Galileo'dan Önce Dünya'nın Güneş Etrafında Döndüğünü Keşfetse de Engellenen, Unutturulan Bilgin: Uluğ Bey

-

Timur'un torunu, hem başarılı bir yönetici hem de astronomi alanında bugün bile eşine az rastlanır başarılara imza atan bilim insanı Uluğ Bey'i tanıyor musunuz?

Uluğ Bey'i ve onun bilimini araştırırken şu makale maddesinden, bilim tarihçisi Yavuz Unat'ın bu çalışmasından ve biyografik bir metinden faydalandık.

Gelmiş geçmiş en güçlü hükümdarlardan biri, Timur'un 1394'ün 2 Mart'ında torunu dünyaya geldi, Timur öylesine sevinmişti ki savaşta aldığı esirleri bile bağışladı.

Uluğ Bey isminin hikayesiyle başlayalım. Doğduğunda ismi Muhammed Taragay'dı ve doğduğu günden bu yana sarayda el üstünde tutulan bu toruna verilen isim bir yana sarayda Muhammed Uluğ Bey olarak anılmaya başlanmıştı. Zaten yıllar geçtikçe ona verilen bu isim asıl isminin önüne geçecek, hatta kimse Muhammed Taragay bile demeyecekti.

Uluğ Bey, Timur'un yanında yardımcı olarak çalışmaya başladığı yıllarda ilgisini çeken şeyin savaşmaktan ziyade öğrenmek, araştırmak olduğunu fark etti.

Dedesi Timur okuma yazma bilmediği için çevresinde kabalık bir alim topluluğu vardı ve merak ettiği kitapları onların anlatmasını istiyordu, Uluğ Bey'in de bilgiye hayranlığı katıldığı bu ufak toplantılarda başladı. Sarayda öğrenebileceği her şeyi öğrenmeye, uçuşan tüm bilgileri kapmaya çalışarak gençlik yıllarını dolu dolu geçirdi.

Meşhur Ankara Savaşı sonrası yaşlanan dedesinin ardından yaşanan taht kavgaları, sürtüşmeler Uluğ Bey'i ilgilendirmiyor olsa da bu çatışmalar sonunda o da Semerkand'ın başına geçti. O da artık bir hükümdardı.

Fakat hükümdarlık onun için sadece yapacağı çalışmalar için birinden emir almama garantisi sağlıyordu, idealleri bambaşkaydı.

Göklerdeki her şey onun ilgisini çekiyordu, öyle ki avcılık merakı bile araştırmacı kimliğiyle ortak ilerliyordu. Avlanırken özel kuşlar yetiştirmeye başladı ve bu kuşların cinslerini, türlerini bir yere not etti. Bunun yanında not ettiği tüm bu bilgileri farkında olmadan ezberlemişti. Tek bir eksik olmadan!

Fakat onun asıl başarısı astronomi alanındaydı ve bu başarı sadece Semerkand değil, dünya çapındaydı.

Evrenin gizemleri çocukluğundan bu yana ilgisini çekiyordu, öyle ki bu ilgisi onun yöneticiliği ikinci planda bırakmasına bile yol açmıştı.

Semerkant ve Buhara’da iki medrese kurdu, bunun yanında o yıllarda hayal edilemeyecek bir araştırma kapasitesine sahip en büyük gözlemesini inşa ettirdi. Bu gözlemevi sadece araştırmacılara sunulmuş değildi, kendisi de sürekli çalışmalar yapıyor ve gökleri keşfetmek için tüm zamanını harcıyordu.

Ne yönetici ama!

Bugün her nedense kendi kültüründe bile kitaplarda adı unutulan Uluğ Bey, Batı'da yapılan çalışmalara göre bugün bilimlerde devrim yaratan astronomlardan bile daha önemli çalışmalar gerçekleştirmişti.

Kopernik'ten daha üretken ve batıl inançlardan kendini tamamen arındırmış, kadın erkek eşitliğini medreselerine bile yazdıran bir hükümdardan bahsediyoruz! 

Trigonometri alanında yaptığı çalışmalar halen ilgiyle araştırılırken onun ve araştırmacı grubu Güneş konusunda bin yıllık gizemi aydınlatmıştı. Kopernik'ten neredeyse 60, Galileo'dan ise iki asır önce Güneş'in Dünya etrafında döndüğü inancının bilimsel olarak hatalı olduğunu ispatlamışlardı.

Semerkand ve çevresi onun yaptığı çalışmaları desteklemek şöyle dursun son aşamasına gelmesine izin vermeden engellemeye çalıştılar, başardılar.

Uluğ Bey'in unutuluş süreci de böyle başladı. Düşünün, Kilise iki asır sonra Galileo'nun unutulması için onu ve dolaylı olarak fikirlerini hapsetmeye çalışsa da bunu becerememişti. Oysa Uluğ Bey'in çalışmaları Galileo'dan ve çağdaşlarından fersah fersah ilerideydi.

"Bilgiye sahip olmak her Müslüman erkek ve kadının ödevidir.’’ Bu cümle Uluğ Bey'in medresesinin kapısına işlenmişti.

Yaptığı meşhur konuşmaların birinde "İnanç bir sis gibi dağılır, krallıklar yok olur fakat bilginlerin çalışmaları sonsuza dek kalır." demişti. 

Sadece bu iki cümle bile onun çağının ötesinde bir bilgin olduğunu kanıtlasa da çalışmalarının engellenmesi ve oğlunun kiraladığı bir suikastçi tarafından öldürülmesi onun bu ileri görüşlülüğünün cezasız kalmadığının da bir işareti olarak görülebilir.

Düşünsenize, bugün Gailieo yerine Uluğ Bey tarih kitaplarında anlatılıyor olabilirdi...

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
berkay-tezer

Ve bu yobazlar daha hala var ve ne yazık ki ülkemizde çoğunluklar. Osmanlı'da da bunun bir örneği var: takiyüddin Osmanlı'nın çöküşü, Avrupa'nın karanlık yılları, Türkiye'nin içinde bulunduğu durum hep bu zihniyetin sonuçları. Avrupa yendi bu yobazları ama biz bir türlü yenemedik ve işte her iki coğrafyanın durumu da ortada.

kemal-demir14

Bugünkü Müslüman topraklardaki geri kalmışlığı İslama bağlayıp da İslamdan soğuyanlar için ders niteliğinde bir içerik. Bugün bir bataklık olan Müslüman ortadoğu geçmişte bilim, kültür ve sanat merkeziydi, en parlak olduğu dönemlere bakarsak 9 ve 13. yüzyıllar arasına denk gelir. İslamiyetin çıkışının da 7. Yüzyılda olduğu düşünülürse, İslamiyetinin çıkışından sonra çok kısa bir sürede o bölgede bilim-kültür ve sanatın çok hızlı bir şekilde yükseldiğini çok net görebiliyoruz, o halde 'İslam bilimle çelişiyor, din gelişmenin önünde engeldir' demek mantıksız ve saçma olur. Kuran gece-gündüz, kainat-evren vs. daha bir çok şey için insanlara "düşünmeyi" emrederken, yaşayışta onu terk edip üstüne bir de düşünmeyi bırakıp, ortalığı cahil yobazlara bırakanlarda bütün suç.

psipsi

Türkler de kızılderiliymiş.

renginibelliet

bu neysede asıl konu şu endülüs ler avrupa bugün avrupa ise onlar sayesinde tabi avrupalı medeniler (!) onları kılıçtan geçirerek teşekkür etsede.

ergunaydeniz

"o yıllarda hayal edilemeyecek bir araştırma kapasitesine sahip en büyük gözlemesini inşa ettirdi"

Görüş Bildir