Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Bob Dylan’ın Dünya Görüşünü Yansıtan 6 Protest Şarkısı ve Sözleri

 > -

1. Bob Dylan - Blowin in The Wind

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

How many roads must a man walk down
(Bir adamın katetmesi gereken ne kadar yol var)
Before you call him a man?
(Ona erkek demeniz için)
Yes, 'n' how many seas must a white dove sail
(Evet, ve kaç deniz aşmalı beyaz bir güvercin)
Before she sleeps in the sand?
(Kumlarda uyumadan önce)
Yes, 'n' how many times must the cannon balls fly
(Evet, ve top gülleleri kaç kez atılmalı)
Before they're forever banned?
(Sonsuza dek yasaklanmalarından önce)
The answer, my friend, is blowin' in the wind,
(Cevap, dostum, rüzgarla esiyor)
The answer is blowin' in the wind.
(Cevap rüzgarda uçuyor)
How many times must a man look up
(Bir adam kaç kez yukarı bakmalı)
Before he can see the sky?
(Gökyüzünü görebilmesi için)
Yes, 'n' how many ears must one man have
(Evet, ve bir adamın kaç kulağı olmalı)
Before he can hear people cry?
(İnsanların ağladığını duyabilmesi için)
Yes, 'n' how many deaths will it take till he knows
(Evet, ve kaç ölüm olmalı onun bilmesi için)
That too many people have died?
(Ne kadar çok insanın öldüğünü?)
The answer, my friend, is blowin' in the wind,
(Cevap, dostum, rüzgarda esiyor)
The answer is blowin' in the wind.
(Cevap rüzgarda uçuyor)
How many years can a mountain exist
(Kaç yıl geçmeli bir dağın varolabilmesi için)
Before it's washed to the sea?
(Suyla yıkılmaması için)
Yes, 'n' how many years can some people exist
(Evet ve kaç yıl geçmeli bazı insanların yaşayabilmesi için)
Before they're allowed to be free?
(Özgür olmaları için izin verilmeden önce)
Yes, 'n' how many times can a man turn his head,
(Evet ve bir adam kaç kere çevirebilir başını)
Pretending he just doesn't see?
(Sadece görmemek için)
The answer, my friend, is blowin' in the wind,
(Cevap, dostum, rüzgarda esiyor)
The answer is blowin' in the wind.
(Cevap rüzgarda uçuyor)

2. Bob Dylan - Masters of War

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

Come you masters of war
(Savaşın efendileri gelin)
You that build all the guns
(Bütün silahları inşa edenler)
You that build the death planes
(Ölüm uçaklarını inşa edenler)
You that build all the bombs
(Bütün bombaları yapanlar)
You that hide behind walls
(Duvarlar arkasında saklanan)
You that hide behind desks
(Masalar arkasında saklanan sizler)
I just want you to know
(Sadece bilmenizi istiyorum)
I can see through your masks.
(Maskelerinizin ardını görebiliyorum)
You that never done nothin
(Hiçbir şey yapmayanlar)
But build to destroy
(Ama yıkmak için yapanlar)
You play with my world
(Dünyamla oynuyorsunuz)
Like it's your little toy
(Küçük bir oyuncağınız gibi)
You put a gun in my hand
(Elime bir silah koyuyorsunuz)
And you hide from my eyes
(Ve gözlerimden sakınıyorsunuz)
And you turn and run farther
(Ve dönüp uzaklara kaçıyorsunuz)
When the fast bullets fly.
(Hızlı kurşunlar uçtuğunda)
Like Judas of old
(Eskinin Yehudası gibi)
You lie and deceive
(Yalan söyleyip kandırıyorsunuz)
A world war can be won
(Dünya savaşı kazanılabilir)
You want me to believe
(İnanmamı istiyorsun)
But I see through your eyes
(Ama gözlerinin içini görebiliyorum)
And I see through your brain
(Ve beyninin içini görebiliyorum)
Like I see through the water
(Suyun içini görebilmem gibi)
That runs down my drain.
(Kanalımdan akan)
You fasten all the triggers
(Bütün tetikleri hızlandırıyorsunuz)
For the others to fire
(Başkalarının yanması için)
Then you set back and watch
(Sonra arkanıza oturup izliyorsunuz)
When the death count gets higher
(Ölüm sayacı yükseldikçe)
You hide in your mansion
(Evinizde saklanıyorsunuz)
As young people's blood
(Gençlerin kanı gibi)
Flows out of their bodies
(Vücutlarından dışarı akan)
And is buried in the mud.
(Ve çamurda gömülü)
You've thrown the worst fear
(En kötü korkuyu atlattın)
That can ever be hurled
(Asla fırlatılamayacak olan)
Fear to bring children
(Çocukları getirmeye korkan)
Into the world
(Dünyaya doğru)
For threatening my baby
(Bebeğimi korkutmaktan)
Unborn and unnamed
(Doğmamış ve isimsiz)
You ain't worth the blood
(Kanına değmezsin)
That runs in your veins.
(Damarlarından akan)
How much do I know
(Ne kadar bilmeliyim)
To talk out of turn
(Dönüş dışında konuşmak için)
You might say that I'm young
(Genç olduğumu söyleyebilirsin)
You might say I'm unlearned
(Öğrenmemiş olduğumu söyleyebilirsin)
But there's one thing I know
(Ama bildiğim tek şey var)
Though I'm younger than you
(Senden daha genç olmama rağmen)
That even Jesus would never
(İsa bile asla)
Forgive what you do.
(Yaptığını affetmez)
Let me ask you one question
(Sana bir soru sorayım)
Is your money that good
(Paran o kadar da iyi mi)
Will it buy you forgiveness
(Sana bağışlama alır mı)
Do you think that it could
(Yapabileceğini düşünüyor musun)
I think you will find
(Bence bulursun)
When your death takes its toll
(Ölümün çanları çaldığında)
All the money you made
(Kazandığın bütün para)
Will never buy back your soul.
(Asla ruhunu geri almaz)
And I hope that you die
(Ve umarım ölürsün)
And your death'll come soon
(Ve ölümün yakında gelir)
I will follow your casket
(Tabutunu takip edeceğim)
In the pale afternoon
(Solgun öğleden sonrası)
And I'll watch while you're lowered
(Ve sen zayıfken seni izleyeceğim)
Down to your deathbed
(Ölüm yatağına kadar)
And I'll stand over your grave
(Ve mezarının üstünde duracağım)
'Til I'm sure that you're dead.(Öldüğüne emin olana dek)

3. Bob Dylan - A Hard Rain's A-Gonna Fall

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

Oh, where have you been, my blue-eyed son ?
(Oh, mavi gözlü oğlum nerelerdeydin?)
And where have you been my darling young one ?
(Ve nerelerdeydin canım yavruum?)
I've stumbled on the side of twelve misty mountains
(12 sisli dağların kenarında düşeyazdım)
I've walked and I've crawled on six crooked highways
(Yürüdüm ve altı eğri otoyolda sürüklendim)
I've stepped in the middle of seven sad forests
(Yedi üzgün ormanın ortasında adım attı)
I've been out in front of a dozen dead oceans
(Bir düzine ölü okyanusun önünde durdum)
I've been ten thousand miles in the mouth of a graveyard
(Bir mezarın ağzında on bin mil ötedeydim)
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
(Ve bu sert bir, sert bir, sert bir, sert bir)
It's a hard rain's a-gonna fall.
(Sert bir yağmur yağacak)

Oh, what did you see, my blue eyed son ?
(Oh, ne gördün, mavi gözlü oğlum?)
And what did you see, my darling young one ?
(Ve ne gördün, canım yavrum?)
I saw a newborn baby with wild wolves all around it
(Etrafında azgın kurtlar olan bir yeni doğan çocuk gördüm)

I saw a highway of diamonds with nobody on it
(Kimsesiz elmastan bir otoyol gördüm)
I saw a black branch with blood that kept drippin
(Sürekli kan damlayan siyah bir dal gördüm)
I saw a room full of men with their hammers a-bleedin
(Çekiçleri kanlı adam dolusu bir oda gördüm)
I saw a white ladder all covered with water
(Tamamen suyla kaplı beyaz merdiven gördüm)
I saw ten thousand takers whose tongues were all broken
(Dilleri kırık on bin toplayıcı gördüm)
I saw guns and sharp swords in the hands of young children
(Genç çocukların elinde silahlar ve keskin kılıçlar gördüm)
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
(Ve bu sert bir, sert bir, sert bir, sert bir)
It's a hard rain's a-gonna fall.
(Sert bir yağmur yağacak)

And what did you hear, my blue-eyed son ?
(Ve ne duydun, mavi gözlü oğlum?)
And what did you hear, my darling young one ?
(Ve ne duydun, canım yavrum?)
I heard the sound of a thunder, it roared out a warnin
(Gökgürültüsünün sesini duydum, uyarmak için kükredi)
I heard the roar of a wave that could drown the whole world
(Bütün dünyayı boğabilecek bir dalganın kükremesini duydum)
I heard one hundred drummers whose hands were a-blazin
(Elleri alevlenen yüz tane baterist duydum)
I heard ten thousand whisperin' and nobody listenin
(On bin kişinin fısıldadığını ve kimsenin dinlemediğini duydum)
I heard one person starve, I heard many people laughin
(Bir kişinin açlıktan öldüğünü, çoğu kişinin güldüğünü duydum)
Heard the song of a poet who died in the gutter
(Kötü yolda ölen bir şairin şarkısı duydum)
Heard the sound of a clown who cried in the alley
(Vadide ağlayan bir palyaçonun sesini duydum)
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
(Ve bu sert bir, sert bir, sert bir, sert bir)
It's a hard rain's a-gonna fall.
(Sert bir yağmur yağacak)

Oh, who did you meet my blue-eyed son ?
(Oh, kimle tanıştın mavi gözlü oğlum?)
Who did you meet, my darling young one ?
(Kimle tanıştın, canım yavrum?)
I met a young child beside a dead pony
(Ölü bir midillinin yanındaki bir çocukla tanıştım)
I met a white man who walked a black dog
(Siyah bir köpeği gezdiren beyaz bir adamla tanıştım)
I met a young woman whose body was burning
(Bedeni yanan genç bir bayanla tanıştım)
I met a young girl, she gave me a rainbow
(Genç bir kızla tanıştım, bana gökkuşağı verdi)
I met one man who was wounded in love
(Aşk acısı olan bir adamla tanıştım)
I met another man who was wounded and hatred
(Yaralı ve kin dolu başka bir adamla tanıştım)
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
(Ve bu sert bir, sert bir, sert bir, sert bir)
It's a hard rain's a-gonna fall.
(Sert bir yağmur yağacak)

And what'll you do now, my blue-eyed son ?
(Ve şimdi ne yapacaksın, mavi gözlüm oğlum?)
And what'll you do now my darling young one ?
(Ve şimdi ne yapacaksın canım yavrum?)
I'm a-goin' back out 'fore the rain starts a-fallin
(Yağmur yağmaya başlamadan geri gidiyorum)
I'll walk to the deepths of the deepest black forest
(En derin karanlık ormanın derinliklerine yürüyeceğim)
Where the people are a many and their hands are all empty

(İnsanların çok olduğu ve ellerinin bomboş olduğu yerde)
Where the pellets of poison are flooding their waters
(Sularında yüzen topların olduğu hapishanede)
Where the home in the valley meets the damp dirty prison
(Vadideki evde nemli pis hücreyle tanıştığı yerde)
Where the executioner's face is always well hidden
(Celladın yüzünün hep tamamen saklı olduğu yerde)
Where hunger is ugly, where souls are forgotten
(Açlık çirkinken, ruhların unutulduğu yerde)
Where black is the color, where none is the number
(Siyahın renk olduğu, sıfırın sayı olduğu yerde)
And I'll tell and think it and speak it and breathe it
(Ve anlatacağım, düşüneceğim, konuşacağım ve nefes alacağım)
And reflect it from the mountain so all souls can see it
(Ve onu bütün ruhların görebileceği dağdan yansıtacağım)
Then I'll stand on the ocean until I start sinkin
(Sonra batana kadar okyanusta duracağım)
But I'll know my songs well before I start singin
(Ama söylemeye başlamadan şarkılarımı iyice öğreneceğim)
And it's a hard, it's a hard, it's a hard, and it's a hard
(Ve bu sert bir, sert bir, sert bir, sert bir)
It's a hard rain's a-gonna fall.
(Sert bir yağmur yağacak)

4. Bob Dylan - The Times They Are A Changin

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

Come gather 'round people wherever you roam
And admit that the waters around you have grown
And accept it that soon
You'll be drenched to the bone.
If your time to you
Is worth savinThen you better start swimminOr you'll sink
like a stone
For the times they are a-changin'.
(Gelin, toplanın insanlar, her nerede geziyorsanız.  
Ve kabullenin çevrenizdeki sular yükseldi artık.
Eğer zamanınız sizce biraz değerli ise
Yüzmeye baslasınız iyi olur.
Yoksa bir tas gibi dibe çökeceksiniz.
Çünkü zaman değişiyor.)

Come writers and critics
Who prophesize with your pen
And keep your eyes wide
The chance won't come again
And don't speak too soon
For the wheel's still in spin
And there's no tellin' who
That it's namin'.
For the loser now
Will be later to win
For the times they are a-changin'.
(Gelin yazarlar, eleştirmenler
Kalemleriyle bilgeleşenler,
İyi açın gözlerinizi,
Şans bir daha geri gelmeyecek,
Acele etmeyin konuşmakta,
Çark hala dönmekte
Ve kimse söylemiyor kimde topun duracağını
Simdi kaybeden
Sonra elbette kazanacak,
Çünkü zaman değişiyor.)

Come senators, congressmen
Please heed the call
Don't stand in the doorway
Don't block up the hall
For he that gets hurt
Will be he who has stalled
There's a battle outside
And it is ragin'.
It'll soon shake your windows
And rattle your walls
For the times they are a-changin'.
(Gelin senatörler, kongre üyeleri,
Kulak verin çağrıma.
Durmayın yolda
Tıkamayın koridoru,
Çünkü bugün incinen
Yarın koltukta olacak.
Dışarıda bir savaş var,
Ve kızışmakta.
Yakında pencerelerinizi sarsacak,
Ve duvarlarınız titretecek,
Çünkü zaman değişiyor.)

Come mothers and fathers
Throughout the land
And don't criticize
What you can't understand
Your sons and your daughters
Are beyond your command
Your old road is
Rapidly agin'.
Please get out of the new one
If you can't lend your hand
For the times they are a-changin'.
(Gelin anneler babalar ülkenin her bir yanından.
Ve eleştirmeyin anlayamadığınızı.
Oğullarınız, kızlarınız kontrolünüzden çıktılar.
Sizin eski yolunuz hızla yıpranıyor.
Lütfen çekilin yeni yoldan
Eğer uzatmayacaksanız ellerinizi.
Çünkü zaman değişiyor)

The line it is drawn
The curse it is cast
The slow one now
Will later be fast
As the present now
Will later be past
The order is
Rapidly fadin'.
And the first one now
Will later be last
For the times they are a-changin'.
(Çizgiler çekildi,
Lanetler okundu
Simdi yavaş olan sonra hızlanacak,
Simdi var olan yakında geçmişte kalacak,
Düzeniniz yitmekte alelacele,
Simdi en önde giden yakında sonuncu olacak
Çünkü zaman değişiyor.)

5. Bob Dylan - Hurricane

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

Hurricane
Kasırga (Rubin Hurricane Carter'a)

Pistol shots ring out in the barroom night
Enter patty valentine from the upper hall.
She sees the bartender in a pool of blood,
Cries out, "my god, they killed them all!"
Here comes the story of the hurricane,
The man the authorities came to blame
For somethin' that he never done.
Put in a prison cell, but one time he could-a been
The champion of the world.
(Gece bardan silah sesleri duyuldu
Üst salondan börekçi kız girdi içeri
Barmeni gördü havuzda kanlar içinde
Ağlayarak “aman tanrım, hepsini öldürdüler!”
İşte size kasırganın hikayesi
Otoriteler tarafından kınanan adam
Hiçbir zaman yapmayacağı bir şey yüzünden
Hapse atıldı, ki bir zamanlar
Dünya şampiyonu olmuştu...)

Three bodies lyin' there does patty see
And another man named bello, movin' around mysteriously.
"i didn't do it," he says, and he throws up his hands
"i was only robbin' the register, i hope you understand.
I saw them leavin'," he says, and he stops
"one of us had better call up the cops."
And so patty calls the cops
And they arrive on the scene with their red lights flashin'
In the hot new jersey night.
(Üç ceset uzanmış, börekçi gördü
Adı bello olan diğer adam, gizemlice geziniyordu
“ben yapmadım” dedi, ve ellerini kaldırdı
“ben robbinim” işte kimlik “anlamanızı umuyorum”
“onları çıkarken gördüm” dedi ve durdu
“bizden biri polisi aradı”
Ve börekçi aradı polisleri
Ve ulaştılar olay yerine kırmızı flaş ışıklarıyla,
Sıcak bir New Jersey gecesinde)

Meanwhile, far away in another part of town
Rubin carter and a couple of friends are drivin' around.
Number one contender for the middleweight crown
Had no idea what kinda shit was about to go down
When a cop pulled him over to the side of the road
Just like the time before and the time before that.
In paterson that's just the way things go.
If you're black you might as well not show up on the street
'less you wanna draw the heat.
(O sırada şehrin uzak bir yerinde
Rubin Carter birkaç arkadaşıyla geziniyordu arabayla
Orta siklet madalyalı gözde dövüşçünün
Ne tür bir pislik döndüğü hakkında hiçbir fikri yoktu
Polis onu yol kenarına çektiğinde
Bundan zaman ve zaman önceki gibi
Paterson’da işler böyle yürürdü.
Eğer siyahsan caddede böyle şov yapamazsın
Harareti yükseltmek istemiyorsan)

Alfred bello had a partner and he had a rap for the cops.
Him and arthur dexter bradley were just out prowlin' around
He said, "i saw two men runnin' out, they looked
like middleweights
They jumped into a white car with out-of-state plates."
And miss patty valentine just nodded her head.
Cop said, "wait a minute, boys, this one's not dead"
So they took him to the infirmary
And though this man could hardly see
They told him that he could identify the guilty men.
(Alfred Bello bir eş buldu ve yavaşça dokundu polise
O ve Arthur Dexter Bradley sinsice dolaşıyordu etrafta
Dedi “iki adam gördüm koşarken, orta siklete benziyorlardı”
Beyaz bir arabaya atladılar şehir dışına doğru gittiler
Ve börekçi kızda sadece başını salladı onayladı
Polis dedi “durun bi dakika çocuklar, bu ölmemiş”
Ve hastaneye götürdüler adamı
Buna rağmen adam zor görüyordu
Suçluların kimliğini saptayabileceğini söylediler)

Four in the mornin' and they haul rubin in,
Take him to the hospital and they bring him upstairs.
The wounded man looks up through his one dyin' eye
Says, "wha'd you bring him in here for? he ain't the guy!"
Yes, here's the story of the hurricane,
The man the authorities came to blame
For somethin' that he never done.
Put in a prison cell, but one time he could-a been
The champion of the world.
(Sabahın dördü, Rubin’i içeri tıktılar
Hastaneye getirdiler ve üst kata çıkardılar onu
Yaralı adam baktı ona doğru ölü gözlerle
Dedi “bunu niye getirdiniz buraya, bu o adam değil”
Evet, işte kasırganın hikayesi
Otoriteler tarafından kınanan adam
Hiçbir zaman yapmayacağı bir şey yüzünden
Hapse atıldı, ki bir zamanlar
Dünya şampiyonu olmuştu...)

Four months later, the ghettos are in flame,
Rubin's in south america, fightin' for his name
While arthur dexter bradley's still in the robbery game
And the cops are puttin' the screws to him, lookin' for
somebody to blame.
"remember that murder that happened in a bar?"
"remember you said you saw the getaway car?"
"you think you'd like to play ball with the law?"
"think it might-a been that fighter that you saw runnin' that night?"
"don't forget that you are white."
(Dört ay sonra, varoşlar ayaklandı
Rubin Güney Amerika’da, şanı için savaşıyor
Arthur Dexter Bradley hala soygun oyunundayken
Polisler kancayı ona taktı, suçlayacak birini ararlarken
“bardaki cinayet olayını hatırlıyor musun”
“arabayla uzaklaşırken gördüğünü söylediğini hatılıyor musun”
“adaletle oyun mu oynamak istediğini sanıyorsun”
“düşün! O gece kaçarken gördüğün bir dövüşçü olabilir miydi”
“unutma ki sen bir beyazsın”)

Arthur dexter bradley said, "i'm really not sure."
Cops said, "a poor boy like you could use a break
We got you for the motel job and we're talkin' to your friend bello
Now you don't wanta have to go back to jail, be a nice fellow.
You'll be doin' society a favor.
That sonofabitch is brave and gettin' braver.
We want to put his ass in stir
We want to pin this triple murder on him
He ain't no gentleman jim."
(Arthur Dexter Bradley dedi: “gerçekten emin değilim”
Polisler dedi: “senin gibi fakir bir çocuk kafasını kullanabilir
Sana bir motelde iş ayarlarız ve arkadaşın Bello ile konuştuk
Şimdi, hapse geri dönmek zorunda kalıp iyi bir adam olmak istemezsin.
Millet için çok iyi bir şey yapmış olacaksın
Bu orospu çocuğu cesur ve daha da cesurlaşıyor
Bunun kıçını hapse atmak istiyoruz
Bu üçlü cinayeti ona iğnelemek istiyoruz
O centilmen biri değil”)

Rubin could take a man out with just one punch
But he never did like to talk about it all that much.
It's my work, he'd say, and i do it for pay
And when it's over i'd just as soon go on my way
Up to some paradise
Where the trout streams flow and the air is nice
And ride a horse along a trail.
But then they took him to the jailhouse
Where they try to turn a man into a mouse.
(Rubin bir adamı tek bir yumrukla indirebilirdi
“ama o bundan bahsetmekten pek hoşlanmazdı.
Bu benim işim derdi, bunu para için yapıyorum
Ve şu iş bitsin sonra yoluma devam edeceğim
Cennete doğru
Akarsularda alabalıkların yetiştiği, havanın güzel olduğu
Ve patikalarda at süreceğim”
Ama sonra hapse attılar onu
İnsanların fareleştirilmeye çalışıldığı bir yere.)

All of rubin's cards were marked in advance
The trial was a pig-circus, he never had a chance.
The judge made rubin's witnesses drunkards from the slums
To the white folks who watched he was a revolutionary bum
And to the black folks he was just a crazy nigger.
No one doubted that he pulled the trigger.
And though they could not produce the gun,
The d.a. said he was the one who did the deed
And the all-white jury agreed.
(Rubin’e yapılacaklar önceden belirlenmişti
Çabası bir sirk domuzununki gibi, hiç şansı yoktu
Mahkeme Rubin’e tanık olarak varoşların ayyaşlarını gösterdi
Onun devrimci kıçını izleyen beyaz halkına karşı
Ve sadece manyak bir zenci olduğunu söyleyen siyah halkına.
Onun güvenilir olduğundan kimsenin şüphesi yoktu
Buna rağmen silah üretemeyeceklerdi
Hakim olayı gerçekleştireninin sadece o olduğunu söyledi
Ve tüm beyaz jüri onayladı)

Rubin carter was falsely tried.
The crime was murder "one," guess who testified?
Bello and bradley and they both baldly lied
And the newspapers, they all went along for the ride.
How can the life of such a man
Be in the palm of some fool's hand?
To see him obviously framed
Couldn't help but make me feel ashamed to live in a land
Where justice is a game.
(Rubin boşuna çabalıyordu
Suçun adı cinayetti ‘tek’, kim kanıtlayabilir diye düşündü
Bello ve Bradley ve tüm açıkça yalan söyleyenler
Ve bütün gazeteler, hepsi uzaklaştılar.
Bir adamın hayatı nasıl olabilirde
Birkaç ahmağın avcunun içinde olabilir?
Onu açıkça yalanladıklarını görmeye gittim
Yardım edemedim ama utandırdı beni
Adaletin bir oyun olduğu bir ülkede yaşamak)

Now all the criminals in their coats and their ties
Are free to drink martinis and watch the sun rise
While rubin sits like buddha in a ten-foot cell
An innocent man in a living hell.
That's the story of the hurricane,
But it won't be over till they clear his name
And give him back the time he's done.
Put in a prison cell, but one time he could-a been
The champion of the world.
(Şimdi bütün suçular ceketleri ve kravatlarıyla
Özgürler martinilerini içmek ve gün doğuşunu izlemeye
Rubin buda gibi oturuyor bir hücrede
Masum bir adam yaşıyor cehennemin içinde
İşte kasırganın hikayesi
Ancak bu burada bitmeyecek onlar onun adını temize çıkarana
Ve kaybettiği zamanı ona geri verene kadar
Hapse atıldı, ki bir zamanlar
Dünya şampiyonu olmuştu...)

6. Bob Dylan - Oxford Town

Şarkı Sözleri ve Çevirisi

Oxford Town, Oxford Town
(Oxford şehri, Oxford şehri)
Ev'rybody's got their hats bowed down
(Herkesin şapkaları boyun eğmiş)
The sun don't shine above the ground
(Güneş yere parlamıyor)
Ain't a-goin' down to Oxford Town.
(Oxford şehrine giden yok)

He went down to Oxford Town
(O Oxford şehrine gitti)
Guns and clubs followed him down
(Silahlar ve kulüpler onu takip etti)
All because his face was brown
(Sadece yüzü kahverengi olduğu için)
Better get away from Oxford Town.
(Oxford şehrinden kaçsa iyi olur)

Oxford Town around the bend
(Oxford şehri sınır etrafında)
He comes to the door, he couln't get in
(Kapıya geldi giremedi)
All because of the color of his skin
(Sadece derisinin rengi yüzünden)
What do you think about that, my frien' ?
(Buna ne diyorsun, arkadaşım?)

Me and my gal, my gal's son
(Ben ve arkadaşım, arkadaşımın oğlu)
We got met with a tear gas bomb
(Gaz bombasıyla beraber bir gözyaşıyla karşılaştık)
I don't even know why we come
(Neden buraya geldiğimizi bile bilmiyorum)
Goin' back where we come from.
(Geldiğimiz yere gidiyoruz)

Oxford Town in the afternoon
(Oxford şehri öğlen)
Ev'rybody singin' a sorrowful tune
(Herkes hüzünlü bir tonda şarkı söylüyor)
Two men died 'neath the Mississippi moon
(İki adam Mississippi ayında öldü)
Somebody better investigate soon.
(Biri yakında araştırsa iyi)

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
atahan-oz

Bob Dylan - A Hard Rain's A-Gonna Fall bu sarkı protest midir:)

suddendiet

Bob Dylan protest olmasın, aşık olsun :Sara söylesin :)

selim-turk

pokum daha güzel soyluyor

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

FriendsPolisSavaşShow tvWindows 8aşkolayoyun~only
Görüş Bildir