Olan Psikolojiyi de Bozan 19. yy Psikiyatrisi Hakkında Depresyona Sokan 10 Gerçek!

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Psikoloji, insan davranışları ve zihinsel süreçleri ile bunların altında yatan nedenleri inceleyen ve araştıran bilim dalıdır. Yani bu tanımı okuyunca insan ruhsal durumunda bir iyileşme, bir rahatlama, bir huzur bulma hali bekliyor. Ne var ki
ruhsal hastalıkların tedavi süreci yakın bir geçmişe kadar karanlık ve ürkütücü hikayelerden başka bir şey değildi. Daha yolun başında olan psikoloji bilimi en deneysel yöntemleri uygulayıp, insan bedeni ve ruhunu türlü işkencelerden geçirerek onu “arınmış” kabul ediyordu.

Freud’un başlattığı çalışmalar sonrası günümüz psikolojisine ve psikiyatrik tedavilere ulaşabildik. Şimdilerde geride kalanları ürkütücü, korkunç ve dehşet verici olaylar olarak anımsıyoruz. “Allah bir daha o günleri yaşatmasın canım” diyerek sizleri psikolojinin karanlık geçmişinde kısa bir yolculuğa çıkarmak istiyoruz.

1. Zincire vurmak yerine bir alternatif: Manevi tedavi.

Rönesans ile başlayan ve hızla yayılan aydınlanma süreci, beraberinde çok ilginç tedavi yöntemlerini ve bakış açılarını da getirdi. O dönemlerde ruhsal bozukluğa sahip herkes deli olarak nitelendiriliyor, toplumdan dışlanıp insanlık dışı yöntemlere maruz bırakılıyordu. Bunlardan bazıları zincire vurmak, kan akıtmak ve elektrikli sandalyeye bağlamaktı. Fakat Rönesans ile rehabilite ve manevi destek ile tedavinin ilk ışıkları ortaya çıktı. Beraber yürüyüşler yapmak, sakin konuşmalar yapıp problemin köküne inmeyi denemek oldukça faydalı görülmüştü.

2. Allah düşmanımı bile düşürmesin denilen bir mekan: Tımarhane

19. yüzyılda modern yaşama adaptasyon, değişen dünya şartları, modernite derken pek çok insan psikolojik hastalıklarla boğuşur olmuştu. Tüm bu hastaları kontrol altına almak ve hepsi ile ilgilenebilmek adına korkunç deneylerin ve istismarın kol gezdiği barınaklar yapıldı. Görevli doktorlara pek karışılmayan bu kurumlarda yapılan deneyler ile ilgili yepyeni bir içerik yazmak gerekebilir. Zira insan insana bunu yapmamalı!

3. "Dostlar alışverişte görsün" tadında araştırmalar.

Yukarıdaki maddede belirtildiği üzere hasta sayısının bu kadar arttığı bir dal ile ilgili araştırmaların yapılması, daha derin öğretilerin oluşturulması gerekiyordu. Üniversitelerde yeni yeni bölümler açılmaya çalışırken akli sorunların genelde kaotik hayvanlarla, kötü ruhlarla ve dünya dışı varlıklarla temas sonucu olabileceği ihtimalleri üzerinde duruluyordu.

4. Fakirlerin yakınından bile geçemediği sinir hastalıkları.

Bugün sinir hastalıkları dediğimizde ne kadar da çok şey geliyor akla değil mi? Fakat orta çağda hiç de böyle değildi. Yüksek tansiyon, stres, saplantısal davranışlar gibi hastalıklar genelde ultra lüks, sadece soyluların gidebildiği bir çeşit sinir kliniğinde tedavi edilmeye çalışılıyordu. Bu tedaviler de genelde SPA’da vakit geçirmeyi ve terapi niteliğinde masajları bakımları içeriyordu. Yani bir nevi sinir hastalıklarına sahip olmak zengin işi ve isteyebileceğiniz bir şey haline getirilmişti.

5. Tek teşhisi mantıksızlık olan "sabit fikirlilik" yaklaşımı.

19. yüzyıl başlarında bilim dünyası psikoloji ile ilgili tüm hastalıklara mantıklı nedenler arıyordu. O dönemlerde sabit fikirliliğin ve mantıktan yoksun olmanın tüm bu hastalıklara yol açabileceğinde kanaat kılmışlardı. Yani sizin ne tür hastalığınız olursa olsun hıı bunda mantık eksik kaçmış ondan böyle kleptomanik deyip geçiştirilebiliyormuş.

6. Tarihteki ilk "cezai ehliyetim yok ki benim" vakası: M’Naghten Kuralları.

20 Ocak 1843’te İskoç esnaf Daniel M’Naghten, önceki yıllardaki işçi hakları eylemleri yüzünden cinayete kurban gideceğine inanıyordu. Bu durumdan kurtulmak için dönemin başbakanı Robert Peel’i öldürmeye karar kılan Daniel, yanlışlıkla başbakanı değil de sekreteri Edward Drummond’ı öldürüyor. Asıl olaylar zinciri ise sonrasında başlıyor. Mahkemede suçsuz olduğunu iddia eden M’Naghten, insani yanlarının delirdiğini, yukarıda belirttiğimiz sapkınlık derecesine varan monomaniasını da ifadesine ekleyiveriyor. Sonuç mu? Adam suçsuz ilan ediliyor!

7. The Opal, Bir Delinin Günlüğü

Manevi tedavi yöntemi çerçevesinde hastalara çeşitli imkanların tanındığı New York Utica Akıl Hastanesi, The Opal adında bir günlük oluşturmaya karar verir. 1850’de ilk sayısı çıkan dergi sadece hastane içerisinde dağıtılır. Belki de çok masum duran bu hareket, kısa süre içerisinde fabrikasyona kurban gitmiş, hastalardan daha da fazla yazmaları istenmiştir. 1860 yılında bu tip tedavi yöntemlerinin sonlandırılması ile derginin de yayın hayatı son buldu.

8. Hastaneden ziyade birer ölüm merkezi olan Hindistan akıl hastaneleri.

İngiltere’nin himayesi altında olan Hindistan’da da dünyanın her yanında olduğu gibi ruhsal rahatsızlıklar baş gösteriyordu. Yönetim buraya bir akıl hastanesi açtı ve başına R.F. Hutchinson adında bir doktoru koydu. Fakat tek kişinin yapabileceğinden çok ama çok daha fazla iş ve korkunç koşullar vardı bu hastanede. Zamanla sele kapılan binadaki hastalar oldukça zor şartlar altında kalmış, Hutchinson’ın tüm raporlarına rağmen hiçbir gelişme kaydedilememiş. Adeta akıl hastaları tedavi için toplanıp, ölümlerine terk edilmiş…

9. Araştırma sürecinde birçok insanın "başını" yakan bir alan: Frenoloji.

Kafatası bilimi de olarak bilinen Frenoloji, 19. yüzyılda giderek gelişen psikolojik araştırmalar ile kendini gösterdi. İnsan kafası üzerinde sınırları belirlenmiş ülkeler gibi ayrı ayrı bölgeler ve karakteristik özellikler çizilmiş karelere hepimiz rastlamışızdır. Gözlerin biraz üzeri algı, kulağın üst kısımları sübliminalite ve dikkat vs. vs. Ama bu bilimin asıl hipotezi insan karakterinin kafatası şekline bakılarak anlaşılabileceğidir. Buradan hareketle bazı hastalıkların teşhis ve tedavisi yapılabileceği de beraberinde geldi. Akabinde yapılan “deneylere” girmeyelim, içi sizi dışı bizi yakmasın.

10. Hindistan tımarhaneleri kötü de Boston’daki akıl hastaneleri çok mu iyi?

Tımarhanelerin amaçlarını ve sonunda ne hale geldiklerine ikinci maddede değindik. Ancak yapılan araştırmalarda özellikle Boston’daki hastanelerin içler acısı hali, bazı sosyal reformlara öncü olacak kadar kötüydü. Kafeslere, dolaplara, merdiven altlarına kapatılanlar mı ararsınız, zincirle işkence edilip, çırılçıplak kırbaçlananlar mı?

Bonus: Bir kahraman, Dorothea Lynde Dix.

Boston’daki durumu gören ve adeta şok yaşayan Dorothea Dix, hükümet tarafından davasına yardımcı olacak kişiler aramaya başlar. Sonrasında yeterli delilleri topladıktan sonra önergesini hazırlar ve yönetim kademelerine baskılarına başlar. Deli olarak nitelendirilen ve insanilikten oldukça uzak koşullarda “tedavi edilen” tüm hastalar için savaş verir Dorothea. 
Şartların bugünlere gelmesindeki belki de ilk adımları Dorothea atmıştır, ne koca yürekli bir kadınmışsın sen be!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

Başlıklar

BilimHindistanİngiltereSavaş
Görüş Bildir