Sebebi Egoistlik Değil İnsanlık Hali: Neden Haksız Olsak Bile Haklı Olduğumuzu Düşünürüz?

-

Hangimiz haksızlığımızı hemen kabulleniriz? Bazı münakaşalar vardır ki iki(belki daha fazla) taraf da kendini haklı zanneder. Kendimizden pay biçelim, haklı olduğumuza emin olduğumuz bir hukuksal olayda bile bir şekilde hatalı düşünce süreçleri yürüttüğümüze ikna olmamız çok zordur.

Telaşa mahal yok, zihinlere, haklılığı doğuran o kıvrımlara ufak bir yolculukla bu işi kökünden çözeceğiz.

Her münakaşa bir savaştır demiyoruz fakat özündeki benzerlik kayda değer.

Düşman askerini karşınızda gördüğünüzde adrenalin de sizinle birlikte yükselerek konum alır, bir anda bedeninizin direksiyonu beyninizden içgüdülerinize geçer. Aslında eski atalarımızdan miras kalan bu içgüdüler kendimizi korumak ve yaşamsal riskleri sonlandıracak hamleyi gerçekleştirebilmek için devrededir.

Savaş alanından uzaklaşıp biraz da izcilere yahut gözetleme yapan askerlere bakalım. Sonuçta onlar da mücadelenin bir parçası.

Saldırmak yahut savunmak gibi içgüdülerimizle gerçekleştirdiğimiz herhangi bir şey yok. Bir görev varsa o da "anlayabilmek". Tehlikeleri, olası mücadele yollarını taktiksel olarak ortaya koyabilmek bir izcinin elinden gelen en iyi yöntemdir.

Peki bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak?

i.pinimg.com

Metafora güvenin, günlük hayattaki tartışmalarımızda nasıl roller alacağımız bize bağlı ve bu roller de sonucu bütünüyle değiştirebilir. Doğru rolde değilsek muhakeme yeteneğimiz dibe vurabilir, tartışmayı bir toz bulutu olarak yaşayıp sonuca ulaşamadan sonuca ulaştığımızı zannedebiliriz.

Rolümüzü belirlerken bilgileri nasıl yorumladığımız ve daha da önemlisi hangi fikirsel imbikten geçirdiğimiz önemli.

Gerekçeli muhakeme olarak bilinen algılama durumunda bilinçaltımız bizim bilgi yorumlayışımızı çoğu zaman yanlışa yönlendirecek biçimde etkiliyor. 

Bir futbol maçında karşı takıma çalan faul düdüğünün haklı olduğuna çabuk kani olup kendi takımımıza çalan düdüğün haksızlığından çok çabuk vazgeçmeyişimiz bilinçaltımızın oyunlarından biri.

Bunların hiçbirini bilinçli yapmıyor olmak, yani haklılığımza gönülden inanmak asıl şaşırtıcı olan şey.

Objektif olduğumuz gerçeğini kabul etmeyenler, şöyle dursun!

Biraz kendimize yönelelim. İzci gibi düşünerek, kazanma yahut kaybetme kodlarını dışarıda bırakarak dürüst yanıtlar vererek yaklaştığımız bir diyalog sonucu itibarıyla istediğimiz yere değil, gitmesi gerektiği yere doğru yol alacaktır.

İşte, anahtar burada. Kendimizi her daim haklı hissedişimiz bizim egoist kişiliğimizle ilgili değil, bilincimizin tam altında.

Önyargılarımız ve beklentilerle şekillendirdiğimiz motivasyonumuzu bir kenara bırakıp sadece doğru sonucu bulabiliyor olmak sadece ulvi bir tapınak müridinin özelliği değil. Bu yolu kendimiz de bulabiliriz esasen.

Savaşta cephede değil, izciler arasında olmayı öğrenmeyi denemek gerekiyor.

Kendimizi her daim haklı görüyor oluşumuz açık fikirli, daha da basit haliyle 'yanlışı olan biri' olmanın güçsüz gösterdiğine inanmamız. Yanlış fikirlere sahip olsak bile doğruya evrilecek yeni fikirler ortaya atabilmeyi öğrenmeliyiz. Bir günde olacak iş değil, bilincine varabilmek ilk adım.

Meraklı karaktere sahiptir izciler, bu meraklarını doyurmaları için de önce kendilerini tanımalıdır izci rolüne gözünü diken bizler.

Kendini tanıyan birey haklılık yahut haksızlıkla kendi değer kantarını şekillendirmez, kişisel değerinin zaten farkındadır. Kendi takımı faul yaptığında hakemin düdüğü ona haksızlığın sesi olarak değil, adaletin sesi olarak duyulur. Çünkü ne faul kendisine yapılmıştır ne de karar kendi şahsiyetini zedeleyecektir.

Ve gelelim büyük finale: Tüm bunlar bizim ne kadar 'zeki' olduğumuzla bağlantılı bile değil!

Daha iyi muhakeme edebilmek başından sonuna dek, hislerimizi yönetebilme yetimizle ilgili, yüksek IQ sahibi olmayla değil.

Muhakeme yeteneğimizi geliştirebilmek için yaptığımız hataları yeni bir öğrenme fırsatı olarak görebilmeyi öğrenmemiz yeterli.

Nasıl hissetmemiz gerektiğini kavramanın önemini, daha edebi bir biçimde anlatmak için sözü Antoine de Saint-Exupéry'ye bırakıyoruz:

"İnsanlara gemi yaptırmanın yolu, onlara marangozluk öğretip görev ve emirler vermek değil, engin denizlerin özlemini aşılamaktan geçer."

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
pantheratigris

Kendi değerlerinin farkına varmış olan insan, kendini haklı çıkarma gibi bilinçaltında bulunan zaafları artık kalmamıştır ve olaylara bir bütün olarak bakabilir. Adalete odaklı bir zihin ve vicdan yapısına sahip olmuştur. Görüşü ve algılayışı en yükseğe çıkarmak gerekir ki tarafsız olabilmek ve bir bütün olarak görebilmek için .Bu da hislerimizi yönetebilme yetimizle ilgili bence de.

Başlıklar

Savaşfutbol
Görüş Bildir