Bölüm 4: Rolling Stone’a Göre Gelmiş Geçmiş En İyi 500 Albüm
Müzik dünyasının en kapsamlı arşivlerinden biri olan Rolling Stone listesini incelemeyi sürdürüyoruz! Serinin dördüncü bölümünde yine ilginç bir karışım bizi bekliyor. Bu listelerin en güzel yanı, bazen çok sevdiğiniz bir albümü hatırlatması ve bazen de gözünden kaçmış olabilecek bir işi önüne çıkarması. Lafı çok uzatmadan listeye dönelim ve sıralamada hangi albümlerin yer aldığına göz atalım!
470. Juvenile - 400 Degreez

Juvenile'ın o meşhur 'Ha' çıkışını yaptığı an rap dünyasında ibrenin yön değiştirdiği andı aslında. New Orleanslı rapçinin üçüncü albümü Mannie Fresh’in prodüksiyonuyla hip-hop’ın rotasını tamamen Güney’e çevirmesini sağladı. 'Back That Azz Up' ve 'Ha' gibi parçalar sadece o dönemi değil, aynı zamanda sonrasını da şekillendirdi. Albüm sadece kulüp hitlerinden ibaret değil. Juvenile’ın kendine has o tok sesi “Ghetto Children” gibi parçalarda işin içine blues havası da katıyor. Bugün pop müzikte hala duyduğumuz birçok sesin kökeni aslında bu albümdeki dokulara dayanıyor.
469. Manu Chao - Clandestino

Paris doğumlu ve İspanyol kökenli Manu Chao, 1998 tarihli bu ilk solo albümünde tam anlamıyla bir dünya vatandaşı portresi çiziyor. Albüme adını veren ve aslında belgesiz göçmenler için kullanılan 'Clandestino' kavramını sahiplenerek bu kitleye bir nevi selam gönderiyor. Barış ve özgürlük temalarını savunan Chao, diller ve müzik türleri arasında o kadar rahat geziniyor ki onu elinde akustik gitarıyla diyar diyar dolaşan dijital bir sokak müzisyeni gibi düşünmemek elde değil. Kendisi gibi göçebe ruhlar için yaptığı bu reggae - rock karışımı müzik hem hafif hem de samimi bir tada sahip.
468. The Rolling Stones - Some Girls

Grubun bu albüme neden 'Some Girls' adını verdiğini Keith Richards o kendine has umursamazlığıyla açıklamıştı: 'Çünkü isimlerini bir türlü hatırlayamadık.' Gerçekten de Stones'un üzerindeki ölü toprağını attığı ve bir o kadar da enerjisinin yeniden tavan yaptığı bir iş bu. Mick Jagger, New York sokaklarının o tekinsiz havasını ve dönemin disko etkileşimlerini 'Miss You' ve 'Shattered' gibi parçalara harika yediriyor. Albüm grubun ticari olarak en başarılı işi olsa da arka planda işler karışıktı. Keith'in yasal sorunları ve yaşam tarzı Jagger'ı o dönem epey çileden çıkarmıştı. Yine de Keith 'Before They Make Me Run' şarkısıyla duruşundan taviz vermeyeceğinin sinyallerini net bir şekilde veriyordu.
467. Maxwell - BLACKsummers’night

Maxwell’in ortalardan kaybolup hayranlarını tam sekiz yıl beklettiği o uzun aranın meyvesi. 2009’da geri döndüğünde bu albümün aslında bir üçlemenin ilk parçası olduğunu söylemişti. Beklendiğine değdiğini de ilk dinleyişte anlıyorsunuz. Prodüksiyon o eski stüdyo havasından çıkıp tamamen canlı enstrümanların konuştuğu daha organik bir yapıya bürünmüş. Özellikle 'Pretty Wings' şarkısı karmaşık bir ayrılık hikayesini o kadar zarif anlatıyor ki albüm sadece bir geri dönüş değil, Maxwell’in ustalığını ilan ettiği bir olgunluk dönemi eseri gibi.
466. Black Uhuru - Red

1981'de Bob Marley'nin ölümüyle boşluğa düşen reggae dünyası için 'Tamam da şimdi ne olacak?' sorusuna verilmiş en sert cevaplardan biri. Black Uhuru, 'Red' ile türü o bilindik olan yumuşak sahil havasından çıkarıp çok daha agresif ve modern bir tona taşıdı. Bunda tabii ki efsanevi ritim ikilisi Sly & Robbie’nin reggae türünü neredeyse rock müziği kadar sert tınlayan bir altyapıya oturtmasının payı büyük. Albüm türün 80'lerde hayatta kalmak için ne kadar evrilebileceğinin kanıtı gibiydi.
465. King Sunny Adé - The Best of the Classic Years

Nijeryalı Juju müziğinin ustası King Sunny Adé’nin henüz müzik endüstrisi tarafından yeni Bob Marley etiketiyle dünyaya pazarlanmadığı, 1967-1974 yıllarına odaklanan harika bir seçki. Gitar tonları o kadar sakin ve akıcı ki dinlerken hipnotize olmamak elde değil. Şarkıların süresi bazen 18 dakikayı bulsa bile (belki de sırf bu yüzden) sıkılmak bir yana, o ritmin içinde kaybolup gidiyorsunuz. Talking Heads ve Phish gibi grupların Adé’nin müziğini neden en büyük ilham kaynaklarından biri olarak gösterdiklerini bu albümle çok daha iyi anlıyorsunuz.
464. The Isley Brothers - 3 + 3

Zamanında Beatles'ı bile etkileyen o çekirdek üçlünün kabuk değiştirip altı kişilik dev bir kadroya dönüştüğü albüm. Bu genişleme sadece sayısal değil elbette. Grubu 70'lerin en sıkı funk ekiplerinden biri haline getiren asıl hamle bu. Özellikle 'That Lady' şarkısındaki gitar soloları dönemin çok ötesinde lazer gibi keskin tınlıyor. Sadece hareketli parçalar değil, beraberinde James Taylor'ın 'Don't Let Me Be Lonely Tonight'ını yorumlayış biçimleri grubun ileride R&B türünün kralı olacağının sinyallerini veriyor.
463. Laura Nyro - Eli & the 13th Confession

Laura Nyro’yu belli bir kategoriye sokmak her zaman zordu. Bir yanı içini döken bir ozan gibiydi çünkü. Diğer yanı ise tam bir soul müzik türünün divası idi. İkinci albümü, sanatçının içindeki bu iki farklı karakteri en iyi dengelediği işi olabilir. 'Eli’s Comin’' ve 'Stoned Soul Picnic' gibi parçalarda pop yeteneğini konuşturuyor ama albümün geri kalanı çok daha cesur. Sözlerde ve müzikte kendini hiç frenlemediği, o tutkulu ve biraz da gizemli havasıyla kendisinden sonra gelen ve kalıplara sığmayan pek çok kadın müzisyenin yolunu açtı.
462. The Flying Burrito Brothers - The Gilded Palace of Sin

Country rock tarihinin en kritik virajlarından biri diyebileceğimiz ve hatta Gram Parsons'ın o meşhur tabiriyle kozmik Amerikan müziği olan albümde sıra. Byrds grubundan kopan Parsons ve Chris Hillman'ın kurduğu ekip, üzerlerine geçirdikleri o cafcaflı Nudie takımlarıyla bile klasik country kalıplarının dışındaydı. Albümde Sneaky Pete Kleinow’un gitarı işin rengini değiştiriyor. Bob Dylan'ın bile zamanında 'Dinler dinlemez çarpıldım.' dediği bir kayıttan bahsediyoruz. Özellikle 'Sin City' şarkısında 60'ların Los Angeles'ının o günahkar karmaşasında yollarını kaybetmiş iki taşralı gencin hüznünü hissediyorsunuz. Hem inançlı hem de hippi ruhlu, garip ama çok çekici bir karışım.
461. Bon Iver - For Emma

Justin Vernon, Wisconsin ormanlarına kapandığında aslında tek derdi kendi yalnızlığı ve hüznüyle baş başa kalmaktı. Bir neslin folk müzik algısını kökünden değiştirmek gibi büyük bir planı yoktu tabii. Ama sonuç tam da bu oldu. Kendi imkanlarıyla kaydettiği, falsetto vokaller ve Auto-Tune ile bezeli bu ilk albüm özellikle 'Skinny Love' ile hafızalara kazındı. İşin en çarpıcı yanı ise Vernon’ın bu samimi kayıtlarının sadece indie dünyasında kalmayıp aynı zamanda Ed Sheeran'dan Kanye West'e kadar popüler müziğin devlerini bile etkileyen bir sese dönüşmesiydi. Charli xcx'i bile!
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!



Yorum Yazın