Tutuklu Akademisyenler Tahliye Edildi

-

'Bu Suça Ortak Olmayacağız' başlıklı bildiriye imza attıkları için tutuklanan dört akademisyen Esra Mungan, Meral Camcı, Kıvanç Ersoy ve Muzaffer Kaya’nın yargılandıkları davanın ilk duruşması bugün Çağlayan Adliyesi'nde görüldü. Her biri için 'terör örgütü propagandası' yapmaktan 7.5 yıla kadar hapis cezası istenen akademisyenlerin tutuksuz yargılanmalarına karar verildi. Bir sonraki duruşma 27 Eylül'de yapılacak.

'Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi'nin bildirisine imza attıkları için tutuklanan dört akademisyenin davasının ilk duruşması bugün Çağlayan’da bulunan İstanbul Adalet Sarayı’nda görüldü.

Fotoğraf: Rengin Arslan

Duruşmayı izlemek için CHP ve HDP milletvekillerinin yanı sıra gazeteciler Can Dündar ve Erdem Gül ile İsveç Başkonsolosu Jens Odlandeir, Almanya Büyükelçi temsilcisi Robert Dölger ve Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosu Petr Mares de adliyeye geldi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında, 4 akademisyen hakkında 7.5 yıla kadar hapis cezası isteniyor. 

İddianamede 1128 kişinin “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı metne imza atarak "PKK/KCK terör örgütüne destek oldukları” belirtiliyor.

'Öğrencim hazırlasaydı 10 üzerinden 2 bile vermezdim'

Duruşmada ilk olarak Yrd. Doç. Dr. Muzaffer Kaya savunmasını yaptı.

Muzaffer Kaya, iddianameyi ve savcıyı eleştirerek savunmasına başladı. Kaya, "İddianamenin kötü bir özet olduğunu düşünüyorum. Bir öğrencim bana böyle bir şey hazırlasaydı 10 üzerinden 2 bile vermezdim. Barış Bildirgesini imzaladığım için 40 gündür tutukluyum. Terör örgütü propagandası yapmakla suçlanıyorum. Aslında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının barış hakkı yargılanmaktadır" dedi.

Bildirilerinin arkasında olduklarını tekrarlayan Kaya, "Maaşlarımızı alıp sessiz kalamadık. Vicdanımızın sesini bastıramadık. Bildirimizi saçma bulabilirsiniz ancak asla ve asla terör örgütü propagandası yaptığımızı söyleyemezsiniz. Çözüm sürecinin canlanması için yaptık. Bizim yasadışı örgütten talimat almamız söz konusu olamaz. Bizi bağlayan hakikat ve vicdanımızdır. Siyasi iktidarı eleştirdiğimiz ve barış istediğimiz için tutuklandık. Derhal beraatimi talep ediyorum" diye konuştu.

Esra Mungan ise savunmasında metinde hiçbir tarafa övgü barınmadığını söyledi:

'Metin devlete hitap etmektedir çünkü yasal muhatabımız devlettir'

"Metin, savcılığın iddia ettiği gibi herhangi bir örgüte övgü barındırmamaktadır. Metin devlete hitap etmektedir çünkü yasal muhatabımız devlettir. Metin bölgedeki tüm ölümlerin acısı üzerine kuruludur. Bu metinde olmayan bir şey varsa o da herhangi bir tarafa bir övgü ifadesidir.”

'Cebir, şiddet, tehdit içeren herhangi bir söz bulunmuyor'

Kıvanç Ersoy, savunmasında bildiriyle anayasal haklarını kullandıklarını söyledi.

Ersoy şöyle konuştu: “Adını anmadığımız bir şeyin propagandasını nasıl yapmış olabiliriz, bilemiyorum. Metnin hiçbir yerinde şiddet çağrısı, cebir ve şiddeti meşru gösterecek bir vurgu, bir söz bulunmuyor. Cebir, şiddet, tehdit içeren herhangi bir söz bulunmuyor”.

Her iki metin aslen benim savunmamdır'

Meral Camcı ise imza attığı metnin ve daha sonra okuduğu basın açıklaması metninin kendisi açısından savunma olduğuna vurgu yaptı:

"Her iki metnin aslen benim savunmam olduğuna vurgu yapmak istiyorum.

"Bu iki metin iddianamada eksik ve tahrip edilmiş olarak yer almıştır.

"İsmail Beşikçi'nin iddianameniz savunmamdır' dediği gibi ben de her iki metin benim savunmamdır diyorum."

Camcı, "Akademi biat etmez, etmemelidir. Çünkü üniversite memlekettir" diye konuştu.

Tahliye kararı verildi

Savcı, "mevcut delil durumu, atılı suçun mahiyeti, iddianame anlatımı içeriğiyle, sanıkların üzerine atılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 301. maddesi kapsamında kalma ihtimaline binaen" TCK'nın 301/4 itibariyle dava hakkında durma kararı verilmesini talep etti. 

Davanın durdurularak Adalet Bakanlığı'ndan izin alınmasını talep eden duruşma savcısı, sanıkların mevcut delil durumu, atılı suçun mahiyeti ve sanıkların kaçma şüphesine dikkat çekerek tutukluluk hallerinin devamını istedi. Duruşmaya 15 dakika ara verildi.

Aranın ardından savcı tahliye talep etti

Aranın ardından tekrar söz alan savcı, davanın TCK 301. maddesi kapsamında kalma ihtimali ile davanın durdurulma kararı talebini tekrarladı. Savcı, "Dosyanın bu şekilde karar verilmesi durumunda Adalet Bakanlığı'ndan geç gelme ihtimali olduğundan sanıkların mağduriyetine sebebiyet vermemek için tahliyelerini talep ediyoruz" dedi. 

Mahkeme heyeti de akademisyenlerin tahliyesine karar verdi.

TCK 301. madde

TCK'nın, "Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama" suçlarını düzenleyen 301. maddesi şöyle:

  • Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

  • Devletin askeri veya emniyet teşkilâtını alenen aşağılayan kişi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

  • Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.

  • Bu suçtan dolayı soruşturma yapılması, Adalet Bakanı'nın iznine bağlıdır.

Tahliye kararının ardından Çağlayan Adliyesi

Mungan ve Camcı cezaevinden ayrıldı

Kararın ardından Doç. Dr. Esra Mungan ve Yrd. Doç. Dr. Meral Camcı, Bakırköy Kadın Tutukevi’nden ayrıldı. Tahliye edilen akademisyenlerin ilk sözleri “Barış mücadelesine devam” oldu.

Ne olmuştu?

"Bu Suça Ortak Olmayacağız" başlıklı bildiriye imza atan 1128 akademisyen arasında yer alan Esra Mungan, Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy, 10 Mart'ta Eğitim Sen İstanbul 6 No'lu Şube'de yeniden bir basın açıklaması yaparak barış talebinde ısrarcı olduklarını açıklamışlardı.

Bu açıklamanın ardından akademisyenler hakkında gözaltı kararı çıkarılmış ve sevk edildikleri mahkeme tarafından 15 Mart'ta "Terör örgütü propagandası yapmak" iddiasıyla tutuklanmalarına karar verilmişti.

Tutuklama kararından: Örgütle fikir ve eylem birlikteliği içindeler

"Operasyonların devam ettiği sırada 11 Ocak 2016'da şüphelilerin de aralarında bulunduğu bin 128 kişi tarafından, 'Bu suça ortak olmayacağız' adı altında PKK terörörgütüne destek niteliğinde bir bildiri yayınlandığı ve sürece bakıldığında, Bese Hozat'ın PKK adına yaptığı açıklamalarıyla bu bildirinin birbirine paralel olduğu görülmüştür.”“Şüpheliler, terör örgütüyle aynı fikir ve eylem birlikteliği içinde”

Şüpheliler ve avukatlarının, "bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği" savunması yaptıkları belirtilen kararda, şu ifadeler de yer aldı:

"...esasen savunma pozisyonunda olan devletin katliam yaptığından bahsedip asıl saldırıları gerçekleştiren terör örgütü mensuplarının eylemlerine hiç değinilmemesinin, şüphelilerin terör örgütüyle aynı fikir ve eylem birlikteliği içinde olduklarının delili olduğu, yayınlanan bildirinin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır."

Bildiriye imza atan bir diğer akademisyen Meral Camcı da hakkında yakalama kararı çıkartılmasının ardından 31 Mayıs'ta Paris'ten İstanbul'a gelmiş, savcılık ifadesinin ardından gönderildiği mahkemece tutuklanmıştı.

Bildiride ne denilmişti?

"Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve  Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."

'Suçluysa, tutuklu yargılanacak'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Avukatlar Günü'nde yaptığı konuşmada akademisyenlerin tutuksuz yargılanması gerektiğine katılmadığını, terör örgütü yandaşlarının da vatandaşlıktan çıkartılabileceğini söylemişti.

Erdoğan'ın sözleri şu şekildeydi: "Avukatlık bürosu adı altında terör örgütünün birimi olarak çalışan sözde avukatların bulunduğunu biliyoruz, bunda hiç şüphemiz yok. Aynı durum gazeteci kimliği, buranın altını özellikle çiziyorum, akademisyen kimliği, doktor, öğretmen kimliği taşıyanlar için de geçerli. Bakıyorsunuz son zamanlarda, 'akademisyen olduğuna göre tutuksuz yargılansın' deniyor. Ne demek, suçluysa, eğer yargı buna hükmettiyse o da tutuklu yargılanacak."

"Terör örgütünün yandaşlarını devre dışı bırakmak için vatandaşlıktan çıkartma dahil gereken tüm önlemleri almakta kararlı olmalıyız. Bunlar bizim vatandaşımız dahi olamazlar."

Başbakan Davutoğlu ise Erdoğan'ın aksine akademisyenlerin tutuksuz yargılanmalarından yana olduğunu belirterek; “Nihai hüküm verilene kadar tutuksuz yargılamanın doğru olduğu inancındayım” demişti.

Avrupa'dan eleştiri

Özellikle Avrupa'dan Türkiye'ye son dönemde ifade özgürlüğü alanında yapılan eleştirilerin ana ekseninde tutuklu gazeteciler ile akademisyenler yer alıyor.

Nitekim Kürt sorununun şiddet yoluyla çözümlenemeyeceğine vurgu yapılan son Avrupa Parlamentosu Türkiye İlerleme Raporu'nda da akademisyenlere yönelik yasal yaptırımlar kınanmıştı.

Ajanslar, BBC Türkçe ve Twitter

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

2016Ahmet DavutoğluAlmanyaBaşbakanÇek CumhuriyetiCumhuriyet Halk PartisiHalkların Demokratik PartisiİstanbulİsveçÖğretmenRecep Tayyip ErdoğanTerörTürkiye Büyük Millet MeclisiTwittertahliye
Görüş Bildir