Türkiye’nin Yakın Tarihine Damgasını Vurup Nice Ocakları Söndürmüş 9 Büyük Ekonomik Kriz

-
7 dakikada okuyabilirsiniz

An itibariyle 3,83'ü gören doların ateşi düşmek bilmemeye devam ediyor. Paramızın değeri bu kadar hızlı bir biçimde yokuş aşağı yuvarlanmakta iken, kriz var mı yok mu tartışmaları da sürmekte. Hal böyle olunca biz de ülkemizin geçmişindeki ekonomik krizleri biraz merak ettik. 

1929 yılında Amerika'da başlayıp tüm dünyaya yayılan Dünya Ekonomik Bunalımının (Büyük Buhran) ardından Türkiye'de gerçekleşen, ve hem siyasi hem de ekonomik yakın tarihimizde unutulmaz birer iz bırakmış olan 9 büyük ekonomi krizini listeledik.

1. 1946 krizi (7 Eylül Kararları)

Her ne kadar İkinci Dünya Savaşı dönemlerinde Türkiye'de üretim gerilemiş, tarıma dayalı ekonomimizde teçhizat yetersizliği nedeniyle 1945 yılı tarımsal hasılası azalmış da olsa, Türkiye tarıma dayalı, üreten, sanayileşen, parası değerli bir ekonomiydi. Merkez bankası rezervleri iyi durumdaydı.

Bununla beraber, savaş içinde toptan eşya fiyatları 4 misli artmıştı ama resmi kur değişmemişti. Yani Türk parasının değeri aslında gerçekte olan değerini yansıtmıyordu. Diğer yandan, hükümet İMF'ye üyelik başvurusuyla beraber çok taraflı serbest döviz rejimini kabul etmeyi düşünüyordu. Haliyle, paraya bir ayar çekmek gerekecekti.

7 Eylül 1946 tarihinde hükümet, oldukça tartışmalı bir biçimde, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk devalüasyonu gerçekleştirerek 1,29 TL olan resmi dolar/TL paritesini 2,80 TL olarak değiştirdi. İthalat üstündeki pek çok kısıtlama kaldırıldı. 

Ancak bu politika, ithalatın ihracattaki gelişmeyi çok aşan bir oranda büyümesine yol açtı. Kaldı ki, geleneksel tarım ürünlerini savaştan zor durumda çıkan Avrupa'ya halen kolaylıkla satabilecekken, çok daha ucuza satmamızla sonuçlanmıştır. (Hükümet bunu "stok fazlasını eritmek" ve "rekabet gücümüzü geri kazanmak" biçiminde açıklamıştı). Özetle zamanında büyük tepkilerle karşılanmış, hatalı olduğu öne sürülmüş bir devalüasyon kararıdır bu.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı  Recep Peker

2. 1958 krizi

Türkiye'de 1950 - 1960 yılları arasında özel sermaye, büyük ticaret ve tarım burjuvazisinin elinde birikmeye başlamıştı.

Üst maddede gördüğünüz serbestleşme politikası sonucunda ithalat sürekli artarken ihracat gelirlerinde yetersizlik baş göstermişti. Bu da elbette dış ticaret açıklarına sebep olmuştu. Dış borçlar artıyordu. Enflasyon hızı yükselirken tarımsal üretim düşüyor, büyüme hızla yavaşlıyordu. Döviz sıkıntısı ortaya çıkmıştı.

1958 yılına gelindiğinde, Türkiye artık dış borçlarının hem anapara, hem de faiz ödemelerinde zorluk çekmeye başlamış, "moratoryum" yani borç ertelemeye gitmek zorunda kalmıştı. 

Ve 4 Ağustos 1958'te, Türkiye ilk kez ve çok kapsamlı bir "istikrar kararları" listesini yürürlüğe koydu. Kamu harcamaları kısılarak bütçe açıkları daraltılmaya, Merkez Bankası kaynakları sınırlandırılarak para arzı kontrol edilmeye çalışıldı. TL yaklaşık %300 oranında devalüe edildi; zamlar aldı yürüdü.

Bu kriz 1960 darbesini hazırlayan başlıca nedenlerden biri olarak görülür.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Adnan Menderes

3. 1974 krizi (I. Petrol krizi ve Kıbrıs Harekatı)

1974 yılında petrol fiyatlarında kürsel ölçekte meydana gelen yaklaşık 4 kat artış, pek çok ekonomiyi fazlasıyla olumsuz etkilemişti. Türkiye'de de hem işsizlik hem de enflasyon hızla artmaktaydı.

Tam bu esnalarda bambaşka bir şey daha oldu. Kıbrıs Rum Milli Muhafız Alayı'na bağlı birlikler, Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakını (enosis) gerçekleştirmek amacıyla cumhurbaşkanı Makarios'u devirerek bir darbe gerçekleştirdi. Makarios, Kıbrıs Türk halkının imha tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu BM Güvenlik Konseyinde dile getirmişti. Bu durum Türkiye'yi harekete geçirmiş, "ülkenin menfaati ve güvenliği ile ilgili her türlü tedbiri almak üzere" Başbakan Bülent Ecevit'e tam yetki verilmişti. Darbenin ardından Kıbrıs'ta Türklere yönelik başlatılan kıyım ve çatışmalar üzerine tüm diplomatik görüşmeler sonuçsuz kalınca, Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Harekâtı'na başladı. 

Bu olayın sonucu olarak ABD, Türkiye'ye ambargo uygulamaya başladı. Hali hazırda petrol krizi nedeniyle zor durumda olan ülke ekonomisi, ambargonun da etkisiyle çok ciddi şekilde dar boğaza girdi. Dış ticaret açığı iyice genişledi. Ülke için çok çok zorlu geçecek yıllara girmiştik.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Bülent Ecevit

4. 1980 krizi (II. Petrol krizi ve 24 Ocak Kararları)

1980 yılındaki II. Petrol Krizi, küresel ölçekte petrol fiyatlarının tekrar, yaklaşık 2 kat daha artmasına yol açmıştı. Türkiye'de işsizlik yüzde 20'lere, enflasyon ise yüzde 65'lere kadar yükselmişti. 

24 Ocak 1980 tarihinde hükümet, tarihimize 24 Ocak Kararları olarak geçen bir takım "istikrar tedbirlerini" yürürlüğe koydu. Yapılan devalüasyon ile birlikte Türk Lirası yaklaşık %48 düzeyinde değer kaybına uğradı. Sabit kurdan kontrollü dalgalı kur politikasına geçildi, yabancı sermaye girişi özendirildi, özelleştirmeler hızla arttı: Türkiye serbest piyasa ekonomisine geçmişti.

Kısa vadede IMF'den de gelen yardımla beraber piyasalar epeyce rahatladıysa da, uzun vadede çokça borç ve kredi yüküyle beraber hayali ihracatı patlatan, kamu teşebbüslerini iyice küçülterek Türkiye ekonomisinin çok uluslu şirketlerin istilasına uğramasına yol açan bir kriz olmuştur.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Süleyman Demirel

5. 1982 krizi (Banker krizi)

Türkiye'de çok sayıda bankerin üst üste iflası ve on binlerce küçük tasarruf sahibinin para kaybıyla sonuçlanan kriz. 24 Ocak Kararlarının sonuçlarından biridir.

Bu yıllardaki yüksek enflasyon nedeniyle, işletme kredisi gereksinimi içinde olan kuruluşlar bankalar yerine, yüksek faiz vererek tasarrufları kendilerine çeken bankerlere başvurmaya başladılar. Paraları karşılığında çok daha yüksek bir faiz alan tasarruf sahipleri bankerleri yeğleyince, birçok büyük holding de kendi bankerlik kuruluşlarını kurdu. Bu kuruluşlar anonim şirketlerin hisse ve tahvilleri ile bankaların çıkardığı mevduat sertifikalarını satarak yüzde 140'a varan oranlarda faizle para toplamaya başladılar. Toplanan büyük paralar piyasa dışından gelen birçok kişiyi de bankerlik yapmaya özendirdi.

Bankerler arasında ortaya çıkan faiz yükseltmeleri, bir süre sonra bankerleri borç alınan paraların faizinin ödenmesi için, sonradan daha yüksek faiz ile borçlanılmak zorunda bıraktı. En sonunda da peşpeşe iflas etmeye başladılar. Nisan 1982'ye değin 258 banker battı. 200 bin civarı küçük ve orta tasarruf sahibi ortada kaldı. Mağduriyetin giderilmesi için hükümet 1983 yılında Bankerzede Yasasını çıkardı.

Fotoğraf: 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren (Bu krizin denk geldiği darbe sonrası döneminde ülke askeri hükümet ile yönetilmekteydi.)

6. 1990 - 1991 krizi (Körfez Krizi)

Türkiye ekonomisinin dış etkilerle şekillenen ilk krizi 1990 yılındaki Körfez Krizi'dir. 

2 Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesiyle,  ABD öncülüğündeki 40'a yakın ülkenin dahil olduğu bir koalisyon gücü, Irak'a karşı askeri harekat düzenledi. Körfez Savaşı olarak bildiğimiz bu savaş 17 Ocak 1991-28 Şubat 1991 arasında gerçekleşti.

Yanı başımızda cereyan eden bu krizin ve savaşın sonucunda, Türkiye'de tüm denge ve beklentiler bir anda değişti. Dövize olan talepte patlama oldu. 1990 yılında enflasyon %40 iken, 1991'de %61'e fırladı. Ekonomik büyüme %9'dan %0'a kadar düştü. Sayısız işletme battı.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Yıldırım Akbulut

7. 1994 krizi (5 Nisan Kararları)

1993 yılının sonuna gelindiğinde, ülkede Cumhuriyet tarihinin en büyük cari ve kamu açığı söz konusu idi. Yıl sonunda göreve gelen DYP-SHP (Çiller-Karayalçın) hükümeti, iç borçlanma politikasında maliyetleri düşürecek arayışlara girmişti. Borçlanma ihaleleri iptal edildi, borçlanma kağıtları üzerinden elde edilen faiz gelirlerine ise ek vergi getirme kararı alındı. Bunun ardından, ülkeden son hızla bir sermaye çıkışı yaşanmaya başlandı. Türkiye, döviz rezervlerini göz açıp kapayıncaya kadar yok eden bu tür bir şokla daha önce karşılaşmamıştı.

5 nisan 1994'te hükümet, tarihimize 5 Nisan kararları olarak geçen bir "önlem paketini" ilan etti. %400 faizli borçlanma kağıtları piyasaya sürüldü; ancak faiz oranlarını yapay yolla düşürmeye çalışan bu çaba, faizde çok daha büyük bir fırlamaya neden oldu. Sonuçta %40'a yakın oranda TL devalüe edildi. 90'lı yılların en derin krizi olmuştur.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Tansu Çiller

8. 2000 krizi

1999 Marmara Depremiyle Türkiye ekonomisi iyice zora girmişti. Ekonomik büyüme %-6.1 olmuş, yani ekonomi %6 oranında küçülmüştü. Ülke 2000 yılının başında İMF ile yapılan stand-by çerçevesinde yürürlüğe giren yeni ekonomik programla, enflasyonu düşürmeye çalışıyordu. Enflasyon %69’dan %40’ların biraz altına inmişti. 

Ancak ortada ciddi bir problem bulunuyordu. Kasım ayına gelindiğinde, bankalar önemli oranda likidite sıkıntısına girmişti. Bu arada bazı bankaların Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) alınacağına ilişkin söylentilerin de çıkmasıyla, yabancı yatırımcıların gözü korkmaya başlamıştı. Bono piyasasından birer birer kaçmaya başladılar. Repo faizleri hızla yükseldi. Borsada inanılmaz düşüşler peş peşe geldi. Merkez Bankasının döviz rezervi hızla eridi, gecelik faizler bir anda yüzde 240'a fırladı. Bu kriz sonucunda sistemden çıkan para 6 milyar dolara yaklaştı.

Peşi sıra gelen 2001 krizi çok daha kötü ve sansasyonel biçimde patlak verdiğinden, 2000 krizi bir anlamda biraz karambole gitmiştir ve halen çok kişi tarafından bilinmez.

Fotoğraf: Dönemin başbakanı Bülent Ecevit

9. 2001 krizi (21 Şubat Krizi / Kara Çarşamba)

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin gördüğü en büyük ekonomik kriz olan 2001 krizi, ülkenin Kara Çarşambası olarak adlandırılır. 

Bir yandan 2000 krizinin artçı şokları devam ederken, bir yandan IMF Türkiye'ye dalgalı kura geçmesi yönünde büyük bir baskı uyguluyordu. Aslında kriz göstere göstere geliyordu. Sadece fitili yakacak bir olay gerekiyordu:

Milli Güvenlik Kurulu toplantısında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Başbakan Bülent Ecevit arasında yaşanan siyasi gerginlik, "kafaya anayasa fırlatma" hadisesi ile doruğa ulaştı. 

Bu gerginlik, bir anda tüm ülkeyi etkisi altına alan korkunç bir ekonomik krizin fitilini yaktı. Aynı gün borsa %14,6 oranında tarihi bir düşüşle kapandı, gecelik faizler %7500'e ulaştı, Merkez Bankasından 7,6 milyar dolarlık döviz çıkışı gerçekleşti. Bir gün önce 670 bin TL olan dolar 1 milyonu aştı. Kamu bankalarının likidite ihtiyacının karşılanamaması, ödemeler sistemini kilitleyecek boyutlara getirdi. Sayısız insan işini kaybetti, sayısız şirket büyük borçlarla battı. Bu örtülü devalüasyon ile birlikte TL’nin değeri %40 civarında düştü; devletin borcu da 29 katrilyon TL arttı.

.

O anayasa kitapçığı yere düştüğü an, Türkiye'de bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmadı. "Teğet geçen" 2008 krizini ve Dolar ile Euro'nun 4'e basamak dayadığını görmemiş gibi yaparak soralım: Geçmişimizden artık biraz ders mi alsak?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
reshontheway

Evet belki birçok kriz yaşandı bu ülkede, insanlar tüp,ekmek, şeker kuyruklarında bekledi ama kimse o kuyrukta beklerken hiç bir zaman tedirgin olmadı. İstersen Dünya'nın en büyük ekonomisi ol, yarın bir bomba gelip seni bulduğunda, dünya malı neye yarar. Önce huzur...

osuran-boga03

bir dakika ŞİMDİ ALLAH derim herşeyi unutup dünya devi sanarlar

kymelria

dövizin bir yılda %25 artmasına ne deniyor sizin oralardaa?

vandetta

Bu hükümet doları düşürdü , nankörsünüz vs gibi boş ahmakça ithamlar da bulunan arkadaşlar. Dolar ve Euro üzerinden sizlere ufak bir kesit olsun . Dünya üzerinde dış borcunu merkez bankaları aracılığı ile kapatabilen iki kuvvet vardır , bunlardan biri direk kendi bankasını kullanabilen Amerika , bir diğeri ise euro üzerinde kontrol sahibi olan avrupa merkez bankaları . 2000ler deki global krizler de bu iki kuvvetler dış borçlarını para basarak kapattıkları için tl ve diğer 3.dünya ülkelerinin para değerleri artmıştır yani AKPNIN BUNDA BIR PAYI YOKTUR. Geniş kapsamlı bu ödemeler de yavaş yavaş dış piyasaya sürdükleri bu paraları faiz uygulamaları ile geri toplayan bu bankalar , gizli kalan 3.dünya ülkeleri krizlerini yavaş yavaş gün ışığına çıkarmaya başlamıştır. Yani 2007 yılından beri süren kriz ortamı daha net parlamaya başlamış sazanlar oltaya takılmış sözde darbe ile ilan edilen ohal sonrası ciddi boyutlar da olan iflaslar ve ekonomik kriz başarılı bir şekilde gizlenmiştir.

vandetta

Sözde terör , gerçekte diktatör katliamları ile toplumun alt kısımların da kalmış , kültürel ve bilgisel eksiklikleri din yobazlığı ile birleşen masum insanların din tüccarlarına fanatik bir şekilde bağlanmasını sağlamıştır. Masumların, masum olmayan düşüncelerin peşinden koşmaları tarihte ilk defa karşılaşılmış bir durum değildir. Bknz , Hitler almanyası ! Unutmayın , siyasi görüşler ve akımlar ekonomik düşünceler doğrultusun da bir sınıf ayaklanması hak ve hukuk özgürlükleri ile oluşmuştur. Feodalizm e karşı merkantilizm, merkantilizme karşı liberalizm , liberalizm'e karşı marksizm(sosyalizm) türemiştir ve bunların hepsi ekonomik sistemlerdir. Dinin felsefik yapısı gibi siyaset de ekonomiktir. DAHA FAZLA MASUM INANCLARIN VE DUSUNCELERIN FANATIKLESMEMESI ICIN ; DAHA GUZEL BIR TURKIYE ICIN ; HAK VE HUKUK USTUNLUGU ICIN ; DAHA FAZLA DIN TUCCARLARININ INSANLARI SOMURMEMESI ICIN #HAYIR #HAYIR #HAYIR AMKLARIM #HAYIR !!!!!

weingartenstase

Ya pardon ama bu tarihteki krizlerin hiçbiri bugünkü kadar gizlenmedi ve krizin ALLAHI şuanda yaşanıyor, sakince yaşanıyor

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriBaşbakanBirleşmiş MilletlerBorsaDarbeDövizIMFIrakMerkez BankasıSavaşSüleyman DemirelTansu ÇillerTürk Silahlı KuvvetleriYunanistanolayvergi
Görüş Bildir