Türk Tarihi Hakkında Muhtemelen Sizin de Yanlış Bildiğiniz 10 Bilgi ve Doğruları

56PAYLAŞIM

Konu tarih olunca, bilinen yanlışlar çok büyük zararlara yol açabiliyor. O zaman bu bilgilere dikkat.

Hezarfen Ahmet Çelebi

Ne yazık ki Türk havacılığının simgelerinden olan Hezarfen Ahmet Çelebi'nin de gerçek bir karakter olup olmadığı konusu şaibelidir. Hezarfen Çelebi sadece Evliya Çelebi'nin Seyahatname adlı eserinde zikredilir. Fakat Evliya Çelebi'nin bu eserinde, havada cinlerin dövüş etmesi olayına şahit olduğu gibi kulağa gerçekçi gelmeyen bir çok hikaye de vardır.

Dönemin hiçbir Osmanlı kaynağında geçmediği ve resmi belgelerde de bu konuyla alakalı bir bilgi bulunmadığı için Hezarfen Ahmet Çelebi, gerçekliği tartışılır bir kişidir.

Ulubatlı Hasan

Ulubatlı Hasan herkesin duyduğu bir isimdir. İstanbul'un fethi sırasında Bizans burçlarına bayrağı ilk diken asker, olarak anılır. Fakat Ulubatlı Hasan'ın adına ve hikayesine dönemin Osmanlı ve Bizans kaynaklarında rastlanmamaktadır.
Ulubatlı Hasan, fetih sırasında Constantinople yani İstanbul'da bulunan Bizanslı tarihçi Francis'in yazdığı eserin orijinal nüshasında bulunmamaktadır.
Ulubatlı Hasan, fetihten çok sonraki tarihlerde Francis'in eserine geniş ilaveler yapan Melissinos tarafından yazılmıştır. 

Çoğu tarihçi Melissinos'un, kitabı ilgi çekici bir hale getirmek için Ulubatlı Hasan karakterini uydurduğunu savunmaktadır. Bir diğer yandan, fetih sırasında anlatıldığı gibi Fatih Sultan Mehmet'in koskoca ordunun içinden tek bir askeri fark edip 'kimdir bu yiğit ?' diye sorması da mantığa ters düşmektedir.

Netice olarak Ulubatlı Hasan, Türk tarihininde kendisine yer tutmuş isimlerden birisidir. Fakat bütün vatandaşlarımızın Ulubatlı Hasan'ın mitolojik bir karakter olduğunu bilmesi gerekmektedir.

Türk Tarihi M.Ö. 17.000'lere Kadar Uzanmaktadır

Bu iddiayı ortaya atanların Dünya Tarihi hakkında pek bilgiye sahip olmadıkları ortadadır. Bizim en eski medeniyet kabul ettiğimiz Sümerler bile M.Ö. 4000'lerde oluşmuş bir toplulukken, M.Ö. 17.000 tarihlerinde bir Türk teşkilatından bahsetmek olanaksızdır. 

Söz edilen M.Ö. 17.000 tarihi, üst paleolitik döneme girmekle beraber, bu dönemde dünya üzerinde herhangi bir devlete dair bilgimiz bulunmamaktadır. Bununla beraber, Türk tarihini belirleyecek olursak, Çin kaynaklarında M.Ö. 2255 tarihinde yapılan bir antlaşmadan söz edilmektedir. Bundan daha eskiye giden bir kanıt yoktur. Muhakkak ki Türk tarihi daha eskilere uzanıyor olabilir. Fakat M.Ö. 17.000 tarihlerinde oluşmuş herhangi bir devlet teşkilatlanmasından söz edemeyiz.

Çin'deki Türk Piramitleri

Bu iddia önce yabancı basında ortaya çıkmıştır. Daha sonra bizim ülkemizde yayılmıştır. Bakıldığı zaman, yanlış bilgiler en çok  da yine basın ve medya aracılığıyla yayılmaktadır. Bu piramitler hakkında söylenenler, bunların Türk Kağanlarının mezarları olduğu ve Çinlilerin bizim bu yapıtlarımızı gizlemek için bu piramitlere tepe görünümü verdikleri, şeklindedir.

Çin-Türk münasebetlerini ve İslam Öncesi Türk Tarihi konusunu ülkemizde en iyi bilen isimlerden Prof.Dr. Ahmet Taşağıl, bu konuya defalarca cevap vermiştir. Ahmet Taşağıl, bu yapıların piramit değil höyük olduğunu ve Çin imparatorlarına ait mezarlar olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Türklerin konargöçer yaşam tarzı sebebiyetiyle böyle devasa yapıları yapmasının mantıksız olduğunu, yapılmış olsa bile Türk tarihine ait birçok ögeyi muhafaza eden Çinlilerin bu yapıtları tahrip etmek bir yana dursun, bunları inceleyip çıkan arkeolojik eserleri sahipleneceğini söylemektedir.

Cengiz Han Türk'tür

Bu iddia, özellikle milli tarih anlayışını yanlış benimsemiş kimselerin ortaya attığı bir söylemdir. Bu iddia esasında, Cengiz Han çok büyük bir komutan olduğu için, onun bu savaşçılığını ve başarılarını Türk tarihine katmak isteyenler tarafından ortaya atılmaktadır. Buna karşılık Cengiz Han'ın Türk olabileceğine dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır.

Cengiz Han soyundan gelen ve sonradan Türkleşen birçok Moğol unsuru vardır. Buna en iyi örnek Cengiz'in torunlarının kurduğu Altın Orda Devletidir. Altın Orda devletini oluşturan Moğol unsurları, devletin hükmettiği alandaki nüfusun Türklerden oluşması sebebiyetiyle, Türk müesseselerinin birçok tesiri sonucunda zamanla tamamen Türkleşmişlerdir. 

Netice olarak Türklüğü benimseyen Moğol unsurları bulunmaktadır. Fakat Cengiz Han'ın Türk olduğunu söyleyemeyiz.

Mimar Sinan-Mihrimah Sultan Aşkı

Bu iddia, tarihte pek mümkün olmayan fakat üzerine romanlar bile yazılan bir konudur. Tarihçilerin çoğu, bunun gerçek bir hadise olmadığı konusunda birliktir. Bırakın padişahın kızına aşık olmayı, Mimar Sinan'ın Mihrimah Sultan'ı ulu orta bir yerde görebilmesi bile olası değildir. Mimar Sinan'ın aşkından dolayı Mihrimah Sultan Camiini bu kadar güzel yaptığı da doğru değildir. Zira Mimar Sinan'ın bütün eserleri aynı başarı seviyesindedir.

Atatürk'ün İbn Suud'a Gönderdiği Mektup

Bu iddiaya göre, İbn Suud, Hz.Peygamber'in mezarını yıktırmak isteyince, Atatürk 'böyle bir şeye teşebbüs ederseniz ordumla aşağıya inerim' söylemli bir mektup yazmıştır.

Bu iddiayı bir iktisat profesörü, arşivde bu mektubu gördüğünü söyleyerek ortaya atmıştır. Esasında böyle bir mektup arşivde hiç bulunamamıştır. Ondan ziyade İbn Suud, hiçbir zaman Hz.Muhammed'in mezarı, Hücre-i Saadet'i yıktırmaya teşebbüs etmemiştir.

Hilafet Aslında Kaldırılmadı, TBMM Üzerinde Birleştirildi

Bu söylem bizzat tarih öğretmenleri tarafından bile söylenen ve çok yanlış yorumlara sebebiyet verebilen bir söylemdir. Bu konu genellikle ''kanunda hilafet TBMM üzerinde mündemic oldu yazıyor. Yani halifelik kaldırılmadı, TBMM üzerinde birleştirildi'' söylemleriyle ele alınıyor. Bu söylem birtakım eksikliklere yol açtığı için yanlış anlaşılmaktadır. Bu cümle kanunun ilk maddesidir ve 3 Mart 1924 tarihli resmi gazetede aynen şu şekildedir:
Madde 1- Halife hal' edilmiştir. [kaldırılmıştır] Hilafet; hükumet ve cumhuriyet mana ve mefhumunda [kavramında] esasen mündemic olduğundan [içerisinde bulunduğundan] hilafet makamı mülgadır.[Kaldırılmıştır]

Burada da gördüğünüz gibi, halifeliğin 'TBMM üzerinde toplandığı' değil, 'Halifelik makamının zaten cumhuriyet ve hükumet içerisinde bulunduğu' söyleniyor.

Dolayısıyla, 'halifelik TBMM üzerinde olduğu için bugün TBMM birisini halife ilan edebilir' şeklindeki çıkarımlar çok hatalı ve yanlıştır.

Not: Fotoğraftaki yazıyı merak edenler olabilir.  'Hakimiyet Milletindir' yazmaktadır.

Theodor Herlz'in Sultan II.Abdülhamit'ten Toprak İstemesi

Çok sık anlatılan bu olaya göre, Siyonizm kurucusu Theodor Herzl, 1901 yılında Sultan II.Abdülhamit ile görüşerek Filistin topraklarına karşılık Osmanlı borçlarını ödemeyi teklif etmiş, Abdülhamit Han ise cevap olarak 'o topraklar şehit kanıyla alındı şehit kanıyla verilir' demiştir.

Bu iddia da tamamen yanlış olmayan fakat çarpıtılıp değiştirilen tarihi olaylardan birisidir. Evvela, o dönemlerde, makamı ne olursa olsun birisinin padişah huzuruna çıkıp böyle bir pazarlık teklifinde bulunması imkansızdır. Theodor Herzl siyonistlerin lideri olarak değil, bir gazeteci sıfatıyla padişahın huzuruna çıkmıştır. Görüşmede, bir toprak alım satımı veya borç ödenmesinin pazarlığı söz konusu değildir.

Lozan Antlaşması 2023 Yılında Sona Erecek

Bu iddia da Cumhuriyet Tarihi için ortaya atılan yanlış söylemlerden bir tanesidir. Genel amacı, Lozan Antlaşmasını değersizleştirmeye yöneliktir.
Bu iddiayı ortaya atanlar, Lozan Antlaşmasında bazı gizli maddelerin bulunduğunu ve bu maddelerin de 2023 yılında açıklanacağını söylemektedir.

Tamamen asılsız ve son yıllarda ortaya atılan bu iddianın hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Aynı zamanda bu iddia, Yakınçağ ve Cumhuriyet tarihçilerinin tümünün reddettiği bir söylemdir. Lozan Antlaşması içerisinde ne zaman biteceğine dair bir madde bulunmamakla birlikte, görüşmelerde tutulan zabıtlarda her şey kayıt altındadır ve hiçbir gizli antlaşma da söz konusu değildir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
musikisinas-vito

Bir tane de ben ekleyeyim: "Atatürk İngiliz ajanı olduğu için İngilizler İstanbul'dan tek kurşun atmadan çekildi çünkü Türkiye Cumhuriyeti sahip olduğu müddetçe İngilizler buraların hep sahibi olarak kalmaya devam edecekti".

musikisinas-vito

Olayın doğrusu ise şöyle: Lyold George Türkiye'ye tekrar savaş ilan etmek ve seferberlik ilan ederek yeniden asker toplama konusunda kararlıydı. O dönem Lyold George'un liderliğini yaptığı Liberal Parti ve Muhafazakar Parti iktidardaydı. İzmir'in işgalinden sonra Mustafa Kemal orduyu Çanakkale'ye gönderdi. Görüşmelerden netice alınamayınca da orduya ilerleme emri verdi. İngilizler tüm müttefikleriyle görüşüp yeniden topyekun savaşa ikna etmeye çalıştı ama bunu Fransızlar kesin bir dille reddettiler. Hatta Dışişleri Lord Curzon'un Fransızlar tarafından azarlandığı da iddia edilir. Öte yandan yıllardır süren savaşlar neticesinde İngiliz halkı da (üstelik travması atlatılamamış Çanakkale civarında) yeni bir savaş söylentisine olumsuz tepki gösterir.

musikisinas-vito

İngiliz Genelkurmayı da yeni bir savaşa karşıdır çünkü yeniden seferberlik ilan edip asker toplayıp boğazlara gönderilene kadar geçen sürede İstanbul'daki işgal birliklerinin uzun süre direnemeyip tamamen imha edileceğinden eminlerdir. Bu şartlar altında Muhafazakar Parti savaş yanlısı Lyold George hükümetinden desteğini çeker, hükümet düşer. Lyold George meşhur konuşmasını yaparak istifa eder. Ve 22 Mayıs 2021 itibariyle Liberal Parti hâlâ daha İngiltere'de bir daha iktidar yüzü göremez.

musikisinas-vito

Kısaca; Çanakkale Krizini bilmeyenleri "İngilizler tek kurşun atmadan çekildi çünkü Kamal (öyle diyor ya fesli delinin ve Fetöcü Mustafa'nın müritleri) İngiliz ajanıydı" diye kandırmak çok kolaydır. Ama okuyup araştıran zihinlere sökmez bu yalanlar. Merak edenler için İngiliz askeri arşivleri yakın tarihte paylaşıma açıldı. Bu arşivler içinde Çanakkale Krizi esnasında İngiliz işgal birlikleriyle İngiliz Genelkurmay'ı arasındaki telgraf yazışmaları da var. İngiliz birliklerin o süreçte savaş riski yüzünden nasıl buçukladığını oradan da görebilirsiniz.

aziz-turkalp

....Ayrıca Türkiye kurtuluş savaşını kazanmış,Ruslar bolşevik devrimini yapmıştı....Sonuçta İngiliz ordusu deplasmandaydı ve Türk orduları oldukça aktif konumdaydı.Yani ''seve seve'' gittiler...Sonuçta deplasmandalar...Birde ordu komutanı Atatürk...Sıçıverirler adamın ağzına...

musikisinas-vito

Aynen öyle. 4 yıldır omuz omuza savaştıkları müttefikleri de yorgun halkını yeni bir savaşa sokmak istemeyince yalnız kaldılar. İngiliz arşivlerine göre hazırlanan yeni savaş planında kendileri Anadolu'ya çıkarma yaparken Yunan ordusu da Trakya'dan girip İstanbul'daki İngiliz işgal birlikleriyle birleşeceği bir harekat planlanmıştı. Ama Eylül 1922'de Türk-Yunan Savaşından ve sonucundan rahatsız olan Yunan ordusu darbe yapınca İngilizlerin tekrar Yunanistan'ı kullanma şansı da kalmadı. O masaya oturmaya mecbur kaldılar. Eğer Türk Kurtuluş Mücadelesinin başında gerçekten bir İngiliz ajanı oturuyor olsaydı savaşın seyri de sonucu da, bugünkü harita da çok farklı olurdu. Sonuçta İngilizlerin bir dediğini ikiletmeyenlerin razı geldiği Sevr'i de gördük.

birinci-tekil-birey

Çoğu fesli yavşağın palavraları. Son yıllarda malum arkadaşlara tarih diye yutturuldu. Ayrıca Atatürk'ün yeni kurulmuş devletin yeni oluşumdaki silahlı kuvvetlerini arap toprağına göndermesi gibi mantıksız bir şey yapması hiç olası değil.

kisi

Sümer ilk devlet değil ki, ilk medeni devlet.

Görüş Bildir