onedio
Belgrad'ta Görmeniz Gereken 5 Yer
Sava ve Danube nehirlerinin birleştiği alandaki tepede bulunan Belgrad kalesi şehrin en önemli kültürel ve tarihi yapısı olmanın yanında Belgrad’ın en güzel ve büyük parkına da evsahipliği yapar.
Balkanlarda Kaç Osmanlı Eseri Bulunuyor?
Trakya Üniversitesi, İslami İlimler Araştırma Vakfı ile İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi'nce Başbakanlık Tanıtma Fonu desteğiyle 'Osmanlı İlim, Düşünce ve Sanat Dünyasında Balkanlar' başlıklı sempozyum düzenlendi.Sempozyumda konuşan Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil, vakıf kayıtlarında, Balkanlar'da 5 asır hüküm süren Osmanlı'ya ait 15 bin yapı bulunduğunu ve eserlerin yüzde 90'ının arazide tespit edildiğini söyledi. Balkanlarda, cami, han, hamam, tekke, köprü, şifahane gibi yapıların da aralarında bulunduğu 4 bin ile 5 bin yapının ayakta olduğunu ifade eden İbrahimgil, Makedonya, Macaristan, Kosova, Hırvatistan'da Osmanlı eserlerinin ihyası çalışmalarının devam ettiğini örneklerle anlattı.Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın kalbi ve iç organlarının, Macaristan'ın Zigetvar şehrindeki Kanuni Camisi'nin bahçesinde bir yere gömülü olduğunun belirlendiğini ifade ederek, 'Bu henüz çok yeni bir bilgi, basın toplantısıyla detayları aktarılacak. Daha sonra ekip giderek, kazı yapacak' dedi. Sempozyumu, Hırvatistan Başmüftüsü Aziz Hasanoviç, Bulgaristan Başmüftüsü Hacı Aliş, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ile İskeçe Müftüsü Ahmet Mete de dinledi.Sempozyumda Trakya Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Necip Yılmaz 'Filibeli Ahmet Hilmi ve materyalizme yönelik eleştirileri', Necmettin Erbakan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Coşkun 'Filibeli Ahmet Hilmi'nin Allah tasavvuru', Makedonya Teteva Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Kani Nesimi 'Osmanlı dönemi ve sonrasında yaşayan önemli şahsiyet Arnavut Ekrem Bey Vlora' başlıklı tebliğlerini sundu.Katılımcılara belgelerini, Hırvatistan Başmüftüsü Aziz Hasanoviç ve oturum başkanı Prof. Dr. Bayram Dalkılıç tarafından verildi. 'Osmanlı İlim, Düşünce ve Sanat Dünyasında Balkanlar' başlıklı sempozyum yarın sona erecek. teknolojioku
Hababam Sınıfında Efsaneleşmiş Müfettiş Sahneleri
Rıfat Ilgaz'ın en iyi eserlerinden biri olan Hababam Sınıfı,Türkiye'de yazılmış en iyi mizah kitaplarındandır.Tiyatroya ve sinemaya da uyarlanmış, İnek Şabanıyla Güdük Necmisiyle Tulum Hayrisiyle Türk insanının gönüllerinde taht kurmuştur.Hababam Sınıfı'nın bir özelliği de insanları küfürsüz bir şekilde güldürebilmesidir.Ve müfettiş sahnesi de her izlediğimizde kahkahalar attığımız,izlemekten bıkmadığımız bir sahnedir;İşte o efsane olmuş müfettiş sahneleri;
Andy Warhol’un Tüm Renkleri İstanbul’da
Pop art akımının babası olarak nitelendirilen Andy Warhol’un eserleri, Andy Warhol: Herkes İçin Pop Sanat adlı sergi İstanbullularla buluşacak. Bugün Pera Müzesi’nde açılacak sergide; Warhol’un Campbell’s Soup, Kovboylar ve Kızılderililer, Tehlikedeki Türler ve Çiçekler serisinin yanısıra sanatçıya ait Mick Jagger ve Lenin gibi ünlü isimlerin portreleri de yer alacak. 20’nci yüzyılda dünyanın sanata bakışını değiştiren ve Amerikan kültürüne yeni bir boyut getiren Andy Warhol’un, Pera Müzesi’nde iki kata yayılan sergisinde, Slovak asıllı sanatçının Modra kentindeki Zoya Müzesi koleksiyonundan derlenen ve İstanbul’da ilk kez sergilenecek 87 yapıtı arasında, ipek baskı serileri ve desenleri de görülebilecek. HİLELİ VE BÜYÜLEYİCİ Fikirlerin, insanlar ve olayların metalaştırıldığı ya da metalaştırılma potansiyeli taşıdığı maddî bir dünyada Warhol, çoğaltma ve yeniden üretme teknikleriyle her şeyi nesne statüsüne indirgeyerek, içerik ve formu önemsizleştirmişti. Bu yüzden Warhol’un, popüler, fani, harcanabilen, düşük maliyetli, seri imal edilen, genç, hazırcevap, hileli ve büyüleyici bir sanat ürettiği konuşuldu durdu hep. GRAFİKER OLARAK BAŞLADI Popüler kültürün Amerika’da yaratılmış en iyi şey olduğuna inanan; bir gün herkesin 15 dakikalığına da olsa ünlü olabileceğini söyleyen Andy Warhol, kitlelerin popüler kültürünü yüksek kültürün konusu hâline getirdi. Kendisini de ikonik bir karaktere dönüştüren Warhol, işinin sadece sanat olmasını istemiyordu. Sanatı gündelik hayata yaklaştırmış, bir grafiker olarak başladığı kariyerini 20’nci yüzyıl sanatının en ikonik isimlerinden biri olarak tamamlamıştı. YEĞENİ, WARHOL’U ANLATACAK Bu arada sergi için Türkiye’de bulunan Warhol’un yeğeni James Warhola da 10 Mayıs günü bir konferans verecek. 18:00’de Pera Müzesi Oditoryumu’nda amcasını anlatacak olan Warhola, bir sonraki gün de çocuklar için Uncle Andy’s, A Faabbbulous Visit with Andy Warhol/ Andy Amcanın Evi - Andy Warhol’a Müttthişş Bir Ziyaret adlı kitabını okuyacak. 20 Temmuz’a kadar açık kalacak sergi, 18 ile 22:00 arasında ücretsiz olarak gezilebilecek. Sergi hakkında detaylı bilgiye; (212) 334 99 00 no’lu telefondan ulaşabilirsiniz. Chambers da 78 eserle Pera’nın konuğu Pera Müzesi, Andy Warhol sergisiyle eşzamanlı olarak Stephen Chambers sergisine de evsahipliği yapacak. Müzenin, Londra Kraliyet Sanat Akademisi işbirliğiyle hazırladığı serginin adıysa Stephen Chambers: Büyük Ülke ve Diğer Hikâyeler. Türk sanatseverlerle ilk kez buluşacak İngiliz çağdaş sanatçı, 1960’da hayatını kaybetmişti. Chambers’ın son 20 yıla uzanan baskıresim ve yağlıboya yapıtlarının yer aldığı sergide, sanatçının, William Wyler’in 1958 yapımı western filmi The Big Country/ Büyük Ülke’ye atıfta bulunan ve bu alandaki en büyük baskı kompozisyonu olma özelliğini de taşıyan, 78 ayrı resimden oluşan Büyük Ülke başlıklı yapıtı da bulunuyor.  Taraf
Eurovision'da Conchita Wurst Finale Kaldı
Bu yıl 37 ülkenin katılımıyla 59'uncusu yapılan Eurovision Şarkı Yarışması'nın ikinci yarı finali gerçekleştirildi. Danimarka kamu yayıncı kuruluşu DR tarafından organize edilen Eurovision'da finalde yarışacak 10 ülke daha belli oldu. Finale kalmayı başaran Avusturya temsilcisi Conchita Wurst izleyicilerden yoğun ilgi gördü. Cumhuriyet
Kanuni'nin 450 Yıllık Sırrı Çözülüyor mu?
GAZİ Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü öretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil, Başbakanlık ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki Sokullu Mehmet Paşa belgelerine dayanarak Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın iç organlarının Macaristan'ın Zigetvar şehrindeki Kanuni Camisi'nin bahçesinde gömülü olduğunun tespit edildiğini söyledi. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil, Trakya Üniversitesi, İslami İlimler Araştırma Vakfı ile İstanbul Üniversitesi İslam Araştırmaları Merkezi'nce Başbakanlık Tanıtma Fonu desteğiyle ‘Osmanlı İlim, Düşünce ve Sanat Dünyasında Balkanlar’ sempozyumuna katılmak için Edirne’'ye geldi. Sempozyumun ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Prof. Dr. Mehmet Zeki İbrahimgil, Osmanlı padişahlarından Kanuni Sultan Süleyman'ın iç organlarının nereye gömüldüğü konusunda net bilgilere ulaştıklarını söyledi. Yaklaşık 1.5 yıldır Balkanlardaki Türk eserlerinin değerlendirilmesi konusunda bir çalışma yürüttüklerini ifade eden Prof. Dr. İbrahimgil, şunları söyledi: 'Balkanlardaki Türk eserlerinin değerlendirmesi üzerine bir çalışmamız var. Yaklaşık 1.5 yıldır Ankara’da Başbakanlık ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki belgeler inceleniyor. Bunlar yapılırken, hiç beklemediğimiz bir şeyle karşılaştık. Belgelerin vakfiyeleri okunurken, Kanuni Sultan Süleyman’ın iç organlarının Zigetvar da defnedildiği yer olarak tespit ettik. Bunu Sokullu Paşa’nın vakfiyesinde belgelere dayanarak söyleyebiliriz. Macaristan'ın Zigetvar şehrindeki Kanuni Camisi'nin yanındaki hanikahta gömüldüğü tespit edildi. Ancak detaylı açıklama daha sonra üst resmi makamlardan gelecek. Sokullu Mehmet Paşa’nın vakfiyesiyle Selaniki tarihinde çok net olarak belirtiyor. Zigetvar kazı çalışması yapılacak ve ardından türbe haline geleceğini düşünüyorum' dedi. İÇ ORGANLARIN AKEBİTİ BİLİNMİYORDU Kanuni Sultan Süleyman 1526'da, yani tahta çıkışının henüz 6'ncı yılında Mohaç zaferiyle Macaristan kapılarını açarak Avrupa'da ‘Muhteşem’ diye anılmaya başlamış, 40 yıl sonra döndüğü bu ülkede Zigetvar kalesinin fethinden bir gün önce, 7 Eylül 1566'da hayata gözlerini yummuştu. Sadrazam Sokullu Mehmed Paşa, Şehzade Selim gelip tahtı devralana kadar padişahın ölümünü vezirlerden bile gizledi. Kanuni'nin naaşı, İstanbul'a bozulmadan taşınabilmesi amacıyla tahnit edildi (mumyalandı). Bunun için kalbi ve iç organları çıkarıldı, misk ve amberle yıkanıp gömüldü. Rivayetlere rağmen iç organların kesin olarak nerede olduğu bir türlü ortaya çıkarılamamıştı. Ali Can ZERAY/ EDİRNE, (DHA)
İlber Ortaylı Londra'da Konuştu: 'Türkler Tarih Bilmiyor'
LONDRA - Turkish Forum UK adlı vakfın konuğu olarak, 'Birinci Dünya Savaşı'nın 100'üncü Yıldönümünde İmparatorluğun Son Günlerinden Cumhuriyet'in Kuruluş Öyküsüne' başlıklı konferansta konuşan Prof.Dr. Ortaylı, hiçbir ülkenin aslında savaşa hazır olmadığını vurgularken, Türkler'in tarihi okumayı sevmediğini ve tarih bilmediğini belirtti. Prof.Dr. İlber Ortaylı, Türkiye'nin yeni sanayi dallarına girmek zorunda olduğununun, eğitime yeni impetus verilmesi gerekliliğini vurguladı. Prof.Dr. İlber Ortaylı, 'Her yere üniversite açıp, kandırmakla olmaz. Bugünkü liseler olsa ne Süleyman Demirel Başbakan, ne de Necmettin Erbekan Profesör olurdu' dedi. Londran merkezindeki Hyatt Regency The Churchill Hotel'de düzenlenen geceye sefire Emel Çeviköz, Başkonsolos Emirhan Yorulmazlar, Elçi Müsteşar Fatih Ulusoy'un da aralarında bulunduğu 200'e yakın konuk katıldı. Prof. Ortaylı yeni Osmanlıcılık konusunda Dışişleri Bakanının ciddi bir bilgi birikimi olmadığını kaydetti. Osmanlı'nın 1'inci Dünya Savaşı'na girmemesi halinde, en büyük zenginliği olan nüfusunun kendisine kalacağını, Kudüs, Hicaz 'ın Türklerin elinde bulunacağını söyledi. Konukların büyük ilgi gösterdiği ve fotoğraf çektirmek, kitap imzalatmak için kuyruk oluşturduğu gecede, Prof.Dr. Ortaylı iki saat süren konuşmasında, Birinci Dünya Savaşı'nda Avrupa ülkeleri ve Osmanlı İmparatorluğu'nun durumunu irdeledi. Esprili konuşmaları ile sıcak bir ortamda gerçekleşen konferansta, konuklar tarih profesörüne yakın ilgi gösterdi. Turkish Forum UK Başkanı Zeren Safa, Prof.Dr. İlber Ortaylı'yı 3 yıl sonra yeniden ağırlamaktan büyük gurur ve mutluluk duyduklarını söyledi. Birinci Dünya Savaşı sonunda, Britanya, Avusturya-Macaristan imparatorlukları, Rusya, Fransa'nn durumunu ele alan Prof. Ortaylı, savaşların bazı ülke ordularının, donanmalarının işe yaramadığını ortaya koyduğunu, Avustralya ve Yeni Zelanda'nın bağımsızlık isteğini ortaya çıkarttığını söyledi. Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu ordularının muhteşem şeyler yarattığını, Kurtuluş Savaşı başarılarının onlardan çıktığını kaydeden Prof.Dr. Ortaylı, şöyle konuştu: 'Türk Ordusu, İngiliz Ordusu'nu 4 yıl tuttu. İngiliz ordusunu 4 yıl tutan başka ordu yok. İngilizler bunu beklemiyordu. Savaş sonunda , daha önce kaybedilen Kars, Ardahan, Artvin bize kalsa da, ham hayallerimizin hiçbiri gerçekleşmedi. Çiftçilerimiz, askerlerimizi, zanaatkarlarımızı tamamen kaybetti ve Türkiye bunu ancak 50 yılda telafi edebildi. Birden bir kalite düşüşü oldu. Türkiye bu yavanlığından kurtulmak için çok uğraştı, Atatürk'ü de bu yavanlığımız hasta etti.' 'MİKRO MİLLİYETÇİLİKLERİN SONU YOK' Birinci Dünya Savaşı sonunda dünyanın küçüldüğünü, etnik parçalanmaların olduğunu ve bugün hala devam ettiğini belirten Prof.Dr. İlber Ortaylı, şöyle dedi: 'Dünyada 5 bin dil konuşuluyor. Mikro milliyetçiliklerin sonu yok. Bunların üzerinde durulması gerekiyor. Avusturya-Macaristan imparatorluğu kalmadı, Britanta İmparatorluğu eskisi gibi olmadı. Kuvvetli demokrasi, özgün parlamenter sistemi kuvvetli olduğu için devam etti. Ancak birçok müttefiği bu vasfını koruyamadı. Osmanlı imparatorluğunun gücü tükendi. Para sistemi çöktü. Kadınlar çalışma hayatına girdi, Osmanlı imparatorluğu kadın memur almaya başladı. Feminist hareketçilik, sosyalist harekete eskisi gibi kötülük yapamadılar. Arap dünyası 3 günde dağıldı, manda idareleri kuruldu. Osmanlı 15-20 sene dayanabilse, coğrafyaları bugünkü gibi zayıf olmazdı.' 'ALMANYA'NIN POLİTİKASI DİKKATLE İZLENMELİ' Konuşmasında Birinci Dünya Savaşına niye girildiğinin muamma olduğunu, 2.Dünya Savaşına girişin ise ortada olduğunu belirten Prof.Dr. İlber Ortaylı, şöyle konuştu: “ Bu gibi ülkelerin tekrar tekrar dünya idaresine el atmaları tehlikelidir. Şimdi ortaya Çin çıktı. Almanya'nın politikası dikkatle izlenmesi gereken bir politikadır. Avrupa'Nın iktisadi entegrasyonunu kendi politikaları ile engelliyorlar' dedi. İlgiyle dinlenen konuşması bitiminde soru ve cevap bölümünde ise Ortaylı, Osmanlı İmparatorluğunun savaşa hazırlığın olduğunu, hem Galiçya, hem Afrika, Mezopotamya, hem Suriye, Kafkaslarda imparatorluğu ordunun savunduğunu söyledi. “Ancak hiçbir devlet aslında savaşa hazır değildir. Savaşların sonunda para el değiştirdi, ülkeler tarihi bilmiyorlardı.. Maalesef Türkler tarih okumuyor, tarih okumayı da sevmiyor. Osmanlı düşmanlığı deyimi boş şeyler, gülünç' diye devam etti. 'EN BÜYÜK ZENGİNLİĞİMİZ NÜFUSUMUZ BİLE KALIRDI' Bir başka soruda ise Prof.Dr. İlber Ortaylı, Osmanlı'nın savaşa girmese veya geç girsmesi halinde kolay kolay rahatsız edilemeyecek konumda bulunacağını savunurken, 'En büyük zenginliğimiz nüfusumuz bize kalırdı Arap dünyası daha iyi olurdu, Kudüs, Hicaz Türklerin elinde kalırdı' yanıtını verdi. Son yıllarda Yeni Osmanlıcılık akımının çıktığına ilişkin soruya ise, “Dışişleri bakanının ciddi bir tarih bilgisi birikimi olduğunu zannetmiyorum' diye yanıt verdi. Son dönemde birçok yemeğe davet edildiğini ve en taze konuşma konusunun 'Muhteşem Yüzyıl' dizisi olduğunu kaydeden Prof.Dr. Ortaylı, dizide çok tarihsel hata yapıldığını, Venedik'te prenses, kontların olmadığını belirterek, ölçüsüzlükler görüldüğünü söyledi. Osmanlı'nın sıtma ve frengi ile savaşı becerdiğini, Rumeli'den gelen göçlerle de ırkların güzelleştiğine dikkati çeken Ortaylı, dinleyicilere Şevket Süreyya Aydemir'in 'Suyu Arayan Adam' kitabını mutlaka okumalarını önerdi. Türkiye'nin sanayi rotasını değiştirmesi halinde gelişebileceğini kaydeden Prof.Dr. İlber Ortaylı, 'Türkiye, işleyen bir makinadır, buna böyle bakılmalıdır. Sanayi rotamızı değiştirirsen Türkiye gelişebilir. Yeni sanayi dallarına girmek zorundasınız. Eğitime yeni impetus vermek zorundasınız. Her yere üniversite açıp, çocukları kandırmakla olmaz. Doğru dürüst insan yetiştireceksiniz. Toplantılarla bunlar olmaz. Bugünkü liselerle ne Süleyman Demirel başbakan, ne de Necmettin Erbekan Profesör olurdu' diyerek konuşmasını alkışlarla bitirdi. İki saat sonunda izleyiciler Prof.Dr. İlber Ortaylı'yı kutlayarak, en son kitabı 'İmparatorluğun Son Nefesi' ve diğer eserlerini imzalatmak ve fotoğraf çektirmek için uzun kuyruklar oluşturdular. Ortaylı da gördüğü ilgiden memnunluğunu dile getirdi. Turkish Forum UK Başkanı Zeren Safa, ikinci defa davetlerine katılan Prof. İlber Ortaylı'ya teşekkür ederek, kendisini yeniden aralarında görmekten büyük mutluluk duyduklarını söyledi.Yurt
Picasso'nun "Kurtarma" Adlı Tablosu 31.5 Milyon Dolara Satıldı
İspanyol ressam Pablo Picasso'nun 'Kurtarma' adlı tablosu, New York'taki açık artırmada 31,5 milyon dolara satıldı. Sotheby's Müzayede Evi, 20. yüzyılın en önemli sanatçıların biri kabul edilen ve Kübizm akımının kurucularından Picasso'nun 1932'de tamamladığı eserin, adının açıklanmasını istemeyen bir koleksiyoncu tarafından satın alındığını açıkladı. Eserin 14-18 milyon dolara alıcı bulması bekleniyordu. Müzayede evinin düzenlediği empresyonist ve modern sanat açık artırmasında, 50 eser toplam 219 milyon dolara alıcı buldu.Açık artırmada Fransız ressam Henri Matisse'nin 1924 tarihli 'Sabah Çalışması' adlı eseri 19,2 milyon dolara, Fransız empresyonist ressam Claude Monet'nin 'Japon Köprüsü' adlı tablosu da 15,8 milyon dolara satıldı. Monet'nin 'Nilüferler' adlı tablosu, dün Christie's Müzayede Evi'nin düzenlediği açık artırmada 27 milyon dolara satılmıştı. Christie's Picasso'nun 1942 tarihli 'Dora Maar'ın Portresi' adlı eserinin de 22,5 milyon dolara alıcı bulduğunu açıklamıştı.CNN Türk
Dünya’da Fotoğrafı Çekilen İlk İnsan
Bu fotoğraf 1838′de Paris’te çekildi, bu fotoğrafı önemli hale getiren ise bir insana ait olması. Louis Daguerre bu fotoğrafı çektiğinde belki de o adamın o fotoğrafta yer alacağını bile bilmiyordu. 19. Yüzyılın başlarında  fotoğraf makinaları bazıları 3 bazıları 5 hatta 8 saate kadar pozlama ihtiyacı duyuyordu. Luis Daguerre Temple Bulvarı’nı çektiği bu fotoğraf, aslında göründüğü gibi boş değil. Pozlama süresi hareketli nesneleri çekmek için yeterli düzeyde olmadığı için  meydanda ki diğer insan ve arabalar görünmemekte. Sadece bir insan dışında, Louis Daguerre’nin pozlama yaptığı anda ayakkabısını boyattıran adam uzun süre orada vakit geçirdiği için, silüet halinde fotoğrafta görünmekte. Olayın komik yönü ise bundan fotoğrafı çekilen insanın haberi olmaması.
Lana Del Rey’in Yeni Albümünden İlk Video
Lana Del Rey’in merakla beklenen ve Haziran ayında çıkacağını söylediği yeni albümü Ultraviolance’dan ilk single “West Coast” yayınlandı. Lana Del Rey’in alameti farikası haline gelen melankolizmi “West Coast”da da öne çıkıyor. Videonun yönetmenliğini Vince Heycock yaptı. Şarkının orijinal klibi dün gece YouTube’a eklendi, daha sonra YouTube’dan kaldırıldı ve ardından yeniden eklendi. Single ise 18 Mayıs’dan itibaren iTunes’dan satın alınabilecek. Dipnot Tv
Turkey's Star Poster | Türkiyenin Yıldızları Poster Tasarımları
Kağan Yıldırım'ın tasarladığı 'Turkey's Star ' adında poster tasarımları.Türkiyenin önde gelen sanatçı ve oyuncularını kapsıyor.'Barış Manço,Cüneyt Arkın,Müslüm Gürses,Münir Ozkul,Şener Şen,Neşet Ertaş,Sezen Aksu,Kemal Sunal,Kadir İnanır,Orhan Gencebay,Türkan Şoray'bulunuyor.
Şekispir'den Shakespeare'e: Üstadın Anadolu Macerası
Önceleri Şekispir, Şekspir ya da Şekspiyer diye anılmaya başladıysa da 20. yüzyılın ikinci yarısından sonra artık ülkemizde de Shakespeare diye biliniyordu. Onun bu topraklardaki macerası yaklaşık 140 yıl önce, Osmanlı'nın son döneminde başladı. Shakespeare'in tiyatro yapıtlarının Osmanlı'daki ilk çevirmeni Kütahyalı Hasan Bedrettin Paşa ile arkadaşı Manastırlı Mehmet Rıfat olmuş. 1870'lerde bu ikili (İngilizce bilmedikleri için) Othello 'yu Fransızcadan çevirmişler. Ardından üstadın yapıtlarını Osmanlıcaya tercüme etmek bir 'riyaziyeci'nin aklına gelmiş. Eğitimci, matematikçi Mehmet Nâdir Bey Hamlet 'ten üç bölüm seçip çevirmiş. Yine Fransızcadan ama İngilizce de biliyormuş. Bunu yaparken büyük olasılıkla Hamidiye Zırhlısı'nda hapisteymiş. Mehmet Nâdir Hamlet çalışmasını 1881'de Hazine-i Evrak dergisinde şöyle sunmuş: 'Nâmı şöhretgîr-i âfâk olan 'şekspir'in tercüme etdiğim bazı âsârı içinden birkaç söz toplayub (Hazine-i evrak)a derc buyurulmak üzere irsâl eyledim.' Nâdir Bey bununla da yetinmemiş, 1887-1888'de Shakespeare'in 42 sonesini düz yazı olarak Osmanlıcaya çevirmiş. Yine bu sıralarda başka bir Osmanlı aydını Örikağasızade Hasan Sırrı Bey (Nahit Sırrı Örik'in babası) Venedik Taciri ile Sehv-i Mudhik (Yanlışlıklar Komedisi) çevirilerini yapmaktaymış. 1884 ve 1887'de ikisi de yayımlanmış. Verona'nın İki Asilzadeleri 1886 yılında II. Meşrutiyet yıllarında kaymakamlık yapmış olan Mihran Boyacıyan tarafından çevrilip Civelekyan Matbaasında basılmış. Boyacıyan aynı yıl Romeo ve Juliyet 'i de çevirmiş. Çeviriler yapılmış ama sahneler pek hareketli değil henüz. Bazı Shakespeare yapıtları Rum ya da Ermeni toplulukları tarafından sahnelenmiş. Örneğin 1842'de Konkordiya tiyatrosuna gelen Rum sanatçılar Romeo ve Juliette 'i, Othello 'yu, Hamlet 'i oynamışlar. Bu oyunlar, Gedikpaşa Tiyatrosunun ilk döneminde de temsil edilmiş. Ama Osmanlı sahnelerine adım atan Osmanlıca ilk oyunu Othello. Mihran Boyacıyan'ın İngilizceden çevirdiği Othello ‪Manzûme-i Efkâr Matbaası tarafından 1912 yılında yayımlanmış. 1914 yılında İstanbul'da Darülbedayi'nin, yani modern anlamda ilk tiyatro ve konservatuvar yapısının oluşmasıyla 'resmi' tiyatro yaşamı başlar. 1912 yılında Muhsin Ertuğrul bir Hamlet yapmıştır bile. Çevirisi, başrol oyunculuğu, yönetimi kendine ait bir Hamlet'tir bu. Anadolu ise Othello'yu çok beğenmiştir. Darülbedayinin ilk öğrencilerinden biri, Kâmil Rıza, öteki adıyla Othello Kâmil, yıllar boyunca gezici kumpanyasıyla Anadolu'yu dolaşıp Othello oynar. Kâmil'in yorumuyla sahnelenen oyunun adı Arabın İntikamı'dır. Nâzım Hikmet 'Oyunlarım üstüne' başlıklı yazısında (Moskova, 1962) Kâmil'in seyircisi olduğu günleri şöyle anlatır: 'Ankara'da 1921 kışında ahırdan bozma salaş bir tiyatroda, gaz lambalarının ışığında ve ikide bir soğuktan avuçlarıma hohlayarak Otello Kâmil'i seyrettim. Ömrümde ilk defa Şekspir'i seyrettim. Abdullah Cevdet adında bir eski Jön Türk şairi Arap ve Acem sözcükleriyle dolu bir dille büyük üstadı Türkçeye çevirmişti. Otello'yu, Hamlet'i filân okumuştum, şaşmıştım, hayran olmuştum ama pek anlamamıştım. Kâmil bir gezgin aktördü. Repertuvarında bir tek piyes vardı denilebilir. Otello'yu Papazyan üslubuyla oynadığını söylerler. Ne yazık Papazyan'ı Otello'da seyretmek nasib olmadı. Ama çırağı Kâmil'in Otello'suna bakıp ustasının ustalık kertesini kestirmek mümkün.' Gerçekten de Abdullah Cevdet Shakespeare'in tüm oyunlarını çevirmek niyetlisidir. Ama ne yazık ki çeviriler başarısızdır. Abdullah Cevdet tercüme işine devam ettiği sırada bir gün Süleyman Nazif'e dert yanar: 'Nazif, Shakespeare'i çevirme işini bitirmeden öleceğim diye korkuyorum.' Süleyman Nazif cevabı yapıştırır: 'Ben de tam tersine Shakespeare'in tamamını ölmeden önce çevireceksin diye korkuyorum. Herkes Shakespeare'in eserlerini ölümsüz bilir, oysa sen Türkçeye çevirerek ölümlü olduklarını kanıtladın.' 20- yüzyıl başlarında Osmanlı'nın yeni Türkiye Cumhuriyetine armağanlarından biri olan Neyzen Tevfik 'in diline de düşer Shakespeare: ŞEKSPİR Şekispir'in bütün asarına değil, birine Feda imiş Britanya o hikmet efserine. Ne muhteşem, ne derin bir mehabet-i takdir, Yeter bu İngiliz'in ilme aşkını tasvir. Revân eder acı sözlerle tayf-ı hikmetini, Bu serzeniş ile sezmiş vatan muhabbetini. (1921) 'İngiltere'nin Avon deresi İrlanda denizine dökülmek için kara ağaçlar arasında aheste ve sakit akıyor; gruba doğru pembeleşen yeşil sularında dallar ve sazlarla beraber Stratfort beldesinin beyzi ve tulani pencereleri ve mızrak biçimli parmaklıkları münakis yaşar; akisler arasında birer canlı kar yığını halinde sessiz kayan beyaz kuğular vardır. İşte bu güzel akar suyun kenarına yaslanan Stratfort şehrinin Henley sokağında 1564 senesi nisanının yirmi üçüncü günü Vilyem Şekspiyer dünyaya geldi.' Bu satırlar 1934 yılında Kanaat Kütüphanesi tarafından yayımlanmış, Cenap Şahabettin'in kaleme aldığı 'Vilyem Şekspiyer' adlı kitaptan. Resimli, 196 sayfa olan kitapta Türkçede ilk kez Shakespeare'in hayatı, kadınları, eserleri ahlakı gibi konular ele alınıyor. Cumhuriyet'in kuruluşundan sonra Shakespeare kültür ve sanat dünyasının baş köşesine kurulacaktır. 1920'lerden günümüze Shakespeare'in tüm oyunları Türkçeleştirildi. Çevirmenler arasında Halide Edip Adıvar, Sabahattin Eyuboğlu, Ülkü Tamer, Can Yücel, Mina Urgan, Berna Moran gibi edebiyatımızın ünlü isimleri de var. Tüm soneleri ise Talat Sait Halman çevirisiyle Türkçeye kazandırıldı. Üstadın (Venus and Adonis, Rape of Lucrece gibi) manzum öyküleri ise onları çevirecek kahramanları bekliyor. Shakespeare'in bu topraklar üstündeki maceralarından bazıları oldukça ilgi çekici: 1960'ların başında İstanbul'da Küçük Sahne'de Othello sahnelenir. Iago'yu oynayan Genco Erkal seyircilerin arasından geçerken 'Allah belanı versin!' diye bağıranlar olur. Türkiye ve hatta dünya sahnelerinde boy gösteren az sayıdaki kadın Hamlet'lerin başında Ayla Algan gelir. 1962 ile 1965 yılları arasında İstanbul Şehir Tiyatrolarında Muhsin Ertuğrul'un rejisiyle sahnelenen Hamlet'te hem Hamlet'i hem de Ophelia'yı oynadı. 1976 yılında Metin Erksan bir Shakespeare uyarlamasını beyaz perdeye taşır. Fatma Girik'in baş rolünü oynadığı bir Hamlet filmidir 'Kadın Hamlet ya da İntikam Meleği'. Şatoda değil çiftlikte geçer. Film hakkında Variety dergisinde çıkan yazıda 'Kadın Hamlet, 1977 Uluslararası Moskova Film Festivalinin ve 1978 Uluslararası Los Angeles Film Festivalinin en güzel, en orijinal, en sıra dışı, en eşsiz, en anlamlı, en beğenilen tek filmi' diye yazar Lester Cole. Müşfik Kenter 1985-86 tiyatro sezonunda Kenter Tiyatrosunda Talat S. Halman'ın kaleme aldığı 'Türk Shakespeare' adlı metni sahnede tek başına canlandırdı. 'Kahramanlar ve Soytarılar' adıyla sahnelenen oyunda Müşfik Kenter hem sonelerden hem oyunlardan sahneleri hem de Türkiye'de sahnelenen Shakespeare oyunlarından anekdotları seyircilere aktarıyordu. Işıl Kasapoğlu'nun 1994 yılında Trabzon Devlet Tiyatrosu'nda sahnelediği Venedik Taciri 'nde ünlü Yahudi tefeci Shylock'u bir kadın oyuncu canlandırıyordu. Hamlet metni hiç kesilmeden sahnelenince altı-yedi saat sürüyor. Türkiye'de bu iş bir kez yapıldı. Işıl Kasapoğlu'nun rejisiyle 1998 yılında İzmit Şehir Tiyatrolarında. Hamlet'i Tardu Flordun oynuyordu. 2002 yılında Mustafa Demirci çıkardığı 'Ahuzar' adlı ilahi kasetinde Shakespeare'in bir sonesini 'Vazgeçtim' adıyla ilahi olarak seslendirdi. 2009 yılının yaz aylarında Mersin'in Arslanköy beldesinde Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu üyesi yedi kadın, Hamlet'ten üç bölümü Hamit adıyla sahneye taşıdı. Topluluğun kurucularından Ümmiye Koçak kostüm sıkıntısına da yaratıcı çözümler bulduklarını söyledi: 'Kraliçeye basmadan yapılmış elbise giydirdik. Diğer karakterler ise şalvar ve şapka giyiyor. Kullanılan taçları kartondan, kafataslarını kabaktan yaptık.' The Guardian gazetesi, 'Hamlet Türkiye'de feminist oldu' başlığı ile yayımladığı haberde 'Hamlet'in küçük bir okul sahnesinde, kendinden geçmiş seyircilerin önünde, ve en olmayacak yerde oynandığını görmek insanı derinden etkiliyor' diye yazdı. Hamlet 'i Türkiye sahnelerinde tek başına oynayan aktör ise Bülent Emin Yarar oldu. 2013'de İstanbul Devlet Tiyatrosu prodüksiyonu olarak sahnelenen oyunda aktör Hamlet, Hayalet, Kral, Kraliçe, Polonius, Ophelia, Oyuncu, Lucianus, Laertes, Mezarcı rollerini tek başına canlandırdı. Shakespeare'in Türkiye serüveni bir belgesele de konu oldu. Yönetmenliğini Gülşah Özdemir Koryürek'ün yaptığı, 2013'de seyirci önüne çıkan 'Türkiye'de Şekspir Olmak' belgeseli ünlü yazar ve şaire Türkiye'den nasıl bakıldığını işliyor. Belgesel, 1800'lü yıllarda Osmanlı Devleti sınırlarında başlayarak günümüze kadar uzanan yolculuğun hikâyesini anlatıyor. Shakespeare Anadolu'yu Anadolu'da Shakespeare'i çok sevdi. Nice yıllara üstat... Zeynep Avcı/BBC Türkçe
Şırnak, Nuh'un Gemisini Cudi Dağı'na İstiyor
ŞIRNAK Kültür, Turizm ve Kalkınma Derneği Başkanı Cihan Birlik, Rusell Crowe'in başrolünü oynadığı 'Nuh: Büyük Tufan' filminde kullanılan Nuh'un gemisini ABD'den getirip Cudi Dağı'na koymak için girişim başlattıklarını söyledi. Şırnak'ta Kültür, Turizm ve Kalkınma Derneği Başkanı Cihan Birlik, filmdeki Nuh'un gemisinin getirilmesi için Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ile görüştüğünü ve bakanlık tarafından da girişimlerin başlayacağını söyledi. Birlik, geminin gelmesi halinde Cudi Dağı eteklerini Milli Park kuracaklarını ve gemiyi de buraya koyacaklarını söyledi. Dernek Başkanı Cihan Birlik, 'Çözüm süreci' ile birlikte bölgede güzel bir ortamın ortaya çıktığını belirterek, şöyle dedi: 'Çanakkale'ye Truva Atı nasıl Yunanistan'dan getirilmişse Amerika, Panama'da çekimleri yapılan Nuh: Büyük Tufan' filminde kullanılan gemiyi de Şırnak'a getireceğiz. Gemiyi yıllarca çatışmalar ile anılan Cudi Dağı eteklerinde olan boş araziye yerleştirip, burayı Milli Park ilan edip ardından bölge şartlarına uygun hayvanları buraya getirip bir hayvanat bahçesi yapmayı planlıyoruz.' Şırnak Valisi Hasan İpek'in projelerini desteklediğini ifade eden Birlik, filmdeki gemiyi almaları halinde getirilmesini de belgesel film haline getireceklerini kaydetti. Birlik, Nuh'un gemisinin getirilmesi halinde kente turist akını görüleceğini bildirirken şöyle dedi: 'Şırnak, Cudi'mize binlerce turist akın edecek. Memleketimizde turizm patlaması olacak. Kalkınma patlaması olacak. İstihdam olacak. Yani aklımıza gelebilecek her türlü katkıyı biz memleketimize bu proje ile beraber sağlamayı düşünüyoruz. Biz proje kapsamında sayın Kültür Bakanımıza gitmeyi düşünüyoruz. Kültür bakanımızdan önemli destek almayı düşünüyoruz. Kendilerine de buradan seslenmek istiyoruz. Bu milli birlik ve beraberlik kardeşlik projesine, destek vermelerini arzu ediyoruz. Geçmiş zamanda yaşanan terör olayları nedeniyle buralara her hangi bir yatırım yapılmadı. Biz bunları güzel projelerle aşmak istiyoruz.' Ebubekir KARATOPRAK/ŞIRNAK, (DHA)
Monet'nin "Nilüferler"i 27 Milyon Dolara Satıldı
Fransız empresyonist ressam Claude Monet'nin 'Nilüferler' adlı tablosu, New York'ta yapılan açık artırmada 27 milyon dolara satıldı. Christie's Müzayede Evi, Monet'nin 1907'de Fransa'nın Giverny kentindeki evinin bahçesinde yaptığı tabloyu Asya ülkelerinden, adının açıklanmasını istemeyen bir koleksiyoncunun satın aldığını açıkladı. Tabloya 25 milyon dolar değer biçilmişti. 1930 yılından bu yana Huguette Clark'ın koleksiyonunda bulunan tablo, en son 1926'da sergilenmişti.Açık artırmada 2011 yılında 104 yaşındayken ölen, Montana bakır madenleri mirasçısı Clark'ın koleksiyonundan 47 parça toplam 285 milyon dolara satıldı. İspanyol ressam Pablo Picasso'nun 1942'de tamamladığı 'Dora Maar'ın Portresi' adlı eseri 22,5 milyon dolara satılırken Rus sanatçı Wassily Kandinsky'nin 1909 tarihli 'Sahil' adlı tablosu da 17,2 milyon dolara alıcı buldu.CNN Türk