II. Abdülhamid'in Yıldız'da Kurdurduğu Mahkeme Bir Kumpas Davası Olabilir mi?

-

II. Abdülhamid'in baskıcı bir yönetim sergilediği herkesin ortak kanaatidir. Fakat padişahın her şeyi kontrolüne alması, kendi otoritesini sınırlaması muhtemel, nüfuzlu devlet adamlarını tasfiye etmesiyle oldu. Bu girişim de 1881'deki Yıldız Mahkemesi idi.

1876'da şehzade iken amcası Abdülaziz'in tahttan indirilişine, birkaç gün sonra da ölümüne şahit olan Abdülhamid, bu yaşanılanları zihninin bir yerine kazımıştı.

Özellikle bu taht değişikliği işinde başı çeken 4 kişi ve ön plandaki birkaç isim daha, artık onun zihninde üzerilerine çarpı çizilmiş şahıslardı. Başta Hüseyin Avni Paşa, Midhat Paşa, Mütercim Rüşdü Paşa ve Şeyhülislam Hayrullah Efendi...

Nitekim bu kişilerden ilki, aslında orduyu da kontrol ettiği için en güçlü olanı, Hüseyin Avni Paşa tarih sahnesinden çabuk silindi.

Sultan Abdülaziz'in ölümü sonrasında, diğer birtakım şahsi hırslarının da etkisiyle, bu olaydan Avni Paşa'yı sorumlu tutan bir subay olarak Çerkez Hasan hükumet toplantısını basarak seraskerin üzerine kurşun yağdırdı. Böylece en kuvvetli siyasi figürlerden birisi ortadan kalkmıştı. Geride kalanlar ise özellikle de Midhat ve Rüşdü Paşalar gün geçtikçe devlet yönetimindeki etkilerini arttırıyorlardı.

Ağabeyi V. Murad'ın kısa saltanatının cinnet ve ruhsal bozukluk alametleriyle bozulması üzerine II. Abdülhamid, kolaylıkla yönlendirilebilecek bir adam imajı vererek ve meşrutiyetle anayasayı ilan edeceğini taahhüt ederek tahta çıktı.

Yeni padişah belki de amcasını tahttan indirenlerden intikam almayı ilk günden beri tasarlamıştı. Ancak en uygun anı kollayacak ve sabredecektir. İlerleyen yıllarda özellikle de 1877-78 Rus savaşından sonra Abdülhamid tamamen öfkesini arttıracaktır. Zira savaşa girişte büyük rol sahibi olan yine Midhat Paşa'dır ve ona göre yenilginin sebebi de odur. Kendi ifadesiyle de bizzat dedesi II. Mahmud'un yolundan gideceğini ifade eden padişah, önce meclisi tatil etti, daha sonra da Midhat Paşa'yı bir nevi sürgün ile merkezden uzaklaştırdı.

1881'de gelindiğinde uygun zaman ve zemin oluşmuştu. Abdülhamid amcasının ölümü dosyasını yeniden gündeme getirdi.

Konu Abdülaziz olunca, doğal olarak merhum padişahı tahttan indiren isimler bir numaralı sanık durumuna geçiyordu. Dolayısıyla o sırada Aydın Valiliğindeki Midhat ve Manisa'daki Mütercim Rüşdü Paşaların gizlice tutuklanmaları için bir operasyon hazırlandı. Midhat Paşa gözaltına alınıp İstanbul'a getirildiyse de Rüşdü Paşa hayli yaşlı ve çok hasta olması sebebiyle sorgusu bölgede yazılı olarak alınıp tekrar Manisa'ya gönderildi. 

(İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar, TTK, Ankara 1987).

Aynı sıralarda İstanbul'da da bir dizi gözaltılar olmuştu. Sultan Abdülaziz öldüğü sırada sarayda bulunanlardan 2. Mabeynci Fahri Bey ve cinayetle suçlanan 3 kişi daha sorguya alındı.

Ayrıca Damatlardan Mahmud Celaleddin ve Nuri Paşalar da cinayet emrini vermekle suçlanıyorlardı. Mahkeme kurulmadan iddianame hazırlanmıştı. Buna göre Sultan Abdülaziz'in öldürülmesini Nuri Paşa emretmiş, Pehlivan Mustafa-Cezayirli Mustafa ve Hacı Mehmed'i tutup para vermiş, Fahri Bey de bunları saraya alıp bir çakı vermiş, böylece Abdülaziz katledilmişti. Şüphelilerin bu ifadeyi kabul etmeleri isteniyordu. Sanıklar bu ifadeyi reddedince işkenceler ve kaba kuvvete başvuruldu. 

(Bekir Sıtkı Baykal, İbretnüma Fahri Bey'in Hatıraları, TTK, Ankara 1989).

Fahri Bey hatıralarında II. Abdülhamid'in bizzat kendisini darp ettiğini, iki defa sırtında bastonu parçaladığını, kafasına tabanca dayayarak konuşturmak istediğini anlatıyor.

Birkaç gün süren işkenceler karşısında Fahri Bey ortaya atılan iddiaları reddettiğini, başına silah dayayan padişaha dahi ölmekten korkmadığını, Allah'ın bildiğini yalan söyleyemem diye doğrudan ayrılmadığını belirtiyor. Fakat diğer şüpheliler Fahri Bey kadar dirayetli değildi. Başta reddetmelerine rağmen, cellatlıkla suçlanan 3 kişi suçlamaları itiraz etmeden kabul ettiler.

Bu sorgulamalardan sonra 27 Haziran 1881'de Yıldız Mahkemesi sarayın bahçesinde kurulan büyük bir çadırda toplandı.

Duruşmaya birçok devlet görevlisi, yabancı elçiler, tercümanlar ve yabancı gazete temsilcileri katılmıştı. 100'e yakın izleyici vardı. Duruşmaya giriş için özel biletler yapılmıştı. Cellatlıkla suçlanan Pehlivan Mustafa sanık olarak itirafını yaptı. Fakat bir gariplik vardı. Her şeyi sanki ezberlemiş gibi, hiç duraksamadan ve her detayı vererek anlatıyordu: 

''Nuri Paşa bizi çağırdı, Sultan Abdülaziz'i ortadan kaldırmamız için 100'er lira aylık verdi. Fahri Bey bizi saraya aldı, beyaz saplı bir çakı verdi. Fahri Bey Sultanın arkasından kollarını tuttu, Pehlivan Mustafa ve Hacı Mehmed iki dizini tuttular, ben de bileklerini kestim.''

Bu ifadeyi diğer şüpheli Hacı Mehmed dahi teyit etti. Fakat 3. sanık Cezayirli Mustafa iddiaları kabul etmiyordu. Fahri Bey de sorguda reddettiği gibi aynen mahkemede de reddetti.

(Detaylar için Bkz: İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Midhat Paşa ve Yıldız Mahkemesi, TTK, Ankara 1967).

Fahri Bey olay sırasında sarayda birçok kişinin olduğunu ve böyle bir çakı verip vermediğinin o şahitlerden sorulmasını istiyordu. Damat Nuri Paşa da bu 3 kişiyi görevlendirdiği sırada odasında birkaç arkadaşının olduğunu, bunun gizli bir görevlendirme değil, Sultan Abdülaziz'e hizmet etmesi için atanan 3 saray görevlisi olduğunu savundu. 

Midhat Paşa ifade vermeye geldiğinde, 3 ana sanık duruşmadan çıkarılmıştı. Paşa bir defa da kendi önünde konuşmalarını, onlara soru soracağını söylediyse de bu teklifi reddedildi. Bunun üzerine Midhat Paşa, eğer Fahri Bey Sultan Abdülaziz'in kollarını arkadan tutuyordu ise, nasıl bilekleri kesildi? Böyle güçlü bir Sultan zayıf olan Fahri Bey'e karşı hiç direnmeden öylece, ameliyat yaptırıyor gibi durdu mu? Gibi sorularla savunmasını yaptı. ''Katillere böyle 100 lira para verilip belgesi tutulur mu? Katil yapılacaksa bunların gizlice olması gerekirdi'' dedi.

Netice itibarıyla Yıldız Mahkemesi sanıkların tamamına yakını için idam kararı verdi. II. Abdülhamid birçok devlet adamının ve ulemanın görüşünü aldı. İdam kararı çoğunlukla onaylandıysa da padişah bu cezayı sürgüne çevirdi ve sanıklar Taif'e sürüldü.

Gravür'de: Damat Mahmud Celaleddin Paşa, Midhat Paşa ve Damat Nuri Paşa.

Yıldız Mahkemesi sonrası oluşan zeminde II. Abdülhamid tamamen her şeyi kontrolüne alma fırsatı bulacak ve istibdat denilecek olan siyasetini uygulamaya başlayacaktır.

Damat Nuri Paşa bu olaylar içerisinde akli dengesini kaybetti, ruh sağlığı bozuldu. Mahkemeye getirilmeyen Mütercim Rüşdü Paşa 1882'de Manisa'da vefat etti. Midhat ve Mahmud Celaleddin Paşaların 1884'te birkaç gün arayla hastalıktan öldükleri ilan edildi. Fakat mahkumiyet arkadaşları Eski Şeyhülislam Hayrullah Efendi, odalarının bir gece basılıp ikisinin de boğularak öldürüldüğünü iddia etti. Başta Fahri Bey olmak üzere diğer mahkumlar 20 yıl kadar sonra serbest kaldılar.

Netice itibarıyla Yıldız Mahkemesi Sultan Abdülaziz'in ölümünü aydınlatmaktan çok, daha fazla soru işaretini ortaya çıkartmıştır. Çelişkili ifadeler, mahkemenin adaletsiz bir görüntüde oluşu, sanıkların konuşmalarının kesilmesi, 3 günde hızlıca yapılıp hemen sonuçlandırılması, ortaya hukuksuz bir görüntünün çıkmasına sebep olmuştur. Midhat ve Mahmud Celaleddin Paşaların birbirine çok yakın zamanlardaki ölümleri de ortaya bir şaibe çıkartmış, ve onları II. Abdülhamid'in öldürtüp öldürmediği gibi sonsuz bir tartışmayı da günümüze kadar getirmiştir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
farkedmez

Abdulhamiti destekleyen biri değilim ama dönemin şartlarına göre idare eder bir padişahtı. Devleti elinde tuttuğunu sanıp padişahları tahta çıkar indir istersen öldür yapacak kişileri tasfiye için yapılan bir şeyler varsa doğrusunu yapmıştır.

murat-keten

Elveda onedio eksi sozluk ve yanli Türk dusmanlari…. Artik size prim yok.

cihad-sener

Bak buna inanırlar ama

yazariniz_fatih

Onedio taraflı haberciliğine başka bir boyut katarak tarihi de taraflı yazıyor. Taraf tutabilirsiniz 2.Abdülhamid'i sevmeyebilirsiniz fakat tarihle ilgili yazarken bu kadar sallayamazsınız. İlber Ortaylı gibi bilinçli tarihcileri dinleyin az ona göre içerik oluşturun. Gerçi 2.Abdülhamit ile ilgili İlber Ortaylı'dan duyduklarınız işinize gelmez. Size Abdülhamid'i kötüleyen tarihçi lazım. Ona da tarihçi denmez. Çünkü bu adam devletini yıllarca ayakta tutmuş bir İttihat Terakki gelmiş memleketi on yıl idare edememiş. Şimdi İttihat ve Terakki iyi Abdülhamit kötü öyle mi?

ozkanmart

Abdülhamid'i savunmak için bir kere saltanat sistemini destekliyor olmak lazım.Ayrıca meclisi kapatan tek adam olarak ülkeyi demir yumrukla idare eden bir padişah,halife yani Tanrı-Kral'a sempati beslemiyorum ki İlber Ortaylı Abdülhamid'in baskıcı rejimi eleştiriyor kitaplarında. İttihat ve Terakki de bir özgürlük hareketi olarak ortaya çıksa da ülkede yönetimi ele geçirince otoriterleşti ve sonunda Abdülhamid'ten pek farkı kalmadı...

emsalden-misal-olmaz.

Abdülhamid'i sevmek saltanatı sevmek değildir. Yönetim sistemleri değişebilir. Baki kalan millet ve devlet olmalıdır. Cumhuriyete kadar ne olursa olsun yönetim şekillerimiz hanedanlık şeklindeydi. Şimdi kalkıp, Göktürkleri sevmeyelim, Selçukluları sevmeyelim vs. Olur mu böyle saçmalık. İttihat ve Terakki ve vatana yerleşmiş en büyük hainliklerden biridir. Özgürlük adı altında devlete baş kaldıran batı zihniyetini kendi milletinden üstün gören ve ülkeyi bölmekten başka düşüncesi olmayan bir topluluk.

ozkanmart

Göktürkler döneminde tüm dünyada yönetimler benzerdi.Abdülhamid döneminde ise Batıda Aydınlanma çoktan başlamış,insanlık ilerlemenin basamaklarını tırmanmaya başlamıştı. Bu şartlar altında ülkeyi istibdatla,mutlakiyetle yönetmenin;dünyadaki ilerlemeye kapalı tutmanın savunulacak ve sempati duyulacak bir tarafı yok. Devletlerin Millet için olduğu toplumlar bugün refah toplumları.İnsanlar haksızlıklara itiraz edebiliyorlar bu devlete baş kaldırmak diye yaftalanmıyor. Milletlerin Devlet için olduğu toplumlardaysa insanlar egemenlerin kölesi.Birilerinin çıkarları için yoksulluğa,geriliğe,savaşlara ve ölüme mahkum ediliyorlar ve itiraz edemiyorlar. Benim bakış açım bu...

tc-ahmet-ozan-sen

Abdülaziz'in otopsisine katılanlar, iki kolun da kesik olduğunu, ayrıca dişlerde kırıklar ve deride başkaca morluklar olduğunu teşhis etmiştir. Bu açıdan Abdülaziz gerçekten boğuşa boğuşa ölmüş olmalı, zaten iri yarı, pehlivan yapılı bir adamdı, postu ucuza satmaması muhtemel. Ayrıca bir bileğini kestikten sonra o kolunu kullanıp (eli komple uçmasa da tüm damarları, sinirleri kesilmiş sonuçta) öteki bileği de kesmesi bana da pek mantıklı gelmiyor. Mithat Paşa'nın idamındaysa, bence Abdülhamit'in emri olmasa da, İngiltere'yle ilişkisi bilinen ve tehdit unsuru gibi oturan paşanın idamına ses etmemiştir. Yıllar sonra cenazeler Türkiye'ye verilirken Mithat Paşa'nın başsız olduğu söylenmişti. O kelle Yıldız'a gitmiş ve padişah gördükten sonra bir yere gömdürmüş olabilir. Ama kesin böyle olduğunu da iddia etmiyorum, çünkü infaz konusunda kanıtlar hala sınırlı.

Görüş Bildir