Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı

 > -

Humeyni'nin Ufku | Murat Belge | Taraf

Humeyni'nin Ufku | Murat Belge | Taraf

Dünyada bu çığırı Humeyni başlattı: Salman Rushdie ’nin öldürülmesi için fetva çıkararak. Bu fetva ile, Müslüman dünyasına, İslâm’ın kutsallıklarına Müslümanlar gibi saygı duymayanları öldürmeye hakları olduğunu bildirmiş oldu. Yalnız “ hakkı olmak ” değil, bunun Müslüman için bir görev olduğunu bildirdi. Bu görevi yerine getirecek kişinin cennetlik olması da basit bir mantık gereği.

Ama bunu yaparken aslında ne yapmak istiyordu Humeyni? Benzer olaylardan sonra hep bunu yazdım; ama benzer olayların sonu gelmiyor. Onun için gene yazıyorum: Müslüman dünya ile Müslüman- olmayan dünya, ama öncelikle Batı dünyası arasında her türlü alışverişin durmasını, etkileşimin kesilmesini istiyordu. Yakınlaşmak, anlamak ve sevmek değil, bunun sonu İslâm’ın silinmesidir; o halde, tanımamak, reddetmek ve çatışmak –dolayısıyla öldürmek de. Salman Rushdie’yi öldür, Hollanda’da “ Allah ” adıyla oyun oynayan barmeni öldür, Charlie Hebdo ’yu çıkaranları öldür, Danimarkalı karikatürcüleri öldür vb.

Haberin Tamamı İçin:

Sabri Uzun da “Cadı Avı”na Katıldı | Nazlı Ilıcak | Bugün

Sabri Uzun da “Cadı Avı”na Katıldı | Nazlı Ilıcak | Bugün

İstihbarat Daire eski Başkanı Sabri Uzun, müthiş iddialarla ortaya çıktı. Tayyip Erdoğan’la “paralellik” sağlamak için olacak, yeni kitabına “İn” adını koymuş. Cumhurbaşkanıyla birlikte, kol kola “inlerine girsinler” bakalım! Belki bu arada, Uzun göze de girebilir; böylece değerli bir makama gelmeyi başarır.

Gazeteye yansıdığı kadarıyla söylüyorum: Sabri Uzun, 2007’de, Ankara’da, Sıhhiye’de, katlı otoparkta bulunan bomba yüklü minibüsün, Cemaatçi polisler tarafından oraya konulduğunu, o polislerin, bu operasyon sayesinde, yüklü miktarda nakit para ödülü almak istediklerini anlatıyor.

Uzun, söz konusu operasyon dolayısıyla bir para ödülü alınıp alınmadığını, alındıysa paranın miktarını, iddiasını desteklemek üzere açıklayabilir mi? Muhtemelen her başarılı operasyonda görüldüğü gibi, polisler taltif edilmiş olabilir. Bir süre önce, “usulsüz taltif aldılar” gerekçesiyle bazı polisler tutuklanmıştı. O sırada, ulaştığımız bilgiler, 2008-2012 yılları arasında, toplam 684 bin personele en az 2, en çok 24 maaş taltif ödülü verildiğini ortaya koyuyordu. Meğer Emniyet teşkilâtı görevlilerinin %91’i bu imkândan yararlanmış. Rakamlar da çok küçük. 5 ilâ 10 bin lira arasında değişiyor.

Haberin Tamamı İçin:

Komplo Teorileri İle Gerçek Komplolar Arasında Mı Kaldık? | Mehmet Barlas | Sabah

Komplo Teorileri İle Gerçek Komplolar Arasında Mı Kaldık? | Mehmet Barlas | Sabah

Bizim trajik ikilemimiz de bu galiba... "Komplo teori leri" ile "Gerçek komplolar" arasında bunalmış durumdayken, bunlardan hangisine inanmak gerektiğine medyanın karar vermesini bekliyoruz.

Bu çaresizliğimize Apple'ın kurucusu Steve Jobs başka bir açıdan yaklaşmış ve şöyle demişti:

"-Gençlik dönemimizde televizyonu izlerken her olayda bir komplo olduğuna inanırdık.

Yayın ağları sanki bizi akılsızlaştırıyorlardı.

Ama yaşlanıp akıllanınca, bunun böyle olmadığını anlamaya başladık.

İş hayatındaki yayın ağlarının gerçekleri değil, insanların istediklerini onlara sunduklarını öğrendik."

Fehriye Erdal nerede?

Türkiye'deki, Fransa'daki veya Amerika'daki terör eylemlerinin arkasındaki gerçekleri öğrenmek yerine, siyasi tutumumuza veya inancımıza göre şekillenmiş bir komplo teorisine inanmak herkesin daha fazla işine gelmiyor mu?

Dün Rauf Tamer Posta'da, Fransa'daki terör eylemini irdelerken artık unutmaya başladığımız bir gerçeği hatırlatmış ve şöyle yazmıştı: "Avrupa ülkeleri, teröre kesin tavır almak istiyorlarsa, 'önce teröristleri barındırmaktan vazgeçsinler'.

Haberin Tamamı İçin:

Kouachi ve Charlie | Etyen Mahçupyan | Akşam

Kouachi ve Charlie | Etyen Mahçupyan | Akşam

Fransa’da yaşanan katliam büyük kitleleri insani sahiplenme ve paydaşlık duygusu etrafında bir araya getirdi. Özellikle Batı dünyası bunu ‘kendisine’, kendi kimliğine, kendi varoluş tarzına bir darbe olarak algıladı. Ama olayın yapılma biçimi bunu bir insanlık meselesi olarak da kavramamız gerektiğini söylüyor. Karşımızda üç farklı katman var… Biri küresel dünyanın yapısı, dengesi, işleyişi ve sonuçları ile ilgili. İkincisi Batı’nın kendisine ve ötekine yönelik algısı, Batı kültürü ve nizamının anlamına ilişkin… Üçüncü katman ise bu iki olgunun somut zaman ve mekanda bizzat Batı içinde karşılaşmasının yarattığı sonuçlar.

Küresel dünya aynı zamanda post modern bir dünya… Modernliğin sorun çözemediği, aksine sorun yarattığı tespitinin yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. Doğal olarak bu tespit henüz sorunlarını çözememiş ve kendilerini sorunlar karşısında çaresiz hisseden toplumlarda daha fazla. Dünyanın gelişmekte olan ‘Doğu toplumları’ kendi sıkışmışlıklarını artık daha geniş bir tarihsel perspektif içinde yorumlamaya ve daha makro ölçekte bir adalet arayışı içinde bakmaya eğilimliler. Özellikle genç kuşaklar bu durumda, çünkü onlar küreselleşmenin imkânlarına daha fazla sahip oldukları ölçüde, kanaatkârlıktan itiraza ve direnmeye geçmeye daha hevesliler. Bunun sonucu olarak Batı’nın aksine bugün Doğu’nun genç kuşakları çok daha siyasi ve sorunların çözümünü küresel siyasette aramaktalar. Bu arayış o dünyada bir adalet çağrısı olarak anlaşılıyor ve iç yankılar yaratıyor. Batı’nın kendi ‘soğuk’ çıkarları için oportünist amaçlarla dizayn ettiği Doğu’nun bugün ‘ayağa kalkarak kendini bulması’ hayali kuruluyor. Öte yandan evrensel addedilen demokratik normlara da yakınlaşılıyor, bunlar isteniyor… Ama bunların beğenilmesi Doğu’yu siyasi bağlamda Batı’ya yaklaştırmıyor. Aksine haksızlığa uğramışlık duygusunu derinleştiriyor.

Haberin Tamamı İçin:

Kanser | Nagehan Alçı | Milliyet

Kanser | Nagehan Alçı | Milliyet

Dünyanın üzerine kara, kapkara bir bulut gibi çöken nefretin dili, vahşetin çağrısı, barbarlığın övgüsüyle karşı karşıyayız. Charlie Hebdo’ya yapılan ve insanı insanlığından utandıran saldırı bir başlangıç değil. Maalesef sürpriz de değil. Dünyanın şimdiki gibi olmasının doğurduğu bir sonuç. Biriken öfkenin sebep olduğu ur kansere döndü. Kanser öldürüyor. Ve öldürdükçe oluşan panik Müslümanları bu günün zencileri haline getiriyor.

Bu barbarlığın bizatihi üreticisi El Kaide ve IŞİD gibi yapılar hariç herkes saldırıyı kınıyor da... Bu yeterli mi? Dünya şimdi olduğu gibi olmaya devam ettikçe kınamışsın kınamamışsın ne yazar? Bir şeylerin artık değişmesi, en azından sorgulanması gerekmiyor mu?

Dünya medyası Paris’te yaşananlarla çalkalanıyor. Yüzlerce yazı çıkıyor dört bir yanda. Elimden geldiğince ve dillerini anladığım kaynakları takip etmeye çalışıyorum. Bunlar içinde özellikle 8 Ocak’ta New York Times’ta Andrew Husset imzasıyla çıkan ‘French Humor, Turned into Tragedy’ başlıklı yazıyı ufuk açıcı buldum. Zira Husset uzun uzun Charlie Hebdo’nun simgelediklerine değinirken, 68 kuşağının protest ruhunu hatırlatırken, yaşamını yitiren çizerlerin bu ruhun simgesi olduklarını söylerken giderek onların ve derginin Fransa’daki establishment’ın parçası olduğunu anlatıyor. Ve onlar prensiplerini ‘Tabumuz yok, kutsalımız yok, sonuna kadar ifade özgürlüğü’ diye tanımlarken Paris’in banliyölerindeki Müslüman gençlerin bunu küstahlık, asimile edilemeyen tek şey olan inançlarına saldırı olarak gördüklerini öne sürüyor.

Haberin Tamamı İçin:

İki Dünya Birbirinden Kopuyor, Uçurum Derinleşiyor! | Hasan Cemal | T24

İki Dünya Birbirinden Kopuyor, Uçurum Derinleşiyor! | Hasan Cemal | T24

Canım çok sıkkın.

Moralim bozuk.

Böyle zamanlarda Murat Belge ’ye ne yapacağız diye sorduğumda, hep aynı yanıt gelir:

“Yazmaya devam edeceğiz.”

Geçen gün aynı soruyu Nilüfer Göle ’ye sorunca, cevabi mesaj şöyle oldu:

“Nereden baksan kötü, yazarak direnmek lazım.”

Öyle, başka ne yapabiliriz ki.

Sözcük üzerine sözcük yığmak.

Ömür törpüsü gibi.

Kafamızın arkasında sürekli dönen bir teyple dolaşırken, hep bir şeyler kaydetmek, sonra da oturup yazmak...

İşimiz bu.

Bir zamanlar benim zihniyet dünyamda da şiddet vardı. Haksızlığa karşı şiddet ‘devrim’e ebelik yapacak diye düşünürdüm

Cuma günü televizyon ekranlarına çakılıp kaldım.

Haber kanallarından, internetten Paris’teki Charlie Hebdo ’yu, faciasını izledim.

Bir zamanlar benim zihniyet dünyamda da şiddet vardı.

Haberin Tamamı İçin:

'İslamcı Sapıklık' Karşısında 'Cihat' Zamanı... | Cengiz Çandar | Radikal

'İslamcı Sapıklık' Karşısında 'Cihat' Zamanı... | Cengiz Çandar | Radikal

Paris’te “ Cezayir kökenli Fransız vatandaşları” nın kurşunlarına hedef olup öldürülenlerin en yaşlısı Georges Wolinski. Der Spiegel, 80 yaşındaki “usta” yı, bir diğeriyle, 76 yaşındaki Jean Cabut (Cabu) ile birlikte anarak, şu satırlarla tanıtıyor:

“Georges Wolinski de, Cabu ve Charlie Hebdo’nun bütün birinci kuşağı gibi, 1960’ların ruh ikliminde oluşmuş bir figürdü –hedonistçe, özgürlükçü, anarşik ve neşeli- sansüre, ırkçılığa, Cezayir Savaşı’na, de Gaulle ve dar kafalı ve donuk Fransa’ya karşı çıkmış bir insan.”

Georges Wolinski, katledilen diğer Charlie Hebdo çizerleriyle birlikte Cezayir Savaşı döneminde Cezayir halkının yanında yer almış olan Frantz Fanon’dan Jean-Paul Sartre’a, Marguerite Duras’dan Simone de Beauvoir’e, André Breton’dan Laurent Schwarz’a, Simone Signoret’den François Truffaut’ya uzanan Fransa entelektüel geleneğinin bir devamıydı.

Haberin Tamamı İçin:

Şerif Kuaçi Nasıl Yaratıldı? | Can Dündar | Cumhuriyet

Şerif Kuaçi Nasıl Yaratıldı? | Can Dündar | Cumhuriyet

Charlie Hebdo baskınını yaptıktan sonra öldürülen Şerif Kuaçi’ nin komşusu, onu “Sessiz, sakin, kibar, inançlı biri” olarak tanımlıyor. BBC’deki röportajında, “Dost canlısıydı. Engellilere yardım ederdi. Sakin bir hayat sürüyordu” diyor ve ekliyor:

“…meğer teröristmiş.”

Sanırım Paris saldırısının yarattığı en büyük tahribatlardan biri bu olacak:

Herkesin komşusuna kuşkuyla baktığı bir korku iklimi…

“Acaba terörist mi” sorusunun kışkırttığı şüpheciliğin giderek ihbarcılığa ve cadı avına dönüştüğü bir nefret ortamı…

Mikrofon uzatılan Arapların, “Üç gündür herkes bize, sanki o baskını biz yapmışız gibi bakıyor” demesi de bunun kanıtı…

Barış içinde bir arada yaşayan çokkimlikli bir toplum hayali, 3 gün öncesine göre, biraz daha uzak şimdi…

Haberin Tamamı İçin:

‘Türkiye'nin Hukuk Serüveni’ | Mümtaz'er Türköne | Zaman

‘Türkiye'nin Hukuk Serüveni’ | Mümtaz'er Türköne | Zaman

Zorluğu en fazla, hukuk fakültesindeki derslerimde öğrencilerin karşısında hissediyorum.

Olmayan bir şey nasıl anlatılır? Hukukun işlemediği bir ülkede, insanlığın ortak çabalarının eseri olan evrensel hukuka nüfuz etmek bile çok zor. Meselâ “hukuk” ile “kanun” arasındaki farkı anlatmak, çok basit ve kolay görünüyor. Hiç öyle değil. Gültekin Avcı 14 Aralık medyaya darbe operasyonunda Hidayet Karaca’nın avukatlarından. Üstelik eski savcı olduğu için yargı sürecinin bütün taraflarını yakından tanıyor. Geçen akşam, hukuk bir yana savcı ve hakimlerin kanunlara bile uymadığını anlatmaya çalışıyordu. Egemen güç, medyayı susturmaya çalışırken kendi çıkardığı hukuka aykırı kanuna bile riayet etmiyor. Gelin bu cümleyi açıklayın?

Haberin Tamamı İçin:

Ay'ın Karanlık Yüzü: Kadın 'Canlı Bomba'lar | Ayşe Hür | Radikal

Ay'ın Karanlık Yüzü: Kadın 'Canlı Bomba'lar | Ayşe Hür | Radikal

Salı günü Sultanahmet'teki Emniyet Turizm Şube Müdürlüğü'ne düzenlenen ve bir polis memurunun öldüğü intihar saldırısını Elif Sultan Kalsen adlı üyelerinin yaptığını söyleyerek üstlenen Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üstlenmişti. Ancak ardından garip şeyler oldu. Önce Elif’in ailesi, cenazenin kızlarına ait olmadığını açıkladı. Ardından İçişleri Bakanı Efkan Ala “kimliği tespit ettik, ancak şu anda fazla açıklama yapamayız” dedi. Ardından gazeteler intihar bombacısının Rus vatandaşı Diana Ramazova olduğu haberleri yer aldı. Ardından Rusya Büyükelçiliği “Elçiliğimiz yetkilileri ve ailesi, ölen kişinin Diana Ramazova olduğunu teşhis edemediler” açıklamasını yaptı. Nihayet DHKP-C “Savaşçılarımızın güvenliği için aldığımız, 'haberleşmeyi en aza indirme' ve diğer önlemler nedeniyle bu hata yaşanmıştır. Düzeltir ve tüm halkımızdan özür dileriz" dedi.

Emniyet teşkilatının günlerdir bir ilerleme kaydedememesine mi, basının yanlış kişileri hedef tahtasına koymasına mı, yoksa DHKP-C’nin ilgisi olmayan bir olayı üstlenip sonra ‘halkımızdan’ özür dilemesine mi şaşmalı/kızmalı/gülmeliyim bilemedim. Bunlar olurken Fransa’nın başkenti Paris’te köklü siyasi hiciv dergisi Charlie Hebdo’ya sonradan Yemen El Kaidesi’nin üstlendiği kanlı bir saldırı yaşandı. Olayı izleyen takip ve rehin alma olayları da dahil olmak üzere 16 kişinin öldüğü, 5 kişinin yaralandığı bu korkunç katliam dolayısıyla bu hafta terör konusunda yazmayı düşündüm ama sonunda, modern terörün özel bir biçimi olan intihar saldırılarına katılan (basının taktığı isimle ‘canlı bomba’ olmayı seçen) kadınlar hakkında yazmaya karar verdim. Elbette kendi alanıma giren kadarını, sadece tarihçesini özetleyeceğim. İşin siyasi, sosyolojik, psikolojik analizini kaynakçada belirttiğim yayınlardan veya kendi çabalarınızla ulaşacağınız başka kaynaklardan öğrenebilirsiniz. ‘Terör kavramı’ konusunda ise şu yazıma bakılabilirsiniz Hatta bu yazıdan önce bunu okumanız daha iyi olur): “Birinin gerillası, ötekinin teröristi”

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AnkaraAppleDarbeFransaIŞİDİntiharKanserMehmet BarlasNagehan AlçıNazlı IlıcakPolisRecep Tayyip ErdoğanRusyaTerörkadınlaroyun
Görüş Bildir