Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Zor Patron, Çok Zor! Hayatı Ters Yüz Edip Tüm Ezberleri Bozan Zorba’dan 10 Çarpıcı Alıntı

-
Zor Patron, Çok Zor! Hayatı Ters Yüz Edip Tüm Ezberleri Bozan Zorba’dan 10 Çarpıcı Alıntı

Yunan yazar Nikos Kazancakis tarafından 1946 yılında yayımlanan Zorba, kitapta ismi söylenmeyen entelektüel  bir adam -ki o adamın Nikos Kazancakis'in ta kendisi olduğu düşünülmekte- ile aykırı karakter Aleksi Zorba arasında kurulan dostluğu konu ediniyor. 

Aleksi Zorba özgürlüğü, sevgiyi ve şehveti hayatının merkezine yerleştirmiş, bugün buldum bugün yerim diyen, insanları seven ama aynı zamanda onlara acıyan, Nazım Hikmet'in Türk köylüsü için söylediği gibi topraktan öğrenen, kitapsız bilen, attığı her adım/söylediği her söz ile insanlığa mesaj veren bir adam.

Zor Patron, Çok Zor! Hayatı Ters Yüz Edip Tüm Ezberleri Bozan Zorba’dan 10 Çarpıcı Alıntı

Aslında Zorba'ya benzer bir şekilde hayat süren, dizginlerinden kurtulmuş pek çok insan dünyadan gelip geçmiştir. Ancak Zorba'yı diğer insanlardan ayıran; bu fütursuz, bohem yaşam tarzını bilerek ve isteyerek tercih etmiş olması ve bu yaşam tarzına tecrübelerinden, hatalarından, karşısına çıkan insanlardan dersler alarak bir mana katması ve kendi öğretisini oluşturması.

Biz arafta yaşayan modern zaman çocukları tam anlamıyla ne entelektüel bir "kitap faresi" ne de özgür ruhlu, kuralsız, yarınsız bir Aleksi Zorba olabiliyoruz. O yüzden bu kitap sizi karakterlere imrendirirken kendi hayatınızı da sorgulatıyor.

1. 

"Kendini kurtarmanın tek yolu başkalarını kurtarmak için çabalamaktır."

2. 

"Tam ve namuslu düşünceler, sessizlik, ihtiyarlık ve dişsizlik ister. Dişsiz olduğun zaman: 'Ayıp çocuklar, ısırmayın!' demek kolaydır. Ama, otuz dişin olunca... İnsan gençliğinde canavardır, evcilleşmek bilmez canavardır ve insan yer. Kuzular, tavuklar ve domuz yavruları da yer ama, hayır, insan yemezse doymaz!"

3. 

"Ona bakıyor ve bu hayatın gerçekten ne şaşırtıcı bir sır olduğunu, insanların, fırtına tarafından kovalanan sonbahar yaprakları gibi nasıl birleşip ayrıldıklarını ve insanın bakışlarıyla sevdiği kimsenin yüzünü, vücudunu ve el hareketlerini boşuna yakalamaya çalıştığını, birkaç yıl sonra da gözlerinin mavi mi, yoksa siyah mı olduklarını hatırlamayacağını düşünüyordum. İçimden, 'İnsanın ruhu katı bronzdan, çelikten olmalıydı, havadan değil!' diye bağırıyordum."

4. 

"Bir zamanlar diyordum ki: Bu Türktür, bu Bulgardır, bu Yunandır. Ben vatan için öyle şeyler yaptım ki patron tüylerin ürperir; adam kestim, çaldım, köyler yaktım, kadınların ırzına geçtim, evler yağma ettim... Neden? Çünkü bunlar Bulgarmış, ya da bilmem neymiş... Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum, hay kahrolasıca herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır bu kötü adamdır. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk. Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça buna da bakmamaya başladım. Ulan ister iyi ister kötü olsun be. Hepsine acıyorum işte... Boş versem bile bir insan gördüm mü içim cız ediyor. Nah diyorum bu fakir de yiyor, içiyor, seviyor, korkuyor, (…) o da kıkırdayacak ve dümdüz toprağa uzanacak, onu da kurtlar yiyecek… Hey zavallı hey! Hepimiz kardeşiz be… Hepimiz kurtların yiyeceği etiz."

5. 

"Her insanın kendi deliliği vardır; bana da öyle geliyor ki, en büyük delilik, bir deliliğe sahip olmamaktır."

6. 

"Herkes kendi yolunu izler. İnsan bir ağaç gibidir. Neden kiraz vermiyor diye incir ağacını hiç azarladığın oldu mu?"

7. 

"Bazen içimden küçük bir ânı alıp karşılığında bütün hayatımı veresim gelir."

8. 

"-Bazıları, yediklerini içyağı ile gübreye, bazıları iş ve keyfe ve duyduğuma göre bazıları da Tanrı'ya dönüştürürmüş. Şu halde, insanlar üç türlüdür: Ben patron, bunların en kötülerinden değilim ama, en iyilerinden de değilim; ortadayım. Yediğim yemeği iş ve keyfe dönüştürürüm. Yine iyi! Sen patron, sanırım yediğin yemeği Tanrı'ya dönüştürmek istiyor, ama beceremeyip üzülüyorsun. Karganın başına gelenler senin de başına geldi.

-Karganın başına gelen ne Zorba?

-Senin anlayacağın, karga eskiden namuslu, doğru ve bayağı karga gibi yürürmüş ama, günün birinde keklik gibi yürümek esmiş aklına ve zavallı, o zamandan beri kendi yürüyüşünü de unutup sapıtmış; şimdi de, görmüyor musun, sıçraya sıçraya gidiyor..."

9. 

"Bu yabanıl çevrede, böyle incelik, böyle hoşluk, böyle kibarlık ve böyle güzelliği bulacağımı ummazdım hiç. Seni buraya, yamyamların arasına hangi Shakespeare attı?"

10. 

"Bak, bir gün, küçük bir köyden geçiyordum. Çok ihtiyar, doksanlık bir adam badem ağacı dikiyordu. 'Ee, dede,' dedim, 'badem ağacı mı dikiyorsun?' O, eğilmiş olduğu halde bana baktı ve 'Ben, oğlum,' dedi, 'ölümsüzmüşüm gibi hareket ederim.' Karşılık verdim: 'Bense, her an ölecekmişim gibi davranırım!' İkimizden hangimiz haklıydık patron?"

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gzm-ynklr

sözlerin hepsine bayıldım. muhteşem. "Ona bakıyor ve bu hayatın gerçekten ne şaşırtıcı bir sır olduğunu, insanların, fırtına tarafından kovalanan sonbahar yaprakları gibi nasıl birleşip ayrıldıklarını ve insanın bakışlarıyla sevdiği kimsenin yüzünü, vücudunu ve el hareketlerini boşuna yakalamaya çalıştığını, birkaç yıl sonra da gözlerinin mavi mi, yoksa siyah mı olduklarını hatırlamayacağını düşünüyordum. İçimden, 'İnsanın ruhu katı bronzdan, çelikten olmalıydı, havadan değil!' diye bağırıyordum."

Başlıklar

FırtınaKitapTercihYunanistanyiyecek
Görüş Bildir