Başkanlık Sistemi Haberleri

Başkanlık Sistemi ile ilgili tüm haberler, içerikler, galeriler, testler ve videolar Onedio’da. Başkanlık Sistemi ile ilgili son dakika haberleri ve gelişmelerini, yeni içerikleri de bu sayfa üzerinden takip edebilirsiniz.

trend-arrow

Popüler İçerikler

Selahattin Demirtaş: 'İki Aday da Statükoyu Temsil Ediyor'
Selahattin Demirtaş, seçim bildirgesini 'Ne Oluyor?'da açıklıyor. Seçim yarışının adil olacağına inanıyor mu? Stratejisi ne olacak? Seçim sürecinde kimlerden destek alacak? Kampanyalardaki 'kadın vurgusu'nu nasıl hayata geçirecek? Şirin Payzın, konukları Aslı Aydıntaşbaş, Abdülkadir Selvi, Mithat Sancar ve Murat Yetkin ile soruyor, Selahattin Demirtaş 'Ne Oluyor?'da yanıtlıyor. Demirtaş'a ilişkin yorumlarınızı siz de sosyal medyada, #demirtaşçünkü etiketiyle gönderebilirsiniz. Programdan satırbaşları... Diğer adaylara çağrı Selahattin Demirtaş, diğer adaylar Recep Tayyip Erdoğan ve Ekmeleddin İhsanoğlu ile birlikte tüm televizyonların ortak yayınında fikirleri tartışmak istediğini söyledi. Demirtaş, 'Hepimiz bir araya gelerek bunları konuşabilir, halka hitap edebiliriz' dedi. Tarafsızlık konusu Selahattin Demirtaş, Murat Yetkin'in, 'Seçildiğiniz takdirde tarafsız mı olacaksınız? Yoksa partinize bağlı mı kalacaksınız?' sorusu üzerine, cumhurbaşkanı olarak seçilecek kişinin Köşk'e çıktıktan sonra partisinden kopması gerektiğini söyledi. Demirtaş, 'Öncelikle darbe anayasasının değişmesini istemesi lazım. Yetkileri tekrar düzenlenmeli. Anayasada yazmasa dahi, cumhurbaşkanı haklar konusunda hassas olmalı' dedi. Kimlerden oy alacak? Selahattin Demirtaş, Mithat Sancar'ın, 'Milliyetçi kanat kadar olmasa da Kürt tarafından da eleştiriler var. Bu gelişmelere göre Doğu ve Güneydoğu'daki seçmen oranı ne olacak?' şeklindeki sorusu üzerine, Türkiye'de demokrasi ve özgürlüğe ihtiyacı olanların sadece Kürtler olmadığını söyledi. Demirtaş, 'Böyle geniş bir yaklaşım ile yeni bir çizgi oluşturulmadığı sürece kimse huzur bulmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçimi bu gerilimi kırmak için fırsattır. Benim adaylığım da bu yüzden fırsattır. Biz, mevcut durumun kişiye kazandırsa bile halka kaybettirdiğini düşünüyoruz. Tüm etkin grupların kendisini özgürce, korkmadan ifade edebileceği bir seçim olmalı. Tüm yurttaşlar bu pencereden bakarsa seçimin ne kadar önemli olduğunu görecektir. Herkes oy verirken önümüzdeki 5 yılı değil, torunlarının hayatını düşünmeli' dedi. 'Radikal demokrasi' Bir izleyicinin, 'Hangisinden daha çok korkmalıyım; Otoriterleşmekten mi? Bir din devletinden mi? Yoksa bölücülükten mi?' şeklindeki soruya, 'Türkiye'de bütün bu risk olarak görülen meselelerin çözümü 'Radikal Demokrasi'dir' diyen Demirtaş, bu sözün seçim programında olan bir söylem olduğunu açıkladı. HDP, 2. turda AKP'yi destekleyecek mi? Aslı Aydıntaşbaş ve Murat Yetkin'in, 'İkinci turda Erdoğan'ı destekleyecek misiniz? Desteklemeyecek misiniz? İkinci turda pazarlık olur mu?' şeklindeki sorusunu yanıtlayan Selahattin Demirtaş, ikinci tura kalacaklarını söyledi. Demirtaş, 'İlk turda yüzde 51 alamayacağız' dedi. Demirtaş, 'İkinci turda 2 aday yarışacak ve biri biz olacağız. O yüzden pazarlık ihtimali yok. İlk turda veya ikinci turda, ölmezsem hiçbir zaman bir aday lehine ne ilk turda çekilirim, ne de ikinci turda çekilirim. Bu ilkeyi iki turda da devam ettireceğiz. Pazarlık yaparsak bize destek verenler bizi sorgular. Bu konuda herkesin içi rahat olsun.' dedi. Pazarlık iddiaları Abdulkadir Selvi'nin, 'Sizin pazarlık yapacağınız iddiaları vardı. Bahçeli'nin açıklamaları var. Ne diyorsunuz?' şeklindeki sorusuna, 'Hiç kimseden öyle bir teklif gelmediği gibi bizim de pazarlık düşüncemiz yok' diyen Demirtaş, çekilme olmayacağını bir kez daha yineleyerek, 'Bunlar spekülasyon. Bu tür konuşmalar sürekli yapılıyor. Yapmaya da devam edecekler. Bunları engelleyemeyiz ancak bizim tavrımız nettir.' dedi. 'CHP'ye açık teklif: Destekleriz...'Kılıçdaroğlu'nun kendisini ziyaret ettiğini hatırlatan Demirtaş, CHP Lideri'ne, 'CHP olarak belirli ilkelere bağlı, bu ilkeleri koruyabilecek bir aday çıkarırsanız destekleriz. Açıktan destekleriz, kampanyasında çalışırız. Ardından söyledik, bundan sonraki yola MHP ile mi HDP ile mi devam edeceksiniz? Değişim ihtiyacını okuyoruz. Buyrun aday çıkarın.' dediğini açıkladı. Demirtaş, 'AKP'yi destekleyecek olsak bunu nasıl söyleyebiliriz? Bu mudur AKP'yi desteklemek? Bunu herkesin kendisine iyi sorması lazım. Biz Recep Tayyip Erdoğan, CHP, MHP karşıtı değiliz. Karşıtlık yüzünden toplum korku yaşıyor. HDP olarak yeni bir kamplaşma ve kutuplaşma için aday çıkarmadık. Toplumu nasıl bir arada tutacak radikal demokrasi hamlesini düşünüyor, bu arayışları yapıyoruz.' dedi. Başkanlık sistemi hakkında ne düşünüyor?Demirtaş, Mithat Sancar'ın, 'Cumhurbaşkanlığı yetkileri ve sistem hakkında düşünceleriniz nedir? Başkanlık sistemi mi? Parlementer sistem mi?' şeklindeki sorusu üzerine, cumhurbaşkanlığı yetkilerinin azaltılması gerektiğini söyledi. Demirtaş, 'Yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması gerekiyor. Bu sayede daha sağlam bir yönetim oluşabilir.' dedi.Demirtaş'ın bu açıklamasının ardından Aslı Aydıntaşbaş'ın, 'Bu sözleriniz bölünme gibi algılanacak. Bu konuyu açabilir misiniz?' şeklindeki sorusu üzerine, 'Yerel yönetimlerin güçlenmesinin kime ne zararı olabilir ki? İzmir'deki yerel yönetimlerin yetkilerinin arttırılması daha iyi olmaz mı?' dedi. Vizyon belgesiSelahattin Demirtaş, '15 Temmuz'da ismi vizyon belgesi olmayan bir bildirgemiz olacak. Bunu açıklayacağız' dedi. açıklayacaklarını ifade etti. Demirtaş, açıklayacakları bildirgede diğer iki adaydan kimsenin duyamayacağı şeylerin duyulacağını ifade etti. Halkın iradesinin daha fazla yerel ve genele yansıyacağını kaydeden Demirtaş, 'Seçim barajının da kalkması lazım' dedi. Kadın konusuTürkiye nüfusunun yarısının kadın olduğunu vurgulayan Selahattin Demirtaş, 'Cumhurbaşkanı olarak Çankaya'da görev yaparsam kadın danışma meclisimiz olacak. Engelli danışma meclisimiz olacak. Ötekileştirilmiş inanç grupları ve halkın değişik tabakalarından gelen insanlarla Çankaya'yı yönetmek lazım. Burada kadınların rolü çok önemli. Maalesef kadın yok. Kadın aday çıkmasını ben de partim de çok istedik. Kadının özgürlüğü, kadının toplumda uğradığı şiddet ve katliam gibi konuların önüne biz geçebiliriz. Kadınların cumhurbaşkanlığı seçimine böyle yaklaşması lazım. Tek adamlıkMurat Yetkin'in, 'Partinizin eşbaşkanı Figen Yüksekdağ Meclis'te bir konuşma yaptı. Erdoğan'a diktatörlük heveslisi dedi. Karşıtlık üzerine kampanya kurmuyoruz dediniz. Eşbaşkanınızın ifadeleri üzerinden bu durumu değerlendirebilir misiniz? şeklindeki soruya, 'Benim dikkat çekmek istediğim konulara dikkat çekmiş.' diyen Selahattin Demirtaş,'Tek adam anlayışının Türkiye'de en çok tartışılması gereken konulardan olduğunu ifade etti. Bu saatten sonra bize lazım olan şey güçlü, yetkileri kendinde toplamış bir lider değildir. Bugüne kadar haklı ya da haksız böyle bir düşünceniz vardı. Neden hala bunu tartışıyoruz? Artık buna ihtiyacımız mı var? Tek bir kişiye bağlı ise Türkiye'nin hali, vay halimize. Türkiye o zaman perişan bir ülkeye mi düşünecek? Güçlü lider iradesi güçlü liderdir. Artık sayın Erdoğan'ın mesajları Türkiye'yi rahatlatan değil, gerilimi arttıran açıklamalardır.Bağış konusuMithat Sancar'ın, malvarlıkları açıklandı. Bunların haricinde yakınlarınız için de malvarlığı açıklamanız olacak mı? Bağışlar konusunda şeffaf olacak mısınız? şeklindeki sorusu üzerine, 'Ben zaten açıkladım. Zerre de başka yok. Kampanyadan gelecek paralar konusunda ise web sitesi açalım. Diğerleri yapmasa da ben yapacağım. Tamamını açıklayacağım. Açıklayınca beni mahçup etmeyecek kadar para yatırın lütfen. (gülüyor) Paranın miktarından fazla kaç kişiden para geldiği benim için önemli. 1 lira da yatırsa trilyon yatırmış kadar mutlu olacağım' dedi.Çözüm paketiAbdulkadir Selvi'nin 'Çözüm paketi' konusundaki sorusu üzerine, yasaya çeşitli eleştirileri olduğunu ifade eden Demirtaş, 'Barışın hızlı şekilde kalıcı hale gelmesini istiyoruz. Benim cumhurbaşkanlığım bu işi daha da hızlandırır. Kalıcı hale getirir. Ne bölünme konusu kalır, ne de kandırıldık mı sorusu kalır. Bu çözüm paketi önemli bir duruştur. Çankaya'ya çıkarsam, Türkiye kısa bir sürede Kürt sorununu tüm kaygılarını aşarak çözmüş olur. Barış konusundaki kararlı tutumumuzu destekleyeceğiz. Çok iyi gitmiyor çünkü yavaş gidiyor. Kamuoyuna daha sağlıklı bilgiler aktarmak lazım. Herkesle paylaşmak lazım ki, kimse bundan kaygı duymasın' dedi.Murat Yetkin'in, 'Çözüm paketi sizce bugüne kadar neden Meclis'e gelmedi?' sorusu üzerine, 'Hükümet bunu getirmedi.' diyen Demirtaş gelmesi için çok uğraştıklarını ifade etti. Müzakere zeminini uzun zamandır beklediklerini açıklayan Demirtaş, 'Temeli olmayan bir bina yapmamız mümkün değildi. O yüzden bu zemini oluşturmak olmak herkes için fırsattır. Müteahhit binayı yapmadan kaçabilir. Türkiye'de çok oldu böyle şeyler. Ev sahipleri olarak bunu bitirmek için uğraşacağız. O katları yaptıkça biz daha da kredi vereceğiz. Korkmamak lazım. Barıştan korkmamak lazım. Kim olursa iktidarda barış için zorlamamız lazım. Her zaman barış hakkını savunmak lazım' dedi.Miting yapacak mı?Abdulkadir Selvi'nin, 'Yurt içi ve yurtdışında miting yapacak mısınız?' şeklindeki sorusu üzerine, 'Elimizde devletin imkanları yok. Ata uçağı, Ana uçağı yok. Valiler emrimizde yok. Ama yine de büyük bir çok ilde miting yapacağız. Bir kaç gün yurtdışında da olacağız. Yaklaşık olarak 38-40 ilde miting yapacağız' açıklaması yaptı.Irak ve KürdistanAslı Aydıntaşbaş'ın, 'Irak'ta bağımsız bir Kürdistan kurulmasına nasıl bakıyorsunuz. Öte yandan Türkiye'den gençler IŞİD'e karşı savaşmak için Rojava'ya gidip geliyor. Ne diyorsunuz?' sorusu üzerine, Türkiye'nin sınırına komşu bir Kürdistan kurulacaksa elbette bunu önemseyeceğiz. Orayı bir devlet olarak görmesi daha doğru olur. Radikal demokrasi projesi bunu destekliyor. Bu arayış devam etmeli. Türkiye'de bölünme dışında başka seçeneğimiz yok değil, eksikliklerin giderilmesi gerekiyor. Tüm halkların özgürlüklerini sağlayabiliriz.' dedi. IŞİD konusunda ise, kadın çocuk demeden insanları kesebileceklerinin altını çizen Demirtaş, 'Türkiye'nin ve hükümetin bu konuda duyarsız olması büyük yanlıştır. IŞİD Musul'a girince önemli olunca diğer yerlere girince neden olmuyor? Devletin oradaki insanları desteklemesi lazım. İç politikadaki akıl değişmeyince, dış politikadaki akıl da değişmiyor. Ortak aklın çok hızlı değişmesi lazım' diye konuştu.Alevilik konusuMithat Sancar'ın 'Alevi sorunu çok yuvarlak geçiliyor. Bir kaç başlık sunuluyor. Daha geniş bir model olarak ne öneriyorsunuz?' şeklindeki sorusu üzerine, 'Alevi toplumunun yaşam felsefesinden kaynaklı uzun zamandır maruz kaldıkları ayrımcı uygulamalar var. Sadece ayrımcı uygulamalar değil, katliamlar ve sürgünler var.' diyen Demirtaş, 'Bu sorun sadece Aleviler'in sorunudur gibi algılanmamalı. Aleviler Türkiye'de nasıl yaşamak istiyorlarsa, doğrudan belirleme hakları vardır. Devletin, kendisini onların yerine koyarak onların adına karar verme hakkı yoktur. O toplum kendini nasıl tanımlıyorsa devletin onu olduğu gibi tanıma hakkı vardır. Hiçbir inanç için yapamaz. Aleviler için hiç yapamaz. Yakın tarihimizde yaşanan travmalara dair devletin onarıcı bir rol oynaması, geçmişle yüzleşmesi lazım. Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kuruma gerçekten ihtiyaç var mı? Bunu konuşmak lazım. Alevi yurttaşlarımızın kendi içindeki bölünmüşlüğün giderilmesi lazım. Birlikte hareket edebilirlerse çok daha görünür olacaklar. Bu benim seçilip, seçilmememden bağımsız önemli bir konudur' dedi.Dünya KupasıAslı Aydıntaşbaş'ın, 'Dünya Kupası yarı finalleri başladı. Kupayı kim kazansın istersiniz?' şeklindeki sorusu üzerine, 'Arjantin'in kazanmasını isterim' diyen Demirtaş, 'Neden' sorusuna ise, daha ezilmiş bir ülke olduğu için yanıtını verdi.Selahattin Demirtaş, yapabileceğine inandığı için cumhurbaşkanı adayı olduğunu söyledi. Geçmişte büyük sıkıntılar yaşadığını ancak önemli bir yol kat ettiğini ifade etti.Gezi Parkı süreciMurat Yetkin'in Gezi Parkı süreci hakkındaki sorusu üzerine, 'Bu değişim, dönüşüm isteğinden faydalanan bir grup 27 Şubat darbesini yaptı. Bizim Gezi'yi darbe olarak niteleyen tek bir açıklamamız olmadı. Gezi Parkı direnişinin taleplerini sahiplendik' dedi.Abdulkadir Selvi'nin, 'Beyaz Türkler'den oy alma çabanız sezinleniyor. Bu dindar Türkler için sorun olur mu?' şeklindeki sorusu üzerine, 'Benim açıklamalarım sadece beyaz Türkler'i ilgilendirmiyor. Herkesi ilgilendiriyor. Tansiyonu düşürecek söylemlerden bahsediyorum. Böyle tanımlarsanız İslami kesime haksızlık yaparsınız. Tam tersine onlar da bu ilkeleri savunacaktır' dedi.Demirtaş, Şirin Payzın'ın, 'Eşiniz yanınızda mı, arkanızda mı, önünüzde mi olacak?' şeklindeki soruya, 'Biz her zaman fikirlerimiz paylaştık. Eşim hep yanımda oldu. Cumhurbaşkanı eşi olursa kadın özgürlüğü için kendi fikirlerini hayata geçirir. Biz çocukluktan bu yana birlikteyiz. Çocukluk aşkıyız. Halktan bir kadın olarak ezilenlerin yanında olur' açıklaması yaptı.CNN Türk
'Şişko Fareler Trafolara Giriyor'
İzmir'de konuşan Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, ''Şişko fareler kediler trafolara giriyor. Girince karanlık oluyor ondan sonra karanlık olunca siz biliyorsunuz neler oluyor.'' dedi. Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu İzmir'de açıklamalarda bulundu. İşte İhsanoğlu'nun açıklamalarından satır başları: Şimdi bizim ikinci kazancımız seviyeyi tespit etmek, çıtayı yükseltmek. Şimdiye kadar yapılan hizmetlerin, biz cumhurbaşkanı söylemini değiştirdik. Hatırlıyor musunuz dört hafta önce “güçlü cumhurbaşkanı” başkan yetkileriyle Türkiye’yi değiştirecek, yeni türkiye’yi kuracak bir başkan seçiyorduk. Şimdi benim söylediğim Anayasa’nın yetkilerini kullanacak cumhurbaşkanını konuşuyor herkes. Bu rejim şekli, yani parlamentoya dayalı bir sistemin ve iktidarın başbakanın elinde olması, başbakan’ın meclis’e karşı sorumlu olması, bütçeyi herşeyi ona göre ayarlaması… Bu sistem Atatürk’le beraber de başlamadı. İkinci meşruiyetten itibaren. Atatürk büyük istiklal mücadelesini yürüttü, muzaffer kumandan mustafa kemal paşa geldi Meclis’le beraber savaşı bitirdi. Son noktasını da bu şehirde attı. Bütün yetki başbakandaydı. Koskoca Atatürk o yetkileri kendisinde toplayamaz mıydı? Hayır, 1934 anayasasına göre yetkiler baş vekildeydi. Siz geliyorsunuz bana diyorsunuz ki biz ABD olacağız. Başkanımız her şeyi yapacak. Bir defa ABD’nin başkanı istediği her şeyi yapamıyor. Senatoda sorgulanıyor. Bir kişinin iki dudağı arasında değil. en sonunda meclis’te onu vekiller sorguya çekiyorlar. Biz burada her şeyi bir kişinin iki dudağının arasında yapmak istiyoruz. ABD örnek değil ki bize. O Amerika Birleşik Devletleri, federal bir yapı. Bizde 81 vilayetler var, biz bunları birleşik vilayetler mi yapacağız Özerklik falan deyip, federal bir devlete gideceğiz, federal bir başkanımız olsun, mükemmel işte ABD olduk. Genellikle Fransa hariç, bütün Avrupa ülkelerinde cumhurbaşkanları genellikle siyaset dışından. Daha birkaç hafta önce Ankara’ya gelen Alman cumhurbaşkanı, eski bir din adamı. Polonya’yı komünizmden hür dünyaya taşıyan adam sendikacı. Biz tutturmuşuz illa partili olacak. Şişko fareler kediler trafolara giriyor. Girince karanlık oluyor ondan sonra karanlık olunca siz biliyorsunuz neler oluyor. Fakat biz bu sefer halkımızın sandığına oyunu verdiğiniz her oy annenin helal sütü gibi sahip çıkacaksınız. Ve acelemiz yok. Üç tane isim var. O siz bir ismin sahibi olarak A’dan Z’ye kadar ilan edilinceye kadar gözleyeceksiniz. Biz burada komitelerin kurulmasını istiyoruz. Kim gönüllüyse lütfen girsinler. Tecrübesi olan arkadaşlar bu şeyi yapsınlar. Soru: Cumhurbaşkanı seçildiğiniz takdirde Türk siyasetinde neler değişecek? Biraz önce bazı şeyleri sıraladık. Biz yarışa başlar başlamaz bir seviye getirdik. Biraz milletin ayağının yere basmasını şey ettik. Herkes anayasanın, mevcut anayasaya saygılı konuşmaya başladı. Şimdi yapılacak şey şudur. Biz, görmüşsünüzdür, manifestolarda her şeyden önce ülkede huzuru sağlamamız lazım. Bizim toplumumuz, konuşmakla şöhret bulan “toplumumuz tef gibi gergin olmuş” bu tefi yanlış çalanlar var. istikrar içinde, Türkiye maceraya sürüklenmemesi lazım. Fakat bu istikrar devam ederken bu kutuplaşmayı sona erdireceğiz. Bir ve beraber bir millet olarak dirliğimizi sağlayacağız. Sevgi ekeceğiz, saygı ekeceğiz, bunun tohumlarını elde edeceğiz. Bu kardeşiniz uluslararası ilişkilerden tecrübeleri oldu. Dünya liderleriyle, komşu devletlerle. Biz bunu bu komşularımızla olan münasebetlerimizi düzelteceğiz. Gündemimizin en baş maddeleri içerisinde, hukukun üstünlüğü. Ve buna bağımlı, yargının bağımsızlığı. Bugün Türkiye’de hukukun üstünlüğünden bahsetmek mümkün değil. Türkiye’de hiçbir zaman, askeri diktalar zamanında dahi, yargının bu kadar darbe aldığını, kanunların bu kolaylıkla değiştiğini, biz bizim neslimiz bunu hatırlamıyor. Biz bunun siyasi tarihimizde de böyle bir şey görmedik. Onun için hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve sosyal adaletin gerçekleştirilmesi çünkü Türkiye’de yoksulluk çizgisinin altında yaşayan çok insan var. bu insanların bir an evvel dertlerine derman bulmak lazım. Kredi borcu olan kardeşlerimiz, bu sarmal içerisinde, her ayın sonu-başı, ben bu krediyi nasıl ödeyeceğim diye yüz binlerce milyonlarca insanımız var. bunu muhakkak mevcut hükümetle meclisle muhalefetle bunun bir çaresini bulup o sıkıntıları gidermemiz lazım. Faiz diye aleyhte konuşuluyor, merkez bankasının başkanı azarlanıyor, yazık adamın ağzı var dili yok. Eşim hatırlattı haklı olarak. Kadın meselesi ve buna bağlı olarak engelliler meselesi özel önem arz eden konudur. Teferruata girmeyeceğim, biz bu şerefli yolculuğa çıktığımız günden itibaren kadınlarımızın toplumumuzdaki etkin rolünü keşfettik. Benim her yerde gördüğüm kadınlar, genç küçücük kızlarımızdan, ileri yaşlardaki annelerimize teyzelerimize kadar başı açık kapalı olsun, tahsil seviyeleri farklı olsun. Hepsi bu konuda çok ileri fikirli. Açık açık söylüyorlar, bizim oyumuz sizden yana. Ben bu yarışı hanımlarımızın, gençlerimizin ve engellilerimizin desteğiyle kazanacağım. Soru: Hukukun üstünlüğü vurgusu yaptınız. Bugün Türkiye operasyonla uyandı. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz? Ben de maalesef bundan sabah erken saatte haberdar oldum ve ben de çok üzüldüm. Adli tahkikat intikam duygusu içinde olmamalıdır. Gerçekten suç işleyen varsa ister polis ister bakan olsun devletin hangi görevinde birisi olursa olsun, böyle bir şey yapmışsa kanun karşısında eşit muamele alarak yargılanarak cezası neyse alması lazım. Bu uzun zamandan beri bir takım emniyet mensuplarına, yargı mensuplarına, savcılara polislere emniyet müdürlerine lekeleme kampanyaları başlatıldı. Bunlardan bazı, onurlarını kıran bir şekilde tutuklananlardan bir kısmı serbest bırakılmıştı. Biz de her şeye rağmen vicdanlı hakimler vardı. Birbirlerine kelepçeleniyorlar, bu ayıptır. Bu yakışmaz bize. Bin senelik devlette bu olmaz. Biz sırf 90 yıllık cumhuriyet değiliz. Biz bu devleti daha dün kurmadık ki. bu çok ayıptır bu yakışmaz. İnsanlar bunu yapanlar ve yaptıranlar yarın pişman oldukları zaman yine Türk adaletine müracaat edeceklerdir. “Adalet mülkün temelidir” yani devletin temelidir. Temeli çürürse o devlet çöker. Soru: Özellikle bu gece yarısı başlayan operasyon AKP’lilerin yandaş medyanın da dilindeydi. Gazze’deki operasyonlar devam ederken, hükümetin köşeye sıkıştığı ve bu operasyonu yaptığı şekilde bir algı oluştu. Buna katılıyor musunuz? Yargı meselesi çok hassas bir mesele. Yargıya siyasetin karışmaması lazım. Adli işlerin siyasetin karışmaması lazım. Şimdi bakınız biz 90 senedir laiklik üzerinde titreye titreye belirli bir noktaya geldik. Laiklik dinin siyasete, siyasetin dine karışmaması demektir. Bazı radikal gruplar anlayışlar var ama onlar büyük ekseriyetin karşısında bunu kabul etmek durumundadır. Yargı siyaset ilişkisinde bunu oturtmamız lazım. Bir ülkede yargı siyasete, siyaset yargıya karışıyorsa orada adalet olmaz. Gazze meselesinde, hükümetimiz ne yaptı? Yas ilan etti. İcraat olarak yas ilan etti. Bu saygıyla karşılayacağımız bir husus. Onun dışında nutuk attık. Telefonlar yaptık, bağırdık çağırdıki bir tane şişe kan, bir battaniye, bir konserve kutusu gönderemedik. Neden? Çünkü herkesle kavgalıyız. Bu yardımın iki kapısı var. siz o iki devletle kavgalısınız. Biz yol gösterdik, 2008-2009 ‘da aynı hadise. Bu İsrail’in zalimce saldırıları devam edecek. Bu şartlar olduğu sürece bunlar devam edecek. Güvenlik Konseyi’nin kapısında kilit olduğuna göre bu olacak. Ben başka bir yol tarif ettim. Yine BM güvenlik mekanizması yoluyla. Ama dinlemiyorlar yalan söylüyorlar, küfrediyorlar. Bir taraftan Gazze’deki kardeşlerimizle dayanışma içerisindeyken, ırak Türklerinin uğradığı katliamlar, kızların uğradığı tecavüzler unutuluyor. Sırf Filistinli mi olmak lazım? Biraz da Türklerle Allah rızası için dayanışma içerisinde olalım. Dün Türkmen liderler geldiler bana, öyle feci hadiseler anlattılar ki. 13-14 yaşındaki kıza, mükerreren defalarca tecavüz ediliyor, filme çekiyorlar sonra da elektrik direğine asıp öldürülüyorlar. Böyle bir vahşet. 50 bin kişi susuz, gıdasız. Barınaksız, bunlara hiç kimse bir şey yapmıyor. Varsa yoksa Gazze. Ama Gazze’ye de yapılan bir şey yok. Yoksa sonumuz biraz kavgalı bir süreç olacak. Biz kavga değil vatanımızda huzur istiyoruz ki, yurt dışında itibar istiyoruz. Yurtta sulh cihanda sulh istiyoruz. Soru: Başbakan Erdoğan’ın bir açıklaması vardı “benim oyum yüzde 56” diye. Sizin bir tespitiniz var mı? Bu sabah yapılan operasyonların seçim malzemesi olarak kullanılacağını düşünüyor musunuz? Birinci sorunuz evet, bizim tespitimiz yüzde 60. İkinci soruya gelince maalesef her eşyi bu seçime göre ayarlamış. Çıkarılan seçim kanunu, daha birkaç sene önce. Ramazan ayı, yaz ayı, bir ay seçim kampanyası. 10 Temmuz – 10 ağustos. Dünyanın hangi ülkesinde cumburbaşkanı… hele siz daha önce başkanlık sistemi heyecanı içerisinde, Amerikanvari bir başkanlık yetkileriyle bu yola çıktığınıza göre… Deemk ki bir kişinin ölçülerine göre yapılmış, kanun biçilmiş kaftan. Bir yerden bir yere evinizi taşıma süresi bir ay. Her şeyi buna göre hazırlamıştı. Bakıyoruz mesele bir mitingde söylenen, tatmin edecek unsurlar söyleniyor. Ama başka vilayette fazla geçerli olmadığı için, öbür vilayette. Veya TRT bunu kesiyor. Çok güzel bir kampanya, çok güzel yapılmış. Ama eşit değil, adil değil. TRT’nin yaptığı TRT tarihinde bir kara leke olarak geçecektir. Onun da herhalde bir gün bu millet sorgulayacaktır. DHA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
AKP yüzde 60’a yakın oy bekliyordu... Bütün propaganda ve medya buna göre düzenlenmişti... Çünkü Erdoğan Çankaya’da, Başbakan gibi icracı biçimde davranmak istiyordu ama anayasa ve yasalar buna uygun değildi... Bu çelişkiyi, “Millet Erdoğan’a, ne istediğini, nasıl davranacağını bilerek oy verdi” diyerek aşmaya çalışıyorlardı... (Elbette yüksek oy oranı bile bunu olanaklı kılamazdı ama, beklenti buydu.) Hem kamuoyu şirketlerinin hem de medyanın manipülasyonu ile yüzde 60’a yakın oranları elde etmek için, katılımı düşük tutmaya çalıştılar... Gerçekten de Batı ülkelerine göre oldukça yüksek ama Türkiye’ye göre, yüzde 75’e bile varmayan çok düşük bir katılım gerçekleşti... Ama kesin olmayan sonuçlara göre Erdoğan’a destek yüzde 52’ye bile varamamış görünüyor.
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Cuma günkü yazımda “bölgenin iki yükselen gücü” olarak tanımladığım PKK ile IŞİD’i karşılaştırdığım için epey tepki aldım, hakaretlere maruz kaldım. 4-5 sene önce (çözüm süreciyle birlikte çok şükür belli bir rahatlama var) PKK’yı anlamaya yönelik olarak yazıp söylediklerimize gösterilen tepkilere benziyorlardı. Özellikle Şengal’de Ezidi azınlığa yönelik saldırılardan hareketle IŞİD’i anlamaya çalışmanın anlamsız, gereksiz olduğunu, hatta IŞİD’in ekmeğine yağ sürmek anlamına geldiğini söyleyenler oldu.
'Nereye Gitti O Gandi, Devrimci Kemal?'
CHP'de, 18. Olağanüstü Kurultay'da genel başkanlığa aday olacağını açıklayan Yalova Milletvekili Muharrem İnce, CHP Yalova Belediye Başkanı Vefa Salman, Yalova İl Başkanı Özcan Özel ile partisinin İstanbul İl Başkanlığını ziyaret etti.İnce'yi, İl Başkanı Oğuz Kaan Salıcı, il yöneticileri ve bazı partililer karşıladı. Yaklaşık 20 dakika il başkanlığında yöneticilerle ve partililerle görüşen İnce, ardından gazetecilerin ve partililerin karşısına çıktı. Türkiye'nin başını beladan CHP'nin kurtaracağını söyleyen İnce, şöyle devam etti: 'Mevcut yapıyla CHP'nin bunu yapma umudunu görmüyorum. Bu, Türkiye'nin son seçimidir. Bir daha böyle bir seçim yok. Eğer önümüzdeki seçimde AKP, 367'yi geçerse, Anayasa değişikliğini yapacak güce erişirlerse, emin olun ki başkanlık sistemi geliyor, parlamenter sistem yok olacak, artık partinin iktidarı da sözkonusu değil, bir kişinin iktidarı olacak. Bu, bizim için son şans. 'Muharrem İnce genel seçimi bekleseydin de ondan sonra aday olsaydın, erken davrandın' diyenlere bunu söylüyorum.' 'Seçim üyelerle yapılsa yüzde 85-90 oy alacağıma eminim' İnce, 'Ey genel başkanım, ey benim Kemal ağabeyim, sen partinin olanaklarını kullanıyorsun, ben yalnız başıma, tek başıma mücadele ediyorum. Önce kendin demokrat olacaksın. Genel merkezin telefon paralarını cebinizden ödeyeceksiniz bu ay. Herkese telefon açıyorsun. Tayyip Erdoğan'a akıl verirken iyi, kendiniz de demokrat olacaksınız' ifadelerini kullandı. Muharrem İnce, partide genel başkanlık seçiminin üyelerle yapılması halinde yüzde 85-90 oy alacağına emin olduğunu ifade ederek, delegelerle de farklı sonuç çıkmayacağına inandığını söyledi. Kurultayın, küçük salonda yapılmasını eleştiren İnce, 'Genel başkanımız 2010'da 'Açın kapıları. Korku imparatorluğunu yıkacağım' diyordu. Nereye gitti o Gandi, o yürekli adam, o sakin güç? Nereye gitti o devrimci Kemal?' dedi. İnce, seçim kazanma iddiasında olduğunu vurgulayarak, şunları kaydetti: 'Size söz veriyorum, önümüzdeki 2 seçimde, genel seçim, yerel seçim, referandum fark etmez, CHP'yi birinci parti yapamazsam, pazartesi sabahı istifa ederim. AKP'yi tarihin çöplüğüne göndermek için CHP'den yetki istiyorum. Ben bu ampülü söndürürüm. AKP'nin başında uzun bir adam vardı, bizdeki biraz daha kısaydı. Şimdi AKP'nin başında kısa bir adam var, CHP'nin başına da uzunu gelsin. Önce 2015'te kısasını indireyim, sonra uzununu indireyim, ikisini birden indireceğim.' Yüzde 15 kontenjanını yüzde 5'e düşüreceklerini, iki defa üst üste CHP'yi birinci parti yapamayan genel başkanın gideceğini belirten İnce, İstanbul İl Başkanlığını ziyaret etme nedenini de 'AKP tırmanışa İstanbul'dan başladı, onları önce İstanbul'da yıkacağız' şekinde açıkladı. Muhabir: Andaç Hongur
'Sayın Genel Başkan Şerefli İkinciliğe Razı, Ben İktidar Diyorum'
CHP 18. Olağanüstü Kurultayı'nda genel başkanlığa aday olacağını açıklayan Yalova Milletvekili Muharrem İnce, kurultayda Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'nu destekleyeceğini açıklayan CHP İzmir İl Başkanlığı'nı ziyaret etti. İl Başkanı Ali Engin'in olmadığı ziyarette İnce'yi, Örgütlenmeden Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Barış Erel ve İl Sekreteri Sevda Erdan Kılıç ile partililer karşıladı. İnce, düzenlediği basın toplantısında, Kemal Kılıçdaroğlu'nun partiyi iktidar yapamayacağını kaydederek, 'O şerefli ikinciliğe razı. Ben ise değilim. Ben iktidar diyorum, Sayın Genel Başkan 'anlamlı bir kayıp olmazsa kalırım' diyor. Yani şerefli 2.'liğe razı. Fenerbahçe'nin, Galatasaray'ın, Beşiktaş'ın, Trabzonspor'un teknik direktörü dese ki 'ben ikinciliğe razıyım' kulüp başkanı onu orada tutar mı? Ben şerefli ikinciliğe razı değilim. Sokaklarda, meydanlarda ben varım' diye konuştu. Neden aday olduğuyla ilgili cevabının bugün bir gazetede yer aldığını belirten İnce, şunları söyledi: 'Sayın Genel Başkan diyor ki 'anlamlı bir oy kaybı olursa bırakırım'. Sayın Genel Başkan Haziran 2011'de de 'Anlamlı bir oy artışı yüzde 40'ı bulamazsam bırakırım diyordu'. O zaman 'artışı sağlayamazsam bırakırım' diyor, aradan 3 yıl geçmiş 'çok fazla kaybetmezsem bırakmam, çok kaybedersem bırakırım' diyor. Ben kayıp falan bunları söylemiyorum. Ben iktidar vaat ediyorum, aramızdaki fark bu.' 'Türkiye'de solun oyunun yüzde 30, CHP yüzde 25 alıyor, bununla idare et' yaklaşımını doğru bulmadığını ifade eden Muharrem İnce, Bülent Ecevit'in aldığı yüzde 42'lik orana talip olduğunu dile getirdi. Kılıçdaroğlu'nun iddiasının bulunmadığını, kendisinin ise iddialı olduğunu savunan İnce, 'Aramızdaki bir fark; o seçmenleri tıpış tıpış sandığa götürmek istiyor, ben seçmeni koşa koşa sandığa götürmek istiyorum. Partinin mekanizmalarını çalıştırarak bunu yapmak istiyorum. Türkiye'de her şey değişti ama bir tek muhalefet değişmiyor. Bakın insanlar borç batağında, tarım çökmüş. Her türlü sorun var. Bütün şartlar oluşmasına rağmen CHP umut olamıyor. Koşullar uygun ama CHP'nin el fireni çekilmiş hareket edemiyor' diye konuştu. Göreve getirilmesi halinde yapacaklarını anlatan İnce, partinin büyük bir dönüşüm yaşayacağını, bütün adayların ön seçimle belirleneceğini, koltukta oturmak için çeşitli oyunlara girmeyeceğini, genel merkezin milletvekili seçimlerindeki kontenjanını yüzde 5'e düşüreceğini bildirdi. Seçilmesi durumunda Diyarbakır'da farklı İzmir'de farklı konuşmayacağını, insanlara yalan söylemeyip kandırmayacağını belirten İnce, Türkiye'de demokrasi iddiasında bulunabilmek için önce partilerinde demokrasiyi işleteceklerini dile getirdi. Başbakan olma iddiasıyla yola çıktığını belirten İnce, şöyle devam etti: 'Bana teyzem 'ne olacaksın' dediğinde 'milletvekili' demiştim. Anılarımda böyle yazmıştım. Şimdi doğrusunu söylüyorum. Aslında o zaman 'başbakan' olacağım demiştim. Bana o zaman 'niye 10 yıldır milletvekili dedin' diyebilirsiniz. Bilim insanları doğruyu bulduğunda, siyasetçiler ise zamanı geldiğinde söyler. Artık zamanı gelmiştir. 11 yaşında söylediğimi, bugün hep birlikte yapacağız.' İnce, Ali İsmail, Berkin Elvan Kadar, Abdullah Cömert kadar cesur olacaklarını, 'hak arayanları, gençleri sopa ile döverek öldürenlerden hesabını soracaklarını' ifade etti. Genel başkan adaylığını açıkladıktan sonra Anadolu'nun dört bir tarafından umut yükseldiğini, bunu hissettiğini söyleyen Muharrem İnce, 'Üyelerle bir genel başkanlık seçimi yapılsa yüzde 85-90 oy alırım. İzmirimizin kurultay delegelerine sesleniyorum. Eşinize, çocuğunuza, komşunuza sorun onlar size kimi öneriyorsa vicdanınızla birlikte karar verin. Eminim sokakta, milletin yüreğinde, cumhuriyetçilerin, aydınlık insanların yüreğinde ben varım' diye konuştu. Aleviler'in haklarını Rize'de, Trabzon'da anlatacağını, sadece alkış almak için Tunceli'de Aleviler'in sorunlarını dile getirmeyeceğini belirten İnce, 'Türkiye'nin birikmiş sorunlarını, Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?' sorusunu, 'Gezi'de, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Fenerbahçeli, Galatasaylı, Beşiktaşlı, BDP'li, CHP'li, TGB'li hep birlikte oldu mu? Oldu... İşte ben bunu başaracağım' diye yanıtladı. Genel Başkanlığa daha önce aday olmamasının sebebi sorulan İnce, 'Eğer 2015'te CHP yüzde 30 altında oy alırsa, AK Parti yine yüzde 45'i aşarsa, başkanlık sistemi gelirse o zaman yandık. Bir daha CHP umut da olmaz. Yani bu seçimde gerileteceksin, öbür seçimde indireceksin. Genel başkan bu ruhu gösteremez' yanıtını verdi. İnce kurultayda başarısızlık yaşaması durumunda istifa etmeyeceğini belirterek, 'Burası benim yuvam. Bir yere gitmem' dedi. İl Başkan Yardımcısı Barış Erel de, CHP'nin girdiği her kurultaydan güçlenerek çıktığını, demokratik yarışın koşullarını sağlamanın her kademedeki partilinin görevi olduğunu söyledi. İnce'yi karşılayanlar arasında CHP Genel Başkanlığı'na adaylığını açıklayan Şahmar Dalmış da bulundu. Dalmış, İnce'ye İl Başkanlığı önünde çiçek verdi. Muhabir: Ali Rıza Karasu | AA
CHP, Erdoğan'ın Başbakanlığını AYM'ye Taşıdı
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin ve CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Türkiye'nin 12'nci Cumhurbaşkanı seçilen Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı seçildikten sonra Başbakanlık ve parti genel başkanlığı görevlerini sürdüremeyeceği iddiasını bir kez daha Anayasa Mahkemesi'ne götürdü. Parti adına Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunan CHP'liler, AYM çıkışında basın mensuplarına yaptıkları başvuruya ilişkin sorulara yanıt verdi. CHP'li Gürsel Tekin, hükümetin tavrını ve Erdoğan'ı eleştirerek 'Hepimizin hayretle izlemiş olduğu AKP'nin başkanlık sisteminin ne olduğunun göstergesi olduğunun da altını çizmek istiyorum. Yani Recep genel başkan, Tayyip başbakan, Erdoğan cumhurbaşkanı. Kendilerinin özlem duyduğu, uzun süredir başkanlık sistemi dediklerini bugün yasa dışı uygulanan modeli yasal hale nasıl çevirebiliriz uğraşı, içindeler' dedi. 'AÇIK BİR ANAYASA İHLALİ SÖZ KONUSUDUR' CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, Anayasa Mahkemesi'nin daha önce verdiği kararlara değinerek '15 Ağustos tarihinden bu yana Recep Tayyip Erdoğan, hukuka ve anayasaya aykırı bir şekilde hem seçilmiş cumhurbaşkanı olarak cumhurbaşkanlığı hem başbakanlık hem de parti genel başkanlığı makamını işgal etmektedir. Bu işgalle ilgili daha önce görev yapması gereken kurumlara cumhurbaşkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı olmak üzere yapılan müracaatlardan ne yazık ki hukukun gereğini yerine getirmek yerine Recep Tayyip Erdoğan'ın arzu ve isteğini yerine getirmek üzere devlet kurumlarının hareket ettiğini görüyoruz. Bu çerçevede açık bir anayasa ihlali söz konusudur. Açıkça parlamenter demokratik düzen daha yemin etmeden ihlal edilmeye başlanmıştır. Bu çerçevede anayasa mahkemesine bireysel başvuru hakkımızı kullandık. Daha önce Konya Milletvekilimiz Sayın Atilla Kart, kendisi bireysel başvuruda bulunmuştu. Bugün de CHP tüzel kişiliği adına ana muhalefet görevini parlamenter demokratik düzen içerisinde yerine getirmeyi önleyecek bu açık hukuk ihlali ve anaysa ihlaline karşı anayasa mahkemesine müracaatımızı yapıp dilekçemizi verdik. Sonucu en üst hukuk kurumu yargı organı olan Anayasa Mahkeme'sinden bekliyoruz. Bugüne kadar Anayasa Mahkemesi'nin bireysel başvurularda uluslararası anlamda örnek teşkil edecek adımlar attığını biliyoruz. Ben bu konuda da bu açık anayasa ihlalini ve hukuk ihlalinin önüne geçecek bir karar vereceği umut ve inancındayız' dedi. 'ANAYASAL KURUMLAR, SEÇİLMİŞ CUMHURBAŞKANININ KANUNSUZ EMİR VE TALİMATLARI ÜZERİNE GÖREV YAPAR HALE GELDİ' Muhalefetin görevini yapabilmesi için Anayasal kurumların işlemesi gerektiğini savunan CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, 'Türkiye'nin anayasal kurumları işlevini kaybetti. Cumhurbaşkanlığı makamı dahil olmak üzere başbakanlık makamının belli bölümleri dahil olmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı dahil olmak üzere bu makamların büyük bölümünün görevi yapamaz hale geldiğini görüyoruz. Anayasal kurumların işlevini kaybetmesi sonucunda CHP olarak Siyasi Partiler Yasası'nın 78. maddesinden doğan yine bağlantılı olarak anayasanın 68/4. maddesinden kaynaklanmış olan demokratik devlet düzeninin gereklerini yerine getirmesi noktasında muhalefet görevini yapamaz hale geliyoruz. Çünkü bu muhalefet görevinin etkili olarak yerine gelebilmesi için anayasal kurumların işlevini yapar halde olması gerekiyor. Oysa ki Türkiye'de anayasal kurumlar, seçilmiş cumhurbaşkanının kanunsuz emir ve talimatları üzerine görev yapar hale geldi. Bu sebepledir ki siyasi parti gruplarının da muhalefetin de gerek siyasi partiler yasasından doğmuş olan gerekse anayasadan doğmuş olan görev ve sorumluluğunu yerine getirmesi noktasında anayasal ihlaller doğmuş olduğu için fiili durumlar doğmuş olduğu için bunun sonucunda da Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının etkili başvuru yollarının kaybolmuş olması sebebiyle anayasamızın 36. maddesinde düzenlenmiş olan hak arama özgürlüğüyle yine anayasanın 40. maddesinde düzenlenmiş olan temel hak ve özgürlüklerin korunması konusunda yurttaşlarımızın bu haklarının ihlal edilmiş olması sebebiyle yurttaşlarımızın hak ve hukukuna sahip çıkmak amacıyla ana muhalefet partisi olarak bugün bu başvuruyu yaptık' diye konuştu. 'RECEP GENEL BAŞKAN, TAYYİP BAŞBAKAN, ERDOĞAN CUMHURBAŞKANI' Erdoğan'ın başkanlık sistemini uygulamaya çalıştığını iddia eden CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, 'Uzun süredir Türkiye kamuoyunda tartışılan, zaman zaman da ekranlarda hepimizin hayretle izlemiş olduğu AKP'nin başkanlık sisteminin ne olduğunun göstergesi olduğunun da altını çizmek istiyorum. Yani Recep genel başkan, Tayyip başbakan, Erdoğan cumhurbaşkanı. Kendilerinin özlem duyduğu, uzun süredir başkanlık sistemi dediklerini bugün yasa dışı uygulanan modeli yasal hale nasıl çevirebiliriz uğraşı, içindeler. Burada çeşitli kurumların görev yapması gerekiyor. Özellikle Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Gül'ün... Burada anayasayı sadece AKP Başbakanı değil, aynı zamanda Sayın Gül de ihlal ediyor. Yine aynı şekilde hukukçu kimliği olan Sayın Cemil Çiçek. İnanılır gibi değil. Yargıtay Başsavcısı... Bütün bunlar suç işliyorlar. Keza 10 gün önce, kendisinin de anayasa profesörü olduğunu biliyorsunuz, Sayın Burhan Kuzu'ya da sorabilirsiniz. Daha bu süreç başlamadan Sayın Kuzu'ya bu sorular sorulduğunda asla bu mümkün değil, olamaz diye ifade etmişti. Tüm bunlara baktığımızda yasayı, anayasayı tanımayan bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir. Ben umut ediyorum ki arkadaşlarımızın da ifade ettiği gibi ülkenin en üst hukuk kurumu en kısa süre içerisinde hukuk tanımazlık ile ilgili eşkıyalık sistemi gereken kararı alacaktır' ifadelerini kullandı. 'SAYIN CUMHURBAŞKANI VE SAYIN ÇİÇEK'İN BU KONUDAKİ DÜŞÜNCELERİNİ KAMUOYUYLA PAYLAŞMALARINI İSTİYORUZ' Yaptıkları konuşmalarına ardından CHP'liler basın mensuplarının sorularını yanıtladı. 'Hükümet hukuken yok hükmünde midir?', sorusu için Gürsel Tekin 'Kesinlikle. Biz söylemiyoruz, Anayasa söylüyor' derken Bülent Tezcan ise 'Fuzuli işgal. Şu anda başbakanlık sıfatını kullanan Recep Tayyip Erdoğan, fuzuli şagil durumundadır. Genel başkanlık makamında da fuzuli şagil durumundadır. Seçilmiş cumhurbaşkanı olarak statüsü bellidir. Bir başkana vekilinin bulunması gerekirdi. İmzaladığı bütün kararnameler de geçersizdir. Hukuken yok hükmündedir' şeklinde konuştu. Tekin, ayrıca 'Bu konuda özellikle Sayın Cumhurbaşkanı ve Sayın Çiçek'in düşüncelerini kamuoyuyla paylaşmalarını istiyoruz' dedi. 'HAŞİM KILIÇ'IN GÖRÜŞMEMİZDE HERHANGİ BİR İŞARET VERMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR' Haşim Kılıç'ın son dönemlerde bireysel başvurulardaki tavrı ile ilgili soruyu Tezcan, 'Sadece Haşim Kılıç değil, Anayasa Mahkemesi bir kurul olarak çalışıyor ve bu konuda verdiği kararlar da gerçekten Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin tanıdığı hakları azami biçimde geliştirerek kullanılması yönünde olumlu kararları vardı. Bizim görüşmemizde herhangi bir işaret vermesi mümkün değildir. Böyle bir şey olmadı. Bir nezaket ziyareti, çayını içtik. Müracaatımızı yaptık ve ayrıldık. Mahkeme, kendisi çalışmasını yürütüp kararını verecektir' diye yanıtladı. 'AKP'Lİ OLMAYAN BÜROKRATLARIN NASIL TECRİT EDİLDİĞİ BUGÜNE MAHSUS DEĞİLDİR' Taraf Gazetesi'nin manşetinde bugün yer alan ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'nın 'CHP'li ve MHP'li bürokratları özellikle Doğu ve Güneydoğuya sürün, onlara KOSGEB'den kredi dahi vermeyin' dediği iddialarının sorulması üzerine Gürsel Tekin, 'Onu söylemesine gerek yok. Son 5 yıldır uygulamalara baktığınızda o uygulamaların tamamını görebilirsiniz. Özellikle AKP'li olmayan iş adamların bürokratların nasıl sürgüne tabii tutulduğu, nasıl tecrit edildiği bugüne mahsus değildir. Söyleyip söylememesine gerek yok. Bütün uygulamalara baktığınızda görebilirsiniz' diye yanıtladı. 'EN KISA ZAMANDA RIZA SARRAF'A DA BU MÜFETTİŞ GÖNDERİLİR DİYE BEKLİYORUZ' CHP'li Gürsel Tekin ayrıca çeşitli iş adamlarına vergi müfettişi gönderildiğini öne sürerek; 'Yine bir eşkiyalık sistemi ile gerek bir medya kuruluşuna gerek çeşitli iş adamlarına vergi müfettişleri gönderdiğini duyduk. Herhalde en kısa zamanda Rıza Sarraf'a da bu müfettiş gönderilir diye bekliyoruz' diye konuştu. Ümit KOZAN - Bahar DEMİREL / ANKARA, (DHA)
'Ulusal Güvenliğimizi Tehdit Eden Çeteleri Temizleyeceğiz'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, paralel yapıyla ilgili, 'Ulusal güvenliğimizin tehdidini bu tür çetelere asla yaptırtmayız. Onları da temizleyeceğiz' dedi.ANKARA Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Al Jazeera Türk kanalında yayınlanan ve internet sitesinde de yer alan röportajında, Cumhurbaşkanı olarak Türkiye'de Anayasa'nın kendilerine verdiği görevler neyse bu görevleri bu çerçevede yürüteceğini belirtti. 'Tabii bizim şu andaki sistemimiz bir başkanlık sistemi değil' ifadesini kullanan Erdoğan, şunları dile getirdi: 'Ama yarı başkanlık sistemine benzer bir yapı bizde mevcut ve bu yapı içerisinde bizler seçilmiş bir başbakan ve ilk defa halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı olarak, birlikte el ele vermek suretiyle gerek ülkemizin gerekse bölgenin aynı zamanda uluslararası ilişkilerde farklı bir Türkiye'yi ki biz bunu seçimlerde 'Yeni Türkiye' adıyla sürekli işledik, inşa etmek üzere çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Tabii çok yoğun bir çalışmaydı bu. Gerek demokraside gerek ekonomide çok yoğun bir çalışmayla geleceğe yürüyoruz. Öncelikle Türkiye'de tabii halkımızın bize olan teveccühü burada çok farklıydı. Biz partimizin şahsımı aday göstermesiyle bu seçime girdik. Ama ana muhalefet partisi ve diğer bir muhalefet partisi Türkiye'deki diğer muhalefet partilerini de yanına almak suretiyle 13-14 parti destekleyerek bir aday çıkardılar ve bunun yanında bir diğer aday daha vardı. Dolayısıyla üç aday yarıştık sonunda halkımızın yüzde 52'sinin oylarıyla cumhurbaşkanlığına seçilmiş olduk.' Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Tabii bu gelecek süreci çok farklı bir şekilde biz inşa edeceğiz ve bunun adı bir defa Yeni Türkiye... Yeni Türkiye tabii farklı olacak ve bu seçim bildiğiniz gibi ilk turda biten bir seçim oldu, ikinci tura kalmadı. İlk kez böyle bir şey gerçekleşmiş oldu. Bu noktada da çok anlamlı' değerlendirmesinde bulundu. Göreve başladıklarından bu yana dokuzuncu seçimi geride bıraktıklarını anımsatan Erdoğan, 'Dokuz seçimde de sürekli olarak oylarını arttıran bir hareket ve sürekli olarak da halkımızın teveccühünü kazanan hamdolsun bir cumhurbaşkanı olduk' diye konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti: 'Şimdi tabii biz burada inşallah atayacağımız değerli başbakanımızla beraber ve aynı zamanda ülkemizde şu andaki iktidarla el ele vererek, 12 yıllık tecrübemizi çok daha farklı bir şekilde işleyeceğiz. Bu deneyimi gerek cumhurbaşkanlığı makamı gerek iktidar makamı olarak dayanışma içerisinde Türkiyemizin ve ülkemizin tüm halkının imkanlarını daha da arttırma üzerine inşa edeceğiz ki aydınlık yarınların Türkiye'si çok farklı olsun. 2023 hedeflerine çok daha farklı ulaşalım istiyoruz. Bunu da başaracağız.' 'Değerler noktasında, fikri planda en ufak bir ayrılığımız söz konusu değil' 'Başbakan olarak neden Ahmet Davutoğlu'nun seçildiği'ne ilişkin soru üzerine Erdoğan, 'Şimdi tabii şunu özellikle ortaya koymak lazım; Görevlendirme noktasında yaptığım tüm istişarelerde, çok geniş kapsamlı bir istişare yaptım ve bugüne kadar yani bir başbakan olarak, bir genel başkan olarak hayatımı hep istişareler üzerine bina etmişim' ifadesini kullandı. Erdoğan, şunları söyledi: 'Çünkü bizim biliyorsunuz medeniyet perspektifimiz içerisinde istişarenin yeri çok farklıdır. İnancımızda da istişarenin yeri çok farklıdır. Ve Türkiye'de hiçbir siyasi parti bu denli geniş kapsamlı bir istişareye dayalı olarak adayını tespit etmez. Biz adaylarımızı da böyle tespit ederiz. Başbakan adayımızı da tespit ederken Türkiye genelinde partimizin özellikle tabanında bu işte söyleyecek sözü olan bütün arkadaşlarımızı en üst kuruldan en alt kurula kadar dinledik.' Cumhurbaşkanı Erdoğan, istişareler sonucunda ve partinin tüm kurullarından alınan kanaatler neticesinde Davutoğlu'nun aday olduğunu hatırlatarak, 'Burada bir hassasiyet var. Tabii ben göreve geldiğimde, danışman olarak Ahmet Bey yanımda göreve başladı ama ben Ahmet Bey'i o gün tanımadım. Ahmet Bey'i daha geçmişten tanıyorum' dedi. Davutoğlu'nun o dönemde üniversiteye dönme arzusunun olduğunu anlatan Erdoğan, şunları kaydetti: 'Biz dedik ki 'Artık bak buraya kadar danışman olarak geldin, Abdullah Bey'in yanında çalıştın, şimdi bizim yanımızda çalıştın, bundan sonra sizi çok daha farklı görevler bekleyecek. Siz bugüne kadar teorisyendiniz. Şimdi bundan sonra bu işin pratiğini de yapmak suretiyle teoriyle pratiği bir araya getirecek ve ülkemize, milletimize bu şekilde çok daha faydalı olacaksınız'. Ve zaten değerler noktasında, fikri planda en ufak bir ayrılığımız söz konusu değil. Ve çalışkan bir kardeşimiz, arkadaşım. Buna inanıyorum, buna güveniyorum. Burada çalışmak çok önemli. Yani bu biraz böyle keyfilik kabul etmez, çok koşturmayı ister. Dışişleri Bakanlığında, bu noktada başarılı bir performansı Sayın Davutoğlu ortaya koydu. Şimdi de inşallah gerek ülke içi gerek ülke dışı beraberce koşturacağız. Bakanlarımızla beraber inşallah ülkemizi çok daha farklı bir yere taşıyacağız.' 'Devlet içerisinde devlet asla olmaz' Cumhurbaşkanı Erdoğan, 'Görev süresi dolan Sayın Abdullah Gül ile ilişkiniz nasıl?' sorusuna şu yanıtı verdi: 'Abdullah Gül'le aynen Dışişleri Bakanı olduğu zaman, kendisini cumhurbaşkanlığına aday gösterdiğimizde aramızdaki hukuk ne kadar sıcaksa şu anda da bu hukuk aynı şekilde sıcaktır. Tabii partimizin içerisine fitne sokmak isteyenler, tefrika sokmak isteyenler bu tür şeyleri 7 yıllık cumhurbaşkanlığı döneminde zaman zaman Abdullah Bey'le benim aramda, zaman zaman hanımlarımız arasında bu tür ayrılıkların olduğunu net işlemişlerdir, bundan sonra da işleyebilirler. Ama onların hiçbir zaman bu attıkları adımlar tutmamıştır, bundan sonra da tutmayacaktır. Çünkü biz sıradan bir parti değiliz. Bu bir davadır ve bu davaya gönül verenler artık inanıyorum ki kıyamete dek bu anlayış içerisinde o kardeşlik duygusu içerisinde bu hizmeti sürdüreceklerdir.' 'Paralel yapı ile çekişmeyi nasıl bir sonuca bağlayacaksınız?' sorusu üzerine Erdoğan, iktidarları döneminde, bu grubun, kendilerine önceleri bir cemaat anlayışı içerisinde yaklaştığını belirterek, 'Biz tabii elimizden gelen her türlü desteği ülkemizdeki yasalar çerçevesinde verdik. Fakat zaman içerisinde bu maalesef bir çeteleşmeye, bir mafyalaşmaya, bir paralel devlet yapılanması süreci içerisine girdi. Ve paralel devlet yapılanması olarak da bizim artık resmi kayıtlarımıza girmiştir' değerlendirmesinde bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları vurguladı: 'Milli Güvenlik Kurulu olarak bu isimle artık tescil edilmiştir, böyle bir durumu vardır. Şu anda tabii kurumlarımız içerisinde bunların temizliğine yönelik çalışmalar başlamıştır. Cumhurbaşkanı olarak görev süreci içerisinde ben bunun mücadelesini devam ettirmeyi ulusal güvenliğimize bir tehdit olması sebebiyle yapmak zorundayım. Aynı şekilde başbakanım, aynı şekilde kabinemiz bu mücadeleyi tüm kurumlarımızla beraber sürdürmek durumundayız. Çünkü burada bir ulusal güvenliğimizin tehdidi söz konusudur. Biz ulusal güvenliğimizin tehdidini bu tür çetelere asla bir defa yaptırtmayız. Onlara karşı da bu mücadeleyi de güçlü olarak veririz ve onları da temizlemek durumundayız ve bunu temizleyeceğiz. Gerek ulusal gerekse uluslararası bazda bu mücadelemiz kararlı bir şekilde sürecek.' Erdoğan, 'Tabii bunlar hep geçmişte cemaat diye anılmışlardır ama şunu söyleyeyim ki bizim Türkiye'de cemaatlerle bir problemimiz yoktur. Ama bunlar cemaat olmaktan çıkmış, artık bir çete haline dönüşmüştür ve daha da ileriye giderek devletin birimlerinde yapılanma içerisine girmiştir. Devlet içerisinde devlet asla olmaz' ifadesini kullandı. 'Bu mücadelenin nasıl olacağı' sorusuna da Erdoğan, 'Bunların hepsi başladı yapılmaya, bunlar yapılıyor şu anda, tabii. Bakın şu anda emniyet teşkilatı içerisindeki yapılanmada birçok isim şu anda hukukun genel çerçevesi içerisinde tutuklanmaya başladılar ve serbest kalacak olanlar serbest kalıyor ama tutuklanması gerekenler tutuklanıyor, daha işin başındayız' karşılığını verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu bilgileri verdi: 'Ama bundan sonraki süreç de bu aynı kararlılıkta devam edecek. Bu sadece emniyetteki yapılanmadır. Diğer kurumlarımızın içerisindeki yapılanmalar var. Bulundukları görev yerlerinden farklı yerlere bunların tayinleri çıkmıştır, bazıları açığa alınmıştır, bunlar devam ediyor. Birçok yasal düzenlemelerle, çünkü süreç itibariyle Meclis'in kapandığı bir zamana da tabii bu rastgeldi. Ama yeni yasama yılıyla birlikte bu çok daha kararlı bir şekilde sürdürülecektir.' 'Ülkemizde bir defa en ufak bir operasyona müsaade etmeyiz' Cumhurbaşkanı Erdoğan, röportajda dış politikaya ilişkin soruları da yanıtladı. 'Irak'ta bağımsız Kürdistan için çalışmalar yapıldığının' ifade edilmesi ve 'Türkiye Kürtleri açısından durum nedir?' sorusunun yöneltilmesi üzerine Erdoğan, 'Şimdi şunu çok açık net söylemek durumundayım. Bir defa Türkiye'de benim Kürt vatandaşlarımın sorunu noktasında, benim ne kadar sorunum varsa Kürt vatandaşlarımın da o kadar sorunu vardır. Yani böyle bir ayrımcılık falan söz konusu değildir' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: 'Ama Türkiye'de maalesef bunu farklı bir perspektif içerisine oturtup 'Kürt sorunu' veya 'Kürt meselesi' diye ifade etmişlerdir. Yani buna Kürt meselesi dediğiniz zaman bunun karşısına Türk meselesi de çıkar, Laz meselesi de çıkar, Arnavut meselesi de çıkar, Arap meselesi de çıkar, Boşnak meselesi de çıkar bunların hepsi çıkar. Ama tüm ülkemizdeki etnik unsurların kendilerine has sorunları vardır ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bu sorunları minimize eden AK Parti iktidarından başka bir iktidar olmamıştır, bunu biz başardık. Ve şu anda bu bölgelerin hepsinde madden ve manen altyapıdan üstyapıya varıncaya kadar birçok hizmetleri eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ulaşımda, enerjide, tarımda bütün bunlarda bu hizmetleri vermiş bir iktidar olarak biz yolumuza devam ediyoruz. Şunu özellikle söylüyorum; Biz 780 bin kilometrekare üzerinde bir ülkeyiz. Ülkemizde bir defa en ufak bir operasyona müsaade etmeyiz. 36 etnik unsur vardır bizim ülkemizde. Hepsi de bizim açımızdan birdir, aynıdır ve benim için Türk neyse Kürt de odur, Arap da odur, Boşnak da odur, Arnavut da odur. Hepsini, 'Yaradılanı severiz yaradandan ötürü' anlayışıyla seviyorum, seviyoruz.' 'İnşallah Irak, birlik beraberlik içerisinde yeniden ayağa kalkar diye dua ediyorum' Kuzey Irak'taki gelişmelere de değinen Erdoğan, 'Biz bir defa Irak'ın genelinde toprak bütünlüğünün korunmasından yanayız. Bölünmesini asla arzu etmeyiz. Son gelişmeler bizi ciddi manada üzmüştür. Yani biz orada ne mezhepsel bir ayrışmayı ne etnik bir ayrışmayı arzu etmiyoruz' değerlendirmesini yaptı. Irak halkının bir ve beraber olmasını istediklerini dile getiren Erdoğan, şu görüşleri dile getirdi: 'Fakat tabii ki bu son gelişmeler, Suriye'deki gelişmelerde bağlantılı olarak bu şekilde gelişmesi hepimizi yaralamış, bölgeyi yaralamış, tabii ister istemez burada birçok tavırları almak zorunda kaldık, kalıyoruz. Bunun bir an önce aşılması, tabii bizim de en önemli sorunumuz. Geçmişte Maliki ile olan süreç maalesef hiç iyi gitmedi. Bizim onlarla ilişkilerimiz çok çok ileriydi ve kendilerine her alanda her türlü desteği verebileceğimizi söylememize rağmen bu tür uyarıları yapmamıza rağmen dinlemediler ve şu anda onun bedeli ödeniyor. Fakat Meclis'te başkanın seçilmiş olması, ardından cumhurbaşkanının seçilmiş olması, ardından da başbakanın seçilmiş olması, şimdi artık kabinenin bir milli mutabakat hükümeti olarak gerçekleşecek olması umutlarımızı yeşertiyor. Şimdi onun beklentisi içerisindeyiz. İnşallah Irak, birlik beraberlik içerisinde yeniden ayağa kalkar diye dua ediyorum.' 'ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden'in, Irak'ta çözümün Kürt, Sünni ve Şii federasyonlardan geçtiği' şeklindeki sözlerinin hatırlatılmasına ve 'Komşuların evinde federasyon sizin için ne ifade ediyor?' diye sorulması üzerine ise Erdoğan, 'Tabii onların başından itibaren arzuları buydu. Yani Irak'ı bölmek ve bunların tabii haritalarını falan gördük. Ama bir bölünmüş Irak ne yapar, bütün o gücü kaybettirir ve içerideki bu çatışmalar hiçbir zaman bitmez. Bu tabii çok çok tehlikeli bir süreç. Yine ben bütün bunlara rağmen Irak'ın toprak bütünlüğünün korunmasını savunuyorum. Böyle bir bölünme meydana geldiği zaman da burada tabii yapılacak artık herhangi bir şey de kalmayacaktır. Ama arzumuz toprak bütünlüğünü savunmaktır, Irak'ın birliğini, beraberliğini savunmaktır. Çünkü ne kadar birlik beraberlik güçlü olursa o ülke o kadar güçlü olur' cevabını verdi. 'El Kaide biliyorsunuz IŞİD'i doğurmuştur' IŞİD'in Irak'taki saldırılarına yönelik bir soru üzerine Erdoğan, 'Tabii bunun biliyorsunuz kaynağında Suriye yatıyor, kaynağında El Kaide yatıyor' dedi. Bütün bunlarla ilgili geçmişte yaptıkları açıklamalar olduğunu dile getiren Erdoğan, 'Ve Suriye'de başlayan bu hareketlenme özellikle örgütlerin sayısının artışının altında da ne yazık ki zalim Esed yatmaktadır. Esed'in Suriye'deki bu bölücülüğü Suriye'yi paramparça böyle bir hale getirmiş olması, ne yapmıştır örgütleri doğurmuştur' açıklamasını yaptı. Erdoğan, şöyle devam etti: 'Örgütler sağlıklı bir yönetimin olmadığı ülkelerde meydana gelir. Terör de oralarda meydana gelir terör de oralarda yaygınlaşır. Tabii bu gelişmeler neticesinde El Kaide biliyorsunuz IŞİD'i doğurmuştur. Şimdi IŞİD Suriye'den başlattığı hareketini maalesef Irak'a doğru devam ettirmiş ve Irak içerisinde de bu süreç devam ediyor. Yani temenni ederiz ki Irak Devleti yeni hükümetiyle beraber bu doğan kaosu ortadan kaldırır. Çünkü kaostan beslenen bu tür örgütlere de böyle bir fırsatı vermemiş olur diye düşünüyorum, temennim o. Bizim de biliyorsunuz 49 konsolosluk görevlimiz orada. Şimdi IŞİD bir taraftan 'biz Müslümanız' diyor ama öbür taraftan Müslüman olan 49 insanı orada rehine olarak tutuyor. Şimdi bir Müslümanın bir Müslümana bundan daha büyük zulmü olabilir mi? Bunun olmaması lazım, bu insanların bırakılması lazım. Bunların evlatları var, bunların eşleri var ve bütün bunların hepsi, yani beyleri ne zaman gelecek? Orada iki tane çocuk var, üç tane bayan var. Bütün onlar orada şu anda bir esir durumunda. Bunlar tabii ki bizi ve halkımızı ciddi manada üzmektedir. Temenni ederim ki aklı selim hakim olur ve bu 49 tane rehinemiz de sağ salim ailelerinin yanına dönerler.' Erdoğan, bir soru üzerine de konsolosluk görevlileriyle ilgili istihbarat örgütlerinin çalışmalarını yürüttüklerini söyledi. Erdoğan, 'Bu tür irtibatları kurmak suretiyle de tabii bunu en ideal hangi yolla çözeriz bunun gayreti içerisindeyiz. Bütün mesele oradan salimen herhangi bir bizler için aileleri için ülkemiz için üzüntü doğuracak netice olmaması' dedi. 'Örgüt örgüttür, devlet devlettir' 'Bu kriz ile ilgili bazıları Irak Şam İslam Devletinin rehineleri serbest bırakma karşılığında, 'kendilerini meşru olarak tanımanızı' istediğini iddia ediyor. Bu doğru mu?' yönündeki bir soru üzerine de Erdoğan, 'Şimdi Türkiye Cumhuriyet devletinin bir defa böyle bir örgütü kalkıp da medya dedikodularıyla değerlendirmesi mümkün değil. Örgüt örgüttür, devlet devlettir' ifadesini kullandı. Irak'ta yaşananlar ve Türkiye'nin yardımlarının sorulması üzerine de Erdoğan, şu anda Irak'taki Sünni, Şii, Yezidi kim olursa olsun hiçbir ayrıma tabi tutmaksızın insani yardımları en ileri derecede devam ettirdiklerini bildirdi. Çok sayıda Yezidi'nin şu anda Türkiye'de misafir edildiğini de hatırlatan Erdoğan, 'Bunların bir kısmı okullarımızda bir kısmı çadırlarda... Bütün gıdaları, ilaçları her şeyi verilmek suretiyle aynı zamanda dağlarda olanlara helikopterlerle insani yardımlar götürdük ve 150'ye yakın tır aynı şekilde gıda, ilaç yardımlarını oraya taşıdılar, götürdüler ve Kuzey Irak yerel yönetimiyle sıcak bir irtibat halinde onlara bu desteklerimizi sürdürmeye devam ediyoruz' dedi. Erdoğan, ayrıca bölgedeki Sünnilere, Araplara ve Türkmenlere de aynı şekilde bu tür yardımları sürdürdüklerini hatırlatarak, şunları dile getirdi: 'Bunu bir komşuluk görevi olarak gördüğümüz gibi insani, İslami görev olarak da görüyoruz ve bu görevi de yerine getirmek bizi mutlu ediyor. Tabii ki şu anda bu bir süreç, bu sürecin sağlıklı bir şekilde yürümesi de bizim için çok çok önemli. Özellikle şu anda sınır ilimizde Şırnak'ta bu tür bir yığılma söz konusu. Biliyorsunuz bir de Suriye'den gelen 1 milyon 250 bin şu anda sığınmacı var ülkemizde. Onları da aynı şekilde bizler bir ensar anlayışıyla kucakladık, onlara bakıyoruz. Bunların bir kısmı konteyner kentlerde, bir kısmı çadır kentlerde, bir kısmı da ülkemizin değişik vilayetlerinde kiraladıkları evlerde kalıyorlar. Bu süreçte de bizim şu ana kadar yaptığımız yardım yaklaşık 3,5 milyar doları aşmış vaziyette. Şimdi onlara yönelik tabii bir anlayış da geliştirdik. Yeni bir yasal düzenlemeyle Türkiye'de iş sahibi olabilmelerine yönelik yasal bir altyapı oluşturuyoruz ki bu bizim kardeşlik anlayışımızın gereği olarak bunlar da Türkiye'de çok çok zor durumlarda kalmasın istiyoruz.' 'Türkiye bölgenin en büyük Sünni ülkesi kabul ediliyor. İran ile yan yana koyduğumuzda, bazılarına göre İran daha aktif, daha hızlı hareket eden, her yerde bağlantıları ve kolları olan, Suriye, Irak, Lübnan, Yemen ve her yerde gücü var. Türkiye nerede?' denmesi üzerine Erdoğan, 'Şimdi ben diliyorum ki 'La Sünni'ye, La Şii'ye illa İslamiye İslamiye. Biz Müslümanız. Allah bizleri en sevgili varlık olarak, insan olarak yarattı. Dolayısıyla eşrefi mahlukat olarak yaratılmış olan insana bizler değer vermemiz gerekir. Dolayısıyla bu değeri vermediğimiz takdirde bunun bedelini biz ama bu dünyada ama ölüm ötesinde çok ağır öderiz diye düşünüyorum böyle inanıyorum. Onun için de bizde Şii, Sünni ayrımı söz konusu değil. Şu anda biz sadece insan olarak bakıyoruz' değerlendirmesini yaptı. 'Gazze'de herhangi bir çözüm durumunda şartlar ne olmalı?' Erdoğan, 'Gazze'de herhangi bir çözüm durumunda şartlar ne olmalı?' sorusunu yanıtlarken de Gazze'nin kendileri için bir 'kanayan yara' olduğunu söyledi. Türkiye'ye getirilen yaralıları ziyaret ettiğini hatırlatan Erdoğan, yaralılar arasında çok sayıda çocuk olduğunu, çoğunun da kötü durumda bulunduğunu aktardı. Bir ateşkese girildiğini anımsatan Erdoğan, bu ateşkesin süresiz ve kalıcı olması temennisinde bulundu. Altyapısı ve üstyapısı çökmüş bir Gazze ile karşı karşıya olduklarını ve donörler toplantısında verilen sözleri hatırlatan Erdoğan, 'Bütün bunların yanında tabii bizler orada da çok daha Katar gibi aktif olmanın gayreti içerisindeyiz. Temennim odur ki; başta Suudi Arabistan gibi ülkeler bu donörler toplantısında verdikleri sözleri süratle yerine getirirlerse buranın altyapısını yeniden imar etmeye, inşa etmeye hep birlikte gayret ederiz ve oradaki yavrular okullarına başlayacak' dedi. Okul sezonunun geldiğini de hatırlatan Erdoğan, şunları söyledi: 'Şu anda okullarına henüz başlayamıyorlar böyle bir durumları söz konusu. Bunların önünü açmamız lazım ve burada insanlık olarak her türlü gayretin içerisine girmemiz gerekiyor. Şimdi ayın üçünde ve dördünde NATO Liderler Zirvesi var, buradan oraya geçeceğim ve Liderler Zirvesi'nde de ben bunu gündeme taşıyacağım. Tabii Amerika orada, NATO ülkeleri orada. Hepsiyle bu konuları birebir de görüşeceğim ama genel görüşmelerde de bunu gündeme taşımak istiyorum. Çünkü bu sorun bir insanlık sorunudur. Sadece bir Filistin-İsrail sorunu değildir. Bu sorunu artık kökünden çözmek durumundayız ve ardından da biliyorsunuz Eylül ayının sonuna doğru Birleşmiş Milletler Genel Kurulu geliyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda da bunu gündeme taşımak durumundayız. Temennim odur, artık bu İsrail – Filistin sorununu şöyle kalıcı bir şekilde çözelim, kan dursun, ölüm dursun.' 'Mazlumun yanında olmak eğer suç olarak kabul ediliyorsa biz o suçu çoktan üstlendik...' Erdoğan, 'İsrail tarafından da size yöneltilen suçlamalar var. Sizin Katar ile Hamas'ı desteklemek için bir ittifak oluşturduğunuz söyleniyor. Bu konudaki cevabınız nedir?' sorusunu yanıtlarken de 'Çok açık net söyleyeyim. Bir defa burada gerek Katar gerekse Türkiye olarak mağdurun, mazlumun yanında olmak eğer suç olarak kabul ediliyorsa biz o suçu çoktan üstlendik' cevabını verdi. Burada mazlum bir Gazze halkı olduğunu ve İsrail'in acımasız olarak bombalar yağdırdığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: 'Ve bu bombaların altında bütün binalar yıkıldığı gibi o yavrular öldürülüyor. Şu anda 2 bin 200'e yakın burada insan öldü ve on bini aşkın insan yaralı vaziyette. Yani bütün bunları vuran... Şimdi aynı şekilde sormam lazım yani acaba İsrail'de kaç kişi öldü? Bütün bu olaylar karşısında bir çocuk öldü diye İsrail çok farklı bir şekilde saldırının temposunu arttırırken öbür tarafta 250 çocuğun ölmesini biz bir kenara koyabilir miyiz? Adalet denilen bir şey var, insan hakları denilen bir şey var ve bu daha da hızlı artarak devam ediyor. Bunun önüne geçmek eğer bir suçsa ben bu suçu kabul ediyorum. Ama Türkiye olarak biz asla mazlumların yanında olmayı erteleyemeyiz. Biz her zaman mazlumun yanında olduk ve Katar'ı bu noktada gerçekten duruşundan dolayı da hep takdir ettim, takdir ediyorum. Ve burada biz el ele verdik. Aynı şekilde Suriye'de de el ele verdik. Suriye'de de mazlumların yanında kaldık. Bizim yapmamız gereken budur, siyasetçiye düşen budur. Eğer insan haklarına inanıyorsak yapmamız gereken de budur. Biz bunu yapıyoruz. Bundan dolayı da kimsenin rahatsız olmaması gerekir.' Türkiye ile Katar arasında birçok konuda çözüm için koordineli bir siyasi uyum olduğunun hatırlatılması üzerine Erdoğan, 'Demek ki biz ortak payda yakaladık. Bu ortak paydada insan hakları evrensel beyannamesinde belirlenen şartların bir defa yerine getirilmesidir. İlkeli olmak, bu çok önemli. Devletler adaletle ayakta dururlar. Eğer adalet denilen o anlamlı kavram kaybolduğu anda siz de kaybolursunuz. Demek ki bizi bir araya getiren adalettir' diye konuştu. Katar'la Türkiye'nin bunu yakaladığını vurgulayan Erdoğan, 'Barış için, özgürlük için, adalet için verilen mücadelede bizim el ele olmamızdan daha doğal ne olabilir? Ama ne yazık ki bundan uzak olanlar da var. Onlara da söyleyecek bir şeyim şu anda yok. Onları da inşallah Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda söyleriz' dedi. Mısır ile ilişkiler Gazze konusunun çözümü için anahtarlardan bir tanesinin de Mısır'ın elinde olduğunun ileri sürülerek, 'Mısır ile neden ilişkileri tekrar Gazze için başlatmıyorsunuz?' denmesi üzerine Erdoğan, kendilerinin verdiği demokrasi mücadelesine değindi. Dünya ülkelerinin lafa geldiği zaman hep demokrasiyi konuştuğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti: 'Demokrasi nedir? Demokrasi bir toplumun kendi tercihlerinin kendi siyasi tercihlerinin kabul görmesidir ve o irade istikametinde bir siyasi bir iradenin tecelli etmesidir. Mısır'da böyle bir siyasi irade tecelli etmiştir. Nedir o? Yüzde 52'yle Mursi Mısır'da seçilmiştir. Mısır'da yüzde 52 halkının oyunu alarak cumhurbaşkanı seçilen Mursi'ye daha kendi kabinesini dahi tam manasıyla kuramadan hemen hemen bir yıl geçmemişti ki burada bir askeri darbenin yapılmış olmasını demokrasiye inanmış bir insan olarak benim kabul etmem mümkün değildir. Ve biz 2012'deki yine İsrail-Filistin arasındaki barış görüşmelerinde biz devredeydik. Hatta biz orada şunu söyledik. Bizim derdimiz üzümü yemektir. Buradaki arabulucu rolünü Mısır oynasın biz üzerimize düşen görev bize neyse biz o görevi yerine getirelim. Şu anda da Mısır bu işi çözebiliyorsa Mısır bu işi çözsün, biz takdir ederiz. Ama burada böyle bir sürecin içerisinde çok farklı bir rolü oynamak altyapılarda olabilir ama kişisel olarak ben kendi değerlerimle, ilkelerimle de ters düşmek istemem.' 'O seçim güdümlü bir seçimdir' Mısır'da Sisi'nin yüzde 95'ten daha fazla bir oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçildiğinin hatırlatılması üzerine ise Erdoğan, 'Şimdi bir defa, orada bir seçim olmadı. O seçim güdümlü bir seçimdir' dedi. Mısır'da seçimle gelmiş bir cumhurbaşkanının hapse atıldığını anımsatan Erdoğan, şöyle konuştu: 'Daha bir yıl içerisinde. Ona bir defa her şeyden önce saygı duyulmamış o darbeyle gönderilmiştir. Darbeyle gönderildikten sonra gelen bu yönetim bir defa demokratça isteyenler seçime girememiştir. Ya kimi istiyorsak onlar seçime girebilir denmiştir. Dolayısıyla orada şu anda hükümet kurma noktasında veya aday olma noktasında birçok parti seçime girememiştir. Bakın şu anda 2012'de Refah Sınır Kapısı ne durumdaydı şu anda Refah Sınır Kapısı ne durumda? Sormazlar mı; Refah Sınır Kapısı niye açılmadı, niye insani yardımlar girmedi diye sorulmaz mı? Bakın yakın siyasi tarihte bir günde 5 bin, 6 bin insanın öldürüldüğü başka bir ülke yoktur. Ama Mısır'da bir günde 5 bin, 6 bin insan öldürüldü. Bu yakın siyasi tarihte yok. Biz böyle bir darbe hareketini nasıl tasvip edebiliriz, nasıl buna evet diyebiliriz. Her şeyden önce ben insanım, her şeyden önce ben bir siyasetçiyim, her şeyden önce ben bir babayım. Dolayısıyla evlatlarım var, sorumlusu olduğum bir topluluk var. Bu toplulukta bizler barış için nasıl bir mücadele veriyorsak aynı mücadeleyi bizim uluslararası camiada da vermemiz gerekir. Mısır gibi, Müslüman kardeşlerimizin yaşamış olduğu bir topluluk içerisinde de bizim bunların olmasını tasvip etmemiz mümkün değil. Kaldı ki oradaki Hristiyanlar Mısır'ın vatandaşları olarak onlar da burada çok mağdur oldular. Kiliseler yakıldı, camiler yakıldı bütün bunlar oldu. Bunların olmasını kabul etmemiz asla mümkün değil.' Suriye'deki iç savaş Suriye'deki iç savaş hatırlatılarak, 'Bugün Türkiye'de dört sene önce gördüğümüz o isteği görmüyoruz. Suriye'de halk direnişi başladığında çok istekliydiniz. Şimdi ise bir durgunluk görüyoruz. Bunu nasıl değerlendirmeliyiz?' sorusu üzerine Erdoğan, gerek Türkiye-Suriye ilişkileri, gerekse Katar-Suriye ilişkilerinde aslında çok çok farklı bir geçmiş olduğunu vurguladı. Erdoğan, 'Bakın ben Sayın Temim'in babasının Suriye'de yerleri olduğunu biliyorum. Biz ailece Esed'le de görüşüyorduk. Aynı şekilde Temim'in babası Emir görüşüyordu ve üçlü olarak bizim bir araya geldiğimiz anlar oldu, zamanlar oldu ve Mısır'da hareketlenmeler başladığı zaman bir araya geldik, konuştuk' dedi. 'Suriye'de bakın bu gidişler iyi değil. Bir an önce gelin bazı adımlar atalım biz üzerimize ne düşüyorsa onu da yapalım ama Suriye'de artık şu baskıcı rejimi bir defa gevşetelim' dediklerini aktaran Erdoğan, Esed'in kendilerine verdiği sözlerin hiçbirini tutmadığını bildirdi. Erdoğan, şu değerlendirmeleri yaptı: 'O kadar samimiyken, o kadar ilişkilerimiz iyiyken bu ilişkilerin hepsi adeta kopma noktasına geldi. Hiç unutmuyorum bir gün üç saat baş başa görüşme yaptık. Suriye'de, Halep'te ve aynı şekilde daha sonra Dışişleri Bakanımı yani şimdi Davutoğlu'nu gönderdim altı saat baş başa görüşmeler yaptılar. Şu cenderelerden çıkalım ve Suriye bir kardeş kanının akıtıldığı iç savaşın olduğu bir ülke haline dönüşmesin diye. Ne yazık ki sözümüz geçmedi ve işte bugüne geldik. 4 yılın faturası çok ağır. 200 bini aşkın orada ölüm var ve şu anda bizdeki 1 milyon 250'nin dışında Lübnan'da, Ürdün'de olanları da kattığımız zaman içerideki aynı şekilde sığınmacıları da kattığımız zaman 6 milyona yakın insan göçebe halinde, böyle bir durum var. Bunu tabii tasvip etmek mümkün değil. Şu anda Suriye artık dünyada kabul edilen bir ülke olmaktan çıkmış vaziyette yani birkaç tane ülkenin dışında Suriye'ye olumlu bakan yok. Esed'e olumlu bakan yok. Esed şu anda acaba dünyanın hangi ülkesine gidebilir, böyle bir durumu var mı? Yok. Esed'in şu andaki tavrı, tarihin affetmeyeceği bir tavırdır. Tarih Esed'i hiç iyi yazmayacak. Hakkında 200-250 bin yani Baba Esed ne yazmışsa bu babasını da geçmiş vaziyette ve şu anda bütün tarih aynı şekilde Suriye'de çökmüş vaziyette.' Yeniden bir Suriye'yi inşa etmenin öyle zaten kolay bir iş olmadığını da vurgulayan Erdoğan, bunu Esed'in neyle yapacağını da merak ettiğini söyledi. Kendisinin üzüldüğü noktanın, insanların düştüğü durum olduğunu vurgulayan Erdoğan, yaptığı kamp gezilerine atıfta bulundu. Erdoğan, 'Bunları bir an önce temenni ediyorum ki yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu ve Birleşmiş Milletler Genel Konseyi'nin kararlı duruşuyla bir çözüme kavuşturmamız gerekir. Burada ABD'ye, Rusya'ya, İran'a bunun yanında Fransa, İngiltere, Almanya gibi ülkelere Çin gibi ülkelere çok önemli görev düşüyor. Biz zaten komşuyuz ve komşu bir ülke olarak da bizler burada atmamız gereken adımları atıyoruz ve atmaya da devam edeceğiz' dedi. 'Suriye topraklarında olası bir operasyon...' 'ABD'nin bugün konuşulan Suriye topraklarındaki olası bir operasyonu için sizinle de koordinasyonu gerektirir. Gelecekte Suriye'de herhangi bir operasyona katılabilir misiniz veya İncirlik Hava Üssü'nü mesela ABD savaş uçaklarının kalkması için kullandırır mısınız?' yönündeki bir soru üzerine Erdoğan, İncirlik Üssü'nün bu tür olaylardaki kullanma şartları ve esaslarının belli olduğunu bildirdi. Erdoğan, 'Ama Türkiye'nin kendi içinde bu konuyla ilgili yapabileceği işler tamamıyla böyle bir şeye karar verildiği anda bunlar tabii ki zaten görüşülen, oturulup konuşulan şeylerdir. Çünkü bunlar stratejik konular. Bu stratejik konular konuşulmaz, yapılır. Taktikler ona göre belirlenir, adımlar ona göre atılıyor' diye konuştu. Erdoğan, Suriye'deki gelişmeleri takip etmeye devam edeceklerini de bildirdi. 'Devleti yönetmek, futbol oynayıp gol atmaktan daha mı zevkli?' Erdoğan, futbola olan ilgisinin hatırlatılarak, 'Sizin açınızdan devleti yönetmek, futbol oynayıp gol atmaktan daha mı zevkli?' yönündeki bir soru üzerine herkesin kendine has özellikleri olduğunu belirtti. Genç yaşlarda futbol oynarken siyaset de yaptığını vurgulayan Erdoğan, şunları kaydetti: 'Tabii şimdi artık yaş ilerledikçe aynı güçte değilsiniz. Hele hele o gün bir de ramazan ayıydı. Ramazan ayı içerisinde o maçı oynadık ve o gün orada hakikaten güzel üç tane gol atmak bana da nasip oldu. Biliyorsunuz Katar'a gönderdiğim çok iyi bir teknik direktör var, başarılı. Geçen yıl düşme noktasında bir takımı düşmekten kurtardı üst seviyelere çıkardı. İnanıyorum ki Türk antrenörler Türk futbolcular da Katar'da kendilerini gösterecek. Ama benzer yanı da var. Futbol biliyorsunuz kolektif oynandığı sürece başarı getirir. Kondisyonu iyi olduğu zaman başarı getirir. Siyasette de takım oyunu çok önemlidir. Kolektif oyun çok önemlidir. Tabii bir de kondisyon çok çok önemlidir. Koştuğunuz sürece halkınızla bütünleştiğiniz sürece o kolektif yapıyı ortaya koyduğunuz sürece halk sizi hiçbir zaman yere indirmeyecektir.' Muhabir: Hüseyin Gazi Kaykı, Barış GündoğanAA
Bugün Mutlaka Okumanız Gereken 10 Köşe Yazısı
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, 30 Ağustos Zafer Resepsiyonu'nda, “çözüm süreci”ne ilişkin değerlendirmesinin sorulması üzerine; kendilerinde sürece ilişkin bir yol haritası bulunmadığını ve 'çalışma'nın içerisinde yer almadıklarını söyledi: “Hükümetin bir politikası var, o politika yürüyor. Biz çözüm sürecine ilişkin yol haritasını bilmiyoruz, o çalışmanın içinde yokuz. Beşir Atalay çalışmanın kamu kuruluşlarına gönderileceğini söylemişti, henüz bir şey gönderilmedi. Görürsek biz de görüşlerimizi söyleriz. Kırmızı çizgilerimiz aşılırsa gerekeni söyleriz. 30 yıldır bu mücadeleyi biz yürütüyoruz. Ancak hükümet çözüm süreciyle sorunu çözmek istiyor. Şehit anaları, analar ağlamasın diyorlar. Biz de aynı şeyi söylüyoruz. Bölünmemek, bütünlük önemli, bu kırmızı çizgi. Bununla ilgili bütün görüşlerimizi her ortamda hükümete iletiyoruz.”Genelkurmay Başkanı'nın resepsiyonda ayaküstü söylediği sözlerle tam ne demek istediğini anlamak, elbette çok kolay değil. Bu nedenle, yapacağım yorum, bir ihtiyat payını da içinde tutarak değerlendirilmeli.Eğer kendisi, “kırmızı çizgiler aşılırsa gereğini söyleriz” sözleriyle; siyasi iradenin yaptığı ve yapması muhtemel açılımlara karşı bir duruşu kastediyorsa, bu kabul edilemez.
'Süleyman Demirel 70 Yaşında Olsa, Tayyip Erdoğan'ı 3 Ayda Sallardı'
Muharrem İnce: 2015’te yüzde 30’un altında kalırsam bırakırım. 2019’da birinci olmazsam bırakırımCHP Genel Başkan adayı ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce , “Muhalefet beceriksiz, muhalefet başarısız. Tayyip Erdoğan bu nedenle 13 senedir ülkede at koşturuyor. Süleyman Demirel bugün 70 yaşında olsaydı, Tayyip Erdoğan’ı üç ayda sallardı” dedi.Hürriyet gazetesi Ahmet Hakan , CHP Genel Başkan adayı ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce ile konuştu.Ahmet Hakan’ın Muharrem İnce ile yaptığı söyleşi şöyle:Sordum Muharrem İnce’ye…Dedim ki:Sizin partinizde neden kimse birbirini sevmiyor? Neden gruplaşmalar hep çok keskin oluyor?Cevap verdi:Bizim parti çok eski bir parti. Yılların birikimi var. Bazı isimler geçmişte karşı karşıya gelmiş, rekabet etmişler. Bunlar birikim yapmış. Unutulmuyor eski kavgalar.Dedim ki:Sizin partinizde bir dava şuuru, bir dava heyecanı yok. Bir büyük iddia peşinde koşulmuyor. Bir davanın etrafında kenetlenme yok.Cevap verdi:Son yıllarda parti sağcılaştı. Sağa benzedikçe sağdan oy alacaklarını düşündüler. Bu da davaya zarar verdi. Heyecan kayboldu.Dedim ki:İyi ama Muharrem Bey... Sağa açılmazsanız oyunuzu nasıl arttıracaksınız? Türkiye’nin yüzde 70’i sağcı, yüzde 30’u solcu.Cevap verdi:Bu doğru değil. Bu bize pompalanan bir şey. Türkiye’nin yüzde 70’i sağcı ise Ecevit yüzde 42 oyu nasıl aldı?Dedim ki:Bunlar yeter mi?Cevap verdi:Muhalefet beceriksiz, muhalefet başarısız. Tayyip Erdoğan bu nedenle 13 senedir ülkede at koşturuyor. Süleyman Demirel bugün 70 yaşında olsaydı, Tayyip Erdoğan’ı üç ayda sallardı.Dedim ki:Ama Yalova küçük bir yer, Türkiye ise epey büyük.Cevap verdi:Bütün deneyler bir laboratuvardan çıkmıştır. Yalova bir laboratuvar. AKP’nin yenilebileceğini gösteren bir laboratuvar. Düşünün: Devlet bütün gücüyle saldırmış ama becerememiş. Spartaküs’ün çıkışı gibi bir çıkış yapmıştır Yalova.Dedim ki:Ama o çok eskidendi.Cevap verdi:Eskiden olan şimdi de olur. Ekmek dersen, aş dersen, özgürlük dersen, dayanışma dersen olur. Ama insanlara şezlongçu dersen, makarnacı dersen, tıpış tıpış gidecekler dersen olmaz.Dedim ki:Siz AK Parti’yi yenebilir misiniz?Cevap verdi:Tabii ki. AKP’nin tek bir avantajı var: Parası ve imkânı çok. Ama paranın insanlık onurunu yenemediğini Yalova seçiminde gördük. Eğer parayla kazanmak mümkün olsaydı bizi boğarlardı Yalova’da, yüzde 10 bile alamazdık.2015’te yüzde 30’un üstü 2019’da birinci partiSORU: Genel başkan olursanız CHP seçimde yüzde kaç oy alır?İNCE: Rakamları açıkça söyleyeyim mi?SORU: Buyurun, söyleyin.İNCE: 2015’te yüzde 30’un altında kalırsam bırakırım. 2019’da birinci olmazsam bırakırım.SORU: Yani ilk seçimde yüzde 30’u yeterli mi buluyorsunuz?İNCE: Çok kısa bir sürem var. 8 ayda, 10 ayda bu kadar olur. Yalan söyleyecek halim yok. Zaten yüzde 30’un üstü başkanlık sistemini engellemeye yeter.MUHARREM İnce, sohbetimiz boyunca sürekli “tehlikenin farkında mısınız” edasında konuştu.Tehlikeden kastı: Başkanlık sistemi.İşte İnce’nin bu bağlamda söyledikleri:“Benim çıkışım köprüden önceki son çıkış. Eğer CHP, yüzde 24 alırsa, AKP yüzde 45 alırsa... Geçmiş olsun. Başkanlık sistemi gelir. Çünkü AKP, 367’yi geçer... Ondan sonra da CHP’nin genel başkanının kim olduğunun falan hiçbir önemi kalmaz. Bir diktatör ülkeye tam olarak egemen olur. Bu gidişe bir dur demek lazım. Bu seçimde bunu ben durdururum. Bunu durdururum ve oradan indiririm.”SORU: Kurultay üyelerle yapılsaydı yüzde kaç alırdınız?İNCE: Yüzde 85’in üstünde alırdım.SORU: Üyeler sizi mi istiyor?İNCE: Evet.SORU: Nereden biliyorsunuz?İNCE: Sayısız örnek olay var. Halkın, üyelerimizin delegeler üzerinde baskısı var. Muharrem İnce’ye oy verin diyorlar. Eğer halkın ve üyelerin talepleri bu yöndeyken delegelerimizin tutumu farklı olursa... O zaman burada bir yanlışlık var demektir. Ama ben delegelerimizin sessiz bir devrim gerçekleştireceklerine yürekten inanıyorum.Röportajın tamamı içinT24