Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Özge Özdemir Yazio: Eğitimde Asıl Yük, Öğretmenin Maaşı Değil, Bizim Zihniyetimizdir

195PAYLAŞIM
Yazio Banner

Yaklaşık on gün önce, Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni öğretim yılında uzaktan eğitimin nasıl yapılacağını anlatmak üzere bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda söylediği “Eğitimde asıl yük, öğretmenin maaşıyla ilgilidir.” cümlesi, yapılan onca çalışmayı bir kenara atan bir tartışma yarattı.

Ziya Selçuk, toplantı boyunca uzaktan eğitimin yeni yatırımları beraberinde getirdiğini anlattı. Rakamlar ve istatistikler eşliğinde, bakanlığın uzaktan eğitim için televizyon kanalları, canlı sınıflar, yapay zekâ temelli içerik platformları yapılandırdığını, uzaktan eğitime ulaşım eşitliği için altyapı çalışmaları yaptığını ve yüz yüze eğitim ihtimalini dikkate alarak okulların hijyen standartlarını belirleme ve uygulama çalışmaları yürüttüğünü açıkladı.

Kısacası, pandemi nedeniyle oluşan yeni durumda, bakanlığın hem uzaktan eğitim hem yüz yüze eğitim için farklı eylem planları hazırladığını, her planın yüksek çalışma ve harcama gerektirdiğini söyledi.

Bu açıklamalar gayet yerindeydi ve gerekliydi. Hatta yeni durum karşısında benzer çalışmalar ve harcamalar yapan özel okulların ücret iadesi talep eden velilerine yapması gereken açıklamaya da model oluşturmaktaydı. Biliyoruz ki, olguya dayalı bilgi açık şekilde paylaşılmadığı sürece spekülatif bilgi hepimizi huzursuzluğa sürüklüyor. Okullar ve veliler bir arada çözüm arayan kişiler olmak yerine, karşı karşıya çatışan kişilere dönüşüyorlar. Bu işten de sonuçta çocuklar zararlı çıkıyor. O yüzden toplantının buraya kadar olan kısmı gerekliydi ve özel okulların veliyle iletişimine bir model oluşturması açısından da önemliydi.

Gelelim tepki alan sözlere. Ziya Selçuk konuşmasının bir aşamasında şunları söyledi:

“Eğitimde asıl yük, öğretmenin maaşıyla ilgilidir. Millî Eğitim Bakanlığı’nın bütçesine bakarsanız, yatırım bütçesinin çok çok küçük olduğunu görürsünüz. Neye göre, personel maaşına göre. Bu tüm okullar için böyledir. Yani asıl yük kira varsa kirada ve öğretmen maaşındadır. Geri kalan yük vergi yüküdür ve elektrik, su parasıdır. Eğer vergi yükü devam ederse, eğer maaş devam ederse büyük ihtimalle bizim masraflarımızda Millî Eğitim Bakanlığı’nın, büyük bir azalma olmaz.”

Neden bu sözler bu kadar olumsuz tepki aldı? Tepki verenler neye tepki verdi? Tepki verenlere karşı tepki verenler ne söyledi? Tepki verenleri anlamaya çalıştılar mı? Sorunu anlamaya çalıştılar mı? Yoksa yalnızca Ziya Selçuk’u savunmaya mı geçtiler? Takip ettiğim kadarıyla herkesin duyguları dolup taştı, kimse oturup ne sorunu ne kendisini ne ötekini düşündü ve anlamaya çalıştı.

Benim işim, insanlara felsefi tartışma yaptırmak. Bir sorunu ya da kavramı daha iyi anlamak için bir araya gelen insanların soruşturma yapmasını kolaylaştırmak. “Eğitimde asıl yük, öğretmenin maaşıyla ilgilidir.” ifadesiyle başlayan tartışmayı da böyle bir toplulukla birlikte soruşturmayı çok isterdim. Şimdi bu işi burada tek başıma yapacağım. Katılmadığınız yerler olursa yorumlara yazmanız beni memnun eder.

Öncelikle, Ziya Selçuk’un konuşmasındaki sorunun, konuşmadaki bağlam kaymasından kaynaklandığını düşünüyorum. İktisadi olan ile insani ilişkiyle ilgili olanın birbirine karıştığı bir bağlam kaymasından söz ediyorum.

“Bakanlığın bütçesindeki en büyük payı öğretmen maaşı oluşturmaktadır.” deseydi, “Bütçeden bu ve benzeri payları çıkardığımızda yeni yatırımlara kısıtlı bir pay kalmakta ve bu nedenle sıkıntı yaşamaktayız.” deseydi böyle bir tepkinin oluşacağını düşünmüyorum. Çünkü burada bütçe konuşulduğunu ve bu olgusal bilginin bize aktarıldığını anlardık. Hatta bu sözlerin öğretmenlere değil hükûmete söylendiğini, bakanlığın eğitimde yeni yatırımlar için bütçe talebinde bulunduğunu düşünürdük. Ancak “Eğitimde asıl yük, öğretmenin maaşıyla ilgilidir.” denildiğinde, iktisadi bilginin aktarımı değil, insani ilişkiyle ilgili zihniyetin aktarımı öne çıkmış oldu. Özellikle “eğitimde yük” ifadesi, karşı tarafın özne olarak değil nesne olarak görüldüğü bir durum yarattı.

Şimdi ölçeği küçültelim ve böyle bir konuşmanın ailemiz içerisinde yapıldığını hayal edelim. “Senin eğitimin her şeyden değerli.” diyen anne-babamız, bir gün evin mali tabloları karışınca “Bu evde asıl yük, senin eğitimine yapılan harcamayla ilgilidir.” dese ne hissederdik? Ben bu sözlerden çatışma tonu alırdım. Bana “Sen bir yüksün.” dendiğini, aramızdaki insani ilişkinin işler ters gittiğinde bir anda iktisadi ilişkiye dönüştüğünü, dolayısıyla o kişilere çok da güvenmemem gerektiğini düşünürdüm. Sonuçta, temelde sevgi ve güven duygum zedelenir, uzun vadede ise karşılıklı saygı içeren insani ilişkinin nasıl tesis edileceğini öğrenemezdim.

Buraya kadar, konuya Ziya Selçuk’un sözlerine tepki verenlerin tarafından baktığımın farkındayım. Böyle bırakırsam bu eksik bir bakış olur. “Tepki verilenin” tarafında ne olduğunu da değerlendirmemiz gerekir. Şöyle ki, bir insani ilişkiyi özne-özne ilişkisinden özne-nesne ilişkisine çekip sürekli çatışma ve gerilim yaratan kimseler olabilir. Ama bunu belli durumda yapmak zorunda kalan kimseler de olabilir. Örneğin, kişinin insani ilişkiyi sürdürme çabası varsa ama görülmüyorsa, bu konuda sürekli ondan talepte bulunuluyor ancak yaptıklarına değer verilmiyorsa, insani ilişkiyi sürdürme sorumluluğu sadece ona yüklenmişse, karşı taraftan sürekli eleştiri ve şikâyet geliyorsa, sonunda o kişi de bir gün karşı tarafı nesneleştirebilir. Bu tepkisi doğru olur demiyorum, ama kişi ilişkideki bıkkınlığını ve sıkışmışlığını ifade etmenin başka bir yolunu bulamaz hâle gelmiş olabilir. Kısacası, onun da anlaşılmaya ihtiyacı olabilir. Bu olay özelinde, durum böyledir ya da değildir demiyorum. Hayatımızdaki aile, iş, aşk, arkadaşlık ilişkilerimizin tamamını düşünerek de “nesneleştirenin” tutumunu anlamaya çaba gösterebiliriz. Bizi özne-nesne ilişkisine çeken kişiyi bir münferit olay içinde değil, süregelen ilişkimiz içerisindeki karşılıklı tutumlarımıza bakarak değerlendirmemiz adil olacaktır.  

Bir ilişkide her iki taraftan biri olma ihtimalimiz vardır; nesneleştirilen de olabiliriz, nesneleştiren de. Yapanı karalamak yerine, böyle bir ilişkinin ‘ne’liğini sorgulamak aslında “kendimiz için düşünmektir.” Felsefe yapmaya, nitelikli düşünmeye ve yargıda bulunmaya tam da burada ihtiyacımız vardır.

Ziya Selçuk’un basın açıklamasından iki gün sonra, şarkıcı Demet Akalın “Çocuğuma maaşlı, sigortalı öğretmen tuttum.” şeklinde bir açıklama yaptı. Öğretmeni, kendisinin ve çocuğunun ilişki kurduğu insan değil, kullandığı bir nesne gibi konumlandırdı. Peki uzaktan eğitim tartışmaları sürerken biz hiç yapmadık mı böyle şeyler? 

“Uzaktan eğitimde günlük ders saatlerini arttırın, çocuklar evde bize sarıyor.” diyenler olmadı mı? “Özel okullar paraları toplasın diye yüz yüze eğitim bilerek belirsizlikte bırakılıyor.” diyenler olmadı mı? “Valla okula gitmek yok, ders saatleri de azaldı, öğretmenler yan gelip yatıyor, onlara yaradı bu iş.” diyenler olmadı mı? Herkes anlaşılmak istedi, herkes anlaşılmadığından şikâyet etti. Kimse çıkıp “Acaba birbirimizi anlıyor muyuz?” diye sorup karşılıklı konuşmaya meyletmedi. 

Çoğu zaman ilişkilerimizde insani yanı kaybedip karşımızdakini nesneleştiriyor ama bunu fark etmiyoruz. Tabi ki bizim bunu yapmamız, aynı şeyi yapan kişiyi eleştiremeyeceğimiz anlamına gelmez. Yoksa bu dünyada yalnızca günahsızların konuşmasına izin verilmesi gerekirdi. Ama eleştirmek, birini karalamak değil, olanın ne olduğunu düşünmek, değerlendirmek ve anlamaktır. Bunu yaparken kendimizi de anlamış oluruz. Eleştirel düşünme, insan karalamak değil, kendimiz için düşünmektir.

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un sözleri kadar, ona verilen tepkiler de, tepkilere verilen tepkiler de karşısındakini nesneleştirme yönündeydi, o yüzden bir bağırtı koptu ve geçti. Bağırtı değil diyalog istiyorsak, önümüzdeki sorunu düşünmeye, kendimizi ve diğerini anlamaya açık olmamız gerekmez mi? Bu becerileri bize eğitim kazandırabilir, değil mi? Eğer öyleyse, önce eğitimcilerin bu beceriye sahip olması gerekmez mi? Görünen o ki, eğitimde asıl yük, bizim düşünmek, konuşmak, anlamak yerine, bağırtı koparmaya devam eden zihniyetimizdir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
lvntrdn

Gerçekten tebrik ederim. Onedio olarak belkide ilk defa tarafsız ve objektif bir paylaşım yapılmış. Veya ben ilk defa görüyorum. Olaya her iki taraftan bakmak birde böyle düşün demek empati yapmak işte bu şekilde ortak bir noktada buluşabiliriz. Yoksa tek cepheden saldırarak, sonra o saldıraya cevap verilerek, sonra karşılıklı atışmalar, hakaretler, ithamlar ile birbirimiziden nefret etmek noktasına gelmekten başka bir şey yapmıyoruz. Gerçekten tebrikler...

ozgefozdemir

Çok teşekkürler. Destekleyici geri bildiriminiz beni mutlu etti.

1913

kalemine sağlık!! bu arada bağırtı kopmaz patırtı kopar.Dilbilgisi önemlidir.Yazını anlayabilmek için 2 hatta bağzı yerleri 3 defa okumak zorunda kaldım(bağzı yazmam ne kadar rahatsız ettiyse o kadar rahatsız oldum)Nihayetinde insanlara felsefi tartışma yaptırmak için kavramları doğru ifade edebilmek gereklidir ;)yaptığım ad hominem değil kesinlikle.Yazını tekrar okuduğunda bana hak vereceksin.İyi Çalışmalar.

ozgefozdemir

Haklısınız. "Bağırtı kopması" gibi bir ifade yokmuş, yanlış olmuş.

kalemine

koskoca meb nasıl öğretmen maaşı vermekte zorlanıyor ben anlamıyorum. diyanetten yardım isteyin abi onu da biz mi söyleyelim.

semih-kurnaz

Eğitim bakanı Ziya Selçuk'tan, Eğitim bakanı Ziya Selçuk'a tokat gibi cevap..

Görüş Bildir