Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Psikotik Hastalıkların En Beteri Olan Şizofreninin Sanat Eğilimine Olan Tuhaf Etkisi

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Tarih boyunca birçok yazar, müzisyen, ressam ve heykeltraşın psikiyatrik hastalıklar geçirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle şizofreni hastalarının sözel dili kullanma becerileri düşük olduğu için görsel dile yönlenmeleri kaçınılmazdır. Şizofreni hastalarının tedavi sürecinde, sanattan yararlanan birçok psikiyatr bulunmaktadır. Bu tedavi sürecinin amaçlarından birisi, hastanın görsel olan dili kullanarak, herhangi bir şekilde iletişime geçmesini sağlayabilmektir. Bu tür amaçlar içerisinde geliştirilmeye çalışılan yöntemler sanatın hastalardan, hastaların sanattan beslenmesine olanak tanıyan bir süreci geliştirmiştir.

Kaynakça: Deliliğin Yaratılarını Çerçevelemek: Psikiyatrik Hastalar Tarafından ‘Sanat’ın Anlamlarının Yön Değiştirmesi, Alexandra Schüssler, Çeviren: M. Kubilay Akman

Şizofreni hastalarının görsel dili kullanmalarını sağlayacak girişimlerde bulundular.

1940'larda Avusturya Viyana yakınlarda Maria Gugging'in adıyla anılan nöroloji ve psikiyatri kliniği bulunmaktaydı. Bu klinikte bulunan binalardan birisinin işlevi diğerlerinden farklıydı. Klinikteki diğer binalardan farklı bir renge boyanmış ve en ücra köşede bulunan bu bina 'sanat evi' olarak adlandırılmıştı. Sanat evi'nde 11 kişiden oluşan kronik şizofren ve manik depresyon hastalarına bir sanat çalışma alanı oluşturulmuştu. Zamanlarının çoğunu burada resim yaparak geçirdiler.

Ortaya çıkan resim çalışmaları, içinde bulunduğu dönemin sanat yeniliklerine yakın etkiler barındırıyordu.

www.wikiart.org

Paul Klee, Kedi ve kuş, 1922

Bu klinik sanatla terapiyi bir arada kullanarak hastaları topluma kazanıdımayı amaçlayan yeni bir psikiyatrik proje oluşturmuş olmalarıyla önemlidiydi. Bu yeni yöntem sanat alanın araştırma konusu haline gelmişti. Jean Dubuffet'in 1945'de ortaya attığı 'art brut' (Fransızca kökenli bir terim, anlamı 'ham sanat'a karşılık gelmektedir.) kavramı, çoğunlukla psikiyatrik problemlerden müzdarip insanların resimlerini ön planda tutmaktayd. Bu psikiyatrik hastaların resim çalışmaları, o zamanlar avangard sanatçılar ve diğerleri tarafından keşfedilen primitif sanatla benzerlik taşımaktaydı.

Başarılı bir psikiyatr olan Hans Prinzhorn, bu konuda hakkındaki çalışmalarına yoğunlaşmıştı.

Hans Prinzhorn, sanatla tedavinin öncüsü olarak kabul edilir. 1922’de “Ruh Hastalarının Resimleri” adlı kitabını yayınlayan Prinzhorn, araştırmalarını Heidelberg Üniversitesi Psikiyatri Kliniği’nde sanatçı olmayan şizofreni hastalarının yaptığı resimleri biriktirerek gerçekleştirmiştir.

Jean Dubuffet, Prinzhon'un teorilerinden beslenerek sanat dünyasına yeni bir kapı açmayı başarmıştır.

Dubuffet, Hanz Prinzhorn'un uygarlık içerisinde kaybolan 'içsel itki'yi takip etme durumunu araştırma konusu haline getirmişti. Hastaların çocukluktan sonra kaybedilen orijinal yaratıcılığını aktifleştirebileceğine inanmaktaydı. Jean Dubuffet, bu klinikte bulunan hastaların çalışmalarından oluşan bir koleksiyon oluşturmuş ve araştırmalarını benzer yöntemlerle yürütmeye devam etmiştir.

Gugging 'sanat evi' bugün aktif olarak kullanılmaktadır ve Gugging Müzesi sayesinde köklü bir oluşuma doğru gitmektedir.

Gugging kliniğinin sanat evi ressamları 1970'de açtıkları sergiyle halka kendilerini sunmuşlardır. Bugün hala Gugging kliniği faaliyettedir. Kliniğin sanat evi sürekli yeni hastaların çalışma alanı olma görevini üstlenmektedir. Birçok sanatçı ile de ortak çalışmalar gerçekleştirmeye devam etmektedir.

İsviçre'de şizofreni tedavisi gören Wölfli, hastalığını yeteneğe dönüştürebilmiş örneklerden birisidir.

Adolf Wölfli, paranoid şizofren tanısı sebebiyle İsviçre Bern'de bir kliniğe yatırılmıştı. Resim yapmaya kliniğe yatırıldıktan 4 sene sonra başlamasına rağmen oldukça başarılı resimler yapmaktaydı. Çalışmaları karakalem ve renkli kalemle yapılmış desen çalışmalarından oluşmaktaydı. Öldükten sonra resimleri birer birer satmaya başlamış ve hatta adına bir vakıf kurulmuştu. Resim çalışmalarının birçoğu İsviçre'de Bern Sanat Müze'sinde koruma altına alınmıştır.

Ünlü ressam Louis Wain, şizofreni tehişsi öncesi resimlerinde kedi resimlerini sevimli ve eğlenceli resmetmekteydi.

Yaptığı kedi resimleriyle ünlü ressam Louis Wain, başlarda komik kedi resimlerini hasta olan karısını güldürmek için resmediyordu. Karısının ölümünün ardından şizofrenisinin alevlendiğini fantastik, parlak renkli ve kaleydostopik/franktal formda kedi resimleri yapmaya başlamasından anlamaktayız.

Siz de incelediğiniz resimlerde, dikkat edilmesi gereken ögelere dikkat ederek, resmin şizofreni etkileri taşıyıp taşımadığı hakkında bir fikir sahibi olabilirsiniz.

Şizofren hastalarının yaptığı resim çalışmalarında ortak özellikler bulunmaktadır. Hastalığın tanısını koymak içinde resim çalışmaları incelenmektedir. Hastaların resimleri incelenirken ölçü, denge, simetri ve ahenk ögelerinin olup olmadığına, renklerin sıcak-soğuk, karanlık-parlak olarak kullanılıp kullanılmadığına bakılmaktadır. Takip ve gözlem sürecinde sürekli hastanın resimleri kontrol edilir. Alevlenme ve sönme evrelerinde resimlerde farklılıklar gözlenir.

Hastalığın ortak korkuları, benzeri konuları işlemelerine neden olmaktadır.

Örneğin; hastalarda ölüm korkusu hissi hastalığın alevlenme evresinde rastlanmaktadır. Bu evrede hastaların resimlerinde kafatası gibi ölümü simgeleyen ögeler gözlemlenebilir. Dış dünya tarafından takip edildiklerini düşündükleri için göz ögesini sürekli tekrar ederek kullanırlar. Resimler fantastik bir hava içindedir ve renkler ise oldukça parlaktır.

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

Avusturyaİsviçre
Görüş Bildir