Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Osman Balcıgil Yazio: Ezoterizm Neden Bilenleri Dilsiz Eder?

180PAYLAŞIM
Yazio Banner

Dün de söylediğim gibi, “Ezoterist”te zor konular üzerine konuşuyoruz… 

İsterseniz gelin önce bir tarif yapmaya çalışıp Ezoterizm’in ne olduğuna dilimiz döndüğünce açıklık getirmeye çalışalım: 

İnanılan, yararlı olduğu düşünülen, herkese değil bir çevreye ait öğretiyi, toplum nezdinde yaygınlaştırmayıp anlama kapasitesi olan kimselerle, bir program dahilinde paylaşmaya ezoterizm denir. 

Tarif böyle yapıldığında “Neden herkesle paylaşılmıyor?” diye sorulabilir. 

“Eğer doğru olduğu düşünülüyorsa, yaygınlaştırılmasında ne sakınca olabilir?” diye de yaklaşılabilir. 

Ezoterist tam da bu sorunun cevaplarını bulmak için tasarlandı.

Tasavvuf, felsefe, bilim konularında olduğu gibi ezoterizm denince de akla ilk gelen isimlerden, İbn-i Arabî (1165-1240) sadece Müslümanlar tarafından değil, aklı başında herkes tarafından sevilir, sayılır.

Oxford, Harvard gibi üniversitelerde üzerine çalışma yapan topluluklar vardır.  

Buna karşılık, Müslümanlar’ın taassup ve bağnazlık çıkmazına sapmış olanları ondan zerre kadar hazzetmez, her fırsatta üzerinde tepinmeye çalışır. 

Ölümünden üç yüz yıl sonra, Şeyhülislam Kemalpaşazade’nin “İbn-i Arabî’nin meramını anlamayana, susmak düşer” diyerek bu önemli düşün insanını koruma altına almaya çalışması önemlidir. 

İbn-i Arabî örneğinde de görüldüğü üzere, her meramı herkese anlatmak zor hatta imkânsızdır. 

İşte tam da bu nedenle, ezoterik (bizim coğrafyamızda söylendiği biçimiyle batınî) akımlar “içrek- içe dönük” çalışmayı tercih ederler.

İki kere iki sadece ilkokul kitaplarında dört eder. Seksen milyon insanın hayatına mâl olan İkinci Dünya Savaşı’nı deli bir Alman’ın çıkarttığına inanan son dünyalı yetmiş küsur yıl önce öldü.

Her ülke tarihini kendisi yazar ama nedense birinin yazdığı ötekininkini tutmaz. 

Bu kadar basit, herkesin gözünün önünde cereyan eden, gizlisi saklısı olmayan meselelerde bile anlaşma ihtimali yokken, daha derin, hatta dipsiz, üstelik netameli kuyulara “Haydi millet, buyurun hep beraber inelim” denmez. 

Denemesi bedava! 

Üç beş kişi bulun “Nereden gelip nereye gidiyoruz?” diye sorun, bakalım ne cevap alacaksınız. 

Ya da kalabalıkça bir ortamda “O’ndan mıyız? O muyuz?” seçeneklerini oylamaya sunun, bakalım başınıza neler gelecek? 

Böyle olduğu için, adı “sır” da konulabilecek “zor konular” bazı çevreler tarafından, kendilerine yakın düşüncelerle sahip olanları “içeri” kabul etme suretiyle çözülmeye, anlaşılmaya çalışılıyor. 

Bu gelenek binlerce yıldır devam ediyor.

Ezoterizmi öteki bazı kurumlardan ayırmak için, birkaç önemli kavrama göz atmakta yarar var. Bunlar bilim, din ve siyaset.

Bakalım, bu üç kurum ezoterizm cephesinden bakıldığında nasıl görünüyor. 

Aydınlanmasını tamamladıktan sonra sanayileşmeye yönelen, bu arada “ahlak” kavramını sözlüğünden çıkartan batılı ülkelerde, bilim ilerlemeyi sürdürüyor. İnternet teknolojileri başını alıp gitti. Her gün yeni bir buluş, yeni bir gelişme. 

Mars’ın üzerine koloniler kurmaya da kanseri yenmeye de çok yaklaştık. 

Öte yandan, gezegenimizin büyük bir kısmında gelir adaletsizliği her geçen gün daha da baş edilemez hal alıyor. Atlantis ya da Mu’yu aramaya ne hacet, artık Pasifik’te, plastik atıklardan oluşan “yeni bir kıta”mız zaten var. Sadece denizlerimiz değil, dağlarımızın tepelerini ve hatta uzayı bile çöplük haline çevirdik. Tarım artık bir sektör değil, sanayiinin alt birimi. Bu hızla devam edersek, yeni nesiller GDO’suyla oynanmamış son tohumu müzede görecek. 

Yüzlerce değil, onlarca yıl sonrasına dair yazılan felaket senaryoları keşke hayal ürünü olsa. Ama gerçek.

Gelişmek için önlerine bilimi koymuş olsalar da “vicdan” gibi kavramları unuttukları için, sanayi ve dijital devrimlerini tamamlamış toplumlar, kör ve sağır.

Kuşkusuz bu durumdan bilimi üreten çevreler değil, onu bir sömürü vasıtası haline getiren ahlaksızlar sorumlu. 

Böyle de olsa, bilimin bugün itibarıyla, dünyanın var olan sorunlarını çözmeye değil ağırlaştırmaya hizmet ettiğini söylemekten kaçamayız.

Aydınlanmasını gerçekleştirememiş, henüz sermaye birikimini tamamlayamamış “medeni” dünyaya uzak (emperyalist değil emperyalistlerin sömürdüğü) ülkelerde de durum farklı değil.

“Ahlak ve vicdan” gibi kavramlar buralarda da unutulmuş, yerlerine “din” ikame edilmiş vaziyette. 

En ahlaksız ve vicdansızlar, ne hikmetse kendisini hep “dini en bütün” ilan edenlerin arasından çıkıyor.

Siyaset kurumuna dair de durum pek iç açıcı değil.

Neyse ki ezoterizm üzerine çalışan toplulukların büyük bir kısmı, bilim ve din konusunun üzerinde durmadıkları gibi, siyaset meselesini de “es geçmeyi” tercih ediyorlar. 

Kuşkusuz bunun için gerekçeleri var. 

Öncelikle, “siyaset” toplumların bugünü, yarını, bilemediniz öbür günü üzerine çalışan, bir başka deyişle gündelik bir mesele. 

Buna karşılık ezoterizm, toplumların hayatlarını, davranış biçimlerini binlerce yıl öncesinden başlayarak anlamaya, doğru gördüklerini karınca kararınca geleceğe taşımaya çalışıyor. Bu nedenle de çalışmalarını bilim, din ve siyaset üzerine yoğunlaştırmıyor.

Ezoterizm üzerine çalışanlar, daha çok “nereden gelip nereye gitmekte olduğumuzu” anlama çabasındalar.

Bir başka deyişle, mensuplarını “sessiz ve derin” bir yolculuğa çıkartıyorlar. 

İnsanların içlerine döndüğü, kendilerini sorguladığı, anlama kabiliyetini arttırmaya çalıştığı bu yolculuğu ete kemiğe büründürmeye başladığımızda, neden söz ettiğimiz daha iyi anlaşılacak.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
papichulopapichulo

Ruhsal yolculuk yalniz gidilen bir yoldur. Bazi bilgilerin de gizli kalmasi gerekir. Mokshaya ulasmak dilegiyle.

samil-erkan

Crowley yazıp duruyordu ama...

zangoccocuk

Köşe yazarına açık mektup: "İnanılan, yararlı olduğu düşünülen, herkese değil bir çevreye ait öğretiyi, toplum nezdinde yaygınlaştırmayıp anlama kapasitesi olan kimselerle, bir program dahilinde paylaşmaya ezoterizm denir. Tarif böyle yapıldığında “Neden herkesle paylaşılmıyor?” diye sorulabilir." Paragraflarından bu kimselerin Sabetaylar olduğunu ve Ezoterizm'i ele almanızla ve isminizin Baruhya Ruso'nun Türkçe karşılığına denk gelmesiyle Karakaşlar'a mensup olduğunuzu anlamak çok zor değil. İspanya doğumlu İbn-i Arabi'nin Sefarad olduğunu anlamak ise en kolayı. Merak ediyorum kendinizi Yaratıcıya en yakın olan üstün ırk olarak görmekten ve tasavvuf-ezoterizm adı altında insanları hurafelere boğmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?

papichulopapichulo

Duzenli meditasyon yapmayan.Ozellikle ruhsal yolculugun acildigi 639hz ile titresen kalp cakrasi tikali olanlarin boyle bir seyi anlamamasi cok cok normaldir.

cem-reality

Sahte Mesih Sabatay Sevi takipçilerinin varlığı, çakraların varlığından daha gerçektir, ama içeriği paylaşan kişi Sabataycı mıdır bilemem (Dönmeler: rb.gy/zjzyhq). Sabataycılar hakkında şunu düşünebiliriz: Yaratıcı onların belasını çoktan vermiştir. Bunu şuradan anlayabiliriz; bu kimselerin inandıkları kurallardan bir tanesi 'yalan söylememek'tir, oysa yine aynı inandıkları kurallar içerisinde İslam'a inanmadıkları halde İslam'ın (Türklerin) görünen yüzünü (oruç, kurban, örtünme vd..) eksiksiz yerine getirmeleri, yani yalancılık etmeleri de mevcuttur. Kendi Mesihleri bile sıkıştırıldığında inandığı (güya) doğruyu söylemekten vazgeçmiş, yalancılık etmiştir ve bu sebeple inananlarına da yalancılık edebileceklerini aktarmıştır. Böylece inananları tüm dönemlerde sürekli yalancı durumunda kaldılar, bana göre bu şeytani bir iştir. Sabataycıların içerisinden birisi de çıkıp sormuş mudur acaba: "Bu inandığımız ilahi olması gereken inanç nasıl bir inançtır ki bize yalan söylemeyi tembih eder?"

cem-reality

İnandıkları kuralların birbiri ile çelişmesi belalarıdır. Ben bu kişilerin hem Yahudi hem de bunun üstüne bir de kökten yalancı oldukları için "İslam'ı bozmak adına çalışalım da, ne yaparsak yapalım, fark etmez" diye düşündüklerine inanıyorum, eğer böyle düşünmüyorlarsa diğer ihtimalde de 'kandırılmışlardır'. Eğer ikinci seçenek doğru ise, umuyorum ki bir gün kandırılmış olduklarını anlarlar. Kandırıldıklarını anlayıp özgürleştiklerinde, aydınlık günler de kendiliğinden gelir zaten. Belki anlamışlardır, "Bu inandığımız Mesih nasıl bir Mesih'tir ki, sıkıştırıldığında inandığından vazgeçmiş gibi davrandı" demişlerdir ve "Gerçek Mesih ölümüne kadar inandığından vazgeçmedi, ölüme götürüldüğü zaman bile aynı şeyleri söyledi, götü başı ayrı oynamadı, eğer inandığımız kişi gerçek olsaydı o da öyle dümdüz olurdu" demişlerdir. Zira yaratıcının sahte olmayan elçilerinin herhangi durumlar karşısında götü başı ayrı oynamaz zannımca.

_oishii_

hocam size bayılıyorum <3

Görüş Bildir