Gitmeden Önce Çalışmak Şart

-

Gitmeden Önce Çalışmak Şart

Umre ziyaretlerinin sıklaştığı son zamanlarda ve yaklaşan hac mevsimiyle bir kere daha bu konudaki eğitim eksikliği akıllara geldi. İşin ehilleri hacı adaylarının aldığı birkaç günlük eğitimin yetersiz olduğu kanaatinde. Umreye ve hacca gitmeden önce, adayların kalp ve ruh dünyalarını hazırlamalarına yardımcı olacak önemli noktalar…

Haccı ve kutsal beldede yaşananları, yapılması veya yapılmaması gerekenleri orada bulunmayan, zirveleri hissetmeyen birinin anlatması elbette zor. Ama ‘hac’ kelimesini duymak bile insanı heyecanlandırır ve kutsal topraklara bir an önce gitmek istemesine sebep olur. Zihninde mübarek beldeleri tasavvur eder durur. Bir gün kutsal topraklara gitmek nasip olduğundaysa tahayyül ettiğinden çok daha etkileyici bir manzarayla karşılaşır. Karşılaşır karşılaşmasına ama hazırlıksız geldiği toprakta ne dili ne kalbi ne de gözü konuşur. İnsanın ömrünün miladı olan bu zirveleri gidip görenlerin ya da orada rehberlik yapanların söylemlerine bakılırsa hâlâ hac bilinci konusunda eksiklikler var. Diyanet İşleri Başkanlığı kutsal beldeyi ziyaret öncesinde camilerde, özel şirketlerse kiraladıkları salonlarda sözlü anlatım tekniği ve video, power point şeklindeki görsel malzemelerle hac öncesi bir eğitim veriyor. Yine de bunun yetersiz olduğu görüşü hakim. Endonezya’da geniş mekânlar üzerine Kâbe’si, Safa-Merve’si, Zemzem’i, Makam-ı İbrahim’i ile Harem aynıyla inşa edilmiş. Hac öncesi eğitim seminerlerinde teorik bilginin yanı sıra pratik de yaptırılıyor. Dolayısıyla hacı adayı gerçek Harem’e kavuştuğunda eliyle koymuş gibi her şeyi bulabiliyor, kimseye muhtaç olmadan tavaf ve sa’yını yapabiliyor. Hac ve umre öncesi alınacak böyle bir eğitim, bilinci artıracağı gibi, bu topraklarda ibadeti de kolaylaştırıyor. Kutsal topraklarda ikamet eden ilahiyatçı yazar Selman Kuzu gözlemleri sonucunda, mutlaka bir hac ve umre okulu olması gerektiğini, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ya da özel şirketlerin verdiği birkaç günlük eğitimlerin yeterli olmadığı neticesine varmış. İlahiyatçı yazar Ahmet Kurucan da hac ve umre adaylarının şuurlu ve aşk ile vazifelerini yapabilmeleri için kapsamlı bir eğitim almaları gerektiğini düşünüyor.

Bilgi, şuur ve aşk birliğinde hacı adayı

“Bir odaktır Kâbe.” diyor Ahmet Kurucan. Bütün renkleri, dilleri, örf ve âdetleri, milletleri etrafında buluşturan, kaynaştıran İlahî bir odak. Aynı zamanda bir zirvedir Kâbe. Oradan Allah ve Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) aşkına Lebbeyk’lerle kanat açılır. Bu odak ve zirve noktasında bir hac yolcusunun üç şeye ihtiyacı olduğunu anlatıyor Kurucan: Bilgi, şuur ve aşk. Bilgiyle yapacağı ibadeti en küçük ayrıntılarına kadar bilir, öğrenir. Şuur, bunları niçin yaptığının cevabını kendi kendine verebilmesini sağlar. Aşk ise her türlü sıkıntı ve meşakkate rağmen, heyecan dolu bir yürekle, ümitle atan bir kalble bu ibadetleri usanmadan yerine getirebilmesine vesile olur.

Artık erzağa ihtiyaç yok

Şimdilerde bilgiye ulaşmak zor değil. Hac konusunda yeterli bilgiyi çeşitli kaynak ve ilmihallerden almak mümkün. Ama adayın tek başına bu bilgiyi edinmesi, bir okul eğitiminde verilen bilgiyle eş değerde olmayacağı aşikâr. Ayrıca edindiği sınırlı bilgiyle ne kadar şuura ve aşka sahip olacağı da meçhul. Çok değil bundan 15-20 yıl önce erzaklar hacca gitmeden günler öncesinden hazırlanır, valizler ihtiyaç olacak eşyalarla doldurulurmuş. Günümüzde organizasyon şirketleri böyle bir hazırlığa gerek duyurmuyor. Böylece insan gitmeden valizini ya da midesini doldurmaktansa, kalbini aklını ve ruhunu doldurma imkanına kavuşur. Bilgi, şuur ve aşkın birleştiği insan hacda baştan aşağı ibadet kesilir. Abdiyetin Sultanı Nebiler Serveri’ne (sas) gerçek ümmet olduğunu gösterir.

Tavaf, şavt, mes’a, sa’y, vakfe, hervele, ıztıba gibi ibadetlerin daha gitmeden önce öğrenilmesi gerektiğini söylüyor İlahiyatçı Selman Kuzu. Yapılış keyfiyeti ve kabulü ile alâkalı bu kavramların ezberlercesine bilinmesini gerekli görüyor. Çünkü bu mezkur kavramların bilinmesi haccın olmazsa olmaz şartları olmasıyla ilgili. Kutsal bir vazifeyi ifa etmek üzere geldiği bu topraklarda acele edenler olduğunu anlatıyor Kuzu. Hemen hemen herkesin tavaf ve sa’y’ı bir an önce yapıp ihramdan çıkmak istemesi dikkat çekiyor. Selman Kuzu bir an önce bitirmek istenilen ibadete neden başlandığını soruyor. Ve “Acele ederek ibadetinizin, namazınızın canına okumayın. Şeytanın bu tuzağına düşmeyin.” uyarısında bulunuyor. Bir hacı adayının tavafı sadece ‘dönme’, Safa-Merve arasında sa’yını ‘koşma’ olarak algılaması şüphesiz bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Oysa insan hiç kimseye muhtaç olmadan tavaf ve sa’yını yapabilecek bilgi birikime sahip olmalı. Bu da bilgi eksenli hazırlık aşamasının iyi değerlendirilmesine bağlı.

İslam Tarihi Efendimiz’in (sas) ayağını bastığı yer olan Medine’yi, Allah katında beldelerin en sevimlisi Mekke’yi daha iyi tanımak için tarih okuması yapılabilir.

Peygamberimiz’le 27 gün (Veda Haccı) Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) Yayınları’ndan çıkan bu kitapla Nebiler Serveri’nin gün gün Veda Haccı’na şahit olmak mümkün.

Haccı Yaşamak Ahmet Kurucan’ın bu eseri insanın aklında, kalbinde ve ruhunda ifade etmesi gereken mana ve muhtevanın bilinmesine yardımcı olabilir.

Hicaz albümü (Fotoğraflarla Kutsal Topraklar): Yine DİB Yayınları’ndan çıkan kitap, kutsal toprakların daha iyi öğrenilmesinde fotoğrafların yanı sıra tarihi ve coğrafi bilgilerle bir rehber görevi görebilir.

Peygamber Efendimiz’in İzinde Mekke ve Medine Talha Uğurluel’in Işık Yayınları’ndan çıkan bu kitabı Efendimiz’in izinde adım adım onun geçtiği, ayak bastığı kutsal yerleri anlatıyor.

Efendimiz ve Hz İbrahim’in hayatını konu alan kitaplar kutsal beldenin manasına ermeyi ve feyz alabilmeyi kolaylaştırabilir.

Haccın, meşakkatli bir yolculuk olduğu aşikar. Selman Kuzu ve Ahmet Kurucan, hac boyunca karşılaşılacak akla-hayale gelmedik meşakkatlere yolculuğa çıkmadan önce hazırlanmak gerektiğini söylüyor. Dünyanın dört bir yanından gelen hacı adaylarının çoğunun hayatında ilk defa yurtdışına çıktığı, uçağa ilk kez bindiği ve ilk kez havaalanı gördüğü düşünülürse sıkıntı daha da kaçınılmaz oluyor. Bunun için huzur içinde ibadetleri yerine getirebilmek, af dilenirken günaha girmemek için bazı tavsiyelerde bulunuyorlar.

Bürokratik engeller, şirketteki organizasyon bozuklukları, rehberlerin olası tecrübesizliği ilk sıkıntı olarak karşınıza çıkabilir ama rıza kolay kazanılmıyor: ‘Sabır.’

Farklı renk, dil ve ırktan insanların birleştiği bu mekânda Hz. Peygamber’in (sas) beyanıyla imanın yarısı kabul edilen temizlik son derece önemli. Vücut ve elbiseden tutun çevreye varıncaya kadar temizliğe riayet edilmeli.

Kâbe ile ilk defa karşılaşmada yapılan duaların makbuliyeti herkesin malumu. Fakat o anda birçok insan için verdiğiniz dua sözlerini tutamayabilir, hatta dua bile edemeyebilirsiniz. Aceleye getirmeden Kâbe’yi cepheden görecek bir kenara çekilip uzun boylu dualar edilebilir. Zira bu ilk karşılaşmadaki ruh halinin ilerleyen zamanlarda yakalanması oldukça zor olabilir.

İnsan telefonunu nasıl namazda açık tutmuyorsa, tavafı namaz gibi bir ibadet kabul eden, tavafta da açık tutmaz, tutmamalı. Rabb’isi ile mülakat halinde olduğuna inanan zinde bir dimağ, uyanık bir şuur, hüşyar bir kalb kendini tavaf ibadetinde derinleşmeye vermeli.

Kadınlarla aynı safta namaza durma meselesinde Efendimiz dönemi uygulamaları, fıkhın dedikleri açık. Ama mekânın nâmüsaitliğinden dolayı bu hükümler ister istemez ihmale uğrayabiliyor. Bu hükümleri delmeden, namaz vakti gelmeden çok önce tavafı bırakıp müsait bir yerde saf tutulabilir. Veya illa Kâbe’ye nâzır bir yerde kılacağım ısrarından vazgeçerek selametli yerler tercih edilebilir.

Namaz kılanın önünden geçme problemi var. Efendimiz, ‘Bunun günahını bilseydiniz 40 beklerdiniz.’ buyuruyor. Bu noktada azami dikkat kişinin şiarı olmalı. Kimsenin Rabb’isi ile arasına girmemeli.

Hacerü’l-ESVED’i öpme meselesi de meşakkate dönüşebiliyor. Onu öpme haccın, umrenin, tavafın olmazsa olmaz bir şartıymış gibi görülünce alan kavga arenasına dönüyor. O arbede içinde olumsuz birçok hadise yaşanabilir. Kadın-erkek ihtilatı ve mahremiyet kuralları açısından zaten sıkıntılı. Bu durumda uzaktan Hacerü’l-Esved’i selamlamak, kul hakkına girmemek, mümin kardeşine eziyet vermemek daha çok sevap kazandırabilir.

Makam-ı İbrahim’de namaz kılma ısrarı ister-istemez tavaf edenlerin hızını kesiyor. Alan daralıyor, sıkışmalar oluyor. Halbuki namazı Makam-ı İbrahim’in hemen arkasında kılmak şart değil.

Zemzem çeşmeleri önünde abdest almak çok yanlış. Beşeriyet icabı abdesti bozulan, Harem’den ayrılmak istemeyen bazıları bidonların önünde abdest alıyor. Çıplak ayakla yapılan tavaf esnasında bunun farkına varamayanlar da maalesef kayıp düşüyor. Kul hakkına tecavüzün başka bir örneği.

Tavaf esnasında ya da otel lobilerinde muhabbet edenler hayli fazla. Eşiyle-dostuyla, karısıyla-kocasıyla sohbet edenler, oturup maç izleyen ya da maç değerlendirmesi yapan insanlar var. Ya da ‘50-60 tavaf yapacağım’ türünden girilen yarışlar insanları ülfet ve ünsiyete sürüklüyor.

Hediye kültürümüz sebebiyle hemen herkesin alışveriş yaptığı görülüyor ama bu noktada ifrata kaçıldığı aşikâr. “Bu mal başka yerde yok, Medine çok ucuz, şu da bu da lazım olabilir, halamın torununa, teyzemin gelinine” derken ipin ucu kaçabiliyor. Oysa götürülebilecek en güzel hediye elbise-pabuç, incik-boncuk değil, “Hz. Ebu Bekir’in sadakati, Hz. Ömer’in şecaati, Hz. Osman’ın iffeti ve hayâsı, Hz. Ali’nin de ilmi” olmalı.

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AşkEndonezyaHacHadiseKitapTercihaşk
Görüş Bildir