Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

3 Semavi Din'in İstanbul'da Bulunan 20 Kutsal Abidesi

 > -

Yüzyıllardır süregelen bir kültür harmanına sahip İstanbul. Ezan, çan ve hazzanın oluşturduğu bir harmoniye, Hilal'in, Haç'ın ve Davud Yıldızı'nın süslediği bir silüete sahip. 

Liste, İslam, Hıristiyanlık ve Museviliğin İstanbul'da bulunan kutsal abideleri hakkında bilgi vermek amacıyla hazırlanmıştır.

Kardeşliğimiz hiç bozulmasın,

Amin, Amen, Amein.

Kaynak: http://www.atlasturkey.com.tr/atlaskitap...

1. Ayasofya

Bizans tarihçilerine göre ilk Ayasofya, İmparator Büyük Konstantin’in oğlu Konstantinus tarafından 390 yılında yaptırıldı. Bazilika planlı olan ilk yapı ahşap malzemeyle yapılmıştı ve bütünüyle yandı. Bugünkü Ayasofya’nın yapımına ise 532 yılında İmparator Iustinianus zamanında başlandı ve 537’de ibadete açıldı. İki mimar birlikte çalıştı: Miletoslu İsidoros ve Trallesli Anthemios.

Ayasofya’nın 553, 557 ve 559 yıllarında yaşanan peşi peşine depremlerle kubbesinin yıkılan doğu kısmı mimar İsidoros tarafından onarıldı. Ancak 869 ve 986 yıllarında meydana gelen depremlerde büyük hasar görünce bir süre ibadete kapatıldı. Kapsamlı bir onarımdan geçerek mozaiklerle süslenen Ayasofya 13 Mayıs 994’te tekrar ibadete açıldı.

Ayasofya’nın Haçlı istilası sırasında Hıristiyanlarca yağma edilişi, kapılarının ve kaplamalarının altın sanılarak sökülüşü tarihe bir trajedi olarak geçti. Kilisedeki pek çok değerli eşya ve Hıristiyanların kutsallık atfettiği birçok nesne çalındı.

Depremler 14. yüzyılda da etkiledi Ayasofya’yı; 1317 ve 1346’da büyük kubbenin bir bölümünün çökmesiyle kilise tekrar ibadete kapatıldı. Halktan alınan özel vergilerle 1354 yılında tekrar onarılarak ibadete açılabildi. Bu Ayasofya’nın kilise olarak son kez ibadete açılış öyküsüydü.

Ayasofya, 1453 yılında İstanbul’un Türkler tarafından alınmasından bir hafta sonra, 1 Haziran 1453 günü camiye çevrildi. Bizans döneminde olduğu gibi Osmanlı döneminde de şehrin en büyüğü payesiyle birinci ibadet yeri unvanını korudu. Bundan sonra da çeşitli onarımlar gördü; anıtsal görkemi Türk çini ve hat sanatının örnekleriyle yeni bir değer kazandı. Yapılan eklemelerle mimari görünümü de zaman içinde epey değişti. Birçok Osmanlı sultanı Ayasofya’ya cami niteliği kazandıran eklemeler yaptı.

Kilise olarak 916 yıl Hıristiyanların kutsadığı Ayasofya 481 yıl boyunca da Müslümanların ibadetine sahne oldu. İstanbul’un tarihi değeri en yüksek mimari yapılarından Ayasofya 1934 Nisan’ında Atatürk’ün emriyle ibadete kapatıldı.

2. Arap Camii

Arapların 716-717 yılında kenti kuşatması sırasında yapıldığı rivayet ediliyor. Ancak adı bu kuşatmadan değil, 15. yüzyılda İspanya’dan göçe zorlanarak İstanbul’a gelip cami çevresine yerleşen Endülüs Araplarından geliyor. Bazı duvar kalıntılarından hareketle, Arap Camii'nin yerinde eskiden kilise olduğu tahmin ediliyor. Bu kalıntıların üzerine 13. yüzyılda Latinler tarafından San Paolo Kilisesi inşa edildi. Bu sırada Galata, İtalyan ticaret şehirlerinden Cenova’nın yönetimindeydi.

Papa XII. Gregorius’un 1407’de tamirine destek olduğu kilise, 14. yüzyılda burayı kullanan Dominiklerin bağlı bulunduğu azizin adını alarak San Domenico Kilisesi oldu.

İstanbul’un fethinden sonra 1475’te camiye çevrilen yapıya Galata Camii adı verildi. Dikdörtgen planlı caminin ahşap tavanını 22 sütun taşıyor. Mahfi l de sekiz ağaç sütuna dayanıyor. Mihrap duvarına bitişik, çan kulesini andıran dört köşe minare ve altından geçen dehliz caminin belirgin özellikleri arasında. Caminin duvarlarının kesme taş ve tuğla dizileriyle örüldüğü görülür. Camiyi, duvarlarında üç kat halindeki 70 pencere aydınlatıyor.

Cami 1734 yılında II. Mustafa’nın eşi ve I. Mahmut’un annesi Saliha Sultan tarafından, 1868 yılında II. Mahmut’un kızı Adile Sultan tarafından onartıldı. Adile Sultan onarımı sırasında bahçesine bir şadırvan yapıldı. Camide 1913 yılında yapılan onarım sırasında çıkarılan Latin mezar yazıtları İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne kaldırıldı.

Caminin son cemaat yeri 1913 yılındaki onarımda eklendi. Mihrap ve minberi mermerdir. Arka avlusundaki şadırvan sekiz mermer sütunlu, kubbeli bir yapı.

3. Fatih Camii

II. Mehmet (Fatih) tarafından 1463-1470 tarihleri arasında Mimar Atik Sinan’a yaptırılan Fatih Külliyesi cami, medrese, darüşşifa, tabhane, imaret, kervansaray, sübyan mektebi, kitaplık, hamam, Saraçlar Çarşısı, Deve Hanı ve türbelerden oluşuyordu.

Caminin yerinde Bizans dönemine ait Havariyun Kilisesi bulunuyordu. 1509, 1557, 1754 depremlerinde hasar görüp onarılan caminin kubbesi 1766 yılındaki büyük depremde tamamen çöktü, duvarları yıkıldı.

İlk Fatih Camii’nin ortada bir büyük kubbesi ve mihrap tarafında yarım kubbesi, yanlarda daha alçak üçer küçük kubbeli bölümleri bulunuyordu.

Günümüzdeki cami, ilk Fatih Camii ile aynı yerde, yeni bir plana göre Sultan III. Mustafa tarafından 1767- 1771 yılları arasında Mimar Mehmet Tahir’e yeniden yaptırıldı. Yeni cami de 1894 yılındaki depremde zarar görerek onarıldı.

Dört büyük mermer sütuna oturan 26 metre çaplı merkezi kubbeyi dört yarım kubbe, bunları da 12 serbest yarım kubbe ile dört küçük kubbe çevreliyor.

Üç kapıdan girilen iç bahçeyi son cemaat yeri ile birlikte 12’si somaki mermer, altısı kırmızı granit, toplam 18 sütun ve 22 revak çevreliyor. Avlunun ortasındaki, saçakları ve kubbesiyle alımlı şadırvan eski camiden kalma.

Kakma teknikli renkli taş işçiliğiyle dikkat çeken eski kapı, ilk Fatih Camii’nden günümüze ulaşan öğelerden biri. Son cemaat yerinin iki yanında yükselen ikişer şerefeli minarelerin kürsü ve pabuçları da ilk yapımdaki özgünlüğünü koruyor. İç avludaki kimi pencerelerin alınlıklarındaki çiniler de ilk camiden devşirilip kullanılan mimari öğeler arasında.

Külliyenin merkezini oluşturan camiyi, ortada dört ayağa dayanan büyük bir kubbe ile yanlara doğru da dört yarım kubbe örtüyor. Kare mekânın köşelerinde de ayrıca dört küçük kubbe daha var.

Fatih Camii’nin minareleri 19. yüzyıla kadar tek şerefeliydi. Bu tarihten sonra birer şerefe eklenen minareler iki şerefeli olarak uzatıldı. İç mekân barok tarzda kalemişleriyle süslü.

Klasik Osmanlı medreseleri planındaki medrese, revakların arkasına dizili odalar ve bir derslikten oluşuyor.

Son cemaat yerinin duvarındaki mermer yazıt, İstanbul’un fethine dair hadisi Hattat Demir Çelebi’nin yazısıyla günümüze taşıyor: “İstanbul mutlaka fethedilecek. Ne mutlu onu fethedecek askere ve o askerin emirine.”

II. Mehmet’in cenaze namazının bu camide kılınması; ilk Türkçe ezanın da 29 Ocak 1932’de burada okunmuş olması tarihe düşülen notlardan.

4. Süleymaniye Camii

Mimar Sinan’ın 1550-1557 yılları arasında, I. Süleyman’ın (Kanuni) emriyle yaptığı Süleymaniye Külliyesi mimarisi, ekonomik ve kültürel işleviyle klasik dönemin simgesidir adeta. Yaklaşık 60 dönümlük engebeli alan üzerinde, geometrik bir düzen içinde yerleştirilen yapılar; cami, medreseler, türbeler, türbedar dairesi, darülhadis, tıp medresesi, darüşşifa, bimarhane, darülkurra, sübyan mektebi, imaret, tabhane, han, hamam, kitaplık ve pek çok dükkândan oluşan koca bir semt gibidir. Ve bu semti günümüzde yarıya yakını kapalı 11 kapısı bulunan dış avlu olanca ferahlığıyla çevreliyor.

Süleymaniye Camii, Mimar Sinan’ın deyimiyle kendisinin ve Osmanlı mimarisinin “kalfalık dönemi”ni simgeliyor.

Caminin dikdörtgen planının merkezindeki kareye yakın, 63x68 metre ölçülerindeki ana mekânını 53 metre yükseklikte, 26 metre çapında merkezi kubbe örtüyor. Ana kubbeyi mihrap ve cümle kapısı önündeki iki yarım kubbe tamamlıyor. Bunlardan başka iki yanda beşer kubbecik daha görülür. Ana kubbenin kasnağına açılmış 32 pencere camiye gün ışığının girmesine olanak sağlıyor. Caminin toplam pencere sayısı ise 138. Kubbeyi taşıyan dört ayağın üçü Baalbek yıkıntılarından, Eski Saray’dan ve İskenderiye’den getirildi. Dördüncüsünün ise Fatih’teki Kıztaşı olduğu rivayet ediliyor. Yapıda Hipodrom’un sütunları da kullanıldı.

Merkezi kubbenin örttüğü iç avluya üç ayrı kapıdan girilebilir. Zeminine mermer döşenmiş olan iç avluyu 28 kubbeli revak çevreliyor. Mermer ve pembe granitten kubbeler 28 sütunun birbirine bağlandığı sivri kemerlere oturuyor. Mihrap ve minberin ince mermer işçiliğiyle göz kamaştırdığı camide mihrabın ayrıca 16. yüzyıl İznik çinileriyle taçlandırıldığı görülür.

Kapı ve pencere kanatlarındaki fi ldişi ve sedef kakma sanatının özgün örnekleri görülebilir. Yapı, dönemin usta hattatları Karahisari Ahmet Efendi ve Hasan Çelebi’nin yazılarıyla bezelidir.

Süleymaniye Camii’nin dört minaresinden ötekilere oranla epey kısa tutulmuş ikisi ikişer şerefeli ve iç avlunun ön cephesinde yer alıyor. Arka cephedeki uzun iki minare ise üçer şerefeli.

Caminin yapımı uzayınca ve tabii dedikodular ayyuka çıkınca hiddetlenen padişah inşaatın iki ay içinde bitirilmesini emreder. Bir anlamda Mimar Sinan’ın “kelle”si tehlikededir, cami istenilen sürede tamama erdirilince ise padişah, Sinan’ı onurlandırmak için elinde tuttuğu anahtarı mimara uzatarak “açılışı” onun yapmasını söyler.

I. Süleyman’ın cenaze namazının bu camide kılınması; minarelerinin “şifre”si tarihe düşülen notlardan. Dört minare I. Süleyman’ın İstanbul’un alınışından sonra dördüncü sultan olmasını; dört minaredeki toplam şerefe sayısının on ile sınırlanması ise I. Süleyman’ın onuncu Osmanlı sultanı olmasını simgeliyor.

5. Sultanahmet Camii

Sultan I. Ahmet tarafından yaptırılan, temelini 1609 yılında bizzat padişahın attığı Sultanahmet Camii 1617 yılında tamamlandı.

Mimarbaşı Mehmet Ağa’nın yönetiminde yapılan cami, klasik üslupta olmakla birlikte, getirdiği yeniliklerle de Osmanlı mimarisinde özgün bir yeri olmasıyla dikkat çekiyor.

Yapı topluluğu cami, hünkâr kasrı, sübyan mektepleri, medrese, arasta, darüşşifa, tabhane, imaret ve türbelerden oluşuyor. Günümüzde külliye bütünlüğü maalesef görülemiyor; bir bölümü yıkılmış ya da değişerek mimari özgünlüğünü yitirmiş.

Ayasofya ile karşı karşıya olan cami, 64x72 metre ölçülerinde ana mekânı, 43 metre yükseklikte, 33.6 metre çapındaki kubbesiyle, Ayasofya kadar görkemli. Köşelerde dört küçük kubbe yer alır.

İç avluyu, 26 sütuna dayanan 30 kubbenin örttüğü revaklar çevreliyor. Yapının öndeki ikisi ikişer şerefeli, arkadakiler üçer şerefeli olmak üzere altı minaresi var. Tunç kapılarının özgün maden işçiliği görülmeye değer.

Tüm duvarlar ak üstüne mavi, yeşil, al, fi ruze ve kara İznik çinileriyle kaplı. Mihrabın içindeki çiniler çiçek desenli. Altın yaldızlı minber geometrik geçmeli ve kabartmalı. Mermer döşemeli avlunun ortasındaki şadırvan kabartma rumi geçmelerle, lale ve karanfi l bezemeli.

“Bahti” takma adıyla şiirler de yazmış olan Sultan I. Ahmet, medresenin yanındaki türbede yatıyor. Türbesinin duvarları dıştan mermer kaplı, içten 17. yüzyıl çinileriyle bezeli. II. Osman, Kösem Sultan, IV. Murat ve çocukları da aynı türbede yatıyor.

6. Eyüp Sultan Camii

Eyüp Sultan Camii II. Mehmet’in (Fatih) İstanbul’u aldıktan sonra yaptırdığı ilk yapı topluluğu olması açısından önemli. Külliye 1458’de yapıldı. Külliye için burasının seçilmesinin nedeniyse Hz. Muhammed’in alemdarı Ebu Eyyub Ensari’nin bu civarda gömülü olduğunun tahmin edilmesi. Ebu Eyyub Ensari’nin kabri olarak bilinen yere, külliyenin yapımı sırasında bir de türbe yapıldı.

Külliye cami, türbe, medrese, imaret ve çifte hamamdan oluşuyordu. Günümüze ulaşan cami ise 1798-1800 yıllarında III. Selim zamanında barok üslupta yapıldı. Mimarı Uzun Hüseyin Ağa. Bu yenilenme sırasında, camiye 1724 yılında III. Murat döneminde eklenen minareler korundu.

Caminin ana mekânını ortadaki merkezi kubbe ve yanlardaki sekiz yarım kubbe örtüyor. Altısı yuvarlak, ikisi dört köşeli sekiz sütunun taşıdığı ana kubbenin çapı 17.50 metre. Dışa taşkın dört köşe mihrabın da yarım kubbeli olduğu görülür. Mihrabı barındıran dışındaki üç duvar, 24 sütun üzerine oturan bir balkon ile çevrili.

Caminin sağında ve solunda ikişer şerefeli iki minare yükseliyor.

Cami avlusunun yanlarında medrese odaları yer alıyor. İmaret kubbeli, iki büyük mekândan oluşuyor.

Dış bahçedeki çınarı II. Mehmet’in, iç bahçede, ortadaki çınarı ise Fatih’in öğretmeni Akşemsettin’in diktiğine inanılıyor. Çınar dört köşeli, III. Selim’in tuğraları ve çeşmelerle süslü bir parmaklıkla çevrili.

Eyüp Sultan Türbesi kufeki taşından, sekiz köşeli ve kubbeli olarak 1458’de yapıldı. Hz. Muhammed’in bayraktarı Eyyub Ensari, İstanbul’un Araplar tarafından kuşatılması sırasında, 672’de şehit düştü. Ensari’nin mezarını Fatih’in öğretmeni Akşemsettin’in bulduğu söylenir.

I. Ahmet tarafından 1607’de yapılan eklemelerle türbe genişletildi. Ortadaki sandukayı çevreleyen gümüş kafes ise 1793’te III. Selim tarafından yaptırıldı. Türbenin iç duvarlarını süsleyen ak, mavi çiniler ve vitraylı pencereler 16. yüzyılda eklendi. Çinilerin üstünü yazı kuşağı dolanıyor. Cami bunun dışında çevresinde birçok türbe barındırmasıyla da özellikle kutsal aylarda ve günlerde ziyaretçi akınına uğruyor. Bu çevredeki türbelerden bazılarını anmak gerekirse; Ferhat Paşa, Feridun Paşa Türbesi, Mehmet Paşa, Siyavuş Paşa, Pertev Mehmet Paşa, Sokollu Mehmet Paşa, Mustafa Bulak Paşa, Hüsrev Paşa, Mihrişah Sultan, Sultan Reşat türbeleri… 

Eyüp Sultan Camii’nin eski minareleri 1724’te yıkılarak yenilendi. Bunun nedeni, büyük camilerin minareleri arasına Ramazan ayında mahya takılmasını zorunlu kılan ve 1719’da buyurulan padişah fermanı idi. Tahta çıkan Osmanlı padişahlarının kılıç kuşanma törenlerinin Eyüp Sultan’da yapıldığı; camide kılınan ilk cuma namazında III. Selim’in de bulunduğu tarihe düşülen notlar arasında.

7. Ortaköy Camii

Bir adı da Büyük Mecidiye Camii.

Abdülmecit tarafından 1853 yılında Mimar Nigoğos Balyan’a yaptırılan cami Ortaköy İskelesi yanındadır.

Tek kubbeli, iki ince minareli, barok üsluptaki yapının duvarları ak kesme taştan, mihrap mozaik ve mermer, minberi somaki mermerden yapılmış. Caminin 1894 depreminde hasar alan minarelerinin petek ve külahı yeniden yapıldı.

Ortaköy Camii’nin denize doğru kaydığının saptanmasının ardından zemini 1960’tan sonra, 20 metre derine inen kazıklarla güçlendirildi. Bu güçlendirmede caminin beden duvarları boyunca karşılıklı 64 kazık ve 80 ton çimento şerbeti kullanıldı. Bu zemin güçlendirmesinin ardından 1984 yılında büyük bir yangın geçiren cami tekrar onarıldı.

Cami ana ibadet mekânı ve hünkâr kasrı olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Bir kenarı yaklaşık 12 metre olan, kare planlı ana mekânın kuzeyinde son cemaat yeri denebilecek küçük bir alan daha var.

Ana mekânı örten kubbenin kasnağında pencere görülmüyor, caminin gün ışığı gereksinimi beden duvarlarına açılan 20 pencereyle karşılanıyor.

8. Zülfaris Sinagogu

İstanbul'da Karaköy'de bulunan sinagog, Hahambaşılık kayıtlarında “Kal Kadoş Galata” adıyla geçen sinagogun Galata’da 17. yüzyıldan beri mevcut olduğu biliniyor. Sinagogun bugünkü binası 19. yüzyılda yapıldı. Sinagogun adı, bulunduğu sokağın eski adı olan “Zülfi Arus”tan geliyor. 1905, 1962 yılında iki önemli onarım geçiren Zülfaris Sinagogu 1978 sonuna doğru yalnız cumartesi günleri açık tutuluyordu.

Sinagog 1985 yılına kadar ibadete açık idiyse de, yörede ikamet eden Yahudi cemaatinin kalmaması üzerine bu tarihte kapandı. Bina, müze olarak düzenlenerek 25 Kasın 2001 tarihinde 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi adıyla hizmete girdi.

9. Aşkenaz Sinagogu

Avusturya kökenli Aşkenazlar tarafından 1900 yılında yaptırıldı. 

Sayıları binin altına düşen Aşkenaz ritine mensup Musevilerin, bir zamanlar İstanbul’da bulunan birkaç sinagogundan halen hizmette kalan tek sinagogdur. 

Avrupa stili cephesi ve Polonya etkili tahta pagoda stilindeki “ehal” ve “teva”sı ( dua kürsüsü) ile geleneksel Sefarad ve Romaniot sinagoglarından farklı bir görünüm arz eder. 

Sinagogda, Aşkenaz geleneklerine bağlı kalınarak “Bar Mitzvah”, düğün gibi dini törenlerin yapılmasına devam ediliyor.

10. Neve Şalom Sinagogu

Galata’da Büyükhendek Caddesi üzerindeki Neve Şalom Sinagogu 1951 yılında kuruldu. Adının kelime anlamı; “barış vahası”… 

Modern ve görkemli yapısında hizmet veren Neve Şalom, İstanbul’daki en büyük Sefarad sinagogu olma özelliği taşıyor. 

Sinagogda, şabat duaları dışında “Bar Mitzva”, düğün, “Brit-Mila” ve cenaze gibi dini törenler gerçekleştiriliyor. 

Neve Şalom Sinagogu’nun alt katında 1988 yılında kurulan “Neve Şalom Kültür Merkezi” bulunuyor. 

İstanbul Neve Şalom Sinagogu 15 Kasım 2003 tarihindeki bombalı terör saldırısıyla dünyanın gündemine oturmuştu.

11. Fener Rum Patrikhanesi

Haliç’te, Fener semtinde. Patrikhane sahille Bizans sur kalıntıları arasında uzanan dar, uzun arazi üzerine kuruludur.

Ortodoksların din merkezi olan Fener Rum Patrikhanesi’nin kilisesi 1600 yılından beri Aya Yorgi. Kilisenin içinde Ayia Efi - mia, Ayia Th eofanu ve Ayia Solomani isimli azizelerin kemiklerinin olduğu üç lahit var.

Çeşitli zamanlarda restore edilen kilise I. Ahmet döneminden başlayarak büyük yangınlar geçirdi ve onarıldı. Bu yangınlarda değerli birçok elyazması da yandı. Ancak kilise kütüphanesinin hâlâ büyük bir kısmı açılmamış zengin bir arşivi olduğuna inanılıyor.

Patrikhane kilisesi en son 1994 yılında restore edildi. Kiliseye girince ilk dikkat çeken objeler, altın varaklı çerçeveler içindeki ikonalar. Yan yana getirilen ikonalardan oluşan minber çevresinde doruğa ulaşıyor ikonaların görsel şöleni.

Ortodokslar açısından paha biçilemez değerdeki “patrik tahtı” kilisenin önemli hazinelerinden biri olsa gerek. Gerçi tahtın 1577 yılında başka bir kilise için yapıldığı geçiyor kayıtlarda ama şimdi burada.

Dini konulu bezemeleriyle tavan süslemeleri, ince işçiliğiyle dikkat çekiyor. Dünya üzerinde 13 tane olduğu söylenen “taşınabilir mozaik ikona”ların ikisinin Aya Yorgi Kilisesi’nde olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Ayrıca patrikhanenin içinde din adamlarının odaları, çalışma birimleri ve kütüphane yer alıyor. Buradaki binaların ahşap kısımları 1941 yılında büyük bir yangınla tamamen yandı. Şimdiki dört bloktan oluşan yapı 1987-1989 yılları arasında, eski Türk konağı stilinde yapıldı.

12. Sveti Stefan Bulgar Kilisesi

Balat ve Fener arasında. Haliç kıyısındaki kilisenin tamamı dökme demirdendir. Sveti Stefan Bulgar Kilisesi neogotik üslupta, yeşilimsi gri bir yapı. 

Girişte yapılış serüveninin anlatıldığı küçük bir levha görülür. İçi ve dışı, her parçası 1893-96 yıllarında Viyana’da dökülüp önce Tuna, sonra Karadeniz’den taşınarak İstanbul’a getirildi ve burada birleştirilerek 1898’de ibadete açıldı. 

Orta nefi altı, yan nefleri üç metre genişliğinde olan kilisenin dikdörtken planının güneybatısındaki 1.5 metrelik çıkıntı giriş bölümünü oluşturuyor. Kuzeydoğusundaki üç metrelik çıkıntıda ise apsis yer alıyor.

13. St Antuan Kilisesi

St. Antuan Kilisesi 1912 yılında inşa edildi. Mimarı İstanbul doğumlu Giulio Mongeri. 

Gömme ayaklarla sınırlanmış giriş cephesi, daha yüksek ana nef hizasında öne çıkan orta bölüm ve iki yan bölümden oluşuyor.

İstanbul’un en büyük kiliselerinden biri olmasının yanı sıra, cemaati en geniş Katolik kilisesi de St. Antuan. Geniş bir avlu içerisinde bulunan betonarme kilise İtalyan neogotik tarzının izlerini taşıyor. 

Kilisenin avlusuna, birbirine bir geçitle bağlanan iki apartman arasından giriliyor. Bu iki apartman da kiliseyle aynı adı taşıyor. Zira Antuan Apartmanları kiliseye gelir getirmesi amacıyla inşa edildi.

14. Küçük Ayasofya Camii

Bizans İmparatoru I. Jüstinyen ve karısı Theodora tarafından527-536 yılları arasında Aya Sergios ve Bachos Kilisesi adıyla yaptırılan kilise 1497'de sultan II. Beyazıt Topkapı Sarayı Darüssaade ağası Hüseyin Ağa döneminde Küçük Ayasofya Camii'ne çevrilmiştir.

Temelinde 3 metreye 1,8 metrelik blok taşlar kullanılmıştır. 8 köşeli ana kubbesi bulunmaktadır. İstanbul'un en eski Bizans Dönemi yapısı olarak bilinir. Bahçesinin güney kısmında 24 odalı geniş bir bahçesi ve ortasında şadırvanı olan Hüseyin Ağa Medresesi yer alır. Medrese Yesevi Vakfı tarafından restore edilmiş ve Türk el sanatlarının hizmetine verilmiştir. Yakınında Kesikbaş Hüseyin Ağa türbesi yer alır.

Yapı 1836 ve 1956 yıllarında iki onarım görmüş, muhtelif kurşun ve sıvaları yenilenmiş, tek minaresi önemli ölçüde onarılmıştır.

15. Kariye Müzesi

Kariye Kilisesi, 6. yüzyıla kadar giden bir geçmişe sahiptir. Günümüze ulaşmış hali Osmanlı döneminde ve 20. yüzyılin ikinci yarısında geçirdiği onarımların sonucudur. Daha önceleri kilise çevresinde, manastır kompleksi de ihtiva etmekteyken bu yapılar geçen zamana dayanamamışlardır.

İlk önce manastır olarak 534 yılında Justinianus döneminde Aziz Teodius tarafından yapılmıştır. 11. yüzyılda I. Aleksios’un kayınvalidesi Maria Dukaina tarafından yeniden inşa ettirilmiştir. 1204-1261 yıllarındaki Latin istilasinda harap olan manastır Teodor Metokhites tarafından 14. yüzyılda onarılmıştır. Dış narteks ve parekklesion bu dönemde yapıya eklenmiştir. 

Yapının önemi, Bizans İmparatorluğu'nun imparatorluk sarayı ve devlet idare merkezinin, Haliç kıyısında, surlara yakın bir yerde konumlanmış olan "Blackhernai Sarayı"na taşınmasıyla artmıştır. 1296’daki büyük depremden sağ olarak çıkmıştır. Bina Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden 50 yil kadar sonra 1511 yılında Sultan II. Beyazit sadrazamlarından olan Atik Ali Paşa tarafından camiye tevdi edilmiştir ve "Atik Ali Paşa Camii" veya "Kariye Camii" olarak anılagelmistir. Bu dönüştürme sırasında bu eski kilisenin duvaraları üzerinde bulunan mozayik ve freskler sıva ile kaplanmıştır. Fakat cami olarak yapıya sadece köşesindeki minare ve içerde güneydoğu köşesindeki mihrap eklenmiş ve yapinin orjinalliğinin korunmasına çalışılmıştır.

16. Aya Triada Kilisesi

Kilise geniş bir bahçe içinde, haç planlı, kubbeli ve kubbesinin her iki yanında birer çan kulesi bulunan, Bizans mimarisi ile modern mimarinin bir kompozisyonu biçiminde projelendirilmiştir. Kagir bir yapıdır. İstiklal Caddesi'nin girişinde bulunur. Narteksin sol tarafında bulunan yapının üstündeki kitabeden inşa tarihinin 14 Eylül 1880 olduğu anlaşılmaktadır. Kilisenin kubbeli olarak yapılmasına izin verilmiş olması da yapının Tanzimat sonrası dönemde inşa edildiğini gösterir; Osmanlı’da azınlık ibadethanelerine kubbe yapma yasağı kalktığı dönemde inşa edildiği için çok zarif bir kubbeye sahiptir. Mimarı, Vasilaki İoannidi Efendi'dir. Kilisenin yerinde daha önce ahşap bir yapı olan Ayios Yeoryios Kilisesi'nin bulunduğu ve bugünkü avlunun da mezarlık olduğuna ilişkin kayıtlar vardır.

Kilisenin kubbedi dört taşıyıcıyı bağlayan kemerler üzerindeki yüksek bir kasnağın üzerine oturtulmuştur. Kubbe kasnağında on iki pencere vardır, bu 12 pencere 12 havariye gönderme yapan mimari bir işarettir. Camekanlı bir dış cepheye sahip bulunan kilisenin zemini mermer döşelidir. Naosun iki yanındaki galeriler, bu mekandan dörder mermer sütun ve bu sütunlara oturtulmuş kemerlerle ayrılır. Galerilerin naosa bakan cephelerinde ikonlar yer almaktadır. Naosun doğusunda bulunan mermer ikonastasis dört küçük sütun ve kabartma tekniğinde motiflerle bezenmiştir. Yine kabartma tekniğinde bezenmiş olan ambon (İncil okuma yeri) mermerden, başrahip tahtı ise mermer ve oniksten inşa edilmişlerdir. Absise üç basamak mermer merdivenle çıkılır. Üst kattaki, kadınların ayini izlemeleri için yapılmış kısım kuzey yönünde inşa edilmiştir. Bu kısmın ön tarafında İsa'nın hayatıyla ilgili çeşitli tasvirler bulunmaktadır. Kubbeyi taşıyan kemerlerle, narteksin tavanı ve kemerleri renkli nakışlarla işlenmiştir.

17. Şehzade Camii

Şehzade Camii, İstanbul'un Fatih ilçesinde yer alan ve Mimar Sinan tarafından yapılan cami. I. Süleyman tarafından Saruhan Sancak Beyi iken 1543'te 22 yaşında ölen oğlu Mehmed adına yaptırılmıştır. Camiyi 1543-1548 yılları arasında Mimar Sinan'a yaptırttı. Mimar Sinan'ın çıraklık eserimdir dediği camidir.

18,42 metrelik kubbesi 4 büyük yarım kubbeye yaslanır. Şadırvan avlusu 12 sütunda 16 kubbelidir. İkişer şerefeli çift minaresi vardır.İmaret ve medrese, tabhane, türbeler cami bahçesinde ve arka sokaktadır.

Şehzade türbesinin içi rengarenk çinilerle doludur. Ortadaki sandukada Şehzade Mehmed, sağında Şehzade Cihangir yatar, solundaHümaşah Sultan. Şehzade türbesinin sol tarafında Rüstem Paşa'nın türbesi bulunur. Diğer şehzade türbeleri Vefa tarafındadır. Dış avluda Destari Mustafa Paşa'nın türbesi vardır.

18. Rüstem Paşa Camii

Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamlarından ve aynı zamanda kızı Mihrimah Sultan'ın kocası olan Damat Rüstem Paşa için 1561 yılında Mimar Sinan'a yaptırıldı. Caminin yerinde önce Halil Efendi Mescidi vardı. Bu mescidin yeri çukurda kaldığı için Mimar Sinan, mescidin altına dükkânlar yaparak bir subasman meydana getirdi. Rüstem Paşa Camii, mescidin yerinde kuruldu.

Camiye iki yandan merdivenle çıkılır. Planı dikdörtgendir, merkezi kubbe kemerlerle dört fil ayağına ve sütunlara oturur. Son cemaat yeri altı sütunlu ve beş kubbelidir. Önüne sonradan kemerler, sütunlar ve ahşap çatılı, saçaklı bir kısım eklendi. Rüstem Paşa Camii'nin kubbe eteklerine kadar her tarafı çinilerle kaplıdır. Özellikle lale motifli çiniler, Osmanlı çini sanatının en başarılı örneklerinden sayılır. Caminin şadırvanı sol taraftadır.

19. Galata Mevlevihanesi

İstanbul’un en eski Mevlevihanesi. Kulekapı Mevlevihanesi adıyla da anılan yapı külliye olarak 1491 yılında inşa edildi. III. Mustafa zamanındaki (1766) bir yangında hasar görüp yenilenen yapı, III. Selim ve Abdülmecit dönemlerinde de onarım geçirdi. Son onarımların etkisiyle 18. yüzyıl barok üslubunun gözlendiği yapı sekizgen planlı. Giriş kapısı üzerinde Sultan Abdülmecit’in 1853 tarihli onarım kitabesi görülüyor.

Külliye semahane, derviş hücreleri, şeyh dairesi, hünkâr mahfi li (padişahın namaz kıldığı bölüm), bacılar kısmı, kütüphane, sebil, muvakkithane, mutfak, türbeler, harize (mezarlık) bölümlerini bünyesinde toplamıştı. Günümüzde “semahane” bölümü müze olarak kullanılıyor.

Galata Mevlevihanesi 1925 yılına kadar etkinliğini sürdürdü. Müze düzenlemesiyle 1967-1972 yıllarında bakıma alınan yapı, 1975 yılında ziyarete açıldı.

Müzik gereçleriyle Mevlevi kültürüne ait eserlerin sergilendiği müzede ahşap kafeslerle ayrılmış üst kısımda kronolojik sıra ile Şeyh Galip, İsmail Ankaravi, Esrar ve Fasih Dede ile şair Leyla Hanım’a ait elyazması eserler var.

20. Yeni Cami

Yeni Cami ya da Valide Sultan Camiiİstanbul'da 1597 yılında Sultan III. Murat'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle temeli atılan ve 1663'te zamanın padişahı IV. Mehmet'in annesi Hatice Turhan Sultan'ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir.

Mimar Davut Ağa tarafından yapılmaya başlanmış, Mimar Dalgıç Ahmed Ağa devam ettirmiş ancak inşaatın başlangıcından 66 yıl sonra dönemin mimarbaşısı Mustafa Ağa tarafından IV. Mehmed zamanında bitirilebilmiştir.

Mimar Sinan'ın Şehzade Camii'nde ve Sedefkar Mimar Mehmed Ağa'nın Sultanahmet Camii'nde kullandığı kubbe planını tekrarlar. Ancak kubbenin piramidi andırır şekilde yükselmesi kendine has bir özelliktir.

Yeni Cami etrafında Valide Sultan Türbesi, sebil,Mısır Çarşısı arastası bulunmaktadır. Caminin mimari üslubu, kubbedeki yükseklik vurgusu ve yan cephe revaklarıdır.

backpackingistanbul.com

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
fatih-llilil

İstanbul iç mimarlık ofisleri içinde en başarılı bulduğum Team Proje: http://www.teamprj.com Özellikle ofis ve daire tasarımları çok iyi!

sinasi-yavuz

Süleymaniye?

ibr4aa

Şehzade Cami diye eklemiş olduğunuz fotoğrafta bir yanlışlık var . Fotoğrafta bulunan şadırvan Şehzade Camisinde yoktur bakarsanız doğrusuna göreceksiniz :))

cilgin_vezneci

çok güzel paylaşım ama nedense her paylaşımda yorum atan bazı kimseler henüz uğramamış.

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

AltınAvusturyaAyasofyaCihangirİspanyaİstanbulRengarenkŞehitSüleymaniye CamiiSultanahmet CamiiTerörTopkapı SarayıTürbeiçerde
Görüş Bildir