Ogün Samast Haberleri

Ogün Samast ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Ogün Samast ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Başbakan itiraf etti sayılır.. Başbuğ’un kendisine ‘bugün bize yarın size’ dediğini ‘ve hakikaten dediğinin olduğunu’ açıkladı.. Başbuğ’u o gün dinleseymiş!.. Başbuğ kurulan tezgâhları anlatmış olmalı.. En büyük tezgâh ‘Kozmik Oda’ya girilmesiydi.. Bülent Arınç’a suikast girişimi dümeniyle devletin tüm sırlarına ulaştılar.. Tezgâhı Arınç üzerinden kurmuşlardı.. Arınç’ı kullanmışlardı.. İktidar paralel yapının üzerine gideceğiz diyor ya.. Paralelin kapısını açacak maymuncuk orada.. O suikast palavrasında.. O palavra o günlerde iktidarın işine geldi, Arınç’ın hoşuna gitti.. Çünkü hedefte askerler vardı.. Suikast senaryosu o kadar çalakalem yazılmıştı ki insanın inanması için salak olması lazımdı.. Demem şudur.. Gözaltılar, tutuklamalar yolsuzluk ve rüşvete soruşturmasına karışanlardan intikam alma operasyonu değilse.. İktidar gerçekten paralel yapının üzerine gitmeye niyetliyse.. İşe Kozmik Oda’dan başlamalı.. O bilgiler kime gitti, bulmalı.. Bülent Arınç’a suikast tezgâhını kimler yaptı.. Senaryoyu kim yazdı, kim uyguladı.. Paralelin kökü orada..
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
AKP, iktidara gelirken YÖK’ü kaldıracağına söz vermişti...Kaldıracağına, daha da güçlendirerek üniversiteleri iyice baskı altına aldı...Son zamanlarda gündeme gelen Rennan Pekünlü , Hayrettin Ökçesiz ve Kırmızılı Kadın Ceyda Sungur olayları, kamuoyuna yansıyan sadece birkaç örnek.Aslında YÖK sorununu tek başına değerlendirmek doğru değil...YÖK’ü de, AKP’nin “İleri Demokrasi” adı altında dayattığı otoriter sistemin bir parçası olarak görmek gerekiyor.Eğitim açısından AKP iktidarı bir yandan 4+4+4 düzeni ile üniversite öncesi öğretimi yozlaştırıp din eksenli bir hale getiriyor...
Ogün Samast Üçüncü Bir Kişinin İsmini Verdi
İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği'nce yürütülen soruşturma kapsamında 'tanık' olarak ifadesine başvurulan Hrant Dink cinayetinin faili Ogün Samast'ın, cinayetle ilgili ilk kez, bugüne kadar ismi geçmeyen üçüncü bir kişiden bahsettiği öğrenildi.Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in 19 Ocak 2007'de Şişli'de uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetmesine ilişkin İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekilliği Terör ve Örgütlü Suçlar Birimi Savcısı Yusuf Hakkı Doğan tarafından yürütülen soruşturmada bugün, cinayetin faili olduğu gerekçesiyle 22 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılan Ogün Samast, 'tanık' sıfatıyla dinlenildi.Hükümlü bulunduğu Kandıra Cezaevi'nden Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na getirilen ve ifade verme işlemi yaklaşık 3 saat süren Samast'ın, 8 sayfa tutan ifadesinde, savcının sorularını yanıtlarken 'araştırılmaya değer bilgiler' sunduğu öğrenildi.Üçüncü bir isimSamast'ın, 'şüpheli' olarak ifadelerine başvurulan dönemin İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer'i, cinayetten önce muhbir Erhan Tuncel vasıtasıyla ismen tanıdığını beyan ettiği kaydedildi.Dink'in öldürülmesini azmettirdiği öne sürülen sanık Tuncel ve cinayeti işleyen kendisi dışında üçüncü bir isimden bahsettiği belirtilen Samast'ın, bu ismin bugüne kadar yürütülen soruşturma veya davada hiçbir şekilde gündeme gelmediğini söylediği de ifade edildi.Ogün Samast'ın bu bilgiyi paylaşması üzerine, savcılığın bu kişiyle ilgili çalışma yürüterek araştırma yapacağı dile getirildi.İfade verme işleminin ardından yeniden cezaevine götürülen Ogün Samast'ın, bir süre önce savcı Doğan'a mektup yazarak, bilgisine başvurulmasını istediği belirtilmişti. Bunun üzerine savcı Doğan, Samast'ı 'tanık' olarak ifadeye çağırmıştı.AA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Neredeyse 8 yıldır süren tiyatro nihayet bitiyor. Polisinden askerine, MİT’çisine kadar istihbaratçıların yalanlarıyla kirlettiği Hrant Dink cinayeti dosyasında nihayet gerçekler konuşulmaya başlanıyor. MİT ve Trabzon Jandarması’nın yanında polisin de ağır ihmal ve kusuru, hatta kastının olduğunu 2009 yılından beri söylüyordum. Bunun için haber, yazı, kitaplar yazdım, hapis yattım.Ama hep dediğim gibi “Gerçekler yok edilemedi, hapsedilemedi.” Basında cemaatçi olduğu yazılan Savcı Muammer Akkaş’ın, cemaatçi polisleri de sorgulamamak için sümen altı ettiği Hrant Dink dosyasını yeniden açan Savcı Yusuf Hakkı Doğan, her geçen gün yeni bilgilere ulaşıyor. Cinayette adı geçen tüm kamu görevlilerinin ifadesini alıyor. Bu arada Hrant Dink’in katili Ogün Samast’ı da tanık olarak konuşturmayı başardı. Ogün Samast tam 8 yıl sonra bakın neler anlatıyor...
Ve Ogün Samast 7 Yıl Sonra Konuştu
Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin ihmali olup olmadığına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında ifadesi alınan cinayetin faili Ogün Samast’ın ifadesi ortaya çıktı. 
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
İki anlayış çekişiyor PKK'da. Bir kanat AK Parti'nin 2010'dan beri her seçim öncesinde çözüm vaat ederek bugüne kadar gelindiğine dikkat çekiyor. Öcalan'ın bir numaralı önceliği ise dışarı çıkmak, o olmasa bile PKK başkanlık makamını İmralı'da aktif hale getirmek. Hükümetin bir numaralı önceliği ise, doğal olarak silahlı eylemlerin yeniden başlamaması, can kaybı olmaması ve o arada seçimlere giderken yeniden asker ve polis cenazeleri günlerine, 'Şehitler ölmez, vatan bölünmez' sloganlarına dönülmemesi. AK Parti ve hükümet cephesinde de görüş ayrılıkları var, evet, daha çok seçim odaklı.
Celalettin Cerrah 'Şüpheli' Sıfatıyla İfade Veriyor
Hrant Dink cinayetine ilişkin kamu görevlilerinin ihmali olduğu iddiasıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında İstanbul Eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah 'şüpheli' sıfatıyla adliyede ifade veriyor.Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink suikastine ilişkin “Kamu görevlilerinin ihmali olup olmadığına' yönelik yürütülen soruşturma kapsamında ifadeler alınmaya devam ediyor.Soruşturmayı yürüten İstanbul Terör ve Örgütlü suçlar Bürosu savcısı Yusuf Hakkı Doğan, bugün “Şüpheli' sıfatıyla dönemin İstanbul Eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ın ifadesini alıyor. Cerrah avukatıyla birlikte sabah saat 10.00 sırlarında Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'na geldi.BAKANLIĞIN SORUŞTURULMASINA İZİN VERDİĞİ 9 İSİMDEN BİRİEski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Adalet Bakanlığı'nın Eylül ayında, İstanbul eski Vali Yardımcısı Ergün Güngör ve eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler ile birlikte soruşturulmasına izin verdiği 9 kamu görevlisinden biri. Soruşturma kapsamında, İstanbul eski Vali Yardımcısı Ergün Güngör, eski İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, İstanbul İstihbarat Şube eski Müdürü Ali Fuat Yılmazer, dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek yine dönemin İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun, dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler, polis memuru Bahadır Tekin'in de aralarında bulunduğu çok sayıda kişinin ifadesi “Şüpheli' sıfatıyla alındı.SAMAST “BİLGİSİNE BAŞVURULAN' SIFATIYLA İFADE VERDİSoruşturma kapsamında geçtiğimiz Cuma günü “Bilgisine başvurulan' sıfatıyla Ogün Samast'ın ifadesi alındı. Ayrıca Hrant Dink suikastinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Yasin Hayal ile beraat eden Erhan Tuncel de “Bilgisine başvurulan' sıfatıyla ifadeye çağrıldı.Cem TURSUN / İstanbul DHA
Hrant Dink Soruşturmasında Mumcu ve Zenit Serbest
Hrant Dink cinayeti soruşturmasında tutuklanmaları istemiyle mahkemeye sevk edilen komiser Özkan Mumcu ile polis memuru Muhittin Zenit, yurtdışına çıkış yasağı konularak serbest bırakıldı.Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink'in öldürülmesiyle ilgili soruşturmada ''şüpheli'' sıfatıyla ifadelerinin alınması için çağrılan Özkan Mumcu ve Muhittin Zenit,savcı Gökalp Kökçü'ye ifade verdi. Savcı Kökçü'nün, 'ihmali davranışla ölüme sebebiyet verme' ve 'görevi kötüye kullanma' suçlarından tutuklanmaları istemiyle nöbetçi İstanbul 5. Sulh Ceza Hakimliği'ne sevk ettiği şüphelilerin sorgu işlemi sona erdi. Hakimlik, Mumcu ve Zenit'i, 'yurtdışına çıkış yasağı'ndan oluşan adli kontrol tedbiri uygulayarak serbest bıraktı.Şüphelilerden, dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü'nde görevli istihbaratçı polis memuru Muhittin Zenit'in, Trabzon Emniyet Müdürlüğü tarafından Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı'na 17 Şubat 2006'da gönderilen yazıya ekli F4 raporunu hazırladığı ve bu raporda 'ses getirici bir eylemde bulunularak Dink'in öldürüleceği' şeklinde uyarılar olduğu iddia edilmişti.Soruşturmanın seyriDink ailesinin avukatlarının tek savcının görevlendirilmesini talep ettiği Hrant Dink cinayeti soruşturmasına, yaklaşık 7,5 yıllık sürede dört savcı bakmış, zaman içinde Dink cinayetine ilişkin ayrı dosyalar halinde yürütülen soruşturmaların tümü, dönemin özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş'a devredilmişti.Akkaş'ın yürüttüğü soruşturmada, 14 Şubat 2013'te bir tanık, güvenliğinin sağlanması şartıyla ifade vermiş, cinayetin faili Ogün Samast'ın da 28 Mayıs 2013'te ifadesi alınmıştı. 29 Kasım 2013'te ise davanın sanıklarından Erhan Tuncel, savcı Akkaş'a yaklaşık 6 saat tanık olarak ifade vermişti.Daha sonra, HSYK kararnamesiyle özel yetkileri alınarak Tekirdağ'a atanan savcı Akkaş'taki dosya, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı bünyesinde bu yıl kurulan Terör ve Örgütlü Suçlar Birimi savcılarından Yusuf Doğan'a devredilmişti.Dink cinayetine ilişkin tek dosyayla soruşturma yürütmeye başlayan savcılık, bu soruşturma kapsamında eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun ve eski İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek'in de ifadelerine başvurmuştu.İfade veren şüphelilerden Faruk Sarı, sevk edildiği mahkemece adli kontrol tedbiri uygulanarak perşembe günü serbest bırakılmıştı.Kaynak: AA
Dink Ailesi Avukatı Bakırcıoğlu: 'Üst Düzey Görevliler de Tutuklanmalı'
Hrant Dink cinayetinin üzerinden sekiz yıl geçti. Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘karanlık dehlizlerde kaybolmayacak’ dediği cinayet davası hâlâ adliye koridorlarında. Cinayette adı geçen kamu görevlileriyle ilgili olarak, 2010’daki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen yıllarca hiçbir işlem yapılmadı. Hükümetle Gülen Cemaati arasındaki ittifakın dağılmasının ardından ise soruşturma savcısı değişti ve kamu görevlileri ifadeye çağrılmaya başlandı. Dink cinayeti soruşturması, tarafların birbirine sorumluluk atmaya çalıştığı bir savaş alanına dönüşmüş durumda. Bugünlerde ise ilk kez, kamu görevlileri, cinayetle ilgili olarak tutuklanmaya başlandı. Dink ailesi avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, AGOS gazetesinden Uygar Gültekin'e süreci ve son gelişmeleri değerlendirdi.Cinayetin üzerinden sekiz yıl geçti. Bu davada temel taşlar neler?Olan biteni kısaca özetlemek bile her şeyi ortaya koymaya yeter. Olaylar, Agos’ta, 6 Şubat 2004’de Sabiha Gökçen’in Ermeni asıllı olduğunu iddia eden bir haberin Hrant Dink imzasıyla yayımlanmasıyla başlıyor. Bu haberin Hürriyet tarafından 21 Şubat 2004 tarihinde manşete taşınarak haber yapılmasına değin herhangi bir yankısı olmamıştı. Haberin Hürriyet’te yayımlanmasının ertesi günü, 22 Şubat 2004 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı resmi internet sitesinde bir basın açıklaması yayımladı ve Hrant Dink hedef gösterilerek “Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde, milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı, Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir” denildi.Bu açıklamanın bir gün sonrası, yani 23 Şubat 2004 tarihinde Hrant Dink İstanbul Valiliği’nde görüşmeye çağrıldı. 24 Şubat’ta Vali yardımcısının yanında iki MİT görevlisinin de olduğu bir görüşme gerçekleşti. 25 Şubat’ta Dink hakkında suç duyurusunda bulunuldu ve 26 Şubat 2004 tarihinde de Agos önünde eylem yapıldı. Bu tarihten sonra da basın yayın organlarında Hrant Dink aleyhine çok sayıda haber ve yorum yapıldı. 16 Nisan 2005 tarihinde Hrant Dink hakkında ‘Türklüğü Neşren Tahkir ve tezyif’ suçlaması ile dava açıldı.Yargılamada, bilirkişilerin ‘Türklüğe hakaret bulunmamaktadır’ raporuna ve Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazına rağmen mahkumiyet kararı Yargıtay tarafından onandı. Bu karar sonrası da Hrant Dink’e yönelik tehdit atmosferi büyüyerek sürmeye devam etti, yeni davalar açıldı. Duruşmalar sırasında adliye önünde eylemler yapıldı, saldırı girişimleri yaşandı. Bu gelişmeler İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ve Valilik görevliler başta olmak üzere devletin istihbaratından ve güvenliğinden sorumlu olan tüm kurum görevlilerinin de bilgisi dahilindeydi.Kamu görevlileriyle ilgili soruşturmanın Hükümet ile Cemaat arasındaki kavgadan dolayı başladığı yönünde bir algı var. Ancak hukuken verilmiş önemli kararlar da var. Kamu görevlilerini adliyeye getiren hukuki süreç nasıl gelişti?2007 ve 2008 yıllarında Kamu görevlileri hakkında Hrant Dink cinayeti nedeni ile yapılan incelemeler sonucu soruşturma izni verilmesi ve dava açılmasını gerektiren çok sayıda olgu ve delil bulunmasına rağmen bir kısım kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verilmedi. soruşturma izni vermesine rağmen, Bölge İdare Mahkemesi tarafından bu izin de kaldırıldı. Bu kararlar aleyhine İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvurduk. AİHM 2010 yılı Eylül ayında Hrant Dink’e yönelik tehdidin ‘açık ve yakın bir tehdit’ olduğunu, kamu görevlilerinin Hrant Dink’e yönelik açık ve yakın tehdidi bildiklerini veya bilebilecek durumda olduklarını, buna rağmen Devlet kurumlarının Hrant Dink cinayetini önlemediklerini karara bağladı. Bu karar yargı mercileri yönünden bağlayıcı bir karar olduğundan ilgili mahkeme bu görevlilerin AİHM kararındaki tespitler dikkate alınarak soruşturulmaları gerektiğini kararlaştırdı. Akabinde yine AİHM kararı dikkate alınarak Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından 2014 yılı Temmuz ayında Trabzon İl Jandarma ve Trabzon İl Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin soruşturulmaları gerektiği kararı verildi.İstihbarat birimleri arasındaki yazışmaların da ortaya koyduğu üzere Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı görevlileri de Hrant Dink’e yönelik tehditlerden ve öldürüleceğine ilişkin tasarıdan haberdardı. Dolayısı ile tüm bu bilgi ve kararlar bizi sözünü ettiğimiz kamu kurum görevlilerinin Hrant Dink cinayetinde bütünsel bir sorumluluğa sahip oldukları sonucuna götürüyor.Kamu görevlileriyle ilgili devam eden soruşturmada ilk kez tutuklama kararı çıktı. Tutuklama kararı dava sürecinde ne kadar önemli?‘Kasten öldürmenin hareketsiz kalınarak işlenmesi’ suçunu düzenleyen TCK madde 83, failin 25 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörmekte. İstenen cezanın üst sınırı ve Hrant Dink cinayetinin yarattığı toplumsal ve siyasal sonuçlar dikkate alındığında tutuklama tedbirine başvurulması gerekmekteydi ve bu gereklilik kamu görevlilerine yönelik ilk kez uygulandı. Bu tedbirin Dink cinayetinde sorumluluğu olan ve cinayeti engelleme konumunda bulunan üst düzey görevliler hakkında da uygulanması gerektiğinde ısrarcıyız.Trabzon Emniyet ve Jandarma görevlileri cinayetin tetikçilerine yönelik operasyon yapmadı. Hrant Dink ise İstanbul’da öldürüldü. İstanbul Emniyeti’nin sorumluluğu olduğunu beyan ettiniz, bu sorumlulukların neler olduğunu açıklayabilir misiniz?Hrant Dink İstanbul’da yaşamaktaydı. Evi ve Agos gazetesi bu şehirdeydi. Gündüz vakti İstanbul şehrinin en kalabalık caddelerinden birinde vuruldu. Cinayete giden süreçte, az önce bahsettiğimiz birçok gelişme İstanbul’da yaşandı. Bunlara ilaveten, İstanbul Ermeni Patriği Mesrob Mutafyan 2006 yılı Ekim ayında Ermenilere ve Ermeni kurumlarına yönelik tedbir alınması talebinde bulunmuştu. Hrant Dink’in kendisi, Agos yazarı Sarkis Seropyan ve oğlu Arat Dink’e yönelik ölüm tehdidi nedeni ile Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı nezdinde suç duyurusunda bulunmuştu… Ve Hrant Dink, öldürülmeden bir hafta önce yayınladığı ‘Neden Hedef Seçildim’ adlı yazısında da 2004 yılından itibaren yaşadıklarını anlattıktan sonra ‘Ve işte yine uçurumun kıyısındaydım. Peşimde tekrar birileri vardı. Onları seziyordum. Ve onların Kerinçsiz ekibiyle sınırlı ve salt onlardan oluşacak denli sıradan ve görünür olmadıklarını çok iyi biliyordum’ demişti.Koruma Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre ve tüm bu gelişmeler dikkate alındığında, MİT ve İstanbul İl Emniyet İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler başta olmak üzere yetkililerin, Hrant Dink’e yönelik koruma tedbiri alması yükümlüğünün bulunduğu ve bu yükümlüğün yerine getirilmediği açıkça ortada.Trabzon Emniyeti’ndeki kamu görevlileri bu konuda gerekli istihbaratın, hem Emniyet Genel Müdürlüğü hem de İstanbul’a verildiğini söylüyorlar. Hangi aşamada operasyon yapma sorumluluğu başlar?Yasin Hayal tarafından Hrant Dink’e yönelik eylem yapılacağı bilgisi edinildiği andan itibaren Yasin Hayal ve üyesi olduğu örgüte yönelik yoğun bir fiziki takip başlatılmalı, cinayet tasarısı Savcılığa bildirilmeli, ilişkileri belirlenmeli ve gecikmeksizin Yasin Hayal ve örgütüne yönelik operasyon yapılmalıydı.Trabzon’da Jandarma görevlileri hakkında devam eden bir dava var. Jandarma personeline Emniyet görevlilerine nazaran daha erken dava açıldı. Bu bir gelişme sağladı mı?Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın üst düzey komutanları Ali Öz, Metin Yıldız ve diğerleri, bilebildiğimiz kadarı ile en geç 2006 yılı Temmuz ayında Yasin Hayal’in Hrant Dink’i öldürmeyi tasarladığını ve bu cinayeti işleme kararlığında olduğunu, İstanbul’a geldiğini, Agos ile Hrant Dink’in evinin çevresinde ve bu iki mekan arasındaki yol güzergahında keşifler yaptığını, krokiler hazırladığını, silah temin etmeye çalıştığını biliyordu. Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri tarafından 20 Ocak 2007 tarihinde saat 21:30’da hazırlanan evrakta cinayetin el yapımı bir silah ile işlendiği bilgisine de yer verilmişti. Oysa ki Ogün Samast, Samsun otogarında saat 23:00 sıralarında yakandı ve cinayet silahı da o saat itibari ile ele geçirildi. Yani Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri henüz cinayet silahı ele geçirilmeden silahın niteliği konusunda bilgi sahibiydiler. Tüm bu bilgilere rağmen Trabzon İl Jandarma görevlileri hakkında açılan dava, ısrarlı bir şekilde ‘görevi ihmal’ suçlaması ile yürütüldü ve sanıklar bu maddeden ceza aldı. Mahkeme kararını, sanıkların fiillerinin TCK m. 83 kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ile temyiz ettik, dosya halen Yargıtay’da. Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlilerinin cinayetteki sorumluluğu görevi ihmal veya kötüye kullanma kapsamında kaldığı müddetçe bu yargılamanın erken başlamış olmasının bir değeri olmayacak.Özellikle cemaatçi olarak tanımlanan polisler, soruşturma aşamasında öne çıkartılıyorlar. Cinayete cemaatin bir eylemiymiş gibi gösteriliyor. Bu soruşturmanın sadece cemaatçi olarak adlandırılan polislerin yargılandığı bir davaya dönüşmesi nasıl bir tablo ortaya çıkarır?Soruşturmaya dahil edilen ve edilmesi gereken kamu görevlilerinin sorumluluğunu tartışmaya açtığımızda şu soruları bizim ve kamuoyunun sorması gerektiğinden hareket etmekteyiz. Öncelikle sözü edilen görevlilerin; hangi görevde oldukları, hangi bilgilere sahibi oldukları veya olmaları gerektiği, görevlerinin gereğinin ne olduğu, adım adım yaklaşan bir cinayeti önleme konusunda ne tür yetki ve tasarruflara sahip bulundukları ve hangi tutumu sergilemedikleri için Dink cinayetinin işlendiği bizim açımızdan öncelikli ve hayati sorulardır.Bu soruların yanıtı bize sorumluların kimler olduğunu göstermiştir ve gösterecektir. Tekrarla; Dink cinayeti bir mutabakat cinayetidir. Bütünsel sorumluluğun bulunduğu bir cinayettir. Düzenlenecek iddianame bütünsel sorumluluğu içerecek şekilde düzenlenmelidir. Bir grup, kesim veya salt bir kurum görevlilerini içerecek şekilde düzenlenecek iddianame eksik ve hatalı olacaktır.Öncelikle sözü edilen görevlilerin; hangi görevde oldukları, hangi bilgilere sahibi oldukları veya olmaları gerektiği, görevlerinin gereğinin ne olduğu, adım adım yaklaşan bir cinayeti önleme konusunda ne tür yetki ve tasarruflara sahip bulundukları ve hangi tutumu sergilemedikleri için Dink cinayetinin işlendiği bizim açımızdan öncelikli ve hayati sorulardır.Kamu görevlilerinin verdikleri ifadeleri nasıl değerlendiriyorsunuz. Nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?Kamu görevlilerinin ifadelerinin bir kısmı basın yayın organlarında yer buldu. Basın yayın organlarında yer almayan ve soruşturmanın sağlıklı yürümesi için açıklamayı doğru bulmadığımız birçok ifade de mevcut. Bu aşamada şunu çok açık şekilde beyan etmek isterim ki, alınan her ifadede açığa çıkan bilgiler kamu görevlilerinin Dink cinayetindeki sorumluluğunu yeniden ortaya koymakta.Dink cinayetinde kamu görevlilerinin sorumluluğuna dair çeşitli açıklamalar geliyor. Ramazan Akyürek, Sabri Uzun, Ali Fuat Yılmazer’in açıklamaları ve ifadeleri basında yer aldı. Bu kişilerin nasıl bir sorumluluk alanları var?Bu kişiler elbette Dink cinayetinin işlenmesinde ciddi sorumlulukları bulunan kişiler. Ancak sorumluluk bu kişiler ile sınırlı değil. Dink cinayetinde sorumluluğun birkaç kişi veya bir veya birkaç kurum üzerinden tartışılması doğru sonuç vermez. Soruşturulan kişiler kendi sorumluluk alanlarından bahsetmeyerek diğer kişi veya kurumların sorumluklarına vurgu yaparak savunma geliştiriyor. Müdahil taraf olarak Dink cinayetinde bütünsel sorumluluk bulunduğunu beyan ettik ve ısrarla bunu beyan edeceğiz ve etmeye devam edeceğiz. Bütünsel sorumluluğunu göz ardı eden ifade ve yaklaşımlar da izin vermeyeceğiz. Bu anlamda da soruşturma sonucu iddianamenin kimler hakkında ve hangi suçlama ile düzenlendiğini değerlendireceğiz ve tutum belirleyeceğiz.Kaynak: AGOS