Efkan Ala Haberleri

Efkan Ala ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Efkan Ala ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Efkan Ala'ya Ait Olduğu İddia Edilen Ses Kayıtları Yayınlandı
İçişleri Bakanı Efkan Ala ve İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok arasında geçtiği iddia edilen bir telefon görüşmesinin ses kaydı sızdırıldı.Youtube’daki ‘BAŞÇALAN’ hesabından yayınlanan ses kaydının, 17 Aralık Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu sonrasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne getirilen Selami Altınok’la, söz konusu tarihte Başbakanlık Müsteşarı olan Efkan Ala arasında geçtiği iddia ediliyor. İddiaya göre Cumhuriyet Savcısı Celal Kara’nın İstihbarat Şube Müdürü Ahmet Arıbaş’ı ifadeye çağırması üzerine Efkan Ala’yı arayan Selami Altınok, ne yapması gerektiğini danışıyor. Efkan Ala’nın; “Hiçbir kere, ifade mifade yok kardeşim”, “Yazıyı çöpe at, tanımıyoruz de”, gibi ifadeleri üzerine alt rütbeli memurların sıkıntıya gireceğini söyleyen Altınok, başsavcıyla görüşmeyi öneriyor. Altınok’un fikrini benimseyen Efkan Ala ise, kendisinin de Adalet Bakanı’yla görüşeceğini belirttikten sonra Altınok’a; “De ki, ben gönderirim Emniyetten adamları, seni alır getiririm; burada çete kurdunuz diye” söylüyor. Altınok’a valiyi de aramasını söyleyen Efkan Ala, tereddüt etmemesini de tembihliyor. Zete
'Kol Saati' Şeklindeki Saat Kulesi Meclis Gündeminde...
Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından TBMM Kavşağı'na yerleştirilen, 'kol saati' şeklindeki saat kulesi Meclis gündemine taşındı. CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yanıtlaması istemiyle verdiği yazılı soru önergesinde, kol saatinin yolsuzluk operasyonuyla gündeme gelen, 700 bin dolarlık kol saatini hatırlattığına dikkat çekti ve ' TBMM’nin karşısına rüşvetin sembolü olarak bilinen kol saatinin yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?' sorusunu yöneltti. Bayraktutan'ın soru önergesi şöyle; ' yolsuzluk operasyonu esnasında Hükümetinizin bir Bakanına 700 bin dolarlık kol saati hediye edilmesi ulusal basında ve ülke gündeminde büyük yankı uyandırdı. İnsanların yiyecek ekmek bulamadıkları bir ülkede Bakanın 700 bin dolarlık saat takması taraflı tarafsız her kesimden büyük tepki yarattı. Durum bu şekildeyken kol saatinin rüşveti çağrıştığı bilinirken sanki bir misilleme yaparcasına TBMM’nin karşısındaki Genelkurmay Başkanlığının bulunduğu meydana kol saatinin yapılması uygun olmamıştır. TBMM’nin Genelkurmay Başkanlığı ile kesiştiği Dikmen caddesi üzerindeki kavşak güzergahında Büyükşehir Belediyesi tarafından yeni yaptırılan kol saati rüşvetin sembolü olarak değerlendirildi. Bu Bağlamda; 1 - TBMM’nin karşısına rüşvetin sembolü olarak bilinen kol saatinin yapılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? 2 - Anılan güzergahta kol saatinin kaldırılması ile ilgili bir talimatınız olacak mıdır? ' HT
Arınç'tan Cumhurbaşkanlığı Açıklaması
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç önce 'Başbakanımız 12 yıl başarılı bir başbakanlıktan sonra, şühpesiz Sayın Gül ile konuştuktan sonra, kendisinin aday olmasını bütün gücümüzle çalışarak birinci turda da yüksek bir oyla seçilmesini arzu ederiz. Ben tercihimi böyle belirledim' dedi. Ardından 'Cumhurbaşkanlığı için tek aday Sayın Gül müdür?' şeklindeki soruya ise 'Bugün için ben öyle görüyorum, çünkü 7 yıllık performansı ve aldığı karnede ben bütün notlarının pekiyi olduğunu görüyorum yanıtını verdi. Bülent Arınç, Arınç, A Haber'de katıldığı programda gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.  'Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın açıklamaları sonrasında Anayasa Mahkemesi ve Başkanının güvenilirliğine ve bağımsızlığına gölge düşmüş müdür?' sorusu üzerine de Arınç, Kılıç'ın açıklamalarını eleştiren birçok siyasetçi olduğunu belirtti. Yapılan eleştirilerin sahiplerinin bilindiğini ifade eden Arınç, 'Bu sözlerinin ne anlama geldiğini en çok onlar bilir. Ben, doğrusu aynı kelimeleri kullanmadan Anayasa Mahkemesi Başkanını eleştirdim' dedi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Bu eleştirimde, çok ileri gitmiş de olabilirim, bazıları için de çok yumuşak bulunabilir. Ama önce, şunu düşünmemiz lazım. Dozu ne kadar yüksek olursa olsun eleştirilerin, hakaret boyutuna varmaması lazım. Yüksek yargıyı temsil eden bir kişinin mutlaka makamına yakışır bir eleştiri yapması gerekir. Olayı kişiselleştirmek ve bu kişiselleştirilmiş eleştiriler içerisinde de onun bizzat şahsını hedef almak, bence çok doğru değil. Bir defa eleştirilecek kişi, o günkü konuşması itibariyle Sayın Haşim Kılıç olacaksa geçmiş günlerin hatırına biraz daha özenli olmamız lazım. Mesala şu, ben 1995'ten beri parlamentodayım. Bu süreç içerisinde de Kılıç'ı Anayasa Mahkemesi üyeliğinden, başkan vekilliğinden ve en son Başkanlığından bu yana tanıyorum, takip ediyorum, kararlarını inceliyorum. Ayrıca, özel bir yakınlığımız da var. Haşim Kılıç, bilebildiğim kadarıyla, üyeliğinden itibaren her zaman demokratikleşme yanlısı olmuş, her zaman özgürlük alanlarını genişletecek icraatlarda bulunmuş ve her zaman diktatöryal bir yapıyla mücadele etmiş bir insandır. Mesela geçmişti, hükümet tarafından çıkarılacak bir kanun iptal edilecekse veya mecliste alınan bir karar aleyhine dava yoluna gidilmişse; mesela 7 yıl önceki Cumhurbaşkanılığı seçimlerinde 367 gibi bir hukuk ucubesi tartışılıyorsa, o zaman gazeteler, televizyonlar, köşe yazarları, hatta birinci sayfalar sonucu baştan ilan ederler. Bu, 20'ye 4 reddedilecek veya 9'a 2 reddedilecek. Peki ret edeceğin 2 insan kim? Rahmetli Turgut Özal'ın seçtiği Haşim Kılıç ve Sacit Adalı. Onların tahminlerine uygun hemen hemen kararlar çıkardı. Yedi kişinin kim olduğu, 9 kişinin kim olduğu belliydi, ideolojik yaklaşımları belliydi. Ama, ben en azından bu 20 seneye yaklaşan süre içerisinde kıyafet serbestliğinden, eğitim özgürlüğüne kadar, demokratikleşmede yapılan aşamalardan, özgürlük alanlarının genişletilmesinde ve en son bireysel müracaatlar yoluyla Anayasa Mahkemesinin 2 yıldan bu yana taşıdığı sorumluluklardan Sayın Haşim Kılıç için çok ayrı çok özel bir yere sahip olduğunu düşünüyorum. Kişisel yanlışları olabilir, kişisel hataları olabilir, ama Anayasa Mahkemesinde bugün geldiğimiz noktayı hazırlayan, siyasi olmayan unsurların başında Haşim Kılıç geliyor. 12 Eylül 2010 referandumunda Anayasa'nın en önemli 26 maddesini değiştiren AK Parti'ydi. TBMM'de büyük bir mücadele verdi. Halkın yüzde 58'lik oyuyla da 11 kişilik Anayasa Mahkemesinin diktatöryal yapısı değişti, tabanı daha genişlemiş ve çeşitlilik içerisinde fikirlerin temsil edildiği 17 kişilik bir alan haline gelmişti. Bu mücadeleyi yürütenlerin, mahkeme içerisinde Sayın Haşim Kılıç ve bir iki arkadaşı olduğunu biliyorum.' Bugün gelinen noktada kişisel takdirlerin ve geçmişte yapılan mücadelenin dikkate alınması gerektiğini, bunların kesinlikle yok sayılmaması gerektiğinin altını çizen Arınç, 'İnsanlarımızı hemen bir sözünden dolayı heba edecek bir davranışın içerisinde olmamalıyız. Ama 25'inde yapılan konuşma, karşılarındaki muhataplara doğrudan doğruya yollama yapmak ve konuşmasının bütün cümlelerinde siyasal iktidarı ve onun başındaki Sayın Başbakanımızı ve bakanlarını hedef almak, doğrusu Haşim Kılıç'a yakışmamıştır. Anayasa Mahkemesi Başkanı, sadece yargısal alan içerisinde kalmalı, sorunları şüphesiz konuşmalı. Ama, konuşma metnini sorarsınız diye yanıma aldım ve altını da çizmeye çalıştım, bu cümleler kime aittir, diye. Bunu yapmamalıydı. Bunu niçin yaptı? Belki, yanlış bir yakıştırma da sayılabilir, üzülmemesini temenni ederim. Doğrudan doğruya Sayın Başbakanımızı ve hükümetimizi hedef almakla, bazı kararlarından dolayı kendisinin eleştirilmesi karşısında egosu incinmiş bir kişinin bir tepkisi olarak görmüştüm, ama Anayasa Mahkemesi sıfatıyla bunu konuşmamalıydı. Eğer böyle bir konuşma yapacaksa, muhatapları karşısında kendisini ayakta alkışlarken yapmamalıydı. Çünkü, geçmişte bu tür hareketleri başkalarından görmüş ve eleştirmiştik. O zaman bizi üzen bir davranışı, bugün Haşim Kılıç'tan görmek bizi fevkalade hem mahcup etmiştir hem de üzmüş' diye konuştu. Haşim Kılıç'tan bu tür bir değerlendirme beklemediğinin altını çizen Arınç, 'İnsanların bu olaylarda bu konuşmalardan etkilenmemesi şüphesiz mümkün değil. Ama böyle gözünün içine sokarcasına 'Bu söz sana aittir, haddini bil' demek bir Anayasa Mahkemesi Başkanına yakışmaz' dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da açıklamalarını değerlendirmesi istenen Arınç, bu konuda yorum getirmek istemediğini söyledi. Arınç, şunları kaydetti: 'Cumhurbaşkanının, Başbakanın, bakanların belki Anayasa Mahkemesi başkanı ve heyet üyeleri de dinlenmiş olabilir ve bu dinlemelerle elde edilen sonuçların bir gün açıklanabileceğini veya muhataplarını mahcup etmek, korkutmak ya da tedirgin etmek için piyasaya sürülebileceğini, umarım kastetmiştir. Sözün gelişinden Sayın Başbakanımızın maalesef 17 Aralık'tan bu yana çok da örneğini gördüğümüz insanların özel hayatlarının bile takip edildiği, çok mahrem konuşmaların hatta devlet mahremiyeti içinde yapılan konuşmaların bile korkunç bir şekilde takip edildiğini, deşifre edildiğini ve yayınlandığını görüyoruz. Herhalde Sayın Başbakanımız, bu furya içerisinde Anayasa Mahkemesi Başkanı ve üyelerinin de dinlenmiş olabileceğini söylemek istemiştir.' CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın mahkemenin kuruluş yıl dönümü törenindeki konuşmasına ilişkin 'Bir diktatör özentisinin yüzüne hukuk devletinin ne olduğu söylendi. Hukuk savunmaya geçdiyse bu ülkede bir şeyler var' değerlendirmesinin sorulduğu Arınç, Kılıçdaroğlu'nun hakaretinden dolayı Haşim Kılıç tarafından mahkemeye verildiğini anımsatarak, 'Ne garip bir şeydir ki şimdi Haşim Kılıç'ın konuşmalarından bizler üzüntümüzü ifade ediyoruz ve eleştirilerimizi yapıyoruz. Sayın Haşim Kılıç, bu konuşmasıyla kimleri memnun ettiğine de ayrıca bakması lazım' dedi. Kılıçdaroğlu başta olmak üzere geçmişte ne kadar muhalifi varsa, özel hayatıyla, eşinin başındaki örtüsüyle, verdiği kararlarla, çektirdiği fotoğraflarla yerin dibine ne kadar sokan insan varsa şimdi onların hepsinin Haşim Kılıç'ın safında kendilerine karşı eleştiri yaptığını aktaran Arınç, bunu samimi bulmadığını belirtti. Arınç, 'Keşke Haşim Kılıç, Kılıçdaroğlu tarafından takdir edilecek bir konuma gelmeseydi. İşin üzüntü verici tarafı da bu' diye konuştu. 'Kılıç ile ilgili son zamanlardaki en yoğun yorumlardan biri de kendisinin cumhurbaşkanlığına aday olacağı şeklinde. Yine söylentiyi arttıran unsurlardan biri de kendisinin net biçimde cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söylememesi. Siz Kılıç'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı gibi bir planı, hedefi olduğunu düşünüyor musunuz?' sorusu üzerine Arınç, Haşim Kılıç'ın cumhurbaşkanlığı adaylığı planı olmadığını zannettiğini söyledi. Arınç, şöyle dedi: 'Çünkü Sayın Haşim Kılıç, geçmişte Anayasa Mahkemesini siyasallaştıran veya Anayasa Mahkemesinin gücüyle cumhurbaşkanı olmaya kalkanların akibetini biliyor olmalı. Mesela ben o zamanlar genç bir siyasetçiydim 70'li yıllarda Sayın Muhittin Taylan'ın CHP tarafından cumhurbaşkanlığına aday gösterildiğini biliyorum. Belki daha sonra Ahmet Necdet Sezer örnekleri, belki daha öncesinde Yekta Güngör Özden örnekleriyle bu kişiler veya bunun benzerleri cumhurbaşkanlığına gelmek istemiş olabilir. Ama en son örneği 2000'den 2007'ye kadar Türkiye'de cumhurbaşkanlığı yapmış olan Ahmet Necdet Sezer ise onunla kendisinin yaşadığı sıkıntıları da kurumun ne hale geldiğini de biliyor olması lazım. Ben, emekliliğine 1 yıl kadar kalmış bir Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak cumhurbaşkanlığını hedeflemediğini düşünüyorum veya zannediyorum. Dolayısıyla Sayın Kılıçdaroğlu, kendisi aday olur mu olmaz mı bilemem. Ama şunu söylemem lazım, Kılıçdaroğlu, aday olursa hiçbirşey ifade etmez. CHP bugünkü oyunu bile olduğu gibi kendisinin cumhurbaşkanlığı adaylığına doğrultmaz, yönlendirmez veya bu kadar oyu toplamayamaz. Çünkü halkta karşılığı yeterince olmayan bir kişidir. Madem ki bu birinci ve ikinci tur olarak yapılacaktır, kendisi üzerinde başkalarının ittifakını sağlayabilecek, geniş bir yelpazenin oylarını alabilecek bir çekim merkezi değildir Kılıçdaroğlu.' CHP'nin bugüne kadar başka partilerle bir araya gelerek ortak bir aday çıkarmayı gündeme getirdiğini aktaran Arınç, 'Ama CHP'nin kendisi bunu tartıştı, bir anamuhalefet partisi kendisi aday çıkaramazsa ne güne duruyor diye bir eleştiri aldı. Bakın biz 2000 yılında o zaman Refah Partisi, Fazilet Partisi vardı. Bizim partimiz, bir zamanlar Sayın Lütfü Doğan'ı, daha sonra da Nevzat Yalçıntaş'ı cumhurbaşkanı adayı yapmıştı. Her partinin üzerine düşen kendi adayını çıkarmaktır. İkinci turda da zaten tasfiye edilmiş olacaklardır ona göre oylarını bir başka noktaya yöneltebilirler' dedi. 'Erdoğan'ın işi çok kolay olur' Bir partinin gücü varsa kendi adayını çıkarmasının, en azından adayın ne kadar oy alacağını görmek açısından doğru olacağını, partilerin, başka bartilerle ya da başka toplum kesimleriyle ittifak edecek sivil, bağımsız bir şahsiyet üzerinde de durabileceklerini, bunların partinin kendi takdiri olduğunu ifade eden Arınç, eğer Devlet Bahçeli MHP, Kemal Kılıçdaroğlu da CHP'nin adayı olacaksa, adaylığı durumunda Tayyip Erdoğan'ın işinin çok kolay olacağını dile getirdi. 'Anayasa Mahkemesinin siyasi içerikli konuşmalar yapıyorsa güvenilirliği ve bağımsızlığı konusunda erozyon olup olmadığını sormuştum. Kılıç'ın açıklamaları, akla milli görüş gemleğiyle ilgili tartışmaları getirdi. Bütün bu tartışmalardan sonra Anayasa Mahkemesinin bağımsızlığı ve güvenilirliği konusunda bir erozyon söz konusu olmuş mudur?' sorusu üzerine Arınç, 'Haşim Kılıç'ın geçmişte yaptığı hizmetlere ve Türkiye kavgası içinde verdiği mücadeleye saygı duyarak, bugünkü yaptığı hatayı eleştirilerle sonlandırmalı, bunu daha ileriye götürmemeliyiz' değerlendirmesinde bulundu. Arınç, kendisinin geçmiş günlerin hatırına, vefa duygusuna inanan bir insan olduğnu belirterek, şöyle devam etti: 'Evet bugün çok büyük bir hata yapmıştır, bizi mahcup etmiştir, Sayın Başbakanımızı üzmüştür, hükümütemizi hedef almıştır. Buna bir yol kazası olarak bakmamız lazım, yoksa öyle büyük büyük, kocaman kocaman manşetlerle işte tarihin çöplüğüdür şudur budur bu kelimeleri kullanmak bile bence çok yanlış. Eleştirelim ama hakkımızı ve haddimizi de bilelim. Anayasa Mahkemesi Başkanlığına büyük mücadeleler sonrası gelmiş bir insanın belki hukuk hayatının içinde de başkanlığın içinde de bir büyük hatasını sadece bu eleştirilerimizle sınırlı tutalım. İkincisi, tabii bugün Haşim Kılıç vasıtasıyla Anayasa Mahkemesi yıprandı mı, erozyona mı uğradı? Haşim Kılıç, oranın sadece başkanıdır. Orada 17 üye var. Bu üyelerin her biri de yine haklarında hüsnüzan ettiğimiz, hukuk bilgilerine güvendiğimiz, Sayın Cumhurbaşkanımızın tercihleriyle de her halde çok özellikleri dikkate alınarak seçilmiş insanlardır. Bunları yok sayarak Anayasa Mahkemesini sadece Kılıç'tan ibaret görmek çok yanlış olur. Benim bir iddiam vardı, eğer Sayın Haşim Kılıç, o gün yapacağı konuşmayı 17 kişilik heyetin içinde mota mot bu cümleleri kullanarak ben bu konuşmayı yapacağım deseydi, en az 10 üyenin 'Sakın ha. Böyle bir konuşmaya biz razı değiliz' diyeceğini tahmin ediyorum. Onay vermezlerdi. Ama Anayasa Mahkemesini Başkanı temsil eder diye bir kural varsa, Sayın Haşim Kılıç, bu temsil görevini ben yapacağım, bu konuşma metnini de kendim hazırlayacağım demiş olabilir. Anayasa Mahkemesi yüksek yargıdır, Türkiye'nin de ihtiyacı vardır. Ben bugün Twitter kararından dolayı Sayın Kılıç'ı da mahkemenin üyelerini de eleştiriyorum. Bütün hukuk yolları tüketilmeden ve sadece Twitter şirketini muhatap alarak onlar lehine karar vermiş olmalarından dolayı da 367 kararı kadar olmasa bile bir garabet, bir yanlış karara sahip çıktıklarını düşünüyorum. En az Tiwitter şirketinin hukukunu muhafaza edeceğiniz kadar, en az onun kadar da bizlerin, bireylerin hakkını düşünmesi gerekirdi. Hergün haklarında hakaret edilen, hergün iftiralar savrulan, hergün ülkenin en gizli görüşmelerini bile Youtube'dan veya başka bir yerden, Twitter yoluyla dahi vermeye çalışanlara bu ülkede hukukun yapacağı bir şey olmalı. Bireysel hak ve özgürlükleri koruyacak bir karar almadan Twitter şirketini esas alırsanız ve diğer bütün yollar tüketilmeden de aceleyle karar verirseniz, biz bu kararı eleştiririz. Benim eleştirim de geçmişte birilerinin yaptığı durumdan vazife çıkarmak eleştirisiydi. Herhalde Sayın Kılıç'ı o kadar üzdüm ki beni bu törenlere bile davet etmedi.' Bülent Arınç, cumhurbaşkanlığı seçimine lişikin soru üzerine, yaptığı tüm istişarelerde cumhurbaşkanı adayı olması yönünde çok büyük bir çoğunluğun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı desteklediğini söyledi. Kendisinin de istişare edilen bir insan olarak kararını ifade ettiğini dile getiren Arınç, '12 yıl başarılı bir başbakanlıktan, güçlü bir liderlikten sonra, Türkiye bunca faydalı, olumlu hizmetlerini gördükten sonra, böyle bir makamı, şühpesiz Sayın Gül ile konuştuktan sonra, kendisinin aday olmasını ve Allah kısmet ederse, bütün gücümüzle çalışarak birinci turda da yüksek bir oyla seçilmesini arzu ederiz. Ben tercihimi böyle belirledim. Bunu kendisi de arkadaşlarım da biliyor. Diğer konuda da hiç değişmeyen kararımı ifade ettim, 3 dönem kuralı değişmemelidir diye yazdım ama karar şüphesiz bana ait bir kara değil' dedi. Başbakan Erdoğan'ın bu konuyu söylemeden dahi kendilerinin günü geldiğinde bunların netleşeceğini söylediğini anımsatan Arınç, 'Bugün Sayın Cumhurbaşkanımızla belki bir görüşme yaptılar. Mayıs ortalarına doğru da bu işi netleştireceklerini biliyorum' dedi. Arınç, bugün genel kanı veya kabulün, Erdoğan arzu ederse Cumhurbaşkanı Gül'ün bundan onur duyacağı, 'Bu senin hakkındır, ben aday olmayacağım' demesini beklediklerini söyledi. Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: 'Tanıyabildğimiz kadarıyla, bildiğimiz, güvenebildiğimiz kadarıyla Sayın Gül, çok iyi bir insandır. Bu partinin, bu davanın temelinde harcı olan bir insandır. İlk başbakanımızdır ve partinin kurucularından biridir. Bugüne kadarki çizgisini ve ülkemiz için, davamız için neler düşündüğünü çok iyi bildiğimiz bir insandır. Ama bu istişarelerin sonunda veya Sayın Başbakanımız, Türkiye'nin geleceği, perspektifi açısından daha fazla hizmetin icra noktasında görür veya kendisine edilen tavsiyeler bu konuda olursa belki farklı bir yöne gidip kendisi tekrar partinin başında bu işleri inşallah 2023'e, daha sonrasına götürebilecek bir zemini hazırlamayı tercih edebilir.' Tek aday Gül mü? Bülent Arınç, 'O zaman cumhurbaşkanlığı için tek aday Sayın Gül müdür?' sorusunu yanıtlarken de 'Bugün için ben öyle görüyorum, çünkü 7 yıllık performansı ve aldığı karnede ben bütün notlarının pekiyi olduğunu görüyorum. Bu bizim de gönlümüze hoş gelecek bir şey olur. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımız ben teşekkür ederim ama bu görevi yaptım. Bundan sonra bir başka arkadaşımız veya bu işi daha başarıyla yapacak bir insan da olabilir derse o zaman şöyle herkes kendine dönüp bakacaktır' dedi. Arınç, Başbakan Erdoğan'ın gazetecilerle yaptığı keyifli bir sohbetin arkasında 'Bak ters köşe de yapabiliriz ha' demesini, tanıyabildiği kadarıyla o günün neşesi içinde kabul edilebileceğini belirterek, 'Yani siz hep ikimizi düşünmeyin başka şeyler de olabilir. Ama bu diğer partilerin de üzerinde ittifak edebileceği, herkesin rahatlıkla oyunu verebileceği bir kişi de olabilir' derse, bunu kendisi, arkadaşı için de söylemiş olabilir veya bir başka bu meziyetlere sahip bir kişi olarak da bunu tarif etmiş olabilir. Bekleyelim. Yapılacak tek şey en azından mayıs ortalarına kadar bu işi beklemek' değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Gül'ün siyaset düşünmediği yönündeki açıklamalarının hatırlatıldığı Arınç, bu sözlerin bir ayeti kerime olmadığını, bunların konjonktür içinde hem de birilerinin sorularına verilecek cevaplar olarak konuşulduğunu, kendilerinde istişarenin asıl dolduğunu ve Başbakan Erdoğan'ın bu işi çok iyi yaptığını bildirdi. Arınç, Başbakan Erdoğan'ın gelecek hafta milletvekilleriyle bir araya geleceğini anımsatarak, 'Ondan sonra da 15-20'sinde de tekrar Sayın Cumhurbaşkanımızla bir araya gelecekler. Önümüzdeki 7 yılın bir muhasebesini çizecekler, biz de inşallah en hayırlı kararı sanıyorum bundan sonra işitmiş olacağız' dedi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin'in 'Dört Başbakan Yardımcısından biri olabilir' sözleri de hatırlatılarak, Başbakan Erdoğan'ın Köşke çıkması durumunda Başbakan'ın kim olacağı yönündeki soru üzerine Arınç, hepsinin olabileceğini çünkü AK Parti'nin kadrosunun çok zengin bir parti olduğunu söyledi. Arınç, 'Sayın Başbakanımız, 2002 seçimlerine giderken İstanbul'da 1. sırada aday olarak gösterilmişti. Seçime 2 ay kala bu adaylığı iptal edildi. Kendisi milletvekili olamadı. O zaman muhalefet çok sevinmişti. Tayyip Erdoğan'a başbakan olacak diyordunuz, milletvekili bile olamıyor. Şimdi sizin başbakan adayınız kim? Bu soruyu ANAP'a sorduğunuz zaman 2. bir aday çıkmaz. DYP'ye sorduk o tarihlerde 2. bir aday çıkmadı. Herkes Mesut Yılmaz, Tansu Çiller'e odaklanmıştı. Baykal'a sorulsa o da ikinci bir aday gösteremezdi. Ama biz 10 tane, 20 tane bu işi yapabilecek kabiliyetli, iyi karakterli insanı sayabilirdik. Nitekim Sayın Gül, ilk seçimde de bizim başbakanımız oldu. Daha sonrası da çok güzel bir şekilde geldi. Bunlar demokrasi içinde ve partimizde yaşanan güzelliklerden birkaç tanesidir. Bugün de zannediyorum başbakanlığa vekalet edecek veya büyük kongrede genel başkan olacak, ondan sonra da 2015 seçimlerine AK Parti'yi götürecek ben size 20 isim sayarım. Bu parti içinde bu işi yapacak çok kabiliyetli, halkta karşılığı, birikimi, siyasi tecrübesi olan çok insan bulunur' diye konuştu. 'Bunların arasında kısa listeniz vardır' değerlendirmesi üzerine Arınç, '20'yi beşe düşür dersen onu da yaparım' dedi. '5'ten üçe' değerlendirmesi üzerine ise Arınç, '5'ten üçe de düşürmeyelim canım. Kötünün içinden iyiyi seçmek kolaydır, iyinin içinden en iyisini seçmek zordur. Yani biz AK Parti olarak iyinin içinden en iyisini seçebilecek zenginliğe sahibiz' dedi. 'Boş bir iddia değil' Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 'Başbakanın bir dönem daha Başbakanlık yaptıktan sonra ardından başkanlık sistemini sağlayacak bir ortamda Cumhurbaşkanlığını devralacağı, böyle bir şeyi siyaseten nasıl görüyorsunuz?' sorusunu ise 'Bu da bir iddiadır, hem de boş bir iddia değildir. Bunun iki sebebi var. Birincisi 2000 yılında cumhurbaşkanı seçmemize engel oldukları zaman o mahut Anayasa Mahkemesinin kararıyla AK Parti, cesur bir karar aldı. Erken seçimi tercih etti, yani kasımda yapacağını temmuza aldı. 'Cumhurbaşkanı artık bundan sonra mecliste seçilmez yüz seksen kişilik bir grup Türkiye'de cumhurbaşkanı seçtirmez, bundan sonra halk seçecek' dedi. Bu anayasa referandumu kabul edildi, 7 sene geçti şimdi günü geldi. şimdi artık cumhurbaşkanını, yani cumhur kendi başkanını yani halk kendi başkanını, millet kendi başkanını halk oyuyla seçecek. Bundan dolayı cumhurbaşkanı halkın seçtiği bir ortamda ama anayasa değişmediği için de Meclis tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanının kullanacağı yetkileri kullanacak' şeklinde yanıtladı. Bir paradoks yaşandığını belirten Arınç, şöyle devam etti: 'Sivil, yeni, çağdaş, birbiriyle uyumlu anayasa yapamadığımız için muhalefet sebebiyle. Biz şimdi halkın seçtiği ama meclisin seçtiğini cumhurbaşkanı yetkilerine sahip bir insanın bir çelişki yaşayıp yaşamadığını göreceğiz.Yetkilerini kullanırken yüzde 50 artı biri arkasına almış, diyelim ki 30 milyonun oyuyla seçilmiş bir cumhurbaşkanı Meclis'teki seçimde gelebilecek bir cumhurbaşkanı yetkilerini kullanacak bu da hükümetle bir çatışma veya çelişme veya yetkileriyle bir çelişme yaşanabilir mi? Belki yaşanabilir belki yaşanmayabilir ama bu anayasa içinde akort edilmesi gereken bir noktadır. İkincisi Sayın Başbakanımız yarı başkanlık veya başkanlık sisteminin Türkiye'yi daha iyi yönetebileceğini inanıyor. Onlar da demokratik rejimlerde uygulanan usüllerdir. Parlamenter demokratik sistem sadece demokratik bir rejimi göstermez, bugün Amerika'da veya Fransa'da veya başka ülkelerde başkanlık sistemine yakın unsurlarında faydalı olablidiğini görüyoruz. Diyelim ki Sayın Başbakanımız, Cumhurbaşkanı olur ama partisi 2015 seçimlerinde 367'yi de içine alabilecek bir çoğunlukla seçimi kazanırsa o zaman AK Parti kendi başına bir anayasa değişikliğini mutlaka yapar ve anayasa değişikliği içerisinde de başkanlık sistemlerinden birisine dönüşü gerçekleştirebilir.' 'O zaman 2 ya da 3 yılda cumhurbaşkanı değişmiş mi olur, değişmesinin yolu mu açılır? sorusunu Arınç, 'Hayır, cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili bir konu değil, cumhurbaşkanlığı yetkileriyle ilgili. Yani cumhurbaşkanıyla yürütmenin ilişkilerini, yasamanın ilişkilerini, yargının ilişkilerini tekrar gözden geçirebilecek bir konsepte dönüşebilir, akla uzak bir ihtimal değil' şeklinde yanıtladı. Paralel yapıya yönelik soruşturmalar gündemde olduğunu hatırlatan Arınç, şöyle devam etti: 'Dün İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın verdiği demeçleri de vardı. Akşam gazetesinde bugün de bir ifade var, Sayın Başbakan'dan 'devrik başbakan' diye bahseden savcılar sözkonusu. Bütün bunlara yönelik soruşturmalar var. Soruşturmaların yeterince hızlı ve etkili işlediğini düşünüyor musunuz? Sonucunun ne olmasını bekliyorsunuz?' sorusu üzerine, '17 Aralık ve 25 Aralık'ı esas alırsanız aradan dört aylık bir zaman geçmiş. Bu dört ayın bir kısmı şok zamanıdır. Ama son üç aydan bu yana gerçekten bu yargı darbesini Türkiye'de uygulamak isteyen bir taraftan da güvenlik güçleri içerisinde özellikle emniyeti, polisi hedef alan bir yapılanmayla eğer mücadele edilecekse ki ediliyor, edilmesi lazım. Bu mücadelede devletin kendi yapısı içerisinde aynen devlet gibi yapılanmış bir başka varlığa tahammül edemeyeceği için yapılması lazım.' Arınç, bu mücadelenin sadece iktidar ve AK Parti'yle değil, bütün muhalefet partileriyle, varlık sebepleri hukuk devleti içerisinde ve parlamento içerisinde hayatiyet gösterecek bütün partilerin de desteğiyle yürütülmesi gerektiğini belirterek, 'Bu bir hayali şey değil. Pek çok unsurlarda kendilerini belli ettiler' dedi. Bugün yapılan soruşturmaların iki yönlü olduğunu ifade eden Arınç, şunları kaydetti: 'Birisi idaridir. Yani kendi içerisinde bir soruşturma açarak kimin ne yaptığını görebilecek bir ülke müfettişlerinin veya herkesin bir teftiş kurulu var, en sonunda da Başbakanlık Teftiş Kurulu var. Teftiş Kurulları bütün kurumlarda iddiaların ne kadar gerçek olup olmadığın araştırıyorlar. Bunun sonunda idari cezalar verilebilir. Ama şimdiden yapılan bir şey var. Üst noktalarda bu irtibatı birbiriyle sağlamış hukuka kanun devletine amirlerine bağlı olmaktan öte mensup oldukları grup içerisindeki yapılanmada emir ve talimat alan kişiler varsa bunlar müsteşarsa bunlar genel müdürse bunlar daire başkanıysa bir, idarenin bunları görevden alma yetkisi var. Bu yetki şüphesiz sınırsız değil. Ama görevden de alırken bir sebebini mutlaka söyleyeceklerdir. Görevden aldığın zaman meslekten çıkarma noktasını da kastetmiyorum. En azından o yapının başındayken yapabileceklerini tahmin ediyorsa oradan uzaklaştırmaktan ve ilgisiz bazı noktalara atamaktan da bu yol geçer. Şüphesiz 657 sayılı kanunun bu insanlara kamu görevlilerine tanıdığı bir takım imkanlar var, bir takım dokunulmazlıklar var, bir takım yasal statüler var. Bunları da ihlal etmeden çok önemli diyelim ki bilgi işlem merkezinin başında bir insanı veya atama yetkisi olan bir noktada bir insanı veya gizli kalması gereken belgeleri ilk önce okuması gereken insanları bu yapının içerisinde bir yere koyabilmişseniz oradan alırsınız levazım müdürü yaparsınız veya bir başka yere getirirsiniz. Şimdi bazı atamalar bu amaçla da yapılıyor olabilir, o insanların hepsini suçlamak adına söylemiyorum burada bir şüphe dahi bu kişinin o noktadan alınmasına yol açabilir. En azından verebileceği zararlarda bir ölçüde uzaklaşmamız lazım. İkincisi böylesine bir ihtimali düşünerek o görevden alınıp başka bir yerlere verilmek ne kadar mümkün ve muhtemel ise ikincisi de maalesef bu dinlemeler yoluyla suç atmalar yoluyla suç delilleri üretmek yoluyla bir takım insanları ta Başbakanımıza kadar uzanacak ölçüde gözlerini karartarak onları yok etmeyi hedeflemiş bir çalışmanın içinde olduklarını bildiğimiz, düşündüğümüz, elimizdeki delilleriyle bu konuda karar verme noktasına gelmişsek o zaman yargıya teslim etmekten başka bir çaremiz yoktur. Bu konuda da dün Sayın Efkan Ala'nın İçişleri Bakanımızın verdiği rakamlar doğrusu onun bilmesi gereken rakamlardır ben o kadar bilmiyorum, o ciddi bir çalışmanın devam ettiğini gösteriyor.' 'Ama kurt gövdenin içine girmişse mücadelenin ne kadar zor olduğunu tahmin edebilirsiniz, eğer karşınızda olsa o karşınızdaki insanın ne yaptığını açıkça bilseniz suç delilleri çok açık bir şekilde ortaya konulmuş olsa şüphesiz onun hakkından gelmek yani kanun yoluyla, yargı yoluyla mümkün olabilir' diyen Arınç, 'Hatta sizin bir zamanlar güvenerek iş başına getirdiğiniz bazı insanlar sizin hükümetinizi yok etmek Sayın Başbakanı itibarsızlaştırmak, biz de onların içerisindeyiz bir zamanlar ellerini dostça sıktıkları çok güvendikleri insanları bile günün birinde lazım olur diyerek dinlemek özel hayatlarına girmek bunlar fevkalade utanç verici fiillerdir. Bunları yapanlarla yargı önünde elbette hesaplaşacağız. Bence çok ağır gitmiyor olması gerekenden fazla belki süratle gidiyor ama kolay bir işin içinde değiliz' şeklinde konuştu. 'Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu özgürlükçü bir kanundur' '1 Mayıs konusunda özellikle İstanbul'daki kutlamalarda Taksim'in açılmamasına karar verildi. Muhalefetin CHP'nin ve BDP'nin ve bazı sendikaların mutlaka meydana çıkacağız şeklinde açıklamaları var. 1 Mayıs'ta neler olabileceği konusundaki düşünceniz nedir? Yeniden bir şiddet sarmalı yaratacak olaylar meydana gelebilir mi, ne dersiniz?' şeklindeki soruya ise Arınç, şu yanıtı verdi: 'Bir defa Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, özgürlükçü bir kanundur. İzin almaya da gerek yok önceden 'Ben şurada şöyle bir gösteri yapacağım' dediğiniz zaman size her yer tahsis edilir. Ama bunun bir istisnası var, yani herkesin böyle belki trafiğe kapalı alanlar önceden belli edilmiş olabilir veya bu ticaretin esnafın tam ortada olduğu noktalarda toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunu yapılmasın denebilir. Güvenliğin zor sağlanabileceği kanuna aykırı eylemlerin odağında merkezde toplantı gösteri yürüyüşleri kanunu gereğince idari makamların tasarrufuyla kapatılmış olabilir. Şimdi bazı sendikalar ideolojik bağnazlık sebebiyle kendilerince kutsal saydıkları, kendilerince kutsal sayılmış mekanları devlet hangi gözle bakar herkesin bilmesi lazım 'Ben illa burada yapacağım' denilmesi karşısında bu bir 'ben suç işleyeceğim' anlamına da gelebilir. Herkes her yerde derken belirlenmiş alanları kastediyorum. Bunun dışında da 'ben bir basın açıklaması yapacağım' diyebilirler 'ben küçük bir grupla yürüyüş yapacağım' diyebilirler. Bunun için de idari makamlar bütün kolaylıkları gösterir. Ama bir sendikanın bunları hiç bilmiyormuş gibi 'Ben sadece burada yapacağım ve bunun için gerekirse de güvenlik güçleriyle kavga edeceğim, gerekirse bomba da atılabilir insanlar da yaralanabilir geçmişte de zaten 30'dan fazla kişi ölmüştü, bugün de belki Allah korusun böyle olaylar yaşanabilir, ama inadımız inat' demesini anlayışla karşılamak mümkün değil.' Mesele sendika meselesiyse DİSK'in üçüncü sırada bir sendika olduğunu belirten Arınç, şöyle devam etti: 'Birinci sıradaki işçi sendikası ben İstanbul'da Kadıköy'de yapacağım diyor, kendisine bir alan tahsis edilmesini istiyor. Memur sendikaları içinde Memur-Sen var; 'Ben Diyarbakır'da yapacağım' diyor, ikinci sıradaki işçi sendikası Hak-İş, 'Ben Kayseri'de yapacağım' diyor. Bunlar sendika değil mi, bunların yüz binlerce üyesi yok mu bunlar işçiyi temsil etmiyor mu? 'Bana göre orası kutsaldır', o sana göre kutsaldır. O zaman git mum dik ama böyle topluca ve sadece 1 Mayıs'ta burada yapılacak bir eyleme hükümet, İçişleri Bakanlığı, valilikler kesinlikle izin vermez. Onlar da bunu zaten bildikleri için resmi müracaatlarını yapmıyorlar sadece kabadayılık gösterisi yapıyorlar 'Biz burada yaparız'. CHP zaten buna teşne, 'Ben de milletvekillerimi göndereceğim' diyor. Ama orada bir tane MHP'li milletvekili bulamayacaksınız çünkü Sayın Bahçeli devletin, hukukun ve yasaların verdiği imkanları çok iyi bilen ve bunların aşılmamasını isteyen, Türkiye'de huzurun bozulmamasını isteyen bir yapıya sahip. CHP teşnedir o kızıl bayraklarını göreceğimiz pek çok yasa dışı örgüt mutlaka orada olacaktır. Belki DİSK mensubu işçiler orada çok az olacak ama yasa dışı örgütler de kırmayı dökmeyi yaralamayı öldürmeyi çatışmayı hedef alan marjinal gruplar orayı Allah saklasın beklenilmeyen arzu edilmeyen bir görüntü içine sokabileceklerdir. Devletle kavga etmek, devlete karşı gelmek birilerinin ideolojik bağnazlığı olabilir ama bunu söyleyen ve yapanların da yargı karşısında, hukuk karşısında bir sorumlulukları mutlaka olacaktır. Günahtır binlerce polis orada olacak hayat duracak ve sadece birkaç bin kişinin gösterisi sebebiyle Türkiye'de 1 Mayıs bayram olmaktan çıkacak, o gün bir kara gün olarak belki, Allah saklasın, yıllarca acıyla hatırlanacak. Buna izin vermeyeceğiz, bu görüntülerin hiçbirisine izin veremeyiz. Bir hükümet ülkeyi yönetiyorsa ülkede huzursuzluğun çıkmasına izin ve imkan veremez. 'Şurada yapın Kazlıçeşme'de, şurada yapın Maltepe'de, şurada yapın, hatta sizleri bedava taşırız. Oraları sizler için de hazırlarız gelin binlerce insanı oraya getirin. Biz de bu bayrama hep beraber ortak olalım' diyenlere, maalesef 'Biz sadece Taksim'de yaparız her ne pahasına olursa olsun kavgayı da çatışmayı da göze alırız' diyen bir grup var, o gruba devletin müsaade etmesi mümkün değil.' 'O günlerde herkesi dinleyip, olayı anlayıp söndürmeye gayret ettim' İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu'nun 'Gezi sürecinin iyi yönetilemediği' yönündeki açıklamalarının sorulması üzerine Arınç, 'Evet, başındaki birkaç küçük olay sonradan büyümüş, parlamış, patlamış, pek çok insanımızın hayatına mal olmuş, milyonlarca liralık zararlar verilmiş, yaralanmalar olmuş, kamu mallarına zarar verilmiş. Ama Sayın Valimiz şunu bilsin ki hiçbir masum düşünce veya hareket Gezi olayları sebebiyle Türkiye'nin kara günler yaşamasına vesile olmamalıydı' değerlendirmesinde bulundu. Arınç, o günlerde herkesi dinleyip, olayı anlayıp söndürmeye gayret ettiğini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da 'Yargı kararına uyarız, gerekirse plebisit yaparız, gerekirse tarafların her biriyle konuşuruz, uzlaşmayla buraya ne yapılacağı konusunda karar veririz' dediğini ancak bunlar konuşulduktan sonra bile sokak hadiselerinin, yakıp yıkmaların devam ettiğini söyledi. Arınç, 'Herhalde her şey o küçük twit hatırımıza getiriyor: 'Mesele sadece ağaç meselesi değil hala anlamadın mı?' Biz bunu sonraki olaylarda da gördük. Yani Gezi olaylarında biz ne yapsaydık dahi maalesef bu sokaklarda insanların ölümüne yol açmak isteyenler yolundan dönmeyecekti' diye konuştu. 'Öcalan'ın mesajlarını iyi okumak gerekir' Abdullah Öcalan'ın 'çatışma olasılığının da gündemde olduğu' ifadesine ilişkin ise Arınç, 'Öcalan, bildiğimiz kadarıyla çözüm sürecinin başarıya ulaşmasını istiyor. Kandil'den ve milletvekillerinden farklı olarak her ne pahasına olursa olsun, geçtiğimiz yılki Nevruz'dan bugünkü Nevruz'a kadar düşüncelerinde, görüşlerinde, hedeflerinde bir değişiklik olduğunu zannetmiyorum' görüşünü bildirdi. Arınç, Öcalan'ın, zaman zaman silahlı örgütün ve Kandil'deki silahlı unsurların, kendisine karşı şikayetlerini veya kendisinden farklı davranışlarda bulunacağını bildiğinden bunun yolunu kesmeye çalıştığını belirtti. 'Öcalan'ın bu mesajıyla neyi amaçladığını istihbarat örgütümüz çok iyi tahlil edecektir, analiz edecektir ve bunun karşılığı da mutlaka verilecektir' ifadesini kullanan Arınç, sözlerini şöyle tamamladı: 'Bizim bütün amacımız on beş, on altı aydır çözüm süreci içerisinde Türkiye'de insanlarımızın ölümlerine yol açan olayların bitmesi, silahların susması, şiddetin susması ve artık varsa fikirlerin konuşulması diyeceğimiz noktaya gelinmesidir. Silahlı unsurların Türkiye'den çıkışları tamamlanmamıştır, bunu hepimiz biliyoruz. Her şeye rağmen tamamlanmamıştır ama arkasından bir çatışma ortamı da gelmemiştir. Çözüm sürecinde yeni ileri adımlar atılabilirdi, hem silahlı unsurların dışarıya çıkması hem de artık eylemsizlik halinin kalıcı bir hale gelip örgütün silahlı eylemlerden kendisini arındırması söz konusu olabilir. Öcalan'ın mesajlarını iyi okumak gerekir. Bunu okumakla yükümlü olanlar da herhalde hükümetimiz değil.' AA
Yiğit Bulut Türk Telekom'un Yönetim Kuruluna Atandı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ekonomi başdanışmanı Yiğit Bulut, Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine atandı. Atama ile ilgili olarak Kamu Aydınlatma Platformu'na (KAP) henüz resmi bildirim yapılmadı ancak Ulaştırma Bakanlığı kaynakları bu atamayı doğruluyor. AKP KURMAYLARININ İKİNCİ GÖREVİ: TÜRK TELEKOM YÖNETİM KURULU ÜYELİĞİ Haberand'ın haberine göre; Türk Telekom Yönetim kuruluna son yıllarda yapılan atamalar her zaman dikkat çekti. İçişleri Bakanı Efkan Ala da Başbakanlık Müsteşarı iken Türk Telekom'un bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev yapıyordu. Ala, İçişleri Bakanı olduktan sonra bu görevinden istifa etmek zorunda kalmışt. Efkan Ala'nın yerine Başbakanlık Müsteşar olarak atanan Fahri Kasırga da, müsteşşarlık görevine getirilmesinin ardından kısa bir süre sonra Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine atanmştı. Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan'ın sınıf arkadaşı olan ve TRT Genel Müdür Yardımcılığı görevine atanan İbrahim Eren de bu görevden kısa bir süre sonra Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine atanan üst düzey bürokratlar arasında yerini almıştı. ORTALAMA 40 BİN LİRA MAAŞ! AKP'ye yakın üst düzey bürokratların Türk Telekom Yönetim Kurulu üyeliğine getirilmesi artık neredeyse teamül haline geldi.  Bu atamaların kamuoyunda ve medyada tepki çekmesinin bir nedeni de, yönetim kurulu üyelerinin aldıkları 'ballı' maaşlar. Türk Telekom Yönetim Kurulu Üyelerine aylık 11 bin TL maaş ödeniyor. Ancak bunun dışında her yılın sonunda yönetim kurulu üyelerine 'huzur hakkı' olarak 350 bin TL gibi bir rakam ödeniyor.  Bu durumda Türk Telekom Yönetim Kurulu üyelerinin eline aylık ortalama 40 bin lira gibi bir maaş geçiyor. Yani Başbakan Erdoğan'ın Başdanışmanı Yiğit Bulut, bu yeni görevi nedeniyle aylık 40 bin lira gibi ek bir maaşa da sahip olacak TÜRK TELEKOM'DA KÖKLÜ DEĞİŞİKLİKLER Özelleştirme kapsamında Lübnanlı Hariri ailesine satılan Türk Telekom, 2013'ün son günlerinden itibaren köklü bir değişime uğradı 2013 Aralık ayına yeniden yapılanmaya giden şirkette, Türk Telekom Grubu CEO'su Hakam Kanafani ve Türk Telekom CEO'su Tahsin Yılmaz görevlerinden ayrıldı. CEO koltuğuna Rami Aslan oturdu. Türk Telekom'da geçtiğimiz günlerde 6 üst düzey yönetici ile yollar ayrılmış ve yerlerine yeni atamalar yapılmıştı. İŞTE YENİ İSİMLER Kamu Aydınlatma Platformu’na (KAP) bildirilen değişiklik ile;  Mehmet Ali Akarca, Mert Başar, Ali Yılmaz, Coşkun Şahin, Hakan Dursun, Fırat Yaman Er, Metin Erhan, Bahattin Aydın, Ahmet Bülter, Tevfik Fikret Karaman ve Abdurrahman Güvenlioğlu yeni görevllere getirilmişti. GÖREVDEN ALINANLAR Türk Telekom'daki yeniden yapılanmalar kapsamında görevden ayrılan isimler ise şöyle olmuştu: Şükrü Kutlu - Türk Telekom İnsan Kaynakları, Destek ve Regülasyon Başkanı Mehmet Atalay - Türk Telekom Operasyon Başkanı Can Esen - Türk Telekom Hukuk Başkanı Timur Ceylan - Türk Telekom Teknoloji Başkanı Gökhan Kayalıbay - Türk Telekom Strateji ve İş Geliştirme Başkanı Haktan Yaşar Kılıç - Türk Telekom Müşteri Cumhuriyet
'Sıra Türkiye'ye Gelecek'
IŞİD hücrelerinin liderinin “Suriye’nin fethedilmesinden sonra sıra Türkiye’ye gelecek. İstanbul’u da alacağız inşallah” dediği aktarılırken, CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Bakan Ala’nın yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde “IŞİD terör örgütünün İstanbul, Antakya, Adana, İzmit, Ankara, Konya ve Batman’da örgütlendiği iddiası doğru mudur?” diye sordu.Taraf’tan Hüseyin Özay’ın haberine göre; IŞİD’in Suriye ve Irak gibi, Türkiye’yi de ‘cihat alanı’ ilan ettiği ortaya çıktı. Ocak ayında Van merkezli olarak İstanbul dahil altı ilde yapılan operasyoda gözaltına alınan IŞİD hücrelerinin lideri Halis Bayuncuk, “Suriye’nin fethedilmesinden sonra sıra Türkiye’ye gelecek. İstanbul’u da alacağız inşallah” dedi. Türkiye’nin Musul’daki konsolosluğunda bulunan personeli rehin alan Irak Şam İslam Devleti (İŞİD) örgütünün, Suriye ve Irak gibi Türkiye’yi de cihat alanı ilan ettiği ortaya çıktı. IŞİD’in Türkiye yöneticilerinin Suriye’deki iç savaşın sona ermesinin ardından İstanbul başta olmak üzere Türkiye’de büyük eylemlere imza atmaya hazırlandıkları belirlendi. Hatta bazı IŞİD yöneticilerinin, “İnşallah İstanbul’u da alacağız” sözleri teknik takibe takıldı. Türkiye’de yaklaşık iki yıldır cihat için militan toplayan IŞİD’in, Türkiye’ye ilişkin eylem planları da yaptığı ortaya çıktı. Bu konudaki bilgi ve belgeler Ocak ayı içinde örgütün Türkiye ayağına ilişkin yapılan operasyonda elde edildi. Van merkezli olarak düzenlenen ve İstanbul, Adana, Gaziantep, Kilis, Kayseri’ye de sıçrayan operasyonda onlarca IŞİD üyesi gözaltına alınmıştı. Operasyonda Türkiye’nin en büyük IŞİD hücrelerinin liderliğini yapan Halis Bayancuk da yer aldı. Operasyonda, Bayancuk’un, Suriye’deki kamplarda çekilmiş bazı görüntüleri de ele geçirildi. Görüntülerin, Türkiye’den örgüte katılan üyelere verilen dersleri içerdiği görüldü. Örgüt üyelerine yönelik yapılan konuşmaların kayıt altına alındığı belirlendi. Kayıtların incelenmesinin ardından ise Bayancuk’un, Türkiye’nin de Suriye gibi cihat alanı ilan edildiğine yönelik sözlerinin bulunduğu belirlendi. CD’lerde Bayancuk’un, “Suriye’nin fethedilmesinin ardından sıra Türkiye’ye gelecek. İstanbul’da alacağı inşallah” demesi dikkat çekti. Yine operasyonda ele geçin bilgi ve belgelerden örgütün, çatışma yöntemleri hakkında da bazı ipuçları elde edildi. Buna göre, örgüt öncelikle yönetim boşluğu bulunan ülkeleri belirliyor. Ve bu ülkelerle ilgili olarak, cihat kararı alınıyor. Cihat kararı alınan ülkelere ise silahlı birlikler gönderiliyor. Örgüt üyeleri, belirli isimler altında faaliyet gösteren hücrelerde ikamet ediyor. Ve evlerden, günlük veya haftalık olarak eyleme çıkılıyor. Eylemler sırasında ölenler ise “şehit” kabul ediliyor. Ve ölüm, tüm örgüt üyelerinin ulaşmak istediği son nokta olarak görülüyor. Kayıtlarda, örgütün bugüne kadar Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Somali, Yemen ve Sudan’ı cihat bölgesi ilan ettiği tespit edildi. CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya “IŞİD terör örgütünün İstanbul, Antakya, Adana, İzmit, Ankara, Konya ve Batman’da örgütlendiği iddiası doğru mudur?” diye sordu. Tanrıkulu’nun, İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yazılı olarak yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na sunduğu soru önergesi şöyle: “1.IŞİD terör örgütünün başlattığı krizin Türkiye’ye sıçramaması için alınması gereken tüm tedbirler ivedilikle tatbik edilmeye başlanmış mıdır? 2.IŞİD terör örgütünün Türkiye’de terör eylemleri düzenleyeceği ile ilgili istihbarat raporları ciddi biçimde değerlendirilmekte midir? 3.IŞİD terör örgütünün Türkiye genelinde, bin kadar hücre evinin bulunduğu iddiası doğru mudur? 4.IŞİD terör örgütünün İstanbul, Antakya, Adana, İzmit, Ankara, Konya ve Batman’da örgütlendiği iddiası doğru mudur? 5.IŞİD terör örgütünün Türkiye’deki yapılanmasının çökertilmesi için bir İç Güvenlik Eylem Planı uygulamaya geçirilmiş midir veya geçirilecek midir?” TARAF, DHA, ZETE
Reza Zarrab: 'Hırsız Var' diye Bağırmaları Gücüme Gitti
Bodrum'da kendisine laf atan 2 üniversiteli gencin dövülmesiyle ilgili ifade veren Zarrab, 'Gençlerin 'Hırsız var' diye bağırmaları gücüme gitti' dedi. Rıza Sarraf'ın ifadesinde, 'Eşimin ve çocuğumun, sanatçı arkadaşlarımın yanında gençlerin sürekli 'hırsız var' diye bağırmaları gücüme gitti. Karaya çıkışta onları uyarmak istedim, itişme oldu. Üzgünüm ve şikayetçi değilim. Bunlara gerek yoktu. Zaten gergin günler yaşıyoruz' dediği belirtildi. Bodrum'da Karaada'nın Poyraz Koyu'na tekne ile günlük tura giden İstanbul Teknik Üniversitesi öğrencileri 20 yaşındaki B.B. ile aynı yaştaki Y.C., iddiaya göre, aynı koyda karşılaştıkları Rıza Sarraf'ın yatını görünce 'Bu yatı hangi parayla aldın?' ve 'Hırsız var' diye bağırdı. Tur bitiminde ilçede Bodrum Belediye meydanında gezen B.B. ile yanında bulunan Y.C. otomobille gelen kişiler tarafından dövüldü. İki gence saldıranların Rıza Sarraf'ın kaptanı, şoförü ve koruması olduğunu öne sürüldü. Sağlık ekiplerince Bodrum Devlet Hastanesi'ne kaldırılan öğrenciler tedavinin ardından taburcu edildi. SARRAF: ÜZGÜNÜM VE ŞİKAYETÇİ DEĞİLİM Olayın ardından Rıza Sarraf ifade vermek üzere İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş Büro Amirliği'ne gitti. Üniversiteli gençlerin dövülmesiyle ilgili yaklaşık 3 saat burada kalan Sarraf ile 3 çalışanının ifadeleri alındı. Sarraf'ın ifadesinde, 'Tatil için gözden uzak bir koya gittik ancak yanımıza gelen teknedeki gençler bizi tanıyınca yüzerken, laf atmaya başladılar. Eşimin ve çocuğumun, sanatçı arkadaşlarımın yanında gençlerin sürekli 'Hırsız var' diye bağırmaları gücüme gitti. Karaya çıkışta onları uyarmak istedim, itişme oldu. Üzgünüm ve şikayetçi değilim. Bunlara gerek yoktu. Zaten gergin günler yaşıyoruz' dediği öğrenildi. GENÇLER İLÇEDEN AYRILDI Tedavilerinin ardından taburcu edilen B.B. ve Y.C. ile 4 arkadaşının da aralarında bulunduğu 6 üniversiteli, emniyette ifade verdi. Her iki tarafın da birbirinden şikayetçi olmadığı belirtildi. B.B.'nin ifadesinde, 'Doğal olarak herkesin tanıdığı birine en demokratik hakkımız olan tepki gösterme hakkımızı kullandık. Hakaret etmedik basit birkaç soru sorduk. Bize hakaret ettiler. Tehdit ettiler. Ardından tekneden indiğimizde saldırıya uğradık. Emniyette birbirimizden özür diledik. Şikayetçi olmaktan vazgeçtik. Zaten olsak ne olacak ki?' dediği öğrenildi. Tur için arkadaşları ve öğretmenleri ile ilçeye gelen B.B. ve Y.C., emniyet bahçesinin içine sokulan otobüs ile İstanbul'a gitmek üzere dün saat 23.00 sıralarında yola çıktı. Sarraf'ın teknesi de sabah saatlerinde marinadan açılıp Gökova'ya hareket etti. ANINDA SORU ÖNERGESİ Bu arada CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Rıza Sarraf'ın korumalarının üniversite öğrencilerini dövmesi konusunda TBMM Başkanlığı'na, İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın yanıtlaması isteğiyle soru önergesi verdi. Tanrıkulu soru önergesinde şöyle dedi: 'Reza Zarrab ve korumaları gündüz vakti Bodrum'da vatandaşlarımıza saldıracak cesareti nereden almaktadır? İçişleri Eski Bakanının 'Vallahi öyle bir şey olursa senin önüne yatarım ya!' söyleminden cesaret alarak mı vatandaşları darp etmektedir? Reza Zarrab ve korumaları vatandaşlarımıza karşı saldırıları ve darp eylemleri sebebiyle gözaltına alınacak mıdır? Haklarında Bodrum Başsavcılığı'nca kamu davası açılacak mıdır? Reza Zarrab'ın basına verdiği mülakatta 'Cari açığın yüzde 15'ini ben kapattım' ifadeleri yer almıştı. Kapatılan cari açıktan sonra kendisini protesto eden vatandaşlara uygulanan darp sonucu yasal prosedür uygulanmaması ile ilgili 'Adalet açığı' var mıdır? Varsa bu 'Adalet açığı' ne zaman giderilecektir? Bu olayda sorumluluğunu yerine getirmeyen ilgili görevliler hakkında yasal işlem yapılacak mıdır?' Yaşar ANTER- Osman URAS / BODRUM (Muğla), (DHA)
ÖSO Militanına TC Kimliğini Kim Verdi?
Bu kart, taşıyana polis ve jandarma karşısında dokunulmazlık mı sağlıyor? ÖSO için TC kimliği mi veriliyor?CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya yönettiği soru önergesini TBMM’ye sundu. Umut Oran’ın İçişleri Bakanı’na yönelttiği sorular şöyle:İstanbul’da yaşayan Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) askerleri, gönülleri için Türkiye Cumhuriyeti Devleti herhangi bir tanıtım/kimlik belgesi düzenliyor mu?Yurt gazetesinde bugün yer alan özel haberde (http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/oso-militanina-tc-kimligi-h55500.html ) fotoğrafı yayınlanan özel kimlik kartı kim tarafından, hangi amaçla düzenlenmiştir?Muhammed Al Veso kimdir, Türkiye ilişkisi nedir?Suriye vatandaşı Muhammed Al Veso’ya (1989 Mirze doğumlu, Ana adı: Hatice, Baba adı: Kemal) verilen ve üzerinde “Özgür Suriye Ordusu, Birinci Fetih Tümeni – Çalıştığı Yer: Ahfadi Ömer Muhtar Taburu” yazan Türkçe tanıtım/kimlik kartını kim düzenledi?Bu kart polis karşısında dokunulmazlık mı sağlıyor?Suriyeli Muhammed Al Veso’nun Türkiye Cumhuriyeti ile ilişkisi nedir? Üzerinde taşıdığı bu Türkçe tanıtım kartının kolluk kuvveti nazarında bir geçerliliği var mıdır? Bu kartı taşıyanları polisin görmezden geldiği, dokunulmazlık sağladığı iddiaları doğru mudur?Polise “dokunmayın” talimatını siz mi verdiniz?ÖSO mensuplarının bu kimlik kartlarının geçerli olması, taşıyanlara yardımcı olunması için kolluk kuvvetine yazılı/sözlü talimatınız oldu mu? Siz böyle bir talimat vermediyseniz bu talimatı İçişleri Bakanlığı ve bağlı birimlerinden hangisi, kimlere hangi tarihte gönderdi? Bu talimatın birebir tam örneği, içeriği, dağıtım planı nedir?Ayda 800 TL mi ödeniyor?Suriyeli sığınmacılara hükümetin düzenli olarak aylık 800 TL ödeme yaptığı bilgisi doğru mudur? Doğruysa bu uygulamanın gerekçesi nedir?Uygur’dan istenen teskere Suriyeliden neden istenmiyor?Türkiye’de bulunan Orta Asya, Bulgaristan, Uygur Türkü kökenli yabancı vatandaşlara Türkiye’de yaşayabilmeleri için ikametgâh teskeresi istenirken ÖSO mensuplarına böyle bir uygulama yapılmadığı doğru mudur?El Nusra ve IŞİD’e militan mı topluyorlar?ÖSO mensuplarının yanı sıra El Nusra, El Kaide ve İŞID mensuplarının Suriye’deki iç savaşı cihat olarak göstererek özellikle İstanbul’da kendilerine militan topladıkları doğru mudur, bunu niçin önlemiyorsunuz?
İçişleri, Polisleri Neden “Alevi” “Sosyal Demokrat” Diye Fişliyor?
CHP İstanbul Milletvekili Umut Oran, İçişleri Bakanı Efkan Ala’ya, “ ‘Sosyal demokrat’, ‘alkol alır’ ve ‘Alevi’ gibi nitelemelere, özelliklere sahip olan polis memurları mesleklerini layıkıyla icra edemez mi? Sosyal demokrat veya Alevi olmak ya da alkol almak polislik yapmaya engel midir?” diye sordu.   İçişleri Bakanı’nın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye soru önergesi sunan CHP’li Umut Oran, “T24 haber sitesinin belgeleriyle birlikte yaptığı habere göre; Kırşehir Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şubesinde görevli bir başkomiser, Kırşehir emniyetinde çalışan diğer polisler hakkında çeşitli araştırmalar yaparak, onları 'Alevi', ‘Sosyal demokrat’, 'problemli', 'alkol alır' şeklinde fişlemiş durumda” dedi. Fişlemenin yasal dayanağı var mı? Umut Oran, Bakan Efkan Ala’ya konuyla ilgili şu soruları yöneltti: Kırşehir İstihbaratında görevli polis, amir ve müdürleri, meslektaşları hakkında bu tür fişleri düzenlemeleri yasal mıdır, bu hangi mevzuata dayanmaktadır? Atama öncesinde mutad uygulama mı? Emniyet Genel Müdürlüğü personeli, her atama öncesinde istihbarat şubesindeki meslektaşlarınca bu şekilde fişlenip, atamalar buna göre mi şekillendirilmektedir? Bu mutad bir uygulama mıdır? Kimdir bu başkomiser? Kırşehir İstihbaratında bu şekilde meslektaşlarını fişleyen bir başkomiser görev yapmakta mıdır, bu başkomiser kimdir? Hakkında hangi idari/adli işlemi yaptınız? Sosyal demokratlık veya Alevilik polisliğe engel mi? “Sosyal demokrat”, “alkol alır” ve “Alevi” gibi nitelemelere, özelliklere sahip olan polis memurları mesleklerini layıkıyla icra edemez mi? Sosyal demokrat veya Alevi olmak ya da alkol almak polislik yapmaya engel midir?   “İrtibatı yok” ne demek? Başkomiserin el yazısıyla ajandasında tutuğu notlarda yer aldığı şekliyle “Erzurumlu iyi temiz” ve “irtibatı yok” ne demektir?
'Polisler 3 Çocuğa Tecavüz Etti Tartışması Meclis'e Taşındı, Emniyet Yalanladı'
6 ila 10 yaşındaki 3 kardeşin 3 polis tarafından tecavüze uğradığı iddiası yeniden Sezgin Tanrıkulu tarafından Meclis'e taşındı, Diyarbakır Emniyeti ise iddiaları reddetti Diyarbakır'da yaşları 6 ila 10 arasında olan 3 kardeşin, merkez Yenişehir ve Eğil İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli 3 polis memurunun aylarca cinsel istismara maruz kaldıkları geçen Nisan ayında gündeme geldi. BDP Diyarbakır milletvekili Altan Tan, konu ile ilgili Meclis’e araştırma talebinde bulunurken, Twitter'da yeni iddialar ortaya atıldı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu da konu ile ilgili İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın yanıtlaması için soru önergesi verdi. Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü ise sosyal medyada polislerin küçük yaştaki 3 çocuğa tecavüz ettiği ve hakkında takipsizlik kararı alındığı iddialarını yalanladı. Diyarbakır’da geçen Nisan ayında ortaya çıkan 6, 7 ve 10 yaşındaki üç kardeşin 3 polisin yıllarca tecavüze uğradığı haberi kamuoyuna yansımıştı. Çocukların, yaşadıklarını babalarına anlatması ve babanın, şikâyetçi üzerine başlatılan soruşturmada savcının, polisler için takipsizlik kararı verdiği belirtilmişti. Dicle Haber Ajansı tarafından geçen Nisan ayında gündeme getirilen habere göre; şu an 6 yaşında olan M.E, 7 yaşında olan G.S.E. ve 10 yaşında olan Z.H.E. isimlerindeki 3 kardeş, aylarca 3 polis memurunun cinsel istismarına uğradı. Habere göre, çocukların yaşadıklarını babalarına anlatması sonrasında baba polisler hakkında şikayetçi oldu. Haberde şu bilgiler yer aldı; Çocuklara yönelik cinsel istismar, 2011 yılında kardeşlerden M.E'nin henüz 3,5 yaşındayken kaybolması ile başladı. M.E'nin kaybolması üzerine karakola yapılan kayıp başvurusu sonrasında M.E'nin bulunmasına dönük çalışmalar sırasında Anne A.E ile Yenişehir İlçe Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memuru O.K'nın başlayan tanışıklığı daha sonra ilişkiye dönüştü. Anne A.E. zaman zaman görüşmek üzere gittiği polis memuru O.K'nin, İç Ofis Polis Lojmanları'ndaki evine kimi zaman çocuklarını da götürdü. Anne A.E. ilişki kuran polis memuru O.K. bir süre sonra her üç küçük çocuğa da cinsel istismarda bulunmaya başladı. Anne A.E. çocuklarına dönük yaşanan bu cinsel istismara rağmen söz konusu polis ile ilişkisini sürdürmeye devam etti. Çocuklara dönük istismar bununla da sınırlı kalmadı. Bir müddet sonra her üç kardeş, O.K. isimli polisin yine polis olan arkadaşları F.B. ve soyadı bilinmeyen A'nın da istismarına uğradı. Kardeşlere dönük istismar 2011 yılından, çocukların yaşadıklarını babalarına anlattığı Mayıs 2013 tarihine kadar sürdü. Kardeşler cinsel istismarına uğradıkları kaldıkları polislerin zaman zaman şiddetine de maruz kalıp, onlar tarafından uyuşturucu madde kullanmaya alıştırıldı. Diyarbakır Çocuk Savcısı Kenan Yıldırım tarafından 19 Haziran 2013 tarihinde psikolog eşliğince ifadeleri alınan çocuklar, tüm yaşadıklarını anlattı. Alınan ifadelerinin ardından, çocukların ifadelerinde belirttiği cinsel istismara maruz kaldıkları adreslere ilişkin tespitlerde bulunuldu. Yapılan tespitlerde çocuklar tarafından belirtilen ilk adres, polis memuru O.K'a ait İç Ofis Polis Lojmanları'ndaki evi oldu. Aynı tespit, şikayet başvurusu yapıldığı esnada Çocuk Şube Müdürlüğü tarafından da tutanak altına alındı. Çocuklar, O.K'nın polis lojmanlarındaki evi dışında, polis memurları O.K, F.B. ve soyadını bilmedikleri A. adlı polis tarafından Eğil İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne de götürüldüklerini ve burada cinsel istismara uğradıklarını savcıya anlattı. Savcı Yıldırım, çocukların anlatımları üzerine Anne A.E'nin de ifadesini alırken, cinsel istismarda yer alan çocukların işaret ettiği polislerin ifadesine ise başvurmadı. Anne A.E, savcılığa verdiği ifadesinde, polis O.K. ile olan ilişkisini yalanladı. Polislerden O.K. da 20 Haziran 2013 tarihinde Gasp Büro Amirliği'nde alınan ifadesinde çocukları tanımadığını iddia etti. O.K. ifadesinde evli ve 5 ile 1 yaşında iki çocuk babası olduğunu da belirtti. Soruşturma hakkında 'takipsizlik' kararı verildi. Baba M.N.E, bu durumu karakolu gidip ifade verdiği sırada polislerden sözlü olarak öğrendi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından çocuklar için herhangi bir koruma kararı ya da girişimde bulunulmadı. ‘Adli tıp raporunda çarpıcı ifadeler’ Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istismarın yaşandığı dönem 4 buçuk yaşında olan çocuklardan G.S.E'nin tecavüze uğrayıp, uğramadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan istenen raporda; '…mağdurun yaşı, fiziki gelişimi, olay sırasında penis girişini kolaylaştırıcı kaygan madde kullanımı ile hile, tehdit yada rıza gibi nedenlerle direncinin kırıldığı durumlarda anal sfinkterin çok büyük travmatik değişim olmaksızın penisin girişine müsait olacak şekilde genişleme yeteneğinin bulunmasının tıbben mümkün olduğu' ifadelerinin kullanılması dikkat çekti. Çocuklardan Z.C.E'nin Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nce hazırlanan Psikiyatri Kanaat Raporu'nda ise, 'Birçok kez cinsel istismara maruz kaldığı ve bu olaylardan sonra içe kapanma ve isteksizlik duygularının oluştuğu belirlenmiştir' denildi. Çocuklardan 10 yaşındaki Z.C.E'nin başlarından geçenleri aktardığı günlük soruşturma sürecinde dikkate alınmadı. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan; Nisan ayında olayın gündeme gelmesiyle birlikte çocuklara karşı yaşanan cinsel istismarı Meclis gündemine taşıdı ve olayın Meclis tarafından araştırılmasını talep etti. Bu arada, Evrensel gazetesinden Faruk Ayyıldı z, dün gece çocukların babası M.N.E ile görüşmek için randevulaştı, devamında kendisinden sabaha kadar haber alınamadığı bilgisini geçti. Gazetenin haberinde, M.N.E’nin telefonlara uzun süre cevap vermemesinin ardından 'güvenliğinden endişelenildiği’ yönünde bir haber yapıldı. Sabah saatlerinde telefonuna cevap veren M.N.E gece takip edildiği için Evrensel’in bürosuna gelemediğini söyledi, detayları telefonda uzun şekilde anlatamayacağını kaydetti. Diyarbakır Emniyeti’nden yalanlama Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü, sosyal medyada paylaşılan yazının gerçek dışı olduğunu belirterek, söz konusu isimde kimsenin Diyarbakır Emniyet Müdürlüğünde görev yapmadığını söyledi. Böğürcü, paylaşımların tamamen asılsız olduğunu, paylaşımı yapan kişinin daha önce de bu tür paylaşımlar yaptığını, psikolojik rahatsızlığı bulunan bir kişi olduğunu kaydetti. Tanrıkulu tecavüzü Meclis'e taşıdı CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Diyarbakır'da 3 çocuğun polislerin tecavüzüne maruz kaldığı iddiasını İçişleri Bakanı Efkan Ala 'ya sordu. Diyarbakır'da 2011-2013 yılları arasında 6 yaşında olan M.E., 7 yaşında olan G.S.E. ve 10 yaşında olan Z.H.E. isimli üç kardeşin, Yenişehir ve Eğil İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde görevli üç polis memuru tarafından tecavüze uğradığının basına yansıdığını belirten Tanrıkulu, Bakan Ala'ya şu soruları yöneltti: Böylesine korkunç bir olay hakkında herhangi bir idari işlem yapılacak mıdır? Üç yıl boyunca devam eden sistematik tecavüze, istismara kaç polis memuru karışmıştır? Halen aynı yerde görev yapmaktalar mı? İsmi geçen polis memurları F.B, A.Ç. ve O.K. görevde tutulmaya devam edilecek midir? Zanlı polis memurları şu anda nerede, hangi kademelerde görev yapmaktadırlar? Çocuklarının maruz kaldığı tecavüzleri yargıya taşıyan baba kimler tarafından tehdit edilmiştir? Bununla ilgili bir soruşturma başlatılacak mıdır? Adli Tıp Kurumu'nun söz konusu olay konusunda polis memurlarını korumaya yönelik bir rapor sunduğu iddiaları doğru mudur? Söz konusu olayın adli merciler tarafından tekrar ele alınarak zanlıların en ağır biçimde cezalandırılması için gerekli soruşturma yürütülecek midir? Cinsel istismara maruz kalan çocukların ve olayı yargıya taşıdığı için tehdit edildiğini ifade eden babanın korunması için herhangi bir girişimde bulunulacak mıdır? Bu korkunç olayın zanlısı olan polis memurları kimler tarafından korunmuştur? Üç yıl devam eden sistematik tecavüzden, zanlıların sıralı amirlerinin haberlerinin olmaması mümkün müdür? Olaya göz yuman amirler hakkında ayrıca bir idari soruşturma başlatılacak mıdır?'
Bakanlıklar Bonzai'ye Karşı Birleşti
Son dönemde yaygınlaşan sentetik uyuşturucu Bonzai'yle mücadele için 5 bakan 3 saat süren bir toplantı yaptı. Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde Uyuşturucu ile Mücadale Üst Kurulu oluşturuldu. Sağlık Bakanlığı'ndaki toplantıda İçişleri Bakanı Efkan Ala, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç Bonzai ile mücadele için bir araya geldi. Toplantı yaklaşık üç saat sürdü. Toplantının ardından Sağlık Bakanlığı bir açıklama yaptı. Sağlık Bakanlığı bünyesinde Uyuşturucuyla Mücadele Üst Kurulu oluşturulduğu duyuruldu. Toplantıda 'Son günlerde kamuoyu gündeminde geniş yer işgal eden uyuşturucuya karşı alınacak tedbirler ve izlenecek yol haritası ele alındığını' belirtildi. Uyuşturucu ile mücadelenin adli, idari, hukuki, psikolojik, narkotik ve sosyolojik boyutları da Üst Kurul’daki Bakanlıkların eş güdümüyle takip edilecek. Erdoğan açıklama yapmıştı Başbakan Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftalarda Yeşilay toplantısında yaptığı konuşmada Bonzai ile kararlılıkla mücadele edeceklerini açıklamıştı: 'Konu sadece sigara değil, aynı zamanda alkol, bunu bir kenara koyamazsınız. Şimdi bir de bonzai denilen bir şey daha çıktı. Daha ucuz ve çok daha yaygın. Bir neslin Allah muhafaza gidişi söz konusu, yok oluşu söz konusu. Bütün bunlara karşı bir mücadelenin bizim milli bir meselemiz olduğuna inanıyorum. Manevi bir meselemiz olduğuna inanıyorum. Kimsenin tereddüdü olmasın. Tüm zararlı maddelerle olduğu gibi uyuşturucuyla da etkin mücadelemizi sürdüreceğiz.' Uyuşturucu tedavisine gelenlerin çoğu bonzai kullanıyor İlk kez 2002’de Almanya ve İspanya’nın ardından Avustralya’da görülen bonzai, Türkiye’de ilk defa 2011’de fark edilerek yasa kapsamına alındı. İstatistiklere göre dünya genelinde en çok bonzai yakalayan ülke Türkiye. Çocuk ve Ergen Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi'nin verilerine göre (ÇEMATEM) 2011 yılında uyuşturucu bağımlılığı sebebiyle tedaviye gelenlerin yüzde 15, 2012’de yüzde 40, 2013’te yüzde 75'i bonzai kullanıyor. Kalp krizine sebep oluyor Bonzai içildikten sonra iki, üç saat içinde etkisini gösteriyor. Nane, kekik kokusu veriyor. Genç yaşta kalp krizlerini tetikliyor. Ayrıca kalp ritmi bozukluğu, kan basıncının artması ve böbrek yetmezliği gibi semptomlara yol açıyor. Bonzai kullanıcılarında ağız kuruluğu, çok sıvı tüketimi, aşırı şekerli madde tüketimi, kilo kaybı, paranoya, halisünasyon, endişe, kaygı çok fazla görülen belirtiler arasında. Al Jazeera ve Anadolu Ajansı