article/comments
article/share
Haberler
Seksen Üç Ses, On Dört Ülke Balıkesir’de

etiket Seksen Üç Ses, On Dört Ülke Balıkesir’de

google-g-white cross-white onedio-o-white
Onedio’yu Google’da tercih edilen kaynak olarak ekleyin plus-blue

Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi'nin kapısından içeri girince önce sessizlik karşılıyor insanı. Sonra duvarlar konuşmaya başlıyor.

8 Eylül günü açılan 'Bas Buluş / Print Meet 2026 – VII. Uluslararası Özgün Baskıresim Sergisi’ni gezerken fark ettiğim ilk şey buydu: seksen üç sanatçının seksen üç ayrı sesi, aynı mekânda, aynı anda konuşuyordu. Türkiye'nin yanı sıra Polonya'dan Arjantin'e, Güney Afrika'dan Tayland'a, Hindistan'dan Rusya'ya, Kuzey Makedonya'dan Karadağ'a, İtalya'dan Sırbistan'a, Belçika'dan Bulgaristan'a ve Azerbaycan'a uzanan on dört ülkeden gelen eserler, salonları adım adım gezerken bana hep aynı soruyu sordurdu: bir sanat dili gerçekten evrensel olabilir mi?

Ama sergiyi yalnızca 'on dört ülkeden sanatçının Balıkesir'de buluşması' olarak okumak, hikâyenin en can alıcı yerini es geçmek olur. Çünkü duvarlardaki her baskının arkasında, 2018'de başlayan çok daha uzun bir yürüyüş var.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bugün Balıkesir'de gördüğümüz sergi, bu yürüyüşün onuncu durağı; uluslararası ölçekte ise yedinci buluşması.

Bugün Balıkesir'de gördüğümüz sergi, bu yürüyüşün onuncu durağı; uluslararası ölçekte ise yedinci buluşması.

Ve burada küçük ama anlamlı bir tesadüf devreye giriyor: onuncu sergi, plaka numarası da on olan bir kentte gerçekleşiyor. Rakamların şairane bir cilvesi belki, ama asıl önemli olan sayılar değil, o sayıların arkasında biriken emek.

Bu emeğin en önemli isimlerinden biri Prof. Dr. Melihat Tüzün. Sergiyi gezerken onun anlattıklarını dinlemek, duvarlardaki eserleri bambaşka bir katmandan okumamı sağladı. Tüzün, Devrim Erbil'in öğrencisi. Ve hocasının adını taşıyan bir müzede bu sergiyi gerçekleştirmenin kendisi için ayrı bir anlam taşıdığını söylüyor. Özgün Baskıresim Sanatçıları Derneği'nin kuruluşunda Devrim Erbil'in de kurucu isimlerden biri olduğunu hatırlayınca, sergiyle mekân arasındaki bağ daha da sıkılaşıyor. Öğretmenden öğrenciye, öğrenciden sanatçıya, sanatçıdan kuruma, kurumdan müzeye ve müzeden yeni kuşağa uzanan bir zincir bu; Balıkesir'deki sergi, o zincirin gözle görülür hale geldiği noktalardan biri.

Salonlarda dolaşırken, baskıresmin neden hâlâ resim sanatının gölgesinde kaldığını düşünmeden edemedim.

Salonlarda dolaşırken, baskıresmin neden hâlâ resim sanatının gölgesinde kaldığını düşünmeden edemedim.

Oysa teknik açıdan bakıldığında alan hiç de dar değil: gravürden litografiye, serigrafiden deneysel baskı yöntemlerine kadar geniş bir üretim yelpazesi söz konusu. Üstelik baskıresimde sanatçının yalnızca 'ne anlattığı' değil, 'nasıl ürettiği' de eserin anlamının ayrılmaz bir parçası. Bir çizginin metal yüzeye kazınması, taş üzerine kurulan bir imgenin çoğaltılması, serigrafide katmanların üst üste binmesi… Her biri, sanatçının düşüncesini biçimlendiren ayrı bir süreç. Bas Buluş'un temel iddiası tam da burada saklı: baskıresmi bir teknik olmaktan çıkarıp başlı başına bir sanat dili olarak görünür kılmak.

Bu iddianın kökleri, sergiyi gezerken hissettiğim tarihsel derinlikte de kendini gösteriyor. 2020'deki uluslararası Bas Buluş sergisinde seksen iki sanatçının seksen dört eseri yer almış, Bulgaristan'dan Hindistan'a, İtalya'dan Macaristan'a, Romanya'dan Portekiz'e, Porto Riko'dan Ukrayna'ya kadar sekiz ülkeden sanatçı Türkiyeli meslektaşlarıyla aynı duvarlarda buluşmuştu. 2022'de bu sayı yirmi ülkeden yüz dört sanatçıya yükseldi. Bugün Balıkesir'de seksen üç sanatçı ve on dört ülkeyle devam eden bu yapı, aslında yaklaşık on yıla yayılan bir sanat projesinin olgunlaşmış hâlinden başka bir şey değil.

Sergiyi asıl özel kılan da bu olgunluk değil yalnızca; kuşak çeşitliliği.

Sergiyi asıl özel kılan da bu olgunluk değil yalnızca; kuşak çeşitliliği.

Salonlarda dolaşırken bir yandan coğrafyalar, bir yandan da zaman katmanları yan yana geliyor. Geçmişte Türkiye'de baskıresim eğitiminin gelişmesine emek veren Mustafa Aslıer, Süleyman Saim Tekcan ve Devrim Erbil gibi isimlerin açtığı yoldan yürüyen Atilla Atar, Basri Erdem, Hasan Pekmezci, Fevzi Tüfekçi, Hayati Misman, Devabil Kara ve daha pek çok sanatçının eserleri, önceki Bas Buluş sergilerinde bir araya gelmişti. Bu yüzden salonda gezinirken sormam gereken soru, 'hangi eser daha güzel' değildi; 'Türkiye'de baskıresim düşüncesi hangi kuşaklardan geçerek bugüne ulaştı' sorusuydu.

Devrim Erbil'in adı, sergiye bambaşka bir katman daha ekliyor. Kent, ritim, çizgi ve çoğaltılabilir görsel yapı üzerine kurduğu özgün diliyle baskıresimle her zaman güçlü bir ilişki kurmuş bir sanatçı Erbil; gravür, serigrafi ve farklı baskı teknikleriyle üretimini yıllar boyunca sürdürmüş. Bu yüzden onun adını taşıyan müzede uluslararası bir baskıresim sergisinin açılması, mekân ile içerik arasında rastlantısal olmayan bir ilişki kuruyor. 2025'te yenilenen müze, yalnızca galerilerden değil; atölye, deneyim alanı ve kütüphaneden de oluşan bir yapıya kavuşmuş. Salonların arasında dolaşırken bunun bir sergileme mekânından öte, bir sanat belleği mekânına dönüştüğünü hissetmemek elde değil.

Baskıresmi klasik resimden ayıran şey, tam da bu bellek meselesiyle ilgili aslında.

Baskıresmi klasik resimden ayıran şey, tam da bu bellek meselesiyle ilgili aslında.

Bir tuval resminde sanatçının el hareketini, fırça izini doğrudan izleriz; baskıresimde ise sanatçı ile sonuç arasına bir ara yüzey giriyor. Metal, taş, ahşap ya da elek… Sanatçı önce bu yüzey üzerinde düşünüyor, sonra görüntüyü başka bir yüzeye aktarıyor. Belki de bu yüzden baskıresim, biraz da iz bırakma sanatı. Salondaki her eseri bir üretim sürecinin izi olarak okumaya başladığınızda, gravürün çizgisel sertliği ile serigrafinin düzlemsel renk anlayışı, litografinin yüzey duygusuyla deneysel tekniklerin ürettiği beklenmedik sonuçlar arasındaki farklar birden anlam kazanıyor. Seksen üç sanatçının bir araya gelmesiyle ortaya küçük bir baskıresim atlası çıkıyor gözünüzün önünde.

Bu atlasın en çarpıcı yanı da coğrafi çeşitliliği. Ama buradaki asıl mesele 'kaç ülkeden sanatçı katıldığı' değil; farklı kültürlerin aynı teknik içinde bambaşka dünyalar kurabilmesi. Bir sanatçı için o dünya kenttir; bir başkası için insan bedeni, bir başkası için doğa, bir başkası için toplumsal hafıza, bir başkası için saf soyutlama. Aynı baskı tekniği, birbirinden tamamen farklı dünyaların taşıyıcısı olabiliyor; salonda bir vitrinden diğerine geçerken bunu adım adım hissediyorsunuz.

Dijital görüntünün her şeyi saniyeler içinde çoğalttığı bir çağda baskıresmin bugün yeniden önem kazanması da ilginç bir paradoks barındırıyor.

Dijital görüntünün her şeyi saniyeler içinde çoğalttığı bir çağda baskıresmin bugün yeniden önem kazanması da ilginç bir paradoks barındırıyor.

Bir görüntüyü ekranda binlerce kez çoğaltmak artık hiçbir emek gerektirmiyor; oysa baskıresimde çoğaltma, teknolojik hızdan tamamen farklı bir yere taşınıyor. Burada çoğaltma mekanik bir işlem olmaktan çıkıp sanatsal üretimin kendisi hâline geliyor. Her baskının yüzeyinde sanatçının müdahalesi, malzemenin direnci ve üretim sürecinin izleri duruyor. Belki de bu yüzden baskıresim, dijital çağda göründüğünden çok daha güncel bir sanat dili.

Müzeden çıkarken kendimi Balıkesir'e dair bir soruyla baş başa buldum: bu kent neden böyle bir sergiye ihtiyaç duyuyor? Çünkü Balıkesir uzun süre Türkiye'nin kültür-sanat haritasında İstanbul'un, Ankara'nın, İzmir'in gölgesinde kaldı. Bugün kentte Devrim Erbil Çağdaş Sanatlar Müzesi gibi çağdaş sanata odaklanan bir kurumun varlığı, bu tabloyu değiştirebilecek gerçek bir fırsat sunuyor. Uluslararası bir serginin burada düzenlenmesi ise kentin yalnızca sanat tüketen değil, sanat üreten bir yer olması açısından kıymetli. Sanatın İstanbul'dan Balıkesir'e gelmesi başka şey, Balıkesir'in uluslararası sanat dolaşımının duraklarından biri hâline gelmesi bambaşka bir şey. Bas Buluş'un Balıkesir'deki asıl anlamı da bence tam burada: bu sergi kenti dünyanın sanat merkezlerinden biri yapmıyor, ama Balıkesir'in uluslararası sanat ağına bağlanabileceğini gösteriyor.

İçeriğin Devamı Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Bu bağlantının arkasında üç ayak var: sanatçıların dayanışmasını örgütleyen Özgün Baskıresim Sanatçıları Derneği, uluslararası sanatın Balıkesir'de karşılaşabileceği kurumsal zemini sunan müze ve bu karşılaşmayı kent ölçeğine taşıyan Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'nin desteği. Üçü bir araya geldiğinde ortaya yalnızca bir sergi değil, bir kültür politikası modeli çıkıyor.

Salonlardan çıkarken aklımda kalan soru, gezdiğim eserlerden çok, bundan sonra ne olacağıydı. Çünkü bu sergiyi yalnızca bir açılış günü olarak değerlendirmek eksik kalır; asıl potansiyeli, geride bırakacağı izde saklı. Belki de Bas Buluş'un Balıkesir'deki en kalıcı sonucu, sergi kapandıktan sonra kentte filizlenecek yeni baskıresim atölyeleri, genç sanatçı programları ve uluslararası ortak projeler olacak. Çünkü iyi bir serginin ölçüsü, yalnızca kaç kişinin onu gezdiği değil; kentte neyi değiştirdiğidir.

Müzeden çıkarken bir kez daha düşündüm: bir baskı, tek bir yüzeyde kalmaz. Sanatçıdan sanatçıya, kuşaktan kuşağa, kentten kente, ülkeden ülkeye çoğalır. Balıkesir'de gördüğüm de aslında 2018'de bir yerlerde alınmış tek bir izin, yıllar içinde nasıl bir dünyaya dönüştüğüydü. Bas Buluş'un hikâyesi, belki de en özet hâliyle budur: bir baskıdan dünyaya uzanan sabırlı bir yolculuk.

Instagram

X

LinkedIn

Facebook

Bu makalede öne sürülen fikir ve yaklaşımlar tamamıyla yazarlarının özgün düşünceleridir ve Onedio'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir. ©Onedio

Yorumlar ve Emojiler Aşağıda chevron-right-grey
Reklam

Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

category/test-white Test
category/gundem-white Gündem
category/magazin-white Magazin
category/video-white Video
category/eglence BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
1
0
0
0
0
0
0
Yorumlar Aşağıda chevron-right-grey
Reklam