Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Kendine "Acılar" Yaratıp Bunu Şiirlere Döken Şair: Charles Baudelaire

-

Sartre'ın dediği gibi, yaşadığı hiçbir şeyi o hak etmedi. 1821 yılında doğduğundan beri acılar yaşamıştır, doğrudur; fakat kendi kendisine "acılar" yaratıp bunu şiirlerine döken şairler de vardır. Baudelaire onlardan biriydi. Çevresinde gördüğü her şeyden tiksinti gördüğü de doğru, hatta kitabının başına ben bu kitaba tüm tiksintimi döktüm dediği de doğru. Mutsuzluğu güzel gördüğü, mutlu olduğunu söyleyen herkesin yalan söyleyebileceğini düşündüğü, erdemli olmanın belki de her şeyden önemli olduğunu söylediği ve hayatını bitirmek istemesinin tek nedeninin aslında çevresinde gördüğü her şeyden sıkılmış olması ve yeni şeyler hissetmek istemesi olduğu da doğru. Peki bunu nasıl yansıttı Baudelaire sanatına? Neler anlattı bize kitaplarında?

"Her zaman bir şair ol, düz yazıda bile!"

Ona bir çok ad takıldı şu ana kadar. "Şarabın Şairi", "Acının Şairi" bir çoğu daha. Ne kadar sevdiyse şarabı, o kadar da sevdi acıyı. Ona göre acıyı seçmek ve acıya teslim olmak iki ayrı şeydir; ve o acıyı seçer. "Soyluluk" der acı çekmek için. Belki o acı çekmeyi seçti, çünkü şiirlerine aktarabiliyordu. 

"Hatırlamak, ıstırabın sadece yeni bir hali." 

"Kadın, mutluluğa davetiyedir."

Mutluluğa nasıl baktığı konusu her ne kadar çelişkili olsa da - kendi gibi - onun için "kadın" konusu farklıydı. Bir kadına hep ihtiyacı oldu hayatında. Annesi, babası öldükten sonra tekrar evlendiğinde artık onu sevmemeye başladığını söylüyordu, fakat ne zaman yalnız kalsa tekrar onun ayaklarına kapanıyordu. Ve diyordu ki bir şiirinde: 

"İsterdim bir kedi gibi, kraliçenin ayakları dibinde olmayı"

"Kara Venüs"

"Hatıralar annesi, sevgililer sultanı 
Başım göğsünde, nasıl da severdin beni
Seçerdim o karanlıkta göz bebeklerini
Mest olurdum nefesini içtikçe" 

Baudelaire, "Kara Venüs", "Sevgililer Sultanı" dediği kişi olan Jeanne Duval ile tanışmasa, bu sembolizmi getiren şiirlerinden olan "Balkon" şiirini tanımayacaktık. Ona yazdığı onlarca şiiri arasından, en sevilenlerden biri bu. Bir kadına ihtiyacı var demiştik ya, işte o kadını 1843 yılında onunla tanıştı. Annesine "bu kadın benim tek eğlencem, her şeyim" diye yazması aslında onun tiksindiği, ıstırap ve yalan olarak gördüğü mutluluğu onun yanında bulduğunu anlatabilir.

"Yalnızlığın Şairi"

"Her alanda, herkesin gözünde tiksinti uyandırdığımda yalnızlığı o zaman fethetmiş olacağım!" 

Çelişki insanı olduğundan bahsetmiştim. Bazen günlerce dışarı çıkmıyordu, çünkü yanında birinin gelmesini istiyordu. Birinin mutlaka olmasını istiyordu. Mutlaka yanında birinin olmasını istiyordu, "yalnız" olmak istemiyordu. Peki üstte ki sözde bahsettiği "yalnızlık" hangi yalnızlık? Onun yalnızlığı soyutlanmak oldu. Ama o soyutlandığını fark ettikçe, bunun daha da üzerine gitti, ne kadar uzaklaştırdılarsa onu, o daha da çok bunu benimsedi ve "En azından mahkumiyetim kesin olsun" dedi.

"Tiksinti'nin Şairi"

"Agathe, var mı ruhunun uçtuğu ara sıra? 
Şu kahrolası şehrin simsiyah havasından"

Kendisine, hayata, insanlara, Paris'e, belki hayatında onu o yapan her şeye karşı tiksinti duyar. Paris'te geçirdiği yıllar boyunca her zaman o şehirden bir yere gitmek istemiştir. "Paris Sıkıntısı" adlı kitabını yazmıştır. Kendisinden aslında öyle tiksinir ki, yaşamını ceza olarak tanımlar. Kitaplarında en fazla kullandığı kelimelerden biridir "tiksinti" kelimesi.

Şeytan

"Benim için, erkek güzelliğinin en iyi tasvir edilmiş şeklinin John Milton'un Şeytan'ı olduğunu söylemek zor değil." 

Kendisini Şeytan'ın kaderiyle bir tutar.  Yenik düşer, kovulur, dışlanır, sevilmez, hakkında en kötü şeyler söylenir, inandığı şeylerin tam tersine uyması ve ona göre yaşaması istenir, ama karşı çıkar. Yine karşı çıkar, yine çıkar. Buna rağmen, bu ezilişe rağmen, yükselir ve kendini kabul ettirir. Baudelaire'de işte kendini böyle gördü. Soyutlanmış, ezilmiş, yasaklanmış ve bastırılmış ama yükselmiş bir varlık.

Etkiledikleri ve etkilendikleri

Neden etkilendiğini bir kişi olarak görüyoruz. Tabi ki, etkilendiği bir çok yazar var, fakat hiçbiri onu Edgar Allan Poe kadar etkilememiştir. Onu ilk okuduğunda, "Benim tüm düşündüklerimi, hissettiklerimi ve yaşadıklarımı 20 yıl önce o yazmış" diye dediği bilinir. 

Ve etkilediği kişiler. Yine Fransız yazar Rimbaud ve sembolizm akımının temsilcileri. Ve Türk Edebiyatında da bazı yazarlarda iz bırakmıştır: Cenab Şahabettin, Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, Cahit Sıtkı Tarancı. 

"Sarhoş olun. Ama neyle? Şarapla, erdemle ya da şiirle. Neyle isterseniz. Ama sarhoş olun."

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
gzm-ynklr

Bu güzel paylaşım için teşekkürler.

Başlıklar

sevgililer
Görüş Bildir