Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Cenk Yüksel Yazio: Şahane Hayat, Müzisyenler ve Herbokoloji Ana Bilim Dalı Mensupları

396PAYLAŞIM
Yazio Banner

Şayet bu yazıyı pandemi döneminin  başında yazmış olsaydım, insanların kişisel dönüşüme daha çok kıymet vereceklerine, iyiye kanalize olacaklarına,  dünyanın bu döngüden çok ama çok şey öğreneceği ne kadar  çok büyük umutlar besleyen o saf salak gürûhun üyelerinden biri olduğum için bu başlığın şahane hayat kısmını gerçekten inanarak atabilirdim. Lakin devamına da baktığınızda anlayacağınız gibi, tamamen bir ironiden ibarettir.

Neden diye soracak olursanız? (Ki biraz aklı olanın böyle bir soru soracağını düşünmüyorum elbette…) Dünyada insanın haricinde her şey ama her şey kusursuz bir uyumla çalışmakta.  Bir tek nedense insan bozguncu olarak dünyadaki her şeye, her değere, her gelişime zarar vermekte. Sanki insan dünyanın kanserli olan hücresi ve yavaş yavaş kanserli hücre tüm bedene yayılıyor.  İlahi planda insanlar yukarıyla sözleşme yaparlar ve insan olarak gelmek istediklerini dile getirirlermiş. Yani aslında bizim insan olarak dünyaya gelişimiz bir tekamül sıralaması içerisinde kendi isteğimizle gerçekleşen bir durummuş. Şayet, böyle bir dünyaya ve kötülerin çoğunluk olduğu bir ortama insan olarak gelmek benim tercihim ise beni de Allah bildiği gibi yapsın! 

Ne işin var kardeşim? Otur oturduğun yerde… Huriler, Nuriler, şakalar, espriler. Rahat mı battı da bedenlendin bu dünyada? Vardır bir nedeni diyorum. Hikmetinden sual olunmaz yine de :)

Bakıyorum pandemi döneminde artık kurallar sadece bazı insanlar için geçerli, bazıları için söz konusu dahi olmadığından ötürü artık insanların birbirlerine tahammülü kalmamış.

Bırak oy vermeyi, bırak siyaset yapmayı, bırak köprü, yol, metro vaatlerini, insanların karnını doyurmak yegane çabası haline gelmiş durumda haliyle. Her dönem olduğu gibi tok açın halinden anlamıyor ve birileri çıkıp TV’de “bu ülkede aç insan mı var ki?” diyebiliyor. Unutmayalım ki dünyanın her yerinde öyle ya da böyle aç insanlar var. Ve bu insanların karnını doyurmak, barındırmak başta ülke ve milleti yönetmeye talip olanların olmak üzere, senin, benim hepimizin sorumluluğu.

Türkiye’de genelde aç denilince nedense klasikleşmiş bir fakir imajinasyonu var insanların kafalarında. Elbette herkesin kendine göre sıkıntısı var ama açlık dediğimiz olay artık salt işi olmayan insanın yaşadığı sıkıntı değil. İşi dahi olsa, işini mevcut durumlarda yapamayan insan da aç artık. Bir mülkünün olması o kişinin her şeyinin güllük gülistanlık olduğu anlamına gelmiyor. Kapanmalardan dolayı neticede herkes şu dönem cebinden yedi ve artık insanların dayanma gücü kalmadı.

Bazılarının tamamen yoksulluk edebiyatı olarak okuyacaklarına adım gibi emin olduğum bu yazıda, elbette canını dişine takarak, her sancılı olayda ekmeğini kazanmasına ket vurulan meslektaşlarım, müzisyenler yine pandemi döneminde de en ağır darbeyi alan kişiler oldular. Olduk!

Ülkede çıbanın başı bizmişiz gibi, en ufağından en büyük olayında,  müzik salt bir eğlence aracıymış gibi hemen susturulur. O akşam müzisyen evine ekmek götüremez. Çocuğu belki de anasından babasından beklediği sütü o akşam içemez. Ama nedense bu kimsenin de umurunda olmaz. Neden? Çünkü müzisyen, genel algı itibariyle eğlenirken para kazanan, yorulmadan keyif çatan insandır. 

Bir saat çalarak ya da söyleyerek o kişinin bir günde kazandığı ya da bir ayda kazandığı parayı kazanır ya güya!  Her şey o yüzden müzisyenler için şahanedir. Hayat muhteşemdir müzisyen olana!!!

İnsanların müzisyen algıları, albüm, şöhret ve para karşılığında kallavi sugar dady’lerin göğüs kıllarını çimdikleyen ablalar ya da ağabeylerden ibaret olduğu için, gerçek müzisyenin eğitim süreciyle beraber o parayı 20/30 sene +1 saat olduğunu idrak edemezler. Çünkü  bozuk akorduyla tıngırdayan iki gitarın yanında yalap şalap şarkı söyleyen herkes zaten şarkıcı ülkede. Ya da piyanonun P’sini çalmayı bilmeyen Türkücü’nün reklamını enstrüman çalıyorum diye yaptığı bir ülke bu ne de olsa. Yersen!!  O sebeple çoğu insanın diline, bu emeğin karşılığına, müzisyen, müzik sanatını icra eden kimse, sanatçı kelimesi değil de, çalgıcı kelimesi pelesenk olmuştur. "Amaaan çalgıcı değil mi işte" derler hatta. Kendi içlerinde de herhangi bir müzisyenin kalifikasyonunu, hiçbir sanatsal bilgileri olmadan kritize eder durular.

- “Yani pek iyi çalamıyor sanki! Pek iyi söyleyemiyor değil mi?” gibilerinden.

Çünkü ülkede en yaygın meslek ne yazık ki “herbokolog”luk.  Hayır ya da bilmiyorum kelimesi olmadığı için lügatta, herkes doktor, herkes mühendis, herkes bilim adamı, herkes kozmonot, herkes haşa zaten sanatçı!!!  Kısaca herkes kind of  herbokolog. 

Amerikalıların eğitim sistemini eleştiren ve iki ile ikiyi hesap makinesiyle çarpıyorlar diyen ablalar, ağabeyler bilmeliler ki Amerika’da herkes uzmanı olduğu işi yapar. Orada alanın olmadığı konuya bence diye giremezsin. Sence diye bir şey yoktur çünkü olamaz da… Çarparlar ıslak odunla ağzının ortasına! 

Sence olabilmesi için o konuda teknik bir alt yapının olması esastır oralarda. Ya da sosyal hayatta… Faruk eczanesini bilmiyorsan şayet ağabeyciğim tek kelime var zikretmen gereken. ‘’Bilmiyorum’’ 

Ama yok! Bizde bir şeyi öğrenmek değil, ne yazık ki bilmemek ayıp. O sebeple aman el âlem ne der?

Mutlaka  bilgimizin olduğunu göstermeliyiz karşımızdakine. 

Faruk eczanesi sağdan ikinci sokaktan dönünce, caminin arkasında bir eczane vardı. O mu acaba?

Eee boşuna mı dirsek çürüttün herbokoloji bölümünün amfisinde. İlle de bileceksin değil mi o eczaneyi. 

Ya da ille de bileceksin değil mi Mars’ta su olup olmadığını?

İlle de bileceksin değil mi tüm bunların küreselcilerin oyunu olduğunu?

İlle de bileceksin değil mi aşının içeriğini?

İlle de bileceksin değil mi dünyanın nereye gittiğini?

Ama sorsam bugün kaç kadın cinayeti oldu ya da bırak bugünü, bir sene içerisinde kaç kadın kaç çocuk şiddet mağduru oldu? Kaç tanesi öldü? Kaç kadına, kaç çocuğa, kaç hayvana tecavüz edildi?

Kaç çocuk aç yattı biliyor musun mesela?

Ya da kaç çocuk hayatında daha hiç çikolatanın “ç”sini bilemedi.

Kaç hayvanın kuyruğu kesildi? Kaçı satıldı yine bugün köle ticareti yapılan pazarlarda?

Kaç müzisyen enstrümanını sattı evine ekmek götüremediği için? Kaç tanesinin çocuğun her akşam aç uyuyor ve bu olayların başından beri kaç tanesi kahpe bir kurşunla ya da çatıdan kendini bırakmak suretiyle hayata gözlerini yumdu?

Söyle haydi Mr./ Mrs. Herbokolog.

Bunlara cevabın nedir?

Tabii… Faruk Eczanesi!!

Instagram

Twitter

Linkedln

Facebook

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
merlo

Gercekten insanların bazılarının okuma eylemini nereleriyle yaptigini cok merak ediyorum. Adam sahane yazmis ve nasil da dile getirmis cogunlugun sesini ve sadece bir Turkucu'den bahsetmis bunu nasil oldu da tum Turku soyleyenlere yonelik algilayabildiniz anlamak mumkun degil!

cagatay-mutlu2

dediklerin iyi hoşta türkücüler sanatçıdan sayılmıyor mu senin yaptığında diğer müzisyenlere yapılandan çok farklı değil

merlo

Gercekten insanların bazılarının okuma eylemini nereleriyle yaptigini cok merak ediyorum. Adam sahane yazmis ve nasil da dile getirmis cogunlugun sesini ve sadece bir Turkucu'den bahsetmis bunu nasil oldu da tum Turku soyleyenlere yonelik algilayabildiniz anlamak mumkun degil!

Görüş Bildir