Amerika Trump’ı Nasıl Frenledi?
Amerikan anayasasını yazanların en büyük korkusu bir kralın geri gelmesiydi. İngiltere’den yeni kurtulmuşlardı ve güçlü bir yürütmenin neye dönüşebileceğini biliyorlardı. Çözüm olarak iktidarı parçaladılar. Başkanı Kongre’ye, Kongre’yi mahkemelere, hepsini birbirine bağladılar. Kongre, ABD’nin yasama organı, yani bizdeki TBMM’nin karşılığı. Ama tek bir meclis değil, iki meclisten oluşur. Temsilciler Meclisi’nde 435 üye var ve sandalyeler eyaletlerin nüfuslarına göre dağıtılır. Senato’da ise her eyalet, büyüklüğüne bakılmaksızın iki senatörle temsil edilir. 100 senatör altı yıl için seçilir ve her iki yılda bir üçte biri yenilenir. Yasaların iki meclisten de geçmesi gerekir. Bakan, büyükelçi, general ve Yüksek Mahkeme yargıcı atamalarını onaylamak ise yalnızca Senato’nun işidir. ABD’nin kurucuları sonra bir şey daha yaptılar. Başkanı dört yılda bir seçtirirken Temsilciler Meclisi’nin tamamını iki yılda bir sandığa gönderdiler. Yani her başkan, döneminin tam ortasında, kendisi sandıkta olmadan bir sınavdan geçer. Amerikalılar buna ara seçim diyor. Siyaset bilimi literatüründe bu iktidar paylaşımının adı “denge ve denetim” (checks and balances). Ben anayasanın fren pedalı demeyi tercih ediyorum.3 Kasım’da Amerikalılar o frene bastı. Demokratlar Temsilciler Meclisi’ni geri aldı, üstüne Senato’yu da kazandı. Senato’da Cumhuriyetçilerden yedi koltuk koparıp 100 sandalyenin en az 54’üne ulaştılar; 5 Kasım sabahı bu yazı yazılırken Alaska ve Mississippi’de sayım henüz bitmemişti. Koparılan koltukların arasında Teksas ve Güney Carolina gibi on yıllardır Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan eyaletler var. Washington’da artık Trump için “topal ördek” (lame duck) deniyor, yani görev süresinin sonuna yaklaşan ve eli kolu bağlanmış bir başkan. Peki bu nasıl oldu?