Ulu Önder Atatürk ve Birçok Cumhurbaşkanına Ev Sahipliği Yapan Çankaya'nın Gurur ve Hüzünle Kaplı Hikayesi

280PAYLAŞIM

Bir zamanlar Türkiye'nin kalbi olan Çankaya Köşkü...

Atatürk, 27 Aralık 1919'da, sonrasında Türkiye'nin kalbi olarak belirleyeceği ve çok sevdiği Ankarasına kavuşur; ancak kalacak yeri yoktur.

7 ay önce Samsun'a ayak basan Mustafa Kemal, bir ulusu kurtarışa götürecek olan direnişi başlatmış bir komutan olarak Ankara'ya gelir. Ancak ortada bir sorun vardır, Çanakkale Kahramanı'nın kalacak yeri yoktur. Alelacele düzenlenen Ziraat Okulu'nda 2 sene geçiren Atatürk, meclis başkanı olduktan sonra ise İstasyon'daki direksiyon da denilen taş binaya geçer. Ancak bu binalar Büyük Kahraman'ın çalışması için yeterli büyüklükte değildirler...

İşte bu yüzden Atatürk, 1921 yılının Haziran ayında Ankaralıların kendisine armağan ettikleri Çankaya'daki bağ evine taşınır.

Daha önce Kasapyan Ailesi'nin bağ evi olan mekan, ailenin Ankara'yı terk etmesiyle Bulgurluzade'lere geçer ve bu aileden de Ankara Belediyesi tarafından satın alınarak 30 Mayıs 1921'de Ata'ya hediye edilir. Ancak Paşa, bu ağaçlar arasında olan, kuzeyinde Ankara’ya hakim büyükçe bir terası bulunan, dikdörtgen planlı evin mülkiyetini TSK'ye bırakır. Ve hayatı boyunca ordusunun mülkiyetinde yaşar Gazi.

Ayrıca bu güzel bağ evi, askerlerle güreş tuttuğu, ilk kez hastalığının başladığı, aşklarından Fikriye Hanım ile güzel vakitler geçirdiği ve talihsiz bir şekilde onu kaybettiği, Latife Hanım ile evleneceği ev de olacaktır aslında Ata için...

Taşındıktan 2 sene sonra da Latife Hanım ile evlenen Paşa, 1923 Ekim'i ile birlikte Çankaya'nın hem en genç cumhurbaşkanı hem de ilk ve tek damadı olur.

Bütün Türkiye'nin ailesi olması bir tarafa Latife Hanım ile birlikte kendisine küçük bir aile daha kuran Atatürk'ümüzün siyasi, askeri hayatına aile hayatı da eklenir ve bu yüzden bağ evinde bazı değişiklikler ve genişletmeler yapılması gerekir. Bu iş için Mimar Vedat Tek bir proje hazırlar ve 1924 yılında güney cephesine bitişik ve tüm bina boyunca uzanan ve batı ucu yarım sekizgen bir kule ile biten oldukça estetik iki katlı yeni bir bölüm bağ evine eklenir.

Gazi, içinde zaman zaman değişiklikler yapılsa da 1932 yılına kadar bu evde o ünlü sofralarını kurmaya devam eder.

12 sene boyunca ise bu bağ evinde alınan kararlar ile hem yeni bir ülke kurulmuş hem de sağlam bir devrimin temellerini atılmıştır. Atatürk'ün en büyük eserim dediği Cumhuriyet'i ilan ettiği yerdeki ardı sıra bazı devrimler şöyledir:

  • Saltanatın Kaldırılması (1922)

  • Halifeliğin Kaldırılması (1924)

  • Eğitim Birliği (1924)

  • Türk Medeni Kanunu (1926)

  • Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı (1930)

Anlaşılan o ki bu, günümüzdeki saraylara nazaran, küçücük ve mimarı bile belli olmayan bağ evinden bir ulusun bağımsızlığı ve çağdaşlığı çıkar hem de 100 yıl önce.

Atatürk'ümüz kendisi için tasarlanan Yeni Köşkü'ne taşındıktan sonra ise içindeki eşyalar dahil titiz bir şekilde muhafaza edilen bağ evi 1950'de müzeye dönüştürülür.

Günümüzde, Müze Köşk, olarak da adlandırılan yapıyı gezdiğinizde kapılacağınız duygular Kültür Bakanlığı tarafından öyle güzel ifade edilmiş ki noktasına dahi dokunmadan sizlere aktaralım istedik, "Sonradan "köşk" haline getirilen ve büyük sarayların ihtişamından uzak, mütevazı, ancak zevkli ve rahat bir biçimde döşenen binanın methal taşlığına ayak bastığınız anda, kendinizi birden 1920'li yıllarda bulursunuz. Tarihe yapılan bu ani yolculuğa beyniniz ve duygularınız uyum sağlamaya çalışırken, bedeniniz hole varmıştır bile. Ve o andan itibaren tarihi yaşamaya başlar, her eşyada, her köşede Atatürk'ün izlerini görür, hemen bir kapıdan çıkıverecek gibi bir beklentiye kapılarak o anı yaşama heyecanı ile tüm köşkü beyin kıvrımlarınıza yerleştirmeye başlarsınız."

1932 yılından günümüze kadar gelen Yeni Cumhurbaşkanlığı Köşkü ise Ankara'nın Mimarı diyebileceğimiz Clemens Holzmeister tarafından tasarlanır.

Eski bağ evine oranla daha modern olan yapıda belli ki mütevazılıktan ödün vermemiştir Holzmeister. Gerek Gazi'nin yaşamına gerekse kurtuluş ve kuruluş yıllarına baktığımızda Türkiye Cumhuriyeti'nin üstünde yükseldiği en önemli erdemlerden biri de bu olsa gerek, mütevazılık. 

Bu yeni ikametgahında ise Atatürk aslında çok sık oturmamış İstanbul başta olmak üzere sık sık yurt gezilerine çıkmış ve eserini yakında görmek istemiştir. Bu sıralarda Dolmabahçe gibi şatafatlı bir sarayda da kalsa da etrafındakilerin de şahitliğiyle, 'O, Ankarasını ve Çankayasını hep özlemiştir.'

1930'ların Avusturya Büyükelçisi Norbert Von Bischoff, Yeni Cumhurbaşkanlığı Köşkü için şu ifadeleri kullanır:

"Bugün kuleli evin biraz ötesinde, Türk milletinin Gazi için yaptırdığı ve tepenin bir taç gibi giydirdiği ev bulunuyor. Aşağı doğru salınan merdivenlerin ve bahçe taraçalarının üzerinde, tek katlı ve geniş cepheli yapının düz bir damın altında beliren manzarası sade, asil, vakur ve tesirlidir. Evin şeklinde, Batı’nın en modern yapı tekniği ile Bozkırlar Asya’sının kübik tradisyonu kusursuz birleştirilmiştir. Evin ortasında, avlu yerini tutmak ve Anadolu'nun sıcak günlerinde serinlik vermek üzere yapılan dört köşe havuzun etrafında geniş koridorlar ve gölgeli pergolalar vardır. Odaları süsleyen mobilyalar sadedir; fakat Avrupa'nın en mükemmel atölyelerinde en iyi malzemeden yapılmıştır."

Tabii ki ülkenin kalbi olması açısından sadece iki bina ile kalmamış, Köşk Yerleşkesi gün geçtikçe büyümüştür.

Sırasıyla; Başyaverlik binası, Makbule Atadan'ın kullanması için Atatürk tarafından yaptırılan Camlı Köşk (sonrasında yurt dışından gelen misafirler için kullanılmış), İsmet Paşa'nın 2. Dünya Savaşı yıllarında yaptırdığı sığınak, 1993 yılında açılan ve başbakanların kullandığı idari bina ve 1999'da açılarak Köşk'ün teknolojik ihtiyacını gidermesi amaçlanan Piramit Salon inşa edilir yerleşkeye. Bu yerleşkeyi bir cumhurbaşkanı olarak en son kullanan kişi ise Abdullah Gül olur.

Günümüze kadar hem yeşili hem de mütevazılığı ile gelmeyi başaran Çankaya, belki de ileride tekrar Türkiye'nin kalbi olacaktır.

İktidar ve ortağı hariç meclisteki diğer tüm partilerin seçim beyanlarında cumhurbaşkanlığı için yapılmış yeni sarayın kullanılmayacağı açıkça belirtiliyor. Bu da demek oluyor ki belki de 2023'teki bir iktidar değişiminde hem de Cumhuriyet'in 100. yılında şu anda cumhurbaşkanı yardımcısının kullandığı Çankaya'ya kutlu bir dönüş olabilir. Bu dönüş aynı zamanda parlamenter sistemin geri gelmesi olacağından hem Yeni Köşk hem de idari bina yapımına uygun bir şekilde tekrar kullanılacaktır. 

Peki siz ne düşünüyorsunuz, saray mı Çankaya mı?

Çankaya ile ilgili bir eğlenceli anektod...

Özal cumhurbaşkanı olduktan sonra Demirel ona uzunca bir süre, Cumhurbaşkanı, şeklinde hitap etmeyi tercih etmez ve '864 rakımlı tepenin sakini' der. Demirel sayesinde, 864 rakımlı tepe, söylemi basında da dahil olmak üzere insanların zihnine kazınır. Ancak Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı sırasında Çankaya'nın rakımının 864 değil 1071 metre olduğu ortaya çıkar ve bir efsane de böylece son bulmuş olur.

Bu içerikler de ilginizi çekebilir.

Bugünlerde Çok Tartışılan Başkanlık Sistemiyle İlgili Mustafa Kemal Atatürk Ne Düşünüyordu? - onedio.com
Bugünlerde Çok Tartışılan Başkanlık Sistemiyle İlgili Mustafa Kemal Atatürk Ne Düşünüyordu? - onedio.com
Atatürk'ün Günümüz Çarpık Eğitim Sistemini Bir Asır Öncesinden Öngörerek Verdiği Öğüt! - onedio.com
Atatürk'ün Günümüz Çarpık Eğitim Sistemini Bir Asır Öncesinden Öngörerek Verdiği Öğüt! - onedio.com
Askeri Dehasına Atatürk'ün Dahi Hayran Kaldığı, Gücüyle Romalıların Yüreklerine Korku Salan Bir General: Hannibal Barca - onedio.com
Askeri Dehasına Atatürk'ün Dahi Hayran Kaldığı, Gücüyle Romalıların Yüreklerine Korku Salan Bir General: Hannibal Barca - onedio.com

Bu Haber ile İlgili Linkler

Dio İçerik Altı Banner
BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
mehmet-ali-tekin1

Bence kısıtlı kullanılıp müzeleștirilsin ve böylelikle halka açılsın.Zaten o yılların koșullarına göre yapılmıș ve Saray yeterince büyük zaten.

yasasin-ateizm

Türk dünyasının gördüğü en büyük ve karizmatik lider Atatürktür. Tüm dünyaya kafa tutmuş ve Türklerin itibarını artırmıştır. Atatürk bu ülke için aşk hayatı olmamış cinsel hayatı olmamış çocuğu olmamış...yalnız öldü. Ve buna rağmen Türk olduğunu idiaa eden Türk görünümlü Arap dölleri Atatürke İngiliz yakıştırması yapıyor boşuna dememiler kişi kendinden bilir işi diye. Bu ülkede Shakespeare'in gerçek adının Şeyhpir olduğunu iddia eden, keşke Yunan kazansaydı diyen şarlatana üstad deniliyor. Ama bunca fedakarlık yapan adama İngiliz ajanı deniliyor. Atatürk bu ülkeye 10 gömlek fazladır. iyi ki Türk milletini zeki zannederek vefat ettin Ruhun şad olsun....

tokat_ul_osman

Latife hanımla niye evlenmiş, farklı amaçlarla mı?

mehmet-ali-tekin1

Siz biraz dıșarı çıkıp sosyalleșin. Atatürk bu ülkenin, taș devri șartlarında olduğunu gördüğü halde, daha cahil ve daha fakir koșullarını bildiği halde halkını așağılamadı ve "Türk milleti zekidir, çalıșkandır" dedi. Sizin bildiniğiniz kadarını da biliyordu hatta șahitti.Belki istemeden oldu ama ara ara maksadını așan ifadelerden kaçınalım lütfen.

Görüş Bildir