Kanser Hakkında Acilen İnanmaktan Vazgeçmeniz Gereken 9 Efsane

-

Merhaba sevgili az ama öz okuyucularım. Yazının uzunluğundan şikayet etmeyeceğinizi umarak kanser hakkında acilen unutmanız gereken, çok yaygın 9 efsaneyi yazmak istiyorum. Baştan uyarmam gerekir ki, ben bir doktor değilim ve vereceğim bilgilerin gerçek sahibi değilim. Bilgisine ve birikimine güvendiğim bir Rus doktorun Youtube videosundan aldığım ve çevirdiğim bu bilgilerin faydalı olacağına ve bazı yanlış bilgileri önleyeceğine inanmak istiyorum.

Eğer doktorsanız veya konuya daha hakimseniz, lütfen ekleme yapmaktan veya düzeltmekten çekinmeyiniz. İyi okumalar.

1. Risk faktörü yoksa, kanser olma ihtimaliniz var mı?

Hiçbir belirtinizin ve risk faktörünüzün olmaması, kansere karşı %100 koruma altında olduğunuz anlamına gelmez. Genç bir yaşta, sağlıklı besleniyor ve düzenli spor yapıyor olabilirsiniz. Bu sizin kansere yakalanma ihtimalinizi büyük oranda azaltır. Ancak bu durumda bile yaş aldıkça yakalanma ihtimaliniz artacaktır. Çünkü yaşınız ilerledikçe, rastgele genetik mutasyonların sayısı artıyor. Sizin genetik yatkınlığınızın olup olmaması bunun süresini öne çeker veya uzatır.

Ancak bunun tam tersi durum da mümkündür. Bütün risk faktörlerini barındırmanıza rağmen, kansere yakalanmayabilirsiniz. Bu faktörler sadece yakalanma ihtimalinizi arttırıyor, kesinlikle yakalanacağınız anlamına gelmiyor. Örneğin, tüm sigara içenler kansere yakalanmıyor, ancak bu riski çok büyük oranda arttırıyor. 

Veya yakın zamanda Angelina Jolie'nin meme kanseri riskine karşı masketomi ameliyatı olması bunun için iyi bir örnek. BRCA1 (hasarlı gen) mutasyonu nedeniyle bu kararı alan ünlü oyuncunun kanser olacağı kesin değildi ama %87 ihtimal, bu kararı alması için yeterli oldu.

2. Kanser bulaşıcı mıdır?

Bu efsanenin nasıl ortaya çıkabildiğini ve böyle geniş kitlelere ulaştığını sadece doktorlar değil, efsaneyi üretenler bile anlayamıyor. Kanser KESİNLİKLE bulaşıcı değildir. Prensip olarak böyle bir ihtimal yok.

3. Organ nakliyle kanser bulaşır mı?

Teorik olarak ancak şöyle bir ihtimal var: Kanser hastasının ilgili organını, metastazlarla beraber aktarıp, nakledilen kişinin bağışıklık sistemini çok zayıflatırsanız, belki olabilir. Ama böyle bir ihtimal çok düşük, çünkü organ bağışı yapan insanlar zaten gerekli kontrollerden geçiyor ve sadece sağlıklı olan organlar alınıyor. 

Organ naklinde birbirinden farklı iki insan ve birbirinden tamamen farklı antigenler söz konusu. Dolayısıyla nakledilen kişide herhangi bir doku (varsa tümor dahil) reddedilecektir.

4. Erken teşhis kanserden kesin kurtarır mı?

Burada en önemli sıkıntı şu: Bazı tümör çeşitlerinde erken tanı diye bir kavram hiç yok. Yani şişkinliğin erken evresi veya herhangi bir evresi yok. Birçok biyolojik çeşitlilikte tümör var ve belirli özellikleri topladıktan sonra direkt olarak 4. evre veya 3. evre tümör olarak ortaya çıkabiliyorlar. Yani aslında tümörün anatomik yapısı, direkt olarak onun biyolojisini yansıtıyor. 

Günümüzde kanser teşhisi sadece şişkinliğin anatomik yapısına göre yapılmıyor. Daha çok moleküler yapısına bakılıyor. 

Örneğin, Ocak 2017'den beri kullanılmakta olan Akciğer Kanseri 8. TNM Evreleme Sisteminde artık şişkinliğin büyüklüğünden ziyade, moleküler durumuna bakılıyor. Şişkinliğin (tümörün) moleküler durumdan kasıt şu: Tümör hücresinin yüzeyindeki genetik özellikler. 

Bunların dışında, şunu eklemek gerekir ki; 4. evrede kanser her zaman ölümcül değildir. Bu evredeki kanser vakalarının tamamen tedavi edildiği veya kontrol altına alındığı durumlar oldukça fazladır. Buradaki etkenleri; tümörün biyolojisi, lokalizasyonu ve diğer etkenler olarak sıralayabiliriz. 

Tekrar etmek gerekirse, kanser çeşitlerinin birçoğu direkt olarak 4. evre olarak ortaya çıkabilir ve herhangi bir erken aşamaları yoktur. Bu tedavi edilemeyeceği anlamına gelmiyor.

5. Şeker kansere neden olur mu?

Efsanedir. Açık yaranın veya derinizin üzerine dilediğiniz kadar şeker dökebilirsiniz. Bu kanser olmanızı sağlamaz. Buradaki ilişki aslında şu şekildedir: Şeker aşırı yağlanmaya neden olur, aşırı yağlanma da kansere. Çok şeker tüketirseniz, muhtemelen kilo alacak ve yağlanacaksınız. Bu da kanser olma riskinizi arttıracaktır. Örneğin meme kanseri, yumurtalık kanseri gibi birçok türün en büyük tetikleyicisidir aşırı yağlanma. Bunların dışında da birçok kanser çeşidiyle direkt veya dolaylı ilişkisi vardır. Kesin şemaları tamamen bilinmese de, ilişkilerini ortaya çıkaran önemli istatistikler mevcuttur.

6. Cep telefonları kanser riskini arttır mı? Kanser yapar mı?

Cep telefonlarıyla kanser arasındaki ilişki çok uzun zamandır araştırılıyor. Aslında araştırmacıların elini en çok güçlendiren şey, cep telefonu kullanıcılarının sayısının oldukça fazla olması. Dünyanın yarısından fazlası kullanıyor ve bu konuda kesin bir bağlantı olsaydı, şimdiye kadar kesinlikle tespit edilmiş olurdu. Yani cep telefonları bu riski kesin olarak %1 bile arttırıyor olsaydı, bunca kullanıcısı olduğu için vakalarda gözle görülür bir artış olurdu. 

Benzer efsane yüksek gerilim hatlarıyla ilgili de mevcuttur. Buna göre, hatların geçtiği yere yakın oturanlar veya sürekli maruz kalanlarda kanser ihtimali artıyormuş. Bunu destekleyen araştırmanın bilimsel bir geçerliliğinin olmadığı ortaya çıktı ve sonrasındaki araştırmalarda tamamen yalanlandı. 

UYARI: Ama siz yine de yüksek gerilim hatlarının yanında cep telefonuyla dolaşmayın. Kanserden çok daha hızlı bir ölüme neden olabilir.

7. Kanser vakaları sürekli ve hızlı bir şekilde artıyor mu?

Hastalığa yakalanma sayısı tüm dünyada artıyor. Bu doğru. Ancak hızlı bir şekilde artmıyor. Bu da tıp alanındaki gelişmeler sayesinde mümkün oluyor. Hatta burada kanser çeşitlerine göre bir ayırım yapmak daha doğru olur. Örneğin sigara içmeye bağlı kanser vakaları, etkili kampanyaların ve tıbbi gelişmelerin birleşmesiyle azalmışken, aşırı yağlanma kaynaklı vakalarda artış görünüyor. Yukarıda belirttiğim gibi, meme kanseri, rahim ağzı kanseri, mide kanseri gibilerinin çoğu aşırı yağlanmayla alakalı olabiliyor. Özetle, bazı kanser çeşitlerinde ölüm sayısı azaldı, bazılarında arttı ama genel olarak bir düşüş var. Burada da dış faktörler çok etkili. Ancak şunun altını çizmek lazım: bazı bölgelerde en ufak bir ekolojik değişiklikte kanser vakalarının aniden arttığı veya azaldığı söyleniyor. Burada çok hızlı hükümlerde bulunmamak lazım. Çünkü asıl gerekçe yaklaşık 10-15 yıl öncesinde yatıyor olabilir. Diyelim ki bugünden itibaren her şeyi en doğru veya en yanlış şekilde yaptık ve ekolojiyi en iyi veya en kötü hale getirdik. Bunun sonucunu 10-15 yıl sonra göreceğiz. Dolayısıyla yarın bir bakan çıkıp Sinop'ta çay içip ''bunda kanser manser yok'' derse, pek itibar etmeyiniz. Tıpkı Çernobil'den sonra çay içen bakanlara rahmetli Kazım Koyuncu'nun itibar etmediği gibi. 

Bu konu biraz yıldızlara bakmak gibidir. Yani yıldızı görürsünüz ama o ışık aslında size geçmişten gelmektedir. Kanser vakalarındaki artış veya azalma da bugün olan bir şeyden kaynaklanmaz. Nedenini geçmişte aramak gerekir. Yukarıda cep telefonlarıyla ilgili durum buna örnektir aslında. Cep telefonları olumlu ya da olumsuz etkileseydi, aradan 15 yıldan fazla süre geçtiği için bunu eğrilerde net olarak görürdük.

8. Bir risk faktörü olarak kalıtım: Ailemde kanser olan bireyler hiç olmadı, bu durumda kanser olma riskim var mı?

Şöyle bir efsane var: Ailenizden veya akrabalarınızdan kimse kanser olmadıysa, siz de kesinlikle olmazsınız. Öncelikle şunu söyleyeyim: böyle bir durum varsa, bu harika bir şey. Yakınlarınızın hasta olmaması başlı başına muhteşem bir olay ve dilerim hiç olmasınlar. Sizin riskiniz bununla bir derecede bağlantılıdır. Tabii ki akrabaları kanser olmayanların riski daha düşük ama bu riski 0 noktasına indirmiyor. 1 numaralı maddede belirttiğim gibi, yaş aldıkça kansere yakalanma riskiniz ne yazık ki artıyor. %1'den %2'ye çıksa bile bu risk her zaman mevcut.

9. Tedavinin kendisi, kanserden daha fazla zarar verir mi?

Ne yazık ki birçok hasta, kanser tedavisinden öyle korkuyor ki, tedavinin kendilerini daha erken öldüreceğini öne sürerek hiçbir şey yapmamayı tercih ediyor. Ancak bütün klinik araştırmaların temel prensibi aslında budur. Faydalar ve zararlar karşılaştırılır ve teraziye konulur. Şüphesiz ki kanser tedavisinin, diğer tüm tedaviler gibi, az ya da çok zararı var. Ameliyatın da kemoterapinin de neden olduğu yan etkiler olacaktır. Ama klinik araştırmalarda uygulanan tüm tedavi yöntemlerinin faydaları ve zararları tartılıyor. Dolayısıyla, bir tedavi uygulanıyorsa, bu sadece fayda ihtimali zarar ihtimalinden daha yüksek olduğu için uygulanıyordur. Yani, tabiatı gereği, uygulanan tedavi, kanserin kendisinden daha zararlı olamaz. Tabii burada her hastanın durumu özeldir ve alanında uzman doktorun, hastanın durumuna göre verdiği özel kararla ilerlenir. Bu karar da araştırmalara ve bu araştırmaların temel prensiplerine göre verilmelidir. Bu kanıta dayalı tıbbın kuralıdır.

Doktorun rasyonel olmayan veya hatalı kararlar verdiği durumlar da oluyor. Bu durumlarda tedavi gerçekten de kanserin kendisinden daha zararlı olabiliyor. Ama bunun önceden bilinmesi mümkün değil. Burada sadece ihtimalden söz edilebilir. 

Bu kararların çoğu hasta ile birlikte alınmalıdır. Tedaviye başlanmadan önce hastaya ihtimaller anlatılmalı ve hasta ile doktor buna göre karar vermeli. Maalesef, çoğu durumda bu böyle olmuyor. Doktorlar belirli katı standartlara göre hareket ediyor ve ona göre kararlar veriyor. Hastanın veya başkalarının görüşünü pek umursamıyor. Bu biraz yanlış bir tutumdur. Hastanın ihtiyaçları, değerleri ve istekleri göz ardı edilmemeli. En nihayetinde tedavi edilen hastadır, kanserin kendisi değil.

Editör notu: Yukarıda yazdığım üzere, bu bir çeviridir ve bir yer hariç, kişisel görüşümü eklemekten kaçındım. Eğer çeviride hata yaptığımı düşünüyorsanız veya tartışmalı bir bilgi varsa, lütfen belirtiniz.

Beni okuduğunuz için teşekkür ederim.

Kaynak

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
emreecoban

Güzel bir içerik olmuş elinize sağlık.

hipergrafi

Tartışmalı bilgi değil de sormak istediğim bir sorum var araştırdığınıza göre belki biliyorsunuzdur. Kanser hücrelerinin diğer hücrelerden tek farkının daha uzun süre yaşamaları olduğu söyleniyor. Gerçekten diğer hücrelerden farklı, organizmaya zarar veren hiç bir şey yapmıyormu bunlar? Bir de, madem daha uzun yaşıyorlar bu özelliklerini vücudumuzdaki her bir hücreye yayma imkanımız olsa bu genel mana da ömrümüzü mü uzatırdı yoksa bizi öldürürmüydü? Çünkü eğer ömrümüzü uzatıyorsa bu gerçekten bizi yaratan gücün enteresan bir espri anlayışı olduğunu gösterirdi. Sürekli ölümsüzlüğü kovalayıp dururken bunun sırrının en ölümcül hastalıkta gizli olması felsefi bir şaka gibi olurdu.

emreecoban

Kontrolsüz güç güç değildir diye klişe bir söz söylemek istiyorum.Benim bildiğim kadarıyla kanser hücrelerinin aşırı çoğalması ve normal hücrelerin görevini yerine getirememesine neden olması bizi olumsuz etkiliyor.Daha uzun yaşadığını ilk kez sizden duyuyorum.Muhtemelende eksik biliyorum:).Yine bildiğim kadarıyla yaşlılık olayı hücre yenilenmesinin yavaşlaması nedeniyle oluyor sanırım.Bunu yolunu bulabilirsek belkide daha uzun ömürlü olabiliriz. :))

ashirogi-muto

Lütfen bunu okuyun, okutun. Geçenlerde konuştuğum bir tanıdığım kanserin bulaşıcı olduğunu sanıyordu, ve üniversite mezunuydu kendisi.

hipergrafi

Kanserin kendisi bulaşıcı değil ama bazı virüsler kansere sebep olan hücre mutasyonlarona yol açabiliyor.

ashirogi-muto

Evet. Mesela cinsel yolla bulaşan Papilloma Virüsü'nün (HPV) bazı alt türlerinin ciddi oranda kansere neden olduğu biliniyor ama bundan yola çıkarak kansere "bulaşıcı" dersek insanlarda yanlış bir algı oluşturabiliriz. Çünkü insanların bu kelimeden anladığı şey doğrudan bulaşma, tıpkı gripte olduğu gibi. Bu manada bir bulaşma yok ama dolaylı bir şekilde tetikleyebiliyor evet.

Başlıklar

Angelina JolieKanserSinopTercihYoutubeçaycep telefonuolayşeker
Görüş Bildir