Berlin'in Kalbinden Gelen Adam: Paul Kalkbrenne
Elektronik müzik sahnesinde bazı isimler var ki ışıl ışıl parlıyorlar. Paul Kalkbrenner tam olarak bu isimlerden biri. Berlin’in duvarlarının gölgesinde büyüyen, tekno ve minimalin iç içe geçtiği o karanlık ama bir o kadar da büyülü atmosferden çıkan Kalkbrenner, yalnızca bir DJ ya da prodüktör değil aynı zamanda bir hikaye anlatıcısı. Onun parçalarını dinlerken adeta bir film izliyormuşsunuz gibi hissetmenizin nedeni de bu. Gelin, Berlin’in bu tekno dahisini daha yakından tanıyalım!
Sky and Sand
Paul Kalkbrenner, 1977’de Doğu Berlin’de doğdu ve çocukluğu, Berlin Duvarı’nın ikiye böldüğü bir şehirde geçti. Doğu Bloku’nun sert kuralları altında büyüyen birçok genç gibi o da müziği bir kaçış yolu olarak gördü. Kalkbrenner’ın keno müziğe olan tutkusu, aslında Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonra şekillendi.
Schwer
90’ların başında, özgürlüğün kokusunu yeni yeni alan genç Berlinliler, illegal warehouse partilerinde sabahlara kadar dans ederken, Paul da set başına geçiyor ve kendi müzik hikayesini yazmaya başlıyordu. Yani o, sadece Berlin’in tekno kültürünün bir parçası değildi. Bizzat o kültürü yaratan kuşağın temsilcisi.
No Goodbye
Birçok DJ hızlı, vurucu ve agresif tekno setleriyle bilinirken, Paul Kalkbrenner tamamen farklı bir yol izledi.
Revolte
Eğer Paul Kalkbrenner’ı henüz bilmiyorsanız bile, Berlin Calling filmini duymuş olma ihtimaliniz yüksek. 2008’de çıkan bu filmde sadece başrolü oynamadı. Bunun yanında film müziklerini de yaptı. Filmdeki Ickarus karakteri aslında kısmen Paul’ün kendisinden izler taşıyor.
Aaron
DJ dünyasının yüksek temposu, yalnızlık ve sahne ışıkları ardındaki karanlık ruh hali filmde çarpıcı şekilde yansıtılıyor. Filmin soundtrack’i ise tam anlamıyla bir elektronik müzik başyapıtı oldu. Özellikle Sky and Sand, dünya çapında listeleri altüst etti ve elektronik müzik severler için bir marşa dönüştü.
Feed Your Head
Sky and Sand, Almanya’da 121 hafta boyunca listelerde kaldı ve bu bir rekor. Şarkının ilginç bir hikayesi de var. Fritz, şarkının vokallerini kendi evindeki küçük bir stüdyoda kaydetmişti ve o sırada ikili, bu parçanın bu kadar büyük bir etki yaratacağını hiç düşünmemişti. Bugün hala dünyanın dört bir yanındaki festivallerde bu şarkı çaldığında binlerce insan ellerini havaya kaldırıp gözyaşlarını tutamıyor.
Azure
Paul Kalkbrenner, birçok DJ gibi hazır setler çalmıyor. Onun sahnede yaptığı şey tamamen canlı. Bu da her konserini benzersiz kılıyor.
Parachute
2015’te Brüksel’de 500.000 kişinin katıldığı devasa bir açık hava konseri verdi ve bu, elektronik müzik tarihinde unutulmaz bir an olarak kayda geçti.
Invisible
Tekno dünyasında popülerleştikçe ruhunu kaybeden birçok isim oldu ama Paul Kalkbrenner onlardan biri değil. O, mainstream listelerde yer almasına rağmen hala underground ruhunu koruyor.
Cloud Rider
Berlin Calling'in başarısından sonra Hollywood’dan da teklifler aldı. Ancak Paul, sinema kariyerine devam etmeyi reddetti. O, kendisini bir aktör değil bir müzisyen olarak gördüğünü söyledi. Yine de Berlin Callingdeki performansı, onun sadece bir DJ değil, aynı zamanda çok yönlü bir sanatçı olduğunu kanıtladı.
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!


Yorum Yazın