10 Yıl Kimsenin Aklına Gelmedim

-

10 Yıl Kimsenin Aklına Gelmedim

10 Yıl Kimsenin Aklına Gelmedim

AYHAN HÜLAGÜ HABERLER Pazar

Yas evinin farklı bir atmosferi vardır. Ağır bir hava kaplar her köşeyi, zaman yavaş akar, tarifi güç bir yük biner misafirlerin omuzlarına. Sessizdir. Sessiz, sakin… Nevra Serezli’nin evi de öyle. Eşi Metin Serezli’yi sekiz ay önce kaybetmesine rağmen hâlâ yas havası hâkim.

Kavacık Göksuevler’indeki şirin evinde, böyle bir atmosferde bir araya geliyoruz Nevra Hanım’la. Niyetimiz 10 yıl sonra kamera karşısına geçtiği Senin Hikâyen filmini ve kendi hikâyesini konuşmak. Acı taze olunca bütün sohbetler ustanın ölümüne bağlanıyor. 45 yıl mutlu mesut devam eden bir birliktelik sona ermiş. Sorduğumuz her soru sönmeye yüz tutmuş ateşe odun atmak oluyor. Konuşurken gözleri doluyor, kalbi nasırlı bir avucun içinde sıkılıyor: “Metin’in hastalığı 2,5 yıl sürdü. Garip bir şekilde kendini ölüme alıştırıyorsun. Etrafına bunu hissettirmeden yaşamak acı bir oyunculuktu. Hasta oyunculuğunu yutmuyor. İçime en sinmeyen oyunculuğumdu.”

Enteresandır. Birini kaybettiğin zaman bilinçaltın sevdiğinin çat kapı geleceğini düşündürür. Serezli’de de öyle: “Sanki turnedeymiş gibi geliyor.” dese de, o turnenin hiç bitmeyeceği gerçeğine alışmaya çalışıyor. Çalışma masasında kitaplar bıraktığı gibi duruyor, kahve yudumlayıp Boğaz’ı izlediği koltuğu hâlâ boş. Belli mi olur. Ya gelirse… “Kendi duygularımı, kafa yapımı düzgün tutmak zorundayım. Kendi kendinin doktoru, psikoloğu oluyorsun.” cümleleriyle özetliyor ruh durumunu. İki oğlu, torunları var, onlar için gülümsemek gerek. Sohbeti girdiği çıkmaz sokaktan çıkarıp kendi hikâyesiyle yol alıyoruz.

Aşırı çalışkandım

Ankara doğumluyum. 1.5 yaşında İstanbul’a taşınmışız. Gözümü Bebek’te açtım. Babam ticaretle uğraşıyordu ama onun dışında her şeyi okumuştu. Üç dört lisanı ana dili gibi biliyordu. Kitap kurdu, her şeyi bilen, sanata düşkün biriydi. Benimle devamlı İngilizce konuşurdu. Bir İngiliz, bir Amerikan aksanıyla… Evimizde hep klasik müzik dinlenirdi. İlkokulda Bach, Mozartları dinliyordum. Bebek İlkokulu’nda okudum. Beşinci sınıfta bir müsamerede kelebek rolüyle sahneye çıkınca sahne tozunu yutmuş oldum. Hiç unutmam, kelebek kanatlarını annem yapmıştı. Bir sürü okulun imtihanına girdim, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji’ni kazandım. Her dersim iyiydi. Aşırı çalışkan bir talebeydim. Hayatta en büyük korkum, biri beni kaldırsın, bilmeyeceğim bir şey sorsun, utanayım... O yüzden deli gibi çalışırdım. Kimyayı, coğrafyayı çok sevmezdim, matematiği algıladığım zaman severdim. Oyuncu olmasaydım, akademik kariyer yapıp öğretmenlik yapabilirdim. Sabırsız biriyim ama öğretmeyi seviyorum. Psikoloji çok ilgimi çekiyor. Oyunculuk da onunla çok ilişkili. Benden 6 yaş küçük bir kız kardeşim var. O da kolejde okudu, İngilizce öğretmeni oldu. Negatif ile pozitif gibiyiz. O esmer, ben sarışın. Birimiz anneme çekmişiz, birimiz babama. Çok iç içeyiz. Allah bozmasın.

Babamın yarısı olamadım

Amerikan Kız Koleji’nde çok mutluydum. Okul bitince ben şimdi ne yapacağım diye ağladığımı hatırlıyorum. İnsan hiç sıkılmaz mı? Gençliğim Bebek, Arnavutköy çevresinde geçti. Okula yürüyerek gibi gidip geliyordum. Tiyatroya lisede devam ettim. Herkes okulumuzun tiyatrocusu gözüyle bakıyordu bana. Her sene İngilizce-Türkçe bir iki piyeste oynardım. Kimi oyunlar İngilizceydi. Bu sayede dili kavramam daha kolay oldu, sonraları profesyonel olarak İngiltere’de Nalınlar’ı oynadım. Koleji bitirdikten sonra Amerika’da bir yıl burslu okudum. Dönünce LCC’de bir yıl tiyatro eğitimi aldım, Dormen Tiyatrosu’nda profesyonel olarak sahneye çıkmaya başladım. Bir yıl boyunca her gece Bebek’ten Beyoğlu’na babam beni götürüp getirdi. Arabamız yoktu, tramvayla, otobüsle gidip geliyorduk. Öyle sanata düşkün biriydi. Onun yarısına bile ulaşamadım. Paranın pulun lüzumsuz, kafanın içindekinin önemli olduğunu aşıladı bize. Pabuç almazdı, iki katı paraya İngilizce kitabı alırdı. ‘Seni sevecek olan görüşüne değil, şahsına, kafana gelir.’ diyordu. Yalnız tiyatro yapmamı istedi, sinemaya geçmemi pek istemedi. Sebebini bilmiyorum. Belki o devirde tiyatroya yüksek sınıfıyla bakılıyordu ya da sinema sektörü korkutuyordu, ortamından çekindi. Haldun’un babasını tanıdığı için beni ona emanet edebiliyordu. Ne de olsa kız çocuğuyum. Sonraları filmlerimi izleyince gurur duydu.

Çok acemiydim

Yıl: 1966… Evde oturuyoruz. Bir telefon geldi, Haldun Dormen’den. “Refik Erduran’ın yazdığı Cengiz Han’ın Bisikleti’ni oynayacağız. Ayfer Feray, Bodrum’da, onun yerine Gül Hanım rolünü oynar mısın.” dedi. Deliriyorum zannettim. Ertesi gün tiyatroya gittim, teksti aldım, provaya başladık. Erol Keskin, Altan-Füsun Erbulak, Suna Keskin herkes vardı. Çıplak Ayak diye bir oyunla beraber turneye çıkacaktık. O oyunda Metin Serezli ile Füsun Erbulak oynuyordu. Çok tutmuş bir oyun. Füsun hamile kalmış, Metin hastaydı. Haldun ‘Şunun da provasına girelim, iki oyunla beraber turneye çıkalım.’ dedi. Metin’in rolünü Haldun aldı, Füsun’unkini ben üstlendim. Kaç gün prova yaptık, nasıl çalıştık hatırlamıyorum. İlk gösterimde çok acemiydim. Rolünü iyi ezberleyen, şaşırmayan, normal oynayan bir oyuncu… Bir gün Erol Günaydın bir şeyleri düzeltiyordu, bir gün Erol Keskin. Herkes yardım etti. Çok sırıtmadım. Şimdi izlesem belki nefret ederim ama o zaman çok iyi oynadığımı sanıyordum. Ailem izlemeye geldi, babam gururdan mahvolmuştur herhalde.

Tiyatroda evlendik

Aşk adlı bir oyunda beraber olduk, Metin’le. Bir yıl içinde evlendik. Bana evlenme teklif etmedi. Bir gofret, bir gülle gelip istedi. Parası ona yetmiş. Düğün için de para bulamadık, Dormen Sahnesi’nde evlendik. Nikâh şekerlerimizi kendimiz yaptık, annemin bir arkadaşı gelinliğimi aldı, Haldun’un kardeşi başımı yaptırdı. İmece usulü… Nikâh şahidimiz Haldun’du, fotoğrafçılarımız Ekrem Bora ile Altan Erbulak. Oyuncunun biri kapıda duruyor, biri balon asıyordu. Muhteşemdi... Metin’le birbirimize çok saygılıydık. Kavga eder, didişirdik ancak asla küs sırt sırta vermezdik. Metin dedikodudan hiç hoşlanmayan biriydi. Ben oturup o şunu yaptı, bunu yaptı diye anlatırdım, o ağzını açmazdı. Çok ketumdu. Birbirlerimizin oyunlarını izler, çatır çatır eleştirirdik. Çıkar, ego çatışması yaşamadığımız için sorun yaşamadık. İki oğlumuz var. Biri müzik piyasasında, biri sinema, dizi sektöründe. Murat ya da Selim, Metin’i arayıp ‘Bir konuşma yapacağım, şu cümlede vurgu nerede?’ diye sorarlardı. Etkileyici bir tarafım vardır. İnsanları tavlamanın yöntemini iyi bilirim. Alttan girerim, üstten çıkarım, istediğimi yaptırırım. Hafiften beyin yıkarım yani. Metin 45 sene bunu anlamadı zavallı. Kendi istediği olduğunu sanıyordu ama isteği gerçekleşen bendim.

İnsanlar ‘Neden 10 yıl sinemaya ara verdin?’ diye soruyor. Kimsenin aklına gelmedim, arayıp sormadılar da, ondan. Evimde oturacağım, teklife hayır mı diyeceğim. Aramadılar… Tolga Örnek annesiyle beni eşleştirmeseydi, o role yakıştırmasaydı, bu film de olmazdı. Bundan sonra da gelmez! Neden böyle bilmiyorum. Sitcomlara, komedi ağırlıklı şehirli kadın rollerine yakıştırıyorlar beni. Türkiye’de casting anlayışının kalıpları var. Gözlüklü kötü adam, kıvırcık saçlı mavi gözlü evin genç kızı. Dünya sinemasında böyle bir şey yok. En olmadık tipi en olmadık role veriyorlar. Herkes auditona giriyor. Deneme çekimine çağırsalar hiç gocunmam, giderim. Belki o kıyafet, makyajla görmek istiyorlardır. Reklam çekimi auditiona gitmem ama. Onun için istiyorsan, ben olduğum için teklif ediyorsun. Ne istiyorsun çağırarak? Oyuncularla, rejisörle beraber olmayı özlemişim. İşin bitti dedikleri zaman üzülüyordum. Çünkü keyifli bir setti. Hem dram, hem komediyi içinde barındıran bir rolü oynamak da çok güzel. Çünkü hayat böyle. Film, hayat gibi. 45 yıldır komedi oynadığım için gözüm kapalı komediyi yapıyorum. Dram oynayan biriydim, imkân verilmiyordu. İkisini aynı anda oynamak iyi oldu. İlk defa tiyatrodan çıkanlar gibi filmi izleyip arayanlar oluyor. Demek ki hem film etkili, hem beni sevmişler.

Aramıza ikiz torunları girdi

Murat Serezli (Oğlu) Annemle ilişkimiz her zaman sıcak, mesafesiz ve dolaysız olmuştur. Konuşamayacağımız hiçbir konu olmadığı gibi, her alanda fikir alışverişinde bulunuruz. Tabi ki işlerimiz, oyunculuklarımız da muaf değildir bu alanlardan. Samimiyetle ve dürüstçe eleştiririz birbirimizi. Ayrıca çok da eğleniriz beraberken. Eskiden en büyük ortak zevkimiz beraber film izlemekti, şimdi ise aramıza ikiz torunları girdi. Gerçi bunda benim de biraz payım var galiba.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AnkaraBodrumİngiltereİstanbulKitapSinemaTiyatroaşkdizihamilemüzikoyuntarifi
Görüş Bildir