçmişi.

taylan-ali-yilmaz

Biraz kürtçülük, biraz akplilik ortaya Atatürk düşmanlığı

batuhan.duzgun.96

Alman profesörlerinin İstanbul Üniversitesi'ne, Ankara Üniversitesi'ne katkıları büyüktür. Ayrıca Ankara'nın başkent yapılmasıyla oluşturulan birçok yapı da Alman mimarların imzası vardır.

arda-tunc

batı lardan geliyorlar düşünün,bizde kendimizi eleştiriyoruz bende atatürkçüyüm ama türkiyede sadece devlet adamları seviliyor ve futbolcular,gurbetçi diye türkiyede para kazanamıyoruz deyip almanyaya giden bir çok türküde belki bu alman bilim adamları etkilemiştir savaş sonrası tabi,Enistein Fizikçi ve Kimyayı birazda sanatla uğraştı,insanın kafasının alamayacağı şekilde Evrenin oluşumu hakkında bir çok teori öne surdu,Atatürk sadece devlet adamı ve askerdi zaten,eskiden beri genelde Yabancı Gelişmiş yönetimin olduğu ülkelerin yazarlarının yazdığı kitapları okuyarak ve türk toplumunun kültürel dini yapısınıda bilerek,yanlış yönetimde olan Osmanlının yönetimini Arkadaşlarıyla birlikte değiştirdi tabi Fikir danışarak yaptı bunu,(her insan herşeyi bilemez),ama nedense Siyaset Devlet LİDERLERİNDEN başak şey konuşmadık,bu yüzden NE BİLİM ADAMLARININ HEYKELİNİ DİKTİK ENİSTEİN gibi nede başka,Enistein ABD li değil ama HEYKELİ var bir çok yerdede vardır,

Başlıklar

AlmanyaAmerika Birleşik DevletleriAnkaraAydınBakanlar KuruluBilimEinsteinFransaİstanbulİtalyaKitapÖğretmenTercihYunanistanolay
Görüş Bildir