Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Edebiyata Adanmış Bir Ömür: Tahsin Yücel'in Dilimize Kazandırdığı Telif ve Çeviri 32 Kitap

-

Prof. Dr. Tahsin Yücel önemli bir bilim insanı ve edebiyat araştırmacısı olmasının yanı sıra, Türkçeye ve çeviri edebiyatımıza çok önemli yapıtları kazandırmış aynı zamanda öykücü, romancı, deneme yazarı olarak birçok eser bırakmıştır. Balzac'tan Flaubert'e, Gide'den Camus'ye çeviri edebiyatımıza katkıları 80 kitabı aşmaktadır.

İşte biz de geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ömrünü dile ve edebiyata adamış bu yazın insanının hem kendi yazdığı hem de dilimize kazandırdığı yapıtlardan 32 kitaplık bir liste oluşturduk. İyi okumalar diliyorum...

1. "Haney Yaşamalı"

Tahsin Yücel, 1955'te yayınladığı Haney Yaşamalı ile Sait Faik Hikâye Armağanı'na,  Haney Yaşamalı adını taşıyan bu kitaptaki öyküler, seçkin bir edebiyatçının ustalığa giden yoldaki gençlik ürünlerini sunuyor okurlara.

2. "Ben ve Öteki"

"Ben ve Öteki"nin ilk öykülerini yazmaya giriştiğimde, üç öykü kitabı, bir de roman yayımlamıştım; ama, nice yıldır, benim için gerçek yazarlık serüveninin bu kitapla başladığını düşünürüm. 

Onu öncekilerden ayıran özellikler; örneğin: öykülerin değişmez anlatıcısını bütünleyen değişmez gözlemci, gözlemciyi yönlendiren bireysel açılmalar, nerdeyse kesintisiz bir sorgulama biçiminde gelişen anlatım ve kurgu, önceden kararlaştırılmış öğeler değildi; bunlar, şöyle bir sezinlenmiş çocukluk evrenini, yani ötegeçeyi ve söylensel kişilerini yeniden kurmaya çalışırken, yolculuk sırasında oluşturmak zorunda kaldığım araçlardı."

3. "Aykırı Öyküler"

İlk kez 1989 yılında yayımlanan Aykırı Öyküler, Tahsin Yücel'in öykücülüğünde yeni bir aşamaya işaret ediyordu: yazarın başından beri peşine düştüğü yabancılaşma olgusu, kişinin birtakım tutkuların elinde kendi kimliğini ve iç istemlerini kaybetmesi ve bu deliliğin bütün bir çevre tarafından insafsızca körüklenmesi... 

Yalan, Peygamberin Son Beş Günü, Gökdelen gibi ironi başyapıtlarının habercisi metinlerden oluşuyor, Aykırı Öyküler...

4. "Komşular"

Kitaba adını veren öyküde, apartman komşusu olan bir karı-kocanın kavgasına tanık olan Albay Atmaca'nın, kavgadan nefret etmesine karşın kendini nasıl da bu kavgaya kaptırdığını, hatta taraf olduğunu, kavganın seslerini bekler olduğunu Tahsin Yücel büyük bir ustalıkla işlemiş. 

Gerek Komşular öyküsü, gerekse öteki dört öykü, Tahsin Yücel'in olgunlaşmış öykücülüğünün nefis örnekleri.

5. "Golyan Devrimi"

Tüm bu öykülerde anlatılmaya çalışılan insanların ve olayların bizim ülkemizin insanlarına ve bizim ülkemizde yaşanan olaylara hiç mi hiç benzememelerini benim kusurum olarak değerlendirirseniz, yüzde yüz yanılırsınız. 

Bunca yıllık gözlemlerime dayanarak söylüyorum: Hayristan Cumhuriyeti'nin yöneticileri de, yazarları da, sokaktaki insanları da, kadınları ve çocukları da benzemez bizimkilere, hiç ama hiç benzemez. 

Golyan Devrimi dünya haritasında yerini bir türlü bulamadığımız bir ülkede, Hayristan Cumhuriyeti'nde geçen on dört öyküden oluşmakta. Öykülerin kahramanları Hayristan'ın yöneticileri, politikacıları, askerleri, yazarları, iş adamları, yosmaları. Değişik öykülerde yer yer kesişen olaylar ve yeniden beliren kişiler yapıta aynı zamanda dağınık bir roman görüntüsü vermekte. 

___________________________ROMANLARI___________________________

6. "Peygamber'in Son Beş Günü"

"Peygamber'in Son Beş Günü", sürekli bir bölünmenin öyküsü. Devrimci ozan Rahmi Sönmez, takma adıyla "Peygamber", bir kış akşamı, İstanbul'un Taksim alanında, arkasından kimsenin gelmediğini bile bile, en önden gidiyormuş gibi bir duygu içinde yürür. Bu yürüyüş bir bakıma onun bütün yaşamını özetler. Hep en önde olduğunu, hep ileriye doğru gittiğini sanırken, yaşamın dışına sürüklenir, gerisinde kalır. Hep çevresindekilerle kaynaşmak istemiş, ama onlar kendisini şu ya da bu biçimde yarı yolda bırakmışlardır. 

Gerçek devrimci ozanlar arasına katılmasını sağlayacak "tabutluk"lar düşleyip durmuş, ama evinde bir tür tutuklu yaşamı sürdürmüştür. Bir yarı bilinç içinde geçen son beş gününde ise, düşlerini gerçekleştirdiğini sanır, ama yalnızca yıkılışlarını yaşar. Böylece, gülünç ile acıklının iç içe girdiği bir döngü içinde, sürekli bir bölünme olur yaşamı.

7. "Mutfak Çıkmazı"

Her şey bir tutku nesnesi olabilir. Yemek yapmak bile. Ne olursa olsun. Mutfak Çıkmazı'nın kahramanı Divitoğlu'nun yaşamını bu tutku altüst eder. 

Gittikçe zorlaşan yoksul öğrenci yaşamının yükünü hafifletmek için girişir bu işe. Ancak, bir kez başladıktan sonra, birbirinden güzel, birbirinden özgün yemekler yapma tutkusu, öğrenimini de, sevgilisini de, ailesini de, adına yaraşır bir yargıç olma hayalini de unutturuverir, yaşamını benzerine az rastlanır bir tragedyaya dönüştürür. 

Hepsi bu mu? Hayır. Bu kısa romanı okurken, bir yandan da korkunç bir yokluk ve baskı döneminin yansımalarına, bir yandan da genç bir yazarın arayışlarına tanık oluruz.

8. "Bıyık Söylencesi"

"Bıyık Söylencesi"nin en önemli kişisi, yıllar boyu bir kasabanın durgun yaşamını renklendiren, olağanüstü bir bıyık. Kasabalılar geçmişlerinin ve geleceklerinin parlak simgesi olarak görürler onu; her gün bakımını yapan berber kendi yapıtı olarak değerlendirir; genç kızlar geceleri uçarak dolaştığına, bu arada sık sık kendi yataklarına uğradığına inanırlar; türküsünü çıkarmaya çalışan ozan sürekli elinden kaçırır onu. 

Bıyığı taşıyan kişiye gelince, yavaş yavaş onun bir uzantısı durumuna gelir, altında silinir, onun göstergelik ettiği şeyi, erkekliği bile yitirir neredeyse, gene de her şeyden üstün tutar onu. Tek bir kişi direnir bu zorlu bıyık karşısında: bıyığı taşıyan kişinin karısı. Onun da bıyık yolundan döndürmeye gücü yetmez. İşte "Bıyık Söylencesi"nin öyküsü, ama okudukça göreceksiniz, "Peygamberin Son Beş Günü" gibi "Bıyık Söylencesi" de öyküsüne indirgenebilecek romanlardan değil.

9. "Yalan"

Gülünç ile acıklının iç içe geçtiği anlatımıyla, yaşadığımız dönemin çelişkilerine tanıklık eden ilginç kişileriyle Yalan, günümüz toplumunun hastalıklı yanlarından birine parmak basıyor. Romanın odak kişisi, şaşırtıcı bilgisini ansiklopedilere ve olağanüstü belleğine borçlu olan, yapayalnız, silik, beceriksiz, ama benzerine güç rastlanır bir adam: Yusuf Aksu. 

Saçma bir aşk yüzünden on yedi yaşında kendini öldüren bir sınıf arkadaşının anısı, Yusuf'un yaşamına bambaşka bir yön verir. Arkadaşının kuramı kendisine mal edilince de çok geniş bir hayran kitlesinin gözdesi olur. Çevresinin kendisine dayattığı kimliği üstlenir. Ancak mutsuz bir aşkın ardından, yalnızca yanıldığını görmekle kalmaz, başka kendi kimliği olmak üzere, her şeyin yalan üzerine kurulduğunu anlar.

10. "Kumru ile Kumru"

Kumru ile Kumru'da yine toplumumuzun aslında gözler önünde olan ama kimsenin bir türlü dile getiremediği, yüksek sesle söylemekten herkesin ürktüğü bir sorununu anlatıyor. 

Yaşamımıza egemen olan eşyanın, yalnızca günlük çalışma biçimimizi değil, aynı zamanda duygularımızı, düşüncelerimizi, giderek kişiliğimizi nasıl etki altına aldığı, son derece etkileyici ve inandırıcı bir dille anlatılmış güç konuyu ustalıkla romanlaştırmış: Eşya, zamanla bize egemen olur. 

Başka pek çok konuda olduğu gibi eşya tutkusunda da televizyonun belirli bir etkisi vardır. Oysa bir yerde durup kendi kendimize sormamız gerekir: Kim kumanda etmekte? Biz mi televizyonu, yoksa televizyon mu bizi?

11. "Gökdelen"

17 Şubat 2073 sabahı başlayan romanın kahramanı Can Tezcan, Türkiye'nin en önemli, en ünlü avukatlarından biri. Can Tezcan, İstanbul'u yalnızca gökdelenlerden oluşan, New York'a benzeyen ama ondan daha güzel, daha modern bir kente dönüştürmek isteyen zengin müşterisi Temel Diker'in yasal sorunlarını çözmek için bir tasarım ortaya atar: yargının özelleştirilmesini sağlayacaktır. 

"Gökdelen", Cihangir'de gökdelenler arasında kalmış son bahçeli evden yok edilmiş kedilere, dağda bayırda aç açık dolaşmak zorunda bırakılmış sefalet içindeki yılkı adamlarından, adına mekik dedikleri tek kişilik uçaklarından inmeyen zenginlere, hiç değişmeyen çıkarcı politikacılardan onların destekçisi medyaya kadar aslında bugün yaşadığımız çürümeyi anlatan, sürprizlerle dolu bir roman.

12. "Vatandaş"

Vatandaş'ın oluşumu kırk yılı aşkın bir süreye yayılmış; 1954'te, kısacık bir öykü olarak doğmuş; 1964'te, bir başka dille (Fransızcada) daha uzun ve daha derli toplu bir öykü olmuş; 1975'te, roman diye de nitelenebilecek bir anlatıya dönüşmüş; şimdi; 1996'ta, birtakım değişikliklerle yeniden karşımıza çıkıyor. 

Bu son biçimiyle daha bir akıcı ve daha bir yoğun. Öte yandan, ülkemizde ideolojilerin, politikanın ve basının geldiği nokta göz önüne alınınca, 1954'ün gençlik yapıtı, 1996'da çarpıcı bir gerçeklik ve geçerlilik kazanıyor.

13. "Sonuncu"

Selami bey İstanbul'un köklü bir ailesinden gelir. Fransa'da felsefe doktorası yapıp döndükten sonra, evlenir, çocukları olur, dingin bir yaşam sürer. Ama yaşamının en büyük amacı kitabını, Serencam adını verdiği denemesini bitirmektir. 

Başladıktan kırk yıl sonra, seksenlerinde bitirir, tek adet olarak bastırır, kitabını eline almasından yirmi dört saat sonra da ölür. Büyük boy, yirmi yedi bin sayfadan oluşan bu dev yapıtı başından sonuna okuyan tek kişi çıkmaz, ama boyutları ve biçimi yıllar yılı insanların ilgisini çeker. 

Serencam, boyutu ve gizemi nedeniyle büyük gürültü koparır. Kimsenin okumadığı ama görmek için insanların kuyruğa girdiği bu dev kitap ne anlatmaktadır? Tahsin Yücel, her zamanki ironik üslubuyla anlatıyor Serencam'ın öyküsünü. Sonuncu, iş, sanat ve basın dünyasına göndermelerle dolu, son derece düşündürücü bir roman.

______________________Deneme - Eleştiri - İnceleme______________________ 

14. "Yazın ve Yaşam"

Prof.Dr. Tahsin Yücel, yazınsal göstergebilim alanında, yalnız ülkemizde değil, dünyada da öncü bir yazar... Uzun bir dönemi kapsayan yazılarının derlendiği bu kitabında, Kemal Tahir, Yakup Kadri gibi yazarlarımızdan, Michel Butor, Alain Robbe-Grillet gibi çağdaş yazının ustalarına, Levi-Strauss´un söylen çözümlemelerine dek birçok izlek, bilimadamı titizliği ve sanatçı duyarlığıyla irdelenip okuyucunun tartışmasına sunuluyor. 

Eğer yazın, yaşamın karmaşasının farklı bir düzlemde ´dile´ gelmesiyse, yazınsal göstergebilimin de, bu ´dili´ çözümleyip, daha az karmaşık bir dizgeler bütününe dönüştürmeyi amaçladığını söyleyebiliriz

15. "Yazının Sınırları"

Tahsin Yücel'in yapıtlarını sunduğu alanların çokluğu konusu sıklıkla konuşulur. Ancak romandan siyasete, denemeden öyküye kadar çeşitlilik gösteren bu çokluğun değeri, önemi kabul edilir her zaman. Onun çalışkanlığı, salt Türk kültürüne katkı yapmakla kalmaz, peşinden evrensel bir yankıyı da getirir. 

Yazının Sınırları bu anlamda, belki de Tahsin Yücel'in varsıllığını en üst düzeyde yansıtıyor. Barthes, Proust, Greimas, Mauppasant, Camus, Butor eşliğinde keyifli bir okuma deneyimi, Yazının Sınırları.

16. "Yazın, Gene Yazın"

Yazın, Gene Yazın, ilk bakışta birbirinden bağımsız yirmi denemeden oluşan bir derleme gibi görünse de, bunlar bütüncül bir yapıtın bölümleridir. Her biri yazın olgusunun belirli bir yönünü irdeleyip aydınlatmayı amaçlar. 

Böylece, kitabın başından sonuna, biçiminden içeriğine, kurgusundan işlevine, gelişiminden değişimine, yazarından okuruna, tanıtımından tüketimine, yazın yapıtı ve yazın olgusu sorgulanır; yazına adanmış bir yaşamın damgasını taşıyan özgün tutarlı, olabildiğince bütüncül yanıtlar getirilir.

17. "Söylemlerin İçinden"

Söylemlerin İçinden, göstergebilimin dünya çapında saygınlık elde etmiş bu yaratıcı yazarının en önemli yapıtlarından biridir. Yücel, Sedat Simavi Edebiyat Ödülü'ne değer görülen bu kitabında güncel söylemlerin çözümlenmesine girişir. 

Futbol, Mutfak Yazını, Magazin... Çağdaş yaşamın bu üç popüler alanı nasıl bir dil yaratmıştır? Bir futbol yazısını okurken aslında ne okuruz? Bir futbol karşılaşmasını izlerken sunucunun bize sunduğu söylem biçiminden ne çıkarmamız gerekir? 

Tahsin Yücel'i okurken, popüler yaşamın göründüğü kadar basit olmadığını anlayacaksınız. Kimi zaman gülerek, kimi zaman öfkeye kapılarak okunacak unutulmaz bir söylem çözümlemesi, Söylemlerin İçinden.

18. "Salaklık Üstüne Deneme"

"Romain Gary, son yapıtı Kral Salamon'un Bunalımı'nda, başka şeyler yanında saçmalığı -ya da, edimle öznesini kaynaştıran bir terimle, salaklığı- da çok güzel işler. Ama en azından ilk bakışta, önemli bir çelişkiyi gözden kaçırıyormuş gibi bir izlenim uyandırmak ister. (...) Romanın unutulmaz anlatıcısı Jeannot 'Bir salakla, şöyle gerçek bir salakla karşılaştım mı bir coşku ve saygıdır dolar içime', der; bu saygının da bir tür 'ölümsüze tapınma' olduğunu söyler."

Tahsin Yücel Salaklık Üstüne Deneme adlı bu kitabında, yaşamın içinde geziniyor. Birçok "şey"e, soruya, konuya, olaya değinip, dokunup, kurcalayıp, ince eleyip sık dokuyup geçiyor. Bu hoş gezintiyi yaparken büyük yazarları ve onların düşündüren/eğlendiren sözlerini kendine yol arkadaşı seçiyor.

19. "Yüz ve Söz"

Tahsin Yücel'in politika ağırlıklı bu denemeleri günümüz Türkiye'sinin benzersiz bir betimini sunuyor.

Cumhuriyet tarihimizin sorunlarından günümüzdeki yönetim anlayışına, dilden düşünceye, özelleştirme ve küreselleşme gibi yeni değer ve kavramlardan eğitim düzenine kadar, her tanım, her oluşum, her sistem özgün bir yaklaşımla sorgulanıyor. Elbette yazınsal örneklerin ve asla yitirilmeyen bir ince alayın kılavuzluğunda.

Yüz ve Söz, yazarının deyişiyle "en azından bir düşünme çağrısı ve hala direnenlerle birlikte bir direnme edimi."

20. "Göstergeler"

Tahsin Yücel, edebiyat incelemeleri ve göstergebilim çalışmalarıyla ülkemizde neredeyse tek başına okul olmuş bir isim. Kitabın başlığıysa, Yücel'in başından beri ana uğraş edindiği alana bir selam niteliğinde. Göstergebilim, çağdaş dünyanın metin okuma çabası sayesinde oluşturduğu bir bilim

Yücel, bu kitabında, göstergebilimsel yöntemleri kullanarak, birer gösterge niteliği gösteren popüler kavramları inceliyor. Dercartes'in düşünüyorum, öyleyse varım sözünden yola çıkarak, önyargıların düşünce dünyamıza etkilerini, değişim ve dönüşümün zorunluluğunu anlatıyor. Popüler kültürün araçları tarafından yaşamımıza sokulan sözlerin. nesnelerin ve başka göstergelerin çözümlemesini yapıyor.

21. "Dil Devrimi ve Sonuçları"

Gerçekten de, dilimizin özleştirilmesine karşı çıkan kişilerin görüşlerini ayrıntılarıyla inceleyip dilbilimsel verilerle, tarihsel ve güncel olgularla karşılaştırdıktan sonra, genel bir yargıya varmak gerekirse, söyleyebileceğimiz ilk şey, bunların dilbilimsel verileri hiç mi hiç önemsemedikleri, önemsemek şöyle dursun, neredeyse yok saydıkları, böylece tutarlı sonuçlara götürecek yolları önceden kapattıklarıdır.

Tahsin Yücel'in, Dil Devrimi adıyla ilk kez yayınlandığı 1968 yılından bu yana büyük ilgi toplamış, bir kılavuz kitap özelliği kazanmış yapıtı Dil Devrimi ve Sonuçları, uzunca bir süre sonra yeniden okur önünde. Elinizdeki kitap, dilimiz ve dil devrimimiz üzerine yapılan tartışmalara dünya çapında bir dilcinin katkısı. Yücel'in 2000 yılında Cumhuriyet gazetesi tarafından okurlara armağan edilen küçük kitabı Türkçenin Kurtuluş Savaşı ile birlikte.

22. "Yapısalcılık"

İlk baskısı 1982 yılında yapılan Yapısalcılık, edebiyat meraklılarıyla araştırmacıların büyük ilgisiyle karşılanmıştı. Konu üzerinde yeterli yayının ülkemizde hâlâ olmadığı düşünülürse, Tahsin Yücel'in bu değerli çalışmasının önemi daha iyi anlaşılacaktır. 

Yapısalcılığın büyük öncülerinden Lèvi-Strauss, Jacobson, Benveniste, Gremas'tan Genel Dilbilim Dersleri'nin efsanevi yazarı dilbilimci Ferdinand de Saussure'a, konuya katkıda bulunmuş düşünürlerin görüşlerini tartışan Tahsin Yücel, Yapısalcılık'la Türk okurunu yazınsal metinlerin arka planlarını keşfe çağırmış, yüz-yılımızın bu önemli düşünce akımını da duyurmak istemişti

23. "Eleştiri Kuramları"

Tahsin Yücel, temel eleştiri kuramlarının ana çizgilerini rahatlıkla izleyebileceğimiz ve tarihsel bağlamları içine oturtabileceğimiz bir el kitabı sunuyor. 

İlgili öğretim kurumlarında ders kitabı olmaya aday olan, Eleştiri Kuramları, söylem üzerine söylem'in labirentlerinde yolumuzu bulmamızı sağlayarak temel ipuçlarını ve meraklı okuyucunun sonraki okumaları için başlangıç noktalarını içeriyor.

______________________________Çeviriler____________________________

24. "Madame Bovary", Gustave Flaubert

"Yazın tarihinde Madame Bovary ölçüsünde ilgi uyandırmış, Madame Bovary ölçüsünde tartışmalara, değişik yorumlara konu olmuş bir roman daha göstermek zordur… Madame Bovary'nin hiç kuşkusuz, roman sanatının belli başlı doruklarından biri olduğu söylenebilir… 

Roman denildi mi usumuza ilk gelen yapıtlardan biri Madame Bovary'dir, Flaubert denilince de önce Madame Bovary'yi düşünürüz."

25. "Paris Sıkıntısı" Charles Baudelaire

Baudelaire'in 1862'de tamamladığı ancak ölümünden iki yıl sonra yayımlanan Paris Sıkıntısı yaklaşık 150 yıldır, düzyazı şiirin dünya edebiyatındaki anıt yapıtlarından biri sayılmaktadır.

26. "Swann'ın Bir Aşkı", Marcel Proust

Marcel Proust'un, Kayıp Zamanın İzinde adlı anıt yapıtı, roman sanatına getirdiği yeni boyutlar ve benzersiz anlatımıyla, bütün çağların en büyük edebiyat yapıtlarından biridir. 

Alegorik bir gerçek arayışının ardında, Proust'un kendi yaşamının öyküsü olan romanın anlatıcısı, bilinçaltında gömülü bir dizi olayın bilince yükselmesiyle, geçmişte yaşadığı güzelliklerin aslında sonsuza kadar yaşayacağının farkına varır. Zaman yeniden kazanılmıştır; ölümle yarışarak okurun okumakta olduğu romanı yazmaya koyulur...

27. "Sisifos Söyleni", Albert Camus

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır: intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir."

Albert Camus, İkinci Dünya Savaşı yıllarında yayımladığı deneme kitabı Sisifos Söyleni'nde, yaşamın anlamsızlığı, varoluşumuzun saçmalığı gibi intihara yönelen temaları, tarihin ve edebiyatın belirli bazı kişilikleri üzerinden ele alır. Tahsin Yücel'in dilimize kazandırdığı eser, XX. yüzyıl felsefe tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilmiştir. 

Tanrıların, hep yeniden aşağıya yuvarlanacak olan taşı tepeye çıkarmakla cezalandırdıkları Sisifos, cezasını bilinçli olarak kabullenmiştir, tekrar yuvarlanacağını bildiği halde taşı bütün gücüyle yukarı taşır.

28. "Kalpazanlar", André Gide

André Gide'in Kalpazanlar'ın yirminci yüzyıl Fransız romanındaki konumu ancak, Marcel Proust'un Yitik Zamanın Ardında'sının konumuyla karşılaştırabilir. Tıpkı Proust'un büyük yapıtı gibi, Gide'nin yazdığı bunca anlatı arasında roman adını verdiği tek yapıt olan Kalpazanlar da aynı zamanda hem roman, hem roman üstüne düşünce, hem öyküler anlatan bir yapıt, hemde yapıtın öyküsü olmak ister. 

Bunu yaparken gerçekleştirmeye çalıştığı bir başka amaç da, roman sanatını baştan sona yenilemektir. Bu son amaca, tam olarak ulaşıldığını söylemek zordur. Ama arayış öyle usta bir anlatım, öyle canlı ve çekici yüzler, öyle ilginç oluntular aracılığıyla sürdürülür ki, bir yandan büyük bir yazın serüveni karşısında bulunduğumuzu duyar, bir yandan kişilerin serüvenlerini kendi serüvenlerimiz gibi yaşarız.

29. "Kamelyalı Kadın", Alexandre Dumas

Alexandre Dumas'nın (1824-1895) henüz 24 yaşında kendi hayatından yola çıkarak yazdığı Kamelyalı Kadın, 19. yüzyıl Paris'inde geçer. Soylu bir gencin, güzeller güzeli bir fahişeye âşık olmasıyla başlayan romanda, mutluluklarının kısa süreceğinden endişe duyup mutlu olmak için acele eden iki insanın tutkulu ilişkisi anlatılıyor. 

Fakat bu ilişkinin önünde aşılması güç bir engel vardır; tek erkek evladının, uğruna ölümü göze alacağı kadından vazgeçmesi için elinden geleni yapan bir baba... 

Aşk için çekilen zorlukların yanı sıra itibar için verilen mücadelenin nefes kesen bir dille aktarıldığı Kamelyalı Kadın, sadece dönemini etkileyen bir roman olarak kalmamış, günümüzde de beğeniyle okunarak aşk klasikleri arasındaki yerini sağlamlaştırmıştır.

30. "Başkaldıran İnsan", Albert Camus

"Başkaldıran İnsan", başkaldırının kendisidir, ama ılımlı ve insanın boyutlarında. "Başkaldıran İnsan", adalete ve özellikle doğruluğa vurgundur, mutlak olan'ın iğvasından, mitoslardan, gurur, horlanma ve kanın romantik başdönmelerinden uzak durur. Ama insan, ne ise, o olmaya yanaşmayan tek yaratıktır. 

Bu yadsıma onu intihara mı, yoksa bir başkasını öldürmeye mi götürür? "Hayır!" demeyi bilen insandır "Başkaldıran İnsan", ama kime, neye, nerede, nasıl? Başkaldıran insanı kuşatan 'hayır'ın içeriği nedir? Bunun yanıtı "Başkaldıran İnsan"da...

31. "Goriot Baba", Honoré de Balzac

Büyük Fransız Romancısı Honore de Balzac'ın (1799-1850) ünlü dev yapıtı İnsanlık Güldürüsü, seksen sekiz ciltten oluşur. Goriot Baba, bu büyük yapıtın bir parçasıdır. Bu romanın ayrıcalıklı bir yeri vardır. Balzac'ın kafasında İnsanlık Güldürüsü'nü oluşturma düşüncesi Goriot Baba ile birlikte doğmuştur. 

Bu da bu büyük romanı, ister istemez, bir odak-yapıt durumuna getiriyor. Kurgusuyla, konusuyla, kişileriyle, içerdiği dünya görüşüyle, gerçekten çok ilginç bir roman olan Goriot Baba, İnsanlık Güldürüsü adlı bu dev yapıtın üç bine ulaşan kişilerinin önemli bir kısmını hem de en ilginçlerini bize tanıtır: Rastignac, Madame de Beauseant, Madame de Langeais ve daha birçokları, ünlü Balzac kişileri olarak ilk kez bu romanda karşımıza çıkarlar. 

Bu özelliği göz önüne alınınca, İnsanlık Güldürüsü'nün eşsiz evrenine girmek için en elverişli kapının Goriot Baba olduğu söylenebilir. Yalnızca yarattığı ilginç baba tipiyle değil, anlatım ustalığıyla da, öteki kahramanlarıyla da bu roman okuyanı sürükler

32. "Bir Aşk Söyleminden Parçalar", Roland Barthes

Aşık olduğumuzda kullandığımız dil, her zaman konuştuğumuz dilden çok farklıdır; çünkü yalnızca kendimize ve hayalimizdeki sevgiliye yönelmiştir. İşte tam da bu nedenle yalnızlığın dilidir aslında aşkın dili... Günümüzde bu yalnızlığa bir de aşkın toplumun kıyısına itilmesinden gelen yalnızlık ekleniyor: Hâlâ birçok insan aşık oluyor, aşk söylemi hâlâ sürüyor, oysa toplum cinselliği hevesle konuşurken, aşk söylemine alayla bakıyor. 

Roland Barthes'in edebiyatın başlıca aşk metinler üstünden yazdığı bu arzu anatomisi kitabında, aşık olan herkesin iyi bildiği o bekleyişler, randevular, mektuplar, aşık olmak için aşık olmalar, "ölesiye seviyorum"lar,tartışmalar, intihar tehditleri, terk edip tekrar bir araya gelişler var. 

Yazarın, aşk söylemini kavramlarla, çağrışımlarla yeniden oluşturduğu bu parçalar "aşk"ın, kelimenin belki de şimdi dünyamızdan yavaş yavaş çekilen o eski anlamıyla, nasıl bir "tutku" olduğunu gösteriyor.

Not: Söz konusu olan Tahsin Yücel olunca, imzasının olduğu yapıtları bir listeye sığdırabilmek pek mümkün değil. Unuttuklarımız ve listeye alamadıklarımız için affola... 

Ayrıca bu vesile ile kendisine Allah'tan rahmet, yakınlarına ise başsağlığı ve sabır diliyoruz...

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Gizli Kullanıcı

yazacağın başlığa tüküreyim, telif ve çeviri dilimize ne demek oğlum kitap okumak güzeldir de sana hiçbir şey katmamış anlaşılan

taner-bayram

Eleştiri ve uyarı için teşekkür ederim; üslubunuz da buna uygun olsa çok daha memnun olurdum. Saygılar...

lazkizi53

abi kumru ile kumru <333

Görüş Bildir