Görüş Bildir
Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio'da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

etiket Levent Uysal Yazio: Hedefsiz İnsan Olur mu?

Anasayfa > Yazio

“Hedefe ulaşmak, ona yönelmekle başlar...”

Mesleki kariyerime başladığımdan beri en büyük amaçlarımdan biri bu ülkede kadınların hak ettiği yeri bulması oldu.

Mesleki kariyerime başladığımdan beri en büyük amaçlarımdan biri bu ülkede kadınların hak ettiği yeri bulması oldu.

Bu konuda çalıştım, baba mirası gibi düşünelim. Babam kırsal bölgelerde çalıştığından olsa gerek, hep bunu salık verdi. Biraz bu konuyu açıp liderliğe girmek istiyorum, kadınlara konusunda ne yapmalıyız?

Öncelikle kadınların doğru eğitilmesiyle yola başlamalıyız. Kadının yaptığı her şey, tüm çıktıları öyle önemli ki. Bireylerin ilk tanıştığı canlı annesi çünkü. Kadınlar anne olmamayı tercih etse bile, her zaman annelik duygusu vardır ve bu çok büyük bir artı. Karşılıksız sevgi verme, koruma, kollama… Düşünün bir işçi, önünüze yemek koyan, sizi koruyan, yeri gelince doktorunuz olan, yeri gelince aşçınız olan, altınızı temizleyen, öğreten, ağladığınızda gözyaşınızı silen…  Bu işçiye ne kadar maaş verirsiniz? Sınırsız, sonsuz, ölçülemez değil mi?

Önemli olan, kadınların, doğru eğitim yapılanması içerisinde gelişimini sağlamak… Bir kız çocuğu, önce annesini gördü ve onun yaptıklarından öğrendi. Okula gitti, öğrendi, eğitim alsa da; kadınlığı, birey olmayı yine annesinden öğreniyor. Biyolojik yapısındaki gelişimleri, ruhsal yapısındaki gelişimleri annesinden öğrendi; karşılıksız vermeyi, eş olmayı öğrendi. Örneğin bir kadın, eve gidince masaya ne yemek koyayım diye bir dürtüye sahipken, erkekler getir.com’dan yemek söyledi.

Erkekler, ayda bir kere mum ışığında yemek yemeye tahammül edebilirlerken; kadınlar bunu her gün yapmak isterler. Bu farka kötü veya sorunlu diyemeyiz. Sadece bu farklılıkları görmeli, bu farklılıkların güçlü yanlarını içselleştirebilmeliyiz. Kadınların duyguları, topluma değer katma, koruma, kollama potansiyelleri daha çok. Bunları öne çıkartmalıyız. Başarılarını ön plana çıkartarak, onları rol model haline getirebilmeliyiz. İnsanlar, rol modellerine ulaşabilmek için alın teri dökerler.

Türk toplumunun eksiği bu: kadınların, güçlerini, becerikliliklerini erkek olarak bastırıyoruz.

Türk toplumunun eksiği bu: kadınların, güçlerini, becerikliliklerini erkek olarak bastırıyoruz.

Bunları görmüyor, değer vermiyoruz. Oysa ortak karar alınabilmeli, kadına ve onun fikirlerine değer vermeliyiz. Eşitlik demek, tamamen eş olmak demek değil, her bireyin kendi rolleriyle güçlenmesi, kendi özellikleriyle var olabilmesi. Kendi güçlü yanlarının değer görmesi, dinlenmesi gerekli.

Bu bağlamda; anne, eğitimin temelinde. Onun rolü bu ve güçlü olduğu taraf bu. Bunu bilmeli, görmeli ve buna değer vermeliyiz. Anne bazen minicik bir dokunuşla, muazzam farklılıklar yaratabilir. Evliliklerin uzun sürmesinin temel koşulu, bir yastıkta kocamak durumu. Bireylerin, kendi gücüyle, kendi özellikleriyle bir olabilmesi durumu. Boşanmalara, anlaşamamalara baktığımızda; yastıkların, yatakların, odaların ayrılmasıdır. Bu ayrım olmamalı. Birliktelik her zaman, her alanda, doğru rollerle var olmalı. Kadınlara, kadınlıklarıyla güçlü olduklarını hissettirebilmeli. Kadınlıklarını hissettirebilmeli. Eşitlik değil, kendi eşsiz özellikleriyle daha güçlüdür kadınlar.

Kadın detaycıdır, detayları düşünür. Herkes bir masayı aynı şekilde koyabilir, ama bir kadın bambaşka şekilde ona dokunur. Bunun iyi yansıtılması, farklılıkların iyi yansıtılması başarıya götürür. Kadınların, yaptıkları her ürününün iyi olma olasılığı daha yüksek. Siz iyi bir şey yaptığınızda; para, ilgi, sevgi vs geliyor. Kadınların yaratılışlarından dolayı, iyi çıktılar üretmeleri çok daha olası.  Benim kızım, 6 aylıkken dünyaya geldi. Doktor, kız olmasaydı kaybederdik dedi çünkü erkekler çok çabuk vazgeçiyor. Ama kadınlar, doğarken bile savaşçılar (Gerçekten de erkek bebek ölümleri daha fazla). Doğal seleksiyon sürecine baktığımızda: erkekler bedensel güce sahipken, kadınlar ise zihinsel güç anlamında daha önde.

Benim hedefim bu diye anlattım, biraz hedef konusunu deşmek istiyorum. Henry Ford başarıya ulaşana kadar beş kez iflas ederek her şeye yeniden başlamak zorunda kaldı. Karşısına çıkan sayısız engele rağmen, hedeflerine olan inancı, vizyonunun genişliği ve ona ulaşma arzusu sayesinde, otomotiv sektörünün kurucusu ve bir numaralı ismi olmayı başardı. Ford’un hedeflerine ulaşma tutkusu, “Nereye gittiğini bilen bir yelkenin önünü kesecek bir rüzgâr yoktur.” sözüne gerçekleştirilmiş bir vurgu gibiydi.

Bir adamdan söz edeceğim.

Bir adamdan söz edeceğim.

Bir diğer adamın durumu ise daha farklıydı. Adı, Charles Lutwidge

Dodgson idi. Lewis Carroll takma adıyla yazıyordu. Aynı zamanda ünlü bir matematikçi, papaz ve fotoğrafçıydı. En ünlü kitabı, 1865 yılında basılmıştı. Herkes onu bir masal kitabı olarak bilir: Alice Harikalar Diyarında. Kitap, sıradan bir çocuk masalı değildir. Mantık, matematik kavramlarının metin aralarında tartışıldığı bir eserdir. Aynı zamanda işletme formasyonlarının

tartışıldığı bu kitap, derin anlamlarıyla günümüze ışık tutmayı hâlâ başarabiliyor. Özellikle hedefler ve hedeflerin insan hayatındaki değeri

konusunda kitapta pek çok değerli anekdot yer alıyor. Kitabın ana karakterlerinden Cheshire Kedisi ile Alice arasında geçen her diyalog, üzerine dikkatle düşünülmesi gerek birer ders niteliğindedir. Mesela, Alice ile Cheshire Kedisi arasında geçen konuşmalardan birine bakalım:

Metin gerçekten çok çarpıcı. Bir cümleye bir kez daha dikkat etmek gerekiyor. “Nereye gideceğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin hiçbir önemi yok.” Hedef koymak konusunda çok önemli bir ders var bu cümlede. Hayat için de önemli bir ders bu. Hayatında koyduğun bir hedef yoksa aslında ne yaşadığını tam olarak bilmene imkân yok. “Nereye gideceğini bilmeyen gemiye hiçbir rüzgâr fayda vermez” türünden bir yaklaşımı ifade eder bu sözler bütünü. Bir karşıtlıkla sembolleştirelim bu söylediğimizi: “Yaşıyorsan nefes alıyorsundur. Ama nefes aldığında yaşıyorsun anlamına gelmez bu.”

Hedefler, insanların yaşamlarını planlamalarına yardımcı olan, başarılarını ya da başarısızlıklarını üzerinden sorgulayabilecekleri, yeniden başlayacakları ya da bitirecekleri yerleri bilmelerine yardımcı olacak değerli bir araçtır. Ulaşmak istediğiniz şey konusunda bir hedef koyduğunuzda, neden vazgeçmemeniz gerektiğini de bilirsiniz. Ve bu size olası bir başarısızlık karşısında tekrar deneme azmi sağlar. Açıktır ki;

Unutmayalım; Başarılı olanlar nereye gittiklerini bilen kişilerdir!

Hedefi olan ve her seferinde tekrar deneyen insanlardan örnek mi istersiniz? Beethoven‘e ne dersiniz? Bir müzik efsanesi… Dahi… Ludwig’in

keman tutuşunu gören hocası, kendisine ilk derste müziği bırakmasını önermişti. Richard Bach‘a bakalım. Tüm zamanların en fazla satan kitaplarından Martı, tam on sekiz yayınevinden ret cevabı almıştı. Vazgeçmedi. 19. yayınevi kabul ettiğinde, onlar da bu kitabın milyonlarca satacağını bilmiyordu. ABD’nin en çok okunan yazarlarından William Saroyan. İlk kitabı basılmadan yayınevlerinden yüksekliği 75 cm’ye kadar ulaşan ret mektupları almıştı. Peki, Margaret Mitchell‘in filmleştirilen ünlü romanı Rüzgâr Gibi Geçti‘nin tam 38 defa reddedildiğini biliyor musunuz? Örnekler, dünya döndükçe çoğalacak. Her biri de, insanın bir hedefinin olmasının değerini ortaya koyacak. Unutmamak gerekir ki, insan sonuçta inandığı, ortaya koyduğu şeydir.

Hedefler, başarıların boyutlarını belirleyen önemli bir ölçüt. Mesela Japon sazan balıkları cam fanusta üç santim, akvaryumda beş santim, küvette yirmi santim ve okyanusta bir metreye kadar büyüyebiliyorlar. Bizler de Japon sazan balıkları gibiyiz aslında. Hedefler belirleyerek potansiyelimizin hepsini veya çoğunu kullanabiliriz. Bunun bilimsel kanıtları da mevcut. Hedefler üzerine yapılmış çok ilginç yaklaşımlı araştırmalar var. Biri de Yale Üniversitesi’nde yapılmış. Tamamı öğrenci olan gruba, özel bir hedefleri ve hedeflerine nasıl ulaşılacağına dair planları olup olmadığı sorulmuş. Öğrencilerin %3’ü yazılı bir hedef ortaya koymuş. Yale’li araştırmacılar yirmi yıl sonra bu insanların hayatta kalanlarıyla görüşmüşler. Varılan sonuçlar ilginç olmuş: Hedefleri olduğunu ve bunları nasıl elde edebileceğini yazılı olarak ifade edenler, diğerlerine göre daha varlıklı olmuşlar. Sonuçta;

Bir söz söyleyeyim; Hedefe ulaşmak, ona yönelmekle başlar...

Kuşkusuz başarının ölçüsü maddiyat değildir. Ancak hedef koymak, insan doğasının da bir tezahürüdür aynı zamanda ve çok önemli bir taşıyıcıdır.

Kuşkusuz başarının ölçüsü maddiyat değildir. Ancak hedef koymak, insan doğasının da bir tezahürüdür aynı zamanda ve çok önemli bir taşıyıcıdır.

Hedefsizliğin yol açtığı psikolojik yıkım, uzun zamandır yazın­da tartışılıyor. Üstelik cinsiyet ayrımı olmaksızın böyle bir yıkımın var­lığından bahsediliyor. Psikiyatristler, ‘insanın yaşadığı boşluk duygusunun özellikle hedef sahibi olmayan bireyleri daha olumsuz etkilediğini’ belir­tiyor. Bir hedefi olmayan ya da hedefine uygun hareket etmeyen insan, karşılaştığı olaylar karşısında ne yapacağını bilemeyen, sürekli çelişki­li kararlar alan insan durumundadır. Hedefi olmayan biri, yakıtı olmayan bir uçak gibidir. Hedefi olmayan bir insan, etrafını aydınlatamayan lam­ba gibidir. Hedefsizlik, pasifliktir. Dolaylılıktır. Hedefsizlik, bireyin top­lumdaki pozisyonunu da etkiler. Hedefsiz-boşluk duygusuyla çevrili in­san, bağlı bulduğu gruplardan dışlanma ihtimaliyle de karşı karşıya kalır.

Babamın sözüyle devam edeyim: “İnsanın varlığını hissettirmesi ancak yaptığı seçimlerle mümkün olur…”

İnsan hayatının tüm aşamalarında dolaylı ya da doğrudan, birincil ya da ikincil hedefler belirler. Bunlar bazen dile getirilir bazen bir iç ses olarak kalır. Yani bunları bazen dile getiririz, bazen de kendi içimizde planlar yaparak hedeflerimizi oluştururuz. Hedef, gidilen yol demektir. Varılacak yer, çizginin sonu, ufuk, rota, amaç, ideal ve gelecek demektir. Hedef, rotası belli bir geminin yakıtıdır. Hedef, motivasyonu, yani hareketi belirleyen enerjidir. Neden ve niçin sorularının cevabıdır. Hedef belirleme niyetindeki kişinin bunu yaparken, gerçekçi olması, kendini tanıması, hedefin ulaşılabilir olması ve motive edici olması önemlidir. Bu şekilde oluşturulan hedefler, kişinin geçmişini anlayıp de­ğer­len­di­re­bil­me­si­ni, şimdiyi yönetmesini ve geleceği şekillendirilmesini sağlayacaktır. Böylece kişi gündelik hayatta karşılaşacağı her türlü krizi çözebilme kararlılığında olur, motivasyonunu yüksek tutar, farkındalığını arttırır, önceliklerini belirler.

Hedef kendisini kararlılıkla uygulamaya koyan bireye çalışma alışkanlığı, başarı ve mutluluk getirir. Duyguları coşturur. Heyecanı yükseltir. Bireyin olumlu enerjisini arttırır. Tüm bunlar, kişinin seçimleriyle alâkalıdır. Bu bölümü bir anekdot ile bitireceğiz.

Hedefler gördüğünüz gibi seçimlerdir. Hedefini belirleyen kişi seçimini de yapmış olur. Bir başka ifadeyle, ‘bir yoldan gitmeyi seçmiş olan kişi onun getireceklerini de seçmiş olur.’

Peki, bunları bir soruyla bağlayalım:

Siz hangi yola girmeyi seçtiniz?

Instagram

Twitter

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
2
1
0
0
0
0
0
ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?