Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ünal Güner Yazio: Dün ve Yarından Özgürleş

2PAYLAŞIM
Yazio Banner

Hedef belirlemek çoğu kişi için çoğu zaman kolay değildir değil mi? Hedefi konusunda emin olamayan insan, toplumun ya da çevresinin ona dayattığı hedefe yönelir. Ve sevmediği bir işi yaptığı için, sevmediği ortamlarda bulunduğu için ya da hiç
anlaşamadığı kişilerle birlikte olduğu için şikâyet halinde olur. Hayatın ve toplumun bir dayatması vardır. Bu dayatmaları kabul ettiğinde kurban rolünde olursun.

Hedef koyamamak da yönü bulamamak da aslında en içeride, enerjilerdeki eksiklikler yüzündendir.

Temele gittiğimizde çakralar sisteminde, görüsünü açmıyordur. Bazen görse de karar veremiyordur. Çünkü kararlar konusunda net değildir. Netlik yoksa, orada sis ya da bulut vardır. Bu yüzden görüş netleşemiyordur. Çakralar sisteminde, ikinci enerji merkeziyle ilgili endişe halin varsa, yani ikinci çakra iyi çalışmıyorsa, şaşkınlık baş gösterir ve kararsızlık hali olur. Korku ve panik atağın doğurduğu endişe, sen hayata güvenemediğin için güç merkezini kilitleyerek kararlarını iptal eder. Böylece karar veremez hale gelirsin. Karar veremeyen kişi iradesini kullanamaz. İradesini kullanamayan kişi, başkalarının iradesine göre hareket etmeye başlar.

Bugün meslek seçimi yapacak pek çok insan güvenli olsun diye maaşlı bir iş tercih ediyor. Devlet kapısında olmaya gayret gösteriyor. Çünkü toplumsal olarak bu düşünceye yönlendiriliyor. Sistemi kendi içinde kurmadığında, çalışır hale getirmediğinde, dışarıdan yönlendirmeler başlıyor.

Yeteneklerle doğduk hepimiz. Hayatımızı kendi seçimlerimizle oluşturmak üzere yaratıldık. Hayatı cennete dönüştüremiyorsak bu yolda doğru gitmeyen bir şeyler vardır. Hedef koyamıyorsan, gelecekle ilgili bir şey çağıramıyorsan erille, otoriteyle, ruhla ve Yaradan’la ilgili alışveriş dengende bir bozukluk vardır. Babayla ilgili sorunlar yaşıyorsan, geleceği göremiyorsundur ya da gelecek sis bulutunun ardındadır. Anneyle ilgili sorunun varsa, geçmişe dönüp bakamadığın için geleceğe dönük hedefler koyamazsın. Her iki durumda da hedeften şaşarsın.

Uzakdoğu’da bir yayla ok atma sanatı vardır. Çok özel bir teknikle çalıştırırlar ve ruhsal eğitimle ok atmayı öğretirler. Öğrenciler, geldikleri noktada, hedefi kafasının içinde görmeye başlar ve oku nereye çevirirlerse çevirsinler o ok, gidip hedefi vurur. Yazık ki çok insan hedefe elleri titreyerek baktığı için önünde duran hedefi bile vuramaz.

Dünya hayatına bir hedefle geldin. Hatırlasan da hatırlamasan da bu hayat programını almanın bir sebebi var. Bu sebep sana her gece rüyalarında hatırlatılsa bile gün içinde unutursun.

Yüz yıllık bir ömür verseler ve “Süren bittiğinde, dünyadan ayrılırken, gönül rahatlığıyla gitmeni sağlayacak olan şey nedir?” diye sorsalar ne cevap verirsin? Cevap, senin nihai hedefindir. Yani bir gün dünyadaki hayatın tamamlandığında, “İyi ki yapmışım, iyi ki şu son noktayı koymuşum. Tam da hedeflediğim, gelmek istediğim noktadayım ve yapmak istediğimi yaptım. Bu benim dünyada bıraktığım izdir işte” dediğin şey, nihai hedefini tarif eder.

Şu ana kadar sezdiğin, hissettiğin veya fark ettiğin nihai hedefini bul. Hayalinde dikdörtgen taşlarla örülmüş bir piramit maketi oluştur. Şu anda bulunduğun seviyede yaptıkların, birikimlerin, olduğun nokta neyse bunu bir taban taşı olarak zemine döşe. Piramidin tepe noktasına da ulaşacağın nihai hedefi yerleştir. 

Çoğu kez temeli oluşturmak işin en emek verici kısmıdır. Çevrenin baskıları, dışarının gürültüsü ve nefsin şımarıklığı başlıca engellerdir. Şimdi hedefe ulaşabilmek üzere birikimlerinden bir taban karesi oluştur. Nihai hedefe gidiş yolculuğuna hizmet etmeyecek her şeyi ele. Ardından, ilk tabanın üzerine nihai hedefin bulunduğu yüksekliğe doğru odağını daraltıp taşlarını örerek yukarıya doğru çık. 

Bu ilerleyişte sana gerekli olacak enstrümanları, eğitimi, yeri ve fikirleri kendine katmak konusunda projelendirmeler yap. Eksikliklerini ya da bırakman gereken fazlalıkları tespit et. Yanlara ve hedef dışı taşmalara yani oyalanmalara dikkat et. Bazen özgürlük alanlarını sen yönet. Elin işte gözün oynaşta gibi, hedefini gökyüzündeki bir yıldıza bakarak yürürmüşçesine takip et. Gelişimine ve hedefle buluşmana hizmet edecek alanların içinde ol. 

Hele ki seçtiğin nihai hedef seni yükseltip bütünün de hayrına olabilecek bir şeyse eylemlerinin seçiminde “Bunun benim tekâmülüme ne faydası var?” diye sor. Sana hizmet ediyorsa yola devam et.

Piramidi ve hedefini gözünde ne kadar iyi canlandırabilirsen hedefinle buluştuğundaki halin tadını hissederek şevkle yola devam edebilirsin.

Bu dünyaya niye geldiğini bilmiyorsan, niye bu anneden, babadan doğduğunu, niye yaşadığını bilmiyorsan nihai hedefine ulaşamazsın. Hayattan ne almak istediğini bilmeyen ne almak istediğine karar veremez. Nerede olduğunu bilmeyen, nereye gideceğini bilemez. Nereye gideceğini bilmeyen için gideceği her yer hedefinden uzaklaşmadır.

Yaşam senin için sadece nefes almak, yemek yemek ve su içmek midir? Eğer öyleyse söyleyecek söz yok zaten. Eninde sonunda bir ekmek veren bulunur.

Dünya hayatına ne için geldiğimizi hatırlamanın adı, dönüş yolunu hatırlamaktır. İnsan dönüş yolunu hatırlamıyorsa hayat piramidinin duvarlarını yükseltmeye çalışırken içindeki labirentlerde sıkışıp kalıyordur. Yani onu nihai hedeflere taşıyacak yönelimler yerine, başka şeylerle uğraşmaktadır. Piramidin tepesindeki hedefe varabilmek için, alttaki hedefleri de oldurmak gerekir. Mesela bir yazar, nihayetinde Nobel almayı planlıyorsa, öncesinde kitabını yayımlatmayı, çok okunmayı, ülke içinde de ödüllendirilmeyi kendine ara hedefler olarak belirlemelidir.

Hayatının senaristi olarak bu sinemadan izleyicinin nasıl çıkacağını önce hayal ettin, bu filmin ne anlatacağına karar verdin. Şok bir final mi olacak, öğretici mi olacak, ağlatacak mı, yoksa güldürecek mi? Bir film izlediğinde aklında en uzun süre son sahnesi kalır. Hayat sinemasında da filmin önce sonu yazılır sonra da o son sahneye göre başlangıç ve gelişme bölümleri yazılır.

Dünya hayatı için gelecekten geçmişe yaptığın program gereği bu anne babadan doğdun, o yüzden bu okulları okudun, bu mesleği yapıyorsun ve şu andaki mevcut halindesin. Zihin sıralı ve tek boyutlu çalıştığı için meseleyi anlamakta zorlanabilirsin. Oysa önce “gelecek” oluşmuştur, geçmiş değil.

Zihnimiz zamanı, “geçmiş, şimdi ve gelecek” düzlemi üzerinde görür. Bu şekilde algılayarak kendini zaman ve mekân eksenleri içerisinde konumlandırır.

Mağara devrindeki insanlar çocuğu anne doğurduğu için anneyi yaratıcı olarak görmüşlerdir. Uzun zaman sonra bir erkeğin bir kadını döllemeden yani baba faktörü olmadan çocuk olmadığını fark etmişler.

Bunu sembolik olarak değerlendirelim istersen... Anne geçmiş, baba gelecek, çocuk da şimdiki zaman olsun. Zihin şimdinin ve geleceğin oluşabilmesi için önce geçmişe yani anneye ihtiyaç olduğunu savunur. Modern fizik ve biyoloji ise bu işte babanın da katkısı olduğunu söyler. Yani geleceğin, geçmişi döllediğini... Aslında anneyi ve babayı yani geçmişi ve geleceği buluşturan, çocuktur, yani andır. O çocuğun doğabilmesi için anne ve baba bir araya gelir.

Bu arada sistemin bir sürü yasası çalışıyor ve herkesin bir yedeği var. Herkes piramidin tepesindeki hedefe ulaşacak değil elbette. Sen değilsen bile, oraya ulaşabilecek bir sürü yedeğin var. Sistemin hiçbir işi boşta kalmaz. İki yüz milyon sperm, çocuk olabilmek için koştu. Her birinin yedeği vardı. Yolda dökülenler oldu ama bir tanesi hedefine ulaştı. Sen de kendi hayatın için bir hedef belirledin, o hedefi bulmak üzere yola çıktın. Somonların şelaleleri aşıp kaynağa yumurta bırakmasını düşün. Dönüş yolunu bulma içgüdüleri, yumurtalarını doğru yere bırakmayı sağlıyor. Şelalelerden geçeceksin ve hedefine ulaşacaksın.

Hayatın mesajlarını doğru okumadığında, geri durman gereken olaylar hatırlatılmasına rağmen ısrarla onları yapmaya çalıştığında, bırakman gerekenleri bırakmadığında hedefinden uzaklaşır ya da oyalanmaların sonucu hedefinden uzaklaşırsın.

Judo yaparken, 19 yaşında milli takımda ve kendimce gücümün zirvesinde olduğum bir zamanda yarışları bırakmaya karar vermiştim. Çünkü bu işin kendimi geliştirmek istediğim manevi alanlarla ilgili engel teşkil edeceğini düşünüyordum. Bu kararı vermeme rağmen bir müddet bırakmakta oyalandım. Önce belimle boynum arasındaki kaslarım aşırı sertleşti ve kımıldayamaz hale geldim. Ardından omuz kaslarım yırtıldı ve beş dakikalık bir maçta üç kere çıkmaya başladı. O günlerde, canım acıtılarak içimdeki sese ve hedeflerime yönlenebilmek için yarışmacı olmaktan vazgeçirildim.

Hatırla ki, bıraktığında kolaylık vazgeçtiklerinde ise zorluk sunulmuştur. Gerek sezgilerinle gerek algılarınla, ilhamlarınla, gerek hayatın sana yön vermesiyle, sorularınla cevaplar gelir.

“Gerçekten neyle buluşuyorum?”

“Neyle buluşmak beni mutlu eder?” sorusunun cevabını bekle. Korkularını bıraktığında, seni neyin mutlu edeceğini belirlersin. Gücün belki ilk aşamada piramidin tabanında sadece bir adım atmaya yetecektir. Fakat devam ettiğinde nihai hedefi göreceksindir. Hedeflerini gerçekleştirmediğinde geriye döner ya da çıktığın mesafeden aşağı düşebilirsin. Bu hayat okulu içindeki ilerleyişinle, mezuniyetinle alakalıdır. Mezun olabilmek için okulun icaplarını, boyutun gerekliliklerini yerine getirmen gerekir ki ancak o zaman hayatın içinde “tam” olursun.

Adımı atarken orada ol. Arkaya dönme, ileriye de bakma, sistemle ol. İşte o zaman, bütün dönüşler O’nadır.

Tüm bağımlılıklar aslında duygu bağımlılıklarıdır. Bağımlılıklara yüklenen anlamlar vardır. Duygu barkodu konusunu iyi anladığında alkol, sigara, ilişki ya da her neye karşı bir bağımlılığın varsa, hepsini kolayca kesebilirsin. Kesmek istemiyorsan tabii ki devam edersin ancak artık bu senin iradenle olur. Kaçılacak herhangi bir duygu, bağ ya da bağımlılık yoktur. Bağımlılığını öncelikle kucakla. Bağımlılık varsa, bir şeyi tamamladığı için ve o bağla seni bir yere köklediği için vardır. Bağımlılığı bulunduğu yerden alırsan, yerine başka bir şey konulacaktır. Çünkü belli ki bağımlı olmaya ihtiyaç vardır orada.

Önce hayatla ve olanla barışmak önemli... Olanın içinde değiştirebileceğin bir şey yok. Sadece fark ettiğinde değişen şeyler var. Hayatında kötü bir şey yok. Hepsini sen imal ettin. İmar eden de sensin. Bu kendi hayatın. O zaman öncelikle kendi hayatını ve olanı kucaklaman gerekir. Bu hayatla, kendinle ama en önemlisi de Tanrı ile barışabilmek lazımdır. Çünkü bütün kavgaları farkında bile olmadan hep O’nunla yaparsın. Kime kızarsan kız, hesabın hep O’nunladır. Olanı kucakladığında işler değişir. Kucaklamanın diğer adı kabuldür. Dördüncü çakran, yani kalp çakrası, yeşil renklidir. Cennetin olduğu yerdir. Seni cennete ulaştıracak olan bilgi tam da burasıdır.

 Uyuşturucu bağımlısı bir danışanım akıl hastanesi dahil birçok zorlayıcı terapilerle kendini epey hırpalatmış durumdaydı. Ailesine de hayata da güvenmiyordu. Bana geldiğinde çok kaba, sert ve ürkekti. Bu görünümün altında çok ince ve narin bir kalp vardı. Annesinden ve babasından yeterince sevgi alamadığını düşündüğü için kendini sevilmeye layık görememiş, bu yüzden hayatı da hayatını da değerli bulmamıştı. Dünyayla bağ kurabilmek ve köklenebilmek için bağımlılıklara ihtiyaç duymuştu. Önce alkol ardından da uyuşturucu hizmet etmişti onun bu ihtiyacına. Fakat bağımlılıkları hayli pahalıya mal olmuş, bedeninde, duygu ve düşünce sisteminde deformasyonlara yol açmıştı. Ses ve renk frekanslarıyla çalıştıktan sonra dışarıdan onay ve sevgi ihtiyacının yerine kendini sevmek ve kendini onaylamayı koyduk. Dışarıya muhtaçlık bittiğinde hayatın kıymeti ve değerleri tekrar görünür oldu. Hayatın güzelliklerine ve yeni tatlara köklendi. Bu köklenmelerle oluşturduğu yeni bağ ve bağlantılar sayesinde bağımlılığa olan ihtiyacı sona erdi. Oyalanmış olmana bile kızma. Emin ol ki oyalanman da sebepsiz değildi.

Dünyaya köklerini yolla, duygularını kucakla. Yaşadığın tüm duyguların içindeki barkodları, duygu izlerini al, kabul et. “Bu duygu iyi ki var çünkü ben bu sayede hayatı, dünyayı ve kendimi öğreniyorum!” de. Tekâmül evresi içinde çok önemlidir bu kabul, çünkü sadece burayla sınırlı değil hayatın.

Bu dünya hayatı özenle hazırlanmış çok iyi bir simülasyon diyarıdır ve her şeyi hak ettikçe anlayabilmemiz için de bir sürü perdelemeleri ve aynalamaları mevcuttur…

Instagram

Twitter

YouTube

Facebook

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir