Daha İyisini Ararken Kimseyle Olamamak
Artık insanlar birbirlerine bakmıyor, birbirlerini izliyor.
Bakmak ile izlemek arasındaki o ince farkı kaybettiğimizden beri, kimse kimseye gerçekten temas edemiyor.
Sosyal medyanın bitmeyen vitrini, insanlara önce “olabileceğin en iyi hâli” gösterdi; sonra o hâli zorunlu kıldı.

Daha fit olmalısın, daha estetik görünmelisin, daha arzu edilir olmalısın, daha cool, daha ulaşılmaz, daha seçici… Ve bu “daha” hâli hiçbir zaman bitmedi. Çünkü algoritmalar doymaz; insan da onlara maruz kaldıkça doymamayı öğrenir.
Bugün insanlar kendilerini geliştirmiyor, kendilerini parlatıyor.
Gelişim içe doğru olur, parlatma ise vitrinde.
Ve vitrinler ilişki kurmaz; yalnızca bakılır.
Estetik operasyonlarla, spor salonlarıyla, filtrelerle ve “kendin için yaşıyorum” sloganlarıyla inşa edilen bu yeni benlik, aslında derin bir kopuşun ürünü. İnsan, kendine döndüğünü sanırken başkalarından kaçıyor. Çünkü ilişki, eksik hâlinle görünmeyi gerektirir. Oysa yeni çağın insanı eksik görünmek istemiyor; kusursuz ama yalnız olmayı tercih ediyor.
İlişkiler artık duygusal bir bağ değil, bir karşılaştırma alanı.
Partnerler sevilmiyor; değerlendiriliyor.
“Daha iyisi var mı?” sorusu, tanışmanın daha ilk dakikasında zihnin bir köşesinde açık duruyor. Bu yüzden kimse kimseyle kalamıyor. Çünkü kalmak, ihtimallerden vazgeçmektir. Oysa bu çağ, vazgeçmeyi değil, seçenek biriktirmeyi kutsuyor.
Duygusal yakınlık yerini cinsel tatmine, bağlanma yerini ego beslemeye bıraktı.

İnsanlar birlikte olmak için değil, kendilerini iyi hissetmek için bir araya geliyor. Karşısındaki artık bir “insan” değil; bir işlev. Tatmin eder, eder. Etmezse bir sonraki.
Ve en trajik olan şu:
Herkes daha iyisini ararken, kimse kimseye yetemiyor.
Herkes seçici olmaktan gurur duyarken, kimse seçilmiyor.
Herkes özgür olduğunu sanırken, herkes yalnız.
Bu yalnızlık romantize ediliyor. “Yalnızım ama güçlüyüm”, “Kimseye ihtiyacım yok”, “Kendimle mutluyum”… Bunlar birer savunma cümlesi. Çünkü insan, ihtiyaç duyduğunu itiraf ederse kırılgan olur. Kırılganlık ise bu çağda zayıflık sayılıyor.
Oysa insan, paylaştıkça iyileşir.
Temas ettikçe gerçek olur.
Eksikliğiyle kabul gördüğünde tamamlanır.
Ama bu yaklaşım değişmediği sürece; yani insanlar ilişkileri bir yarış, bedenleri bir proje, duyguları bir risk olarak görmeye devam ettikçe, bu yalnızlık geçici değil kalıcı olacak. Daha çok “like”, daha az temas; daha çok seçenek, daha az bağ; daha çok ben, daha az biz…
Ve belki de asıl soru şu:
Hep daha iyisini ararken, olabilecek en kötü şeye dönüşüyor olabilir miyiz?
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

