Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Levent Uysal Yazio: Öğrenme, Eğitimden Önemlidir!

19PAYLAŞIM
Yazio Banner

“Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadiselerin sebeplerini her zaman araştırırlar.”

―Rudyard Kipling

Yıllar boyu eğitim sosyal yaşamın konusu olmuştur.

Sosyal yaşamın sürekliliğinin ve sistemlerin, diğer sistemlerle rekabet edebilmesinin temeli olduğundan ‘iyi eğitim’ pek çok toplum tarafından ulaşılmaya çalışılan ana hedef konumuna gelmiştir. Yıllar içinde bu ‘iyi eğitim’ kavramı değişse de hem bireylerce hem de devletlerce araştırılan ve oluşturmaya çalışılan bir yapıdır. Lakin tüm bu çalışmalara rağmen, eğitim sistemi yıllar içerisinde köklü değişikliklere uğramamış, ufak tefek revizyonlar olsa da temelde aynı kalmıştır.

Biz bireyler de, hayatlarımızın her döneminde öğrenme süreciyle iç içeyiz, uyanır uyanmaz bu sürecin içine dalıyor ve hatta uyuduğumuzda bile sürecin içinde olmaya devam ediyoruz. Sürekli olarak gelişmeye ve ilerlemeye çalışıyor, bilgilerimize en etkili yoldan yenisini katmak için uğraşıyoruz. Bilginin güç olduğunu, ilerlemenin anahtarı olduğunu biliyoruz. Lakin tüm bunlara rağmen öğrenme nedir, öğrenme süreçleri neyi kapsar ve en etkili hale nasıl getirilir, bana en uygun öğrenme yöntemi nedir, gibi soruları hiç sormuyoruz. Eğitim sisteminin de eksikliğinden olsa gerek, öğrenme kavramını ve kendi etkin öğrenme biçimimizi sorgulama gereği duymuyoruz.

Öğrenme en basit tanımı itibariyle ‘yeni bir bilgiyi ya da yetiyi edinmenin bilişsel süreci’ni kapsar. Amacı ise öğrenene olabildiğince çok yeni bilgi vermek ve bu bilgileri kalıcı hale getirmekten geçer. Daha geniş baktığımızda ise var olan bilginin, yetinin, davranışın, değerlerin ve tercihlerin geliştirilmesini ve değiştirilmesini, bu dinamiklerle yeni bir bilginin ortaya konmasını da kapsadığını görebiliriz.

Öğrenme anlık bir durum değildir, kişinin deneyim ve var olan bilgilerine bağlı olarak gördüğü, duyduğu, okuduğu ve maruz kaldığı tüm yeni girdilerin zaman içerisinde işlenmesi gibi uzun bir sürece yayılır.

Kısacası öğrenme yeni bilgilerin alınıp beyne atılması durumundan çok, sürecin kendisini tanımlar.

Öğrenme, ders çalışma, okuma, tekrarlama, kursa ya da okula gitme gibi kişinin kendi isteğine ve amaçlarına bağlı olacağı gibi, kişinin bilincinin dışında her an gerçekleşir; bir ortamda, grup içinde ya da basitçe gözlem yaparken bile öğrenme aktivitesi gerçekleşebilir. Öğrenme kişinin algısını değiştirir ve bu değişim çoğu zaman kalıcıdır. Bu değişimin ölçütü öğrenmenin en net kanıtıdır. Peki, bu işin iyisi nedir, iyi öğrenme nedir, nasıl gerçekleşir, iyi bir eğitimin özellikleri nelerdir?

İyi eğitimin nasıl olacağıyla ilgili sayısız makale okuyabilirsiniz; bazıları öğrenci odaklı olup, öğrencilerin deneyimlerini geliştirmeyi önerirken; bazıları öğretici odaklı ve öğreticiyi daha deneyimli ve işini seven hale getirmenin doğru olacağını savunuyor; bazıları ise eğitime bakış açımızın kültürel ve sosyal olarak tamamen değişmesi gerektiğinden bahsediyor. Elbette tüm bu öneriler iyi bir sistem oluşturabilmek için önemli ama yıllar boyu, eğitime yatırılmış onca para ve değiştirilmiş onca sistem sonrasında, ortaya atılmış bunca fikre rağmen hâlâ aynı soruyu sormaya devam ediyoruz; iyi bir eğitim nasıl olmalı?

İlkokul öğrencileri üzerinde yapılan çok sayıda çalışmanın ortak paydasına göre; iyi bir öğrenmenin olması için sınıf ortamında bilgili ve iyi iletişim kurabilen, anlattığı konuya ilgi duyan bir öğretmenin bulunması; öğretmen ve öğrenci arasında karşılıklı saygının oluşturulması gerektiği gözlemlenmiştir.

Öğretmenin anlatılan konuyu sevdiğini hissettirmesi, bu konuyu ilgi çekici kılması, konuyu anlatma stil ve seviyesini öğrenciye göre ayarlaması, öğrencinin istek ve sorularına cevap verebilecek donanımda olması, ödev ve sınavlarda hakkaniyetli puanlama yapması ve doğru geri bildirimleri verebilmesi, değişen sosyal koşullara ayak uydurarak, gelişmelerle birlikte anlatım yöntemlerini veya konularını değiştirebilecek esnekliğe sahip olması gerekir. Müfredatın detaylı bir şekilde planlanması, değişimlere ayak uydurabilmesi, efektif bir şekilde işlenebilmesi için doğru yöntemin bulunması, ders saatlerinin ve verilen araların en verimli halde olacak şekilde belirlenmesi de önemli unsurlardandır.

Burada yapılan en büyük hatalardan biri, öğretmenin her şeyi biliyor gibi davranmasıdır; bu durum öğrencideki güvensizliği artırabilir, öğrenciyle öğretmen arasında gereğinden fazla bir mesafe oluşturabilir, yanlış bilgilenmeye ve öğretmenin kendisini asla geliştirememesine sebebiyet verebilir.

Ne yazık ki, tüm bunları bir sisteme oturtup her bir sınıf ortamı için geçerli hale getirebilmek mümkün değil. Daha da önemlisi tüm bu değişkenler öğrenciden öğrenciye, toplumdan topluma farklılıklar gösterir ve pek çok önerme olsa da, öğrenmenin tüm dinamikleri henüz belirlenememiştir.

Bu dinamikler belirlenebilseydi eğer, ideal öğrenme yöntemi herkes için bulunabilir ve sistemlerde kolaylıkla uygulanması mümkün olabilirdi lakin şu ana dek öğrenmenin hangi yolla gerçekleştiği ve nasıl kalıcı hale geldiğiyle ilgili pek çok teori bulunmakla birlikte, net bir cevap ortaya atılmış değil. Bu yüzdendir ki, pek çok öğrenme yöntemi tarihsel süreçte toplumlar üstünde denenmiş, en ‘iyi’yi bulmak için farklı sistemler oluşturulmuş ve okullarda uygulanmıştır. Ülkemizde de örneğini göreceğimiz üzere hâlâ tüm öğrenme tiplerini kapsayan bir eğitim sistemi maalesef bulunamamıştır.

Instagram

Twitter

Web

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Görüş Bildir