Bir Parça Kauçuk Uğruna Milyonlarca İnsanı Köle Olarak Çalıştırıp İsyan Etmeye Kalkanın Ellerini ve Ayaklarını Kestiren Belçika Kralı II. Leopold

7.3bPAYLAŞIM

Dünya üzerinde ‘insan’ kadar vahşi ve acımasız bir tür daha olmasa gerek. Tarih sahnesinde kana susamışlıkları ile nam salmış çok isim yer aldı, biliyorsunuz. Her biri bir başka katliama sebep oldu, her biri başkalarının acıları ve gözyaşlarıyla beslenip güçlendi. Bu isimlerin içinde özellikle Adolf Hitler ön plana çıksa da, acımasızlıkta Hitler’i aratmayacak biri daha vardı: Belçika Kralı II. Leopold…

Babası I. Leopold’un ardından Belçika tahtına oturan Louis Philippe Marie Victor namıdiğer II. Leopold, sömürge topraklara büyük ilgi duyuyordu. II. Leopold, amaçları uğruna her şeyi yapabilecek türde biriydi...

"Komşularınızı taklit edin, fırsat çıktığı anda denizlerin ötesine yayılın. Orada ürünleriniz için kıymetli pazarlar, ticaretiniz için gıda ve büyük Avrupa ailesi içinde daha iyi bir konum bulacaksınız.”

İşte II. Leopold'un hayat felsefesi tam olarak buydu. Avrupa ideolojisine gönülden bağlı ve çıkarı söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan herkesi harcayabilecek, paraya ve güce düşkün bir adamın neler yapabileceğini tahmin edebiliyor musunuz?

Dedik ya, Leopold büyük güç ve zenginlik peşinde diye... Tam da bu dileğini gerçekleştirebilecek bir hedef bulmuştu kendine, Afrika'nın tam göbeğinde yer alan Kongo.

Kongo’yı işgal etmek için kolları sıvayan II. Leopold, parlamentodan veto yemişti. Ancak sanmayın ki bu onu kararından vazgeçirecekti. Hazineden aldığı borçla sözde bir yardım cemiyeti gibi görünecek olan Uluslararası Afrika Derneği’ni kurdu. Dönemin ünlü kaşiflerinden olan Henry Morton Stanley ise Leopold’un emriyle Kongo’ya gitmiş ve burada bir sömürge yönetimi kurmaya başlamıştı. Kabile şeflerini kandırarak Kongo topraklarını parça parça alan Stanley sayesinde II. Leopold, Avrupa ülkelerince "Kongo’nun Kralı" olarak kabul edilmişti.

1800’lerin sonlarına doğru otomobil ve bisiklet endüstrilerinin lastik yapımında kullandığı kauçuğa büyük ihtiyaç duyuluyordu. Kral Leopold’un yardım etme bahanesiyle ele geçirdiği Kongo da dünyanın bir numaralı kauçuk üreticisiydi.

Kısa süre içerisinde nasıl bir nimetin elinin altında olduğunu fark eden Leopold, ülkeyi devasa bir çalışma kampına dönüştürmüştü. Ağır çalışma koşulları yüzünden her gün pek çok insan ölüyordu, Leopold ise bu süreçte yalnızca cebini daha çok doldurmanın peşindeydi. Yeterince hızlı çalışmayan veya isyan çıkarmaya niyetlenen kişilerin ceza olarak elleri ve ayakları kesiliyordu. Cezalar bununla da sınırlı değildi; Kongo toprakları cinsel organlarından asılarak idam edilenlerin ibret olması için ortada bırakılan cesetleriyle dolup taşar olmuştu.

Kongo’daki bu korkunç manzara ülkeyi ziyaret eden Joseph Clark adlı bir misyonerin şu üzücü sözleri sarf etmesine neden olmuştu: “Kongo’da olanları tekrar görmektense ölmeyi tercih ederim.”

Bazı İngiliz fotoğrafçılar, o dönem yaşananları zaman zaman gazetelere taşısalar da kamuoyu Kongo’da yaşananlara tepkisiz kalıyordu. Kral Leopold, çıkan haberleri bir şekilde bertaraf etmenin yolunu bulmuştu. Milyonlarca insan bir parça kauçuk, biraz da fildişi uğruna her türlü işkenceye katlanmak zorunda kalmış ve hayatını kaybetmişti. Bu acımasızlığın sonu ne zaman gelecekti?

Kral II. Leopold’un askerlerinin her birine belirli sayılarda kurşun veriliyordu. Askerler kurşunları boşa harcamadıklarını kanıtlamak için öldürdükleri yerlilerin kesik ellerini getiriyorlardı.

Askerlerin kurşunları yerlilere isabet etmediğinde ise zavallı insanların ellerini canlı canlı keserek eksik olan sayıyı tamamlıyorlardı. Kongo'da yaşanan bu vahşet geç de olsa ortaya çıkmaya başladığında Avrupa ülkeleri Kongo'nun Leopold'un özel mülkü olmaktan çıkarılıp Belçika sömürgesi haline getirilmesini istediler. Tabii, bu durum Kongo'da bulunan şirketlerin daha acımasız yöntemler geliştirmelerine neden olmuştu. Artık az çalışan ve borcunu ödeyemeyen yerlilerin kadınları rehin alınabiliyordu, üstelik bunu rahatça yapabilmeleri için bir yasa bile çıkarılmıştı.

Başlarda 20 milyon olan Kongo'nun nüfusu yaşanan bu katliamın ardından 9 milyona kadar düşmüştü. Dünyanın dört bir yanından gelen fotoğrafçılar ve din adamları bu vahşeti mümkün olduğunca insanlara duyurmaya çalışıyorlardı.

Yaşananları bütün çıplaklığıyla anlatan ve en üzücü karelerden biri 1900'lü yılların başlarında bir din adamı tarafından çekilmişti. Gördüğünüz bu karede çaresizce oturan bu adam, kendisi gibi köle olan küçük kızının yeterince çalışmadığı gerekçesiyle kesilen eline ve ayağına bakıyor. İşte 20 yıl boyunca Kongo'ya tam olarak böyle bir ortam hakimdi.

Olayları öğrenen insanlar Kongo'da yaşananları protesto etmek için protesto yürüyüşleri düzenlemeye başladılar. Dönemin ünlü isimleri de bu protestoya destek vermekteydi.

Bu vahim tablonun sona ermesinde protesto yürüyüşlerinin büyük bir etkisi olmuştu. Halkın baskısına daha fazla direnemeyen II. Leopold, Kongo'nun üzerinden elini çekmek zorunda kaldı. Kongo'dan çekildikten bir yıl sonra hayatını kaybeden Leopold'un ardında fildişi avcılığı yüzünden neredeyse yok olmak üzere olan bir fil nüfusu, milyonlarca sakat insan ve acı dolu bir 23 yıl kaldı. 

"Herkes kendi vicdanının bekçisidir, lakin vicdanı olmayan birinin bekçisi kim olur? Yalnızca çevrenizde olup biten kötülüklere değil, dünyanın hiçbir köşesindeki kötü olaylara sessiz kalmayın. Tek bir kişinin sesi, günü geldiğinde milyonlarca insanın sesi olacaktır..."

Bu içerikler de ilginizi çekebilir:

Dio İçerik Altı Banner
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
s.taha-kotan

Türk olarak tarihimizle ne kadar gurur duysak azdır

Gizli Kullanıcı

İtalya nın libyayı işgalinde bunun gibi çok örnek var, çölde katliam üstüne katliam, zira balkanlarda, azerbaycan da kısaca dünyanın her yerinde. Ortak söylemleri ''Barış , zenginlik ve demokrasi'' getirecekleri! Bugün dünyanın niçine eden sömüren kanını içen BATI. Üretmeyen toplumlar bu gibi durumlara herzaman düşebilir. Çalışmak, üretmek ve milli değerlere sahip çıkmak. Bugun elimizdeki telefondan arabaya, yediğimiz tahıldan iğneye kadar ithal, ve sürekli borçlanıyoruz. Kendimizi kandırıyoruz sadece . Akıbet yavaş yavaş geliyor.

Gizli Kullanıcı

''Keşke yunan gelip gelseydi '' diyebilen üstüne üstlük kendini dindar olarak gören sizofren hastalarına duyurulur. Aldığınız nefesin bile hesabı sorulacakken böyle adice şeyleri nasıl söyeyebiliyorsunuz?

eren-akbas3

Bu adam insanlık için bir utanç kaynağı olmasına rağmen Belçika'da halen heykelleri var.

johnfrusciante

Üniversitede okurken keşke ingilizle gelseydi de şimdi çok gelişmiş durumda olurduk diyordu. Zaten birisi de keşke yunan galip gelseydi de dinimizi daha düzgün yaşardık diyordu. İşte herhangi bir sömürge ülkesine teslim olsaydık muhtemel sonumuz da bizim böyle olacaktı.Hala bazıları Atatürk'ü ve silah arkadaşlarının kıymetini bilmiyor.

arsenic

O kadar doğru yazmışsın ki.. Evet bazı haysiyetsiz ve insanlıktan nasibini alamamış zavallılar, bu ülke için, bu ülkede o zavallıların bile rahatça yaşayabilmesi, özgür olabilmesi, ailesiyle güvende yaşayabilmesi için neler feda edildiğinin, yoksunluk ve yoksullukla, eldeki kısıtlı imkanlarla verilen mücadelenin farkında değiller.

serkan15

@Sefa; haklisin, ancak ingilizlerin eski sömürgelerine bugün bir göz at. En basarali onlar. Kanada, Abd, Avustralya, Yeni Zelanda, Güney Afrika, Honk Kong, Nijerya, Hindistan

johnfrusciante

@Peppp ; dediğin ülkelerin asıl yerlilerinin çoğunu katlettiler ve beyazlar taşındıktan sonra bu ülkeler biraz adam oldu.Genel olarak sömürge ülkelerin asıl vatandaşları katledildi eğer ülke güzelse beyazları yerleştirip geliştirdiler.Cezayir,Fas ,Afrika ülkelerin çoğunda her şeyi çalıp yaşanmaz hale getirdiklerinde komple terk ettiler.Bizi de katledip tatil yerlerine kendileri yerleşir, geri kalanı da bize bırakırlardı.

Görüş Bildir