Her Yönüyle Malum Konuyu Masaya Yatırıyoruz: Hesap Ödeme Meselesi, Kültürü ve Politikası! 💸

-

Para ve ilişkiler... İnsanlığın ortak goygoy konusu adeta! E haliyle bu ikisinin bir araya gelmesi "buluşmalarda hesap ödemek" olarak vuku buluyor ve sonsuz bir tartışma konusu oluyor.

Bugün yine yüzeysel ve basit gibi görünen bu eğlenceli konulardan birine, hesap mevzusuna, el attık! 

Bakalım neymiş, ne değilmiş...

Siz de fikrinizi belirtmeyi unutmayın; yorumlarda görüşürüz!

Sosyal medyanın kesinlikle en sevdiği konu bu: Hesap ödeme meselesi!

Çünkü hem ilişkileri, hem de para meselesini bir arada ele aldığı yetmiyormuş gibi; bir de üstüne kadın-erkek eşitliği konusunu ekliyor!

İnternet dediğimiz büyülü mekanın, trollerin doğal habitatı olduğunu da düşünürsek...

İnsanları kızdırmak, tetiklemek ve rahatsız etmek için bu tarz "fakir, buluşma, varoş" vesaire gibi pek çok anahtar kelime kullanılıyor.

Bu mesele, Twitter başta olmak üzere her sosyal mecrada sürekli konuşuluyor, mizah malzemesi oluyor ve tartışılıyor.

Her ne kadar çoğunlukla şaka maksatlı da olsa, sözcüklerin sadece dilde kalmadığını ve düşünce yapımızı, hatta kültürümüzü şekillendirdiğini biliyoruz. 

Bu yüzden bu konuyu sizler için irdelemeye karar verdik.

"Hesabı erkek öder, kadını evine kadar bırakır" gibi kurallar adab-ı muaşerete dahil; bunu hepimiz biliyoruz.

Söz konusu mesele uygulamak olunca ise işler karışıyor. Karışıklığı yaratan şey ise sadece bu tarz nezaket kurallarının -geçmişten gelen pek çok kural gibi- artık gereksiz görülmesi değil; modern zamanın şartlarıyla da çatışması.

İşte bu yüzden konunun kökenine ineceğiz!

"Hesabı erkek öder" algısı var, evet. Peki neden var? Kadınlara çok aşırı değer verildiği için mi?

"Evet, tabi, atalarımızdan gelen centilmen adetlerimiz..." diye cevap vermeden önce şu gerçekleri göz önünde bulunduralım.

Geçmişimize bir göz atarsak göreceğiz ki; kadınların, çalışma hakkı yoktu! Dolayısıyla hoşlandıkları bey ile bir muhallebiciye gittiklerinde hesabı ödeyecekleri paraları da...

Cemiyeti Teali-i Nisvan yani "Kadının Durumunu Yüceltme Cemiyeti", 1913 yılında kurulmuştu ve yıllarca kadınların kendi rızalarıyla boşanabilme, çalışabilme hakları için mücadele ettikten sonra çalışma hakkı 30'larda kazanılabildi. 

Bu arada kadınlar çalışmıyor muydu? Elbette ki çalışıyorlardı! Evde, tarlada, her şekilde! Ama gelirleri maalesef ki yoktu. Tarlada ve evde tüm gün çalışan kadının kendi parasını kendisine saklaması ve canı istediği gibi kullanması gibi bir durum, siz de çok iyi biliyorsunuz ki imkansızdı.

Dolayısıyla; geçmişten gelen ve ağır centilmenlik kokan bu "hesabı erkekler öder" geyiği, aslında kadına verilen muazzam değerden değil; toplumda kadına yapılan adaletsizlikten kaynaklı bir mecburiyetti.

"Eee... Sonuçta kadınlar çalışma hakkını elde ettiler. Neden hala bu gelenek devam ettiriliyor?"

Çünkü biliyorsunuz ki kültürel devrim ve toplumsal dönüşüm öyle "çat" diye olmuyor. Geçtiğimiz yıllara kadar "Haydi Kızlar Okula" projesi dahi vardı. Bu size ne gösteriyor? Hala kadınları sosyal hayattan, eğitimden ve dolayısıyla da ekonomik özgürlükten sakınan bir zihniyetin hakim olduğunu.

Kadınlar çalışmaya başladı başlamasına, ama gelir eşitsizliği hala yakamızı bırakmadı. Türkiye, Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayımlanan Küresel Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği Endeksi'nde, gelir eşitsizliği konusunda 134 ülke arasında 129. sırada yer almıştır.

Aslında sadece ülkemizde değil, dünyada bile böyle bu! Hala Hollywood filmlerinde dahi aynı işi yapan ve ikisi de başrol olan kadın-erkek arasında cinsiyet gelir eşitsizliği var. İnanmadınız mı? Belki Benedict Cumberbatch'e inanırsınız o zaman...

Kısacası, bu "hesap ödeme" meselesinin kökeni kadını el üstünde tutmaktan gelmiyor... Hatta tam tersi!

Kadını izole ettiğimiz sosyal hayata, dış dünyaya adeta bir turist gibi çıkarıp; sanki bir çocukmuşçasına onu "yedirip içirip gezdirmek" algısı bu!

Diğer adab-ı muaşeret kuralları da öyle... Mesela kadını evine kadar bırakmak!

Çünkü kadın yol bilmez, iz bilmez. Babadan alınan bir "emanet"tir. Kendini savunamaz ve sokaklar tehlikelidir. (!)

Yani; sanıyor musunuz ki yol iz bilmemek, başkasının kontrolünde olmak ve tehlike içinde savunmasız kalmak kadının kendi tercihi? Tabi ki hayır! Bu kurulan ve dayatılan ataerkil sistem böyle... 

Dolayısıyla bu "eve bırakma" hareketi Hollywood filmlerinde her ne kadar sevimli, öpücüğün alındığı an gibi olsa da; kökeni yine kadının "güçsüzlüğüne" dair...

Bağyanlara kapıları açmak, merdivenden inerken ellerini tutmak...

Genelde Batı kökenli olan bu adetlerin açıklaması da benzer bir şekilde:

Nefes alamayacakları kadar dar korseler, kat kat örtülü kıyafetler ile kadının böyle basit günlük hayat işleri yapması bile zorlaştırılmış.

Tıpkı şu an sırf oyunu kuralına göre oynamak - sosyal hayatta kabul görmek için upuzun topuklularla hızlı yürüyemeyen, dar eteğiyle mecburi minik adımlarla asansöre yetişmeye çalışan bir kadın gibi... Şartlar eşit değil. Belki de bu tarz "jest"ler, bu adaletsizliği içten içe fark ettiğimiz için eşitlemek adına yaptığımız bir vicdan rahatlatma çabası...

Yine günümüze dönüyoruz. Evet, kadınların paraları yoktu, dedik. Şimdi var ama eşit değil, dedik. Bitti mi?

Bitmedi! 

Zira olayın bir de duygusal boyutu var! Bu hesap ödeme meselesi (ki aslında buna alınan hediyeleri vesaire de ekleyebiliriz, yani romantik ilişkilere dahil olan her parasal konuyu!) çoğu zaman bir "duygusal güvence" gibi görülebiliyor.

Pek çok kadın için, sevgilinin ilişki sırasında harcadığı para, "ileride bana ne kadar iyi bakabilecek? Yeterince zengin mi?" gibi soruları değil; "Beni gerçekten seviyor mu? Benimle gerçekten uzun süre birlikte olmak istiyor mu?" gibi soruların cevabı konusunda ipuçları veriyor.

Nitekim öyle bir toplumda yaşıyoruz ki; sizin de gayet farkında olduğunuz gibi, bir hafta içerisinde 5 kadınla görüşen erkek "çapkın, adam, kralll" iken, bir ay içerisinde 2 erkekle görüşen kadın "hafif meşrep" diye damgalanıyor. Dolayısıyla erkeğin daha sadakatsiz olabilmesi için toplumun yarattığı bir onay var. Ayrıca evrimsel açıdan bakalım: bir kadının, ömründe (sağlıklı olarak) maksimum 2-3 doğum yapıp bir de doğumdan sonra kendisini ailesine odaklayacağı düşünülünce; sosyal hayatı son hız devam eden erkeğin bedeninde hiçbir değişim olmadan yeni romantik partnerler bulabilme olasılığı kat kat daha yüksek. Yani; romantik ilişkiler kadın için çok büyük bir kumar! Doğru erkeği - onu gerçekten sevecek erkeği bulmak önemli çünkü bir çocukla ortada kalabilir. O yüzden o erkeğin onu gerçekten sevdiği konusunda daima şüpheleri oluyor, büyük kararı vermeden önce erkeğin onu ne kadar istediği - onun için nelerden vazgeçebileceği sorusu kafaları kurcalıyor.

Kısacası: Sevginin somutlanmış halini, fedakarlığı, o kanıtı istiyoruz. Biraz duygusal bir mesele...

Ama yine de erkeklerin hesap ödemesini çoğumuz istemiyoruz. Neden?

Geleneksellikten nefret ettiğimiz için mi? Hayır.

Hesabımızı kendimiz ödemek istiyoruz çünkü "Yedirdim, içirdim, gezdirdim" gibi laflar kadınları otomatik olarak pasifize ediyor.

Ne demek "Kadına buluşmada tavuk döner YEDİREN erkek" ?! Sen bir bireysin, sana en son annen bir şeyler yedirmiştir ancak, o da çocukken... Edilgenlikten kurtulmak iyi bir fikir değil mi? 

İstemiyorsan yeme, istemediğin yere gitme, sesini çıkar ayol!

Zira bu matrak görünen geyikler sonunda daima ciddi bir noktaya bağlanır: "İnsanlık onuru" dediğimiz şey...

Yani bir insanı yıllarca tutkuyla sevmiş olsan da, para meselesi işin içine girince sanki sen "parası yetenin alabileceği bir malmışsın" gibi davranır bu dünya. Podyumda bir yürüyüşüyle milyonlar kazanan zengin bir manken olsan bile, sanki parası için bir adama tamah edecekmişsin gibi aşağılar...

Cen Yücel'in o müthiş çevirisi ile malum Shakespeare dizelerini hatırlayalım: "Gözyaşlarınla da eğlenir, onları bile alıp - satar bu dünya!"

Dünyanın en çok satan yıldızı, aynı zamanda kozmetik şirketi sahibi zengin bir kadın olsan bile...

Paraya tamah ettiğin sanılır; duyguların, arzuların yok sayılır!

Bizce, adaletsizliğin farkında olun. Olun ama yine de kimsenin parasına tamah etmeyin kızlar!

Gün gelir havalar bozulur, içtiğiniz beş liralık kahvenin bile hesabı sorulur, içten gelip aldı sandığınız hediyenin fiyatı yüzünüze vurulur, daha da önemlisi bunlar yüzünden onlara aşk-seks-sadakat borçluymuşsunuz gibi davranırlar!

Bizce o ihtimali açık bırakmayın.

Hesabı erkeğin ödemesine dair bir geleneğin varolması ve günümüze taşınması; sizin güçsüz, zayıf olduğunuz anlamına gelmiyor!

Gelir eşitsizliği var, cinsiyet eşitsizliği var... Son 100 yılda inanılmaz yol katettik. Ama hala var. Bizim naçizane tavsiyemiz: Siz yine de kimseye o eski günleri ve şartları hatırlatacak gücü vermeyin hesap ödeterek... Bölüşün gitsin! Hayat paylaşınca güzel zaten!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
ayna-efendi

ekonomik özgürlüğü olduğu halde erkeğe hesap ödettirme derdinde olan kadın eşitlik değil pozitif ayrımcılık derdindedir, onun dışında bazı erkekler de sırf hesap ödüyor diye kadın üzerinde baskı kurmaya kendine borçlu görmeye de kalkabilirler, o yüzden her zaman hesabınızı ödeyin en azından ödemeyi teklif edin, hatta arada siz de ısmarlayın iyi olur

ozzggee

Almanya’da doğdum büyüdüm ve yaşıyorum... Geçen alışverişte önümde alman bir çift vardı 3€‘yu 1,50 1,50 paylaştılar yuh dedim içimden... Bize ters böyle küçük hesaplar 😃

ayna-efendi

aslında en doğrusunu yapıyorlar

vemrv

İlk buluşmalarda bence erkek ödemeli,sonrası sırayla süre gelir.Böyle yeni yenikim ödemeli kim almalı icatlar çıkartıp insanlarında beynini bulandırmaya gerek yok.Ayrıca eve bırakmakta ki amaç kötü değil bence daha fazla sohbet edilebilmesi için oluşturulmuş fırsattır.Yeter ki samimi sevgiler olsun bu tür şeyler gözetilmez.

7kedi7eti7

lan ödesen bi dert ödemesen bi dert. adama ne yapcağını şaşırtıyosunuz ya... herkes evde ysin gelsin...

afilliisim

ya bir de söz de yedirip, içirip,gezdirip, evinin önüne bıraktıktan sonra eve girince beni çaldır diyorlar ya !! yani ?????? Neden bunu söylüyorsunuz ???

ayna-efendi

ben evine bırakamazsam eve gidince mesaj atmasını istiyorum, evine sağ salim ulaştığını bileyim içim rahat olsun

Görüş Bildir