Ayşe Arman'a Konuşmak İstemeyen Ahmet Kural, Sıla Konusundaki Sessizliğini Başka Bir Röportajla Bozdu!

-
Abone ol

Ahmet Kural, Ayşe Arman'a röportaj vermek istememişti. Bugün, sessizliğini başka bir röportajla bozdu!

Biz de sizler için dikkat çeken detayları derledik...

Kaynak: https://www.sabah.com.tr/magazin/2019/01...

Bildiğiniz üzere Sıla, Ayşe Arman'a verdiği röportajda Ahmet Kural ile arasında geçen her şeyi anlatmıştı...

Sıla, Ayşe Arman'a Her Şeyi Anlattı! Ahmet Kural ile Aralarında Yaşanan ve Herkesin Merak Ettiği Detaylar - onedio.com
Sıla, Ayşe Arman'a Her Şeyi Anlattı! Ahmet Kural ile Aralarında Yaşanan ve Herkesin Merak Ettiği Detaylar - onedio.com

Bu röportajın ardından Ahmet Kural ile de konuşmak isteyen Ayşe Arman, veto yemişti...

Ahmet Kural Ayşe Arman'ın Röportaj İsteğine Instagram'dan Yanıt Verdi - onedio.com
Ahmet Kural Ayşe Arman'ın Röportaj İsteğine Instagram'dan Yanıt Verdi - onedio.com

İşte Ahmet Kural, sessizliğini Sabah Gazetesi köşe yazarlarından Ömer Karahan ile bozdu!

Verdiği röportajın dikkat çeken detaylarına gelin hep birlikte bakalım!

"Sıla Gençoğlu ile birbirinize aşık olma hikayenizden başlayalım o halde... Sizin, Gençoğlu'na baktığınız fotoğraf çok konuşulmuştu. O fotoğraflarda göründüğünüz kadar aşık mıydınız?"

Aşıktım tabii ki... Ben, içi dışı bir insanım. Ve aşka gerçekten inanıyorum. Bir insanla yakınlaşıyorsunuz ve zamanla her şey duruyor. Hiçbir şeyi gözünüz görmüyor. Karşınızdaki insanla mutlu olmak ve onu mutlu etmek istiyorsunuz. Zaman geçtikçe birlikte yaşamayı, yaşlanmayı istiyorsunuz ve aile kurma hayalleri kuruyorsunuz. Benim aşkım da o anlamda çok büyüktü. Ama önemli olan, insanın kimliğine ve kişiliğine saygıdır. Onlar aşkı sürdürülebilir kılıyor. Ve olmayınca da o aşk devam etmiyor ne yazık ki. Önce içten bakmanızın karşı taraf için anlamı gidiyor, sonra da başka şeyler olduğunu anlıyorsunuz.

"Peki neler değişti?"

Aşk yetmedi bize. Birlikte olmak, kendimiz olmak yetemedi. Hayat görüşüm, arkadaşlarım, inandığım şeylerin bir anda kıymetsiz, anlamsız görüldüğünün farkına vardım. Aslında çok sevseniz de kültürel anlamda bir yol ayrımı başlar ya; o anda sizden 'ben' olmaktan vazgeçmeniz, başka biri olmanız beklenir. İşte yaşanan tam anlamıyla buydu. Ben de bunları hissetmeye başlayınca her iki taraf da üzülmeden ilişkiyi bitirmek istedim.

"Ama Gençoğlu ile bir kere daha birlikte olmayı denediniz..."

Evet, neyse ki bu süreçte yeniden birlikte olmak isteyenin kim olduğu anlaşıldı en azından. Şöyle düşünün; tokat atan, dayak atan ve öfkesini kontrol edemeyen bir adam profili sunulmaya çalışılıyor bugün. Yeniden birlikte olma sürecinde araya insanların girdiği, ısrarcı bir şekilde mesajlar atılan, şarkılar yazılan adam bugün yerden yere vuruluyor. Bu fazlasıyla tutarsız değil mi? İnsanların bilmediği birçok ayrılığımız oldu bizim. Belki de bu son şansımızdı. Ben aşıktım ama bir tek soru işareti vardı aklımda. Yeniden ilişkiye başlamadan önce de açık açık "Benden sonra olan beni ilgilendirmez ama varsa böyle bir ilişkin, başlamayalım" diye sordum. "Hayır" cevabını alınca, çok mutlu oldum. Çünkü bana göre yeniden başlayacak aşk, yalansız ve riyasız olmalıydı. Ben de ciddi düşünüyordum. Ailemle tanıştırdığım, evlenmek için plan yaptığım bir insana güvendim. İki zaman aralığında söylediklerine ve yaptıklarına bakıyorum. Vicdanım rahat bir şekilde şunu söyleyebilirim; benim tedaviye ihtiyacımın olmadığı kesin. Ve evet, onunki gerçekten aşk değilmiş.

"Gençoğlu 'Olaydan beş dakika önce evlilik ve çocuktan konuşuyorduk. Nasıl oldu da bir anda bu duruma gelindi anlamadım' dedi. Olay sonrası Okan Can Yantır'ın adı geçmişti..."

Bu cümle benim ifademde var. Detaylıca ve bütün gerçekliği ile anlattım olanları. Dikkat ederseniz, karşı taraf her şeyi söylüyor, her şeyi iddia ediyor ama bu tartışmanın neden çıktığını bir türlü söylemiyor. Sanki ben bir anda hiddetlenmişim, beş dakika önce güzel güzel konuşurken öfkemi kaybetmişim gibi sunuluyor. O mutfakta laf lafı açtı ve konu, ayrıldığımız döneme geldi. Evet güzel güzel konuşuyorduk. Ben aile kurmak istediğimi, hatta biraz önce de anne-babamın yanından geldiğimizi söyledim. Birkaç kere sorduğumda farklı cevaplar verdiği için yine sordum, "Ayrıldıktan sonra bu kişiyle bir ilişkin oldu mu?" diye. Bana "Evet, canını acıtmak için oldu" dedi. O öfke diye anlatılan şey aslında hayatım boyunca uğradığım en büyük hayal kırıklıklarından ve acılardan biriydi. Güvendiğin ve aşık olduğun kişinin seni gerçekten sevmediğini anladığım andı. Öncesi var mıydı, yok muydu sorgulamadım bile. Esas konu; bana deliler gibi aşık olduğunu söyleyen bir insanın, ayrılır ayrılmaz başka bir ilişkiye başlaması ve yeniden bir araya gelmeye başladığımızda bunu bilerek saklamasıydı. İnandığım aşkın karşılığının olmadığını anladım. Sonrasında ondan evden gitmesini istedim. Karşılıklı bir münakaşa yaşadık. Gerçekten birçok çiftin yaşadığı türden sert bir tartışma...

"Gerçekten o gece Gençoğlu'nun iddia ettiği gibi mi yaşandı?"

Şunu çok büyük açık yüreklilikle ve net olarak söylüyorum ki, ben kimseyi darp etmedim. Hep aynı şeyi söyledim; karşılıklı bir münakaşa oldu. Bunu bile öyle bir hale getirdiler ki; 'Evet, darbı kabul etti, açık açık söyledi, hatta özür bile diledi' diye. Benim her zaman doğruyu söyleyecek cesaretim vardır. Ben, sevgi dolu, güzel bir ailede büyüdüm. İlişkilerini uluorta konuşmaktan rahatsız olan biri olarak, bu şekilde anılmaktan çok rahatsız oldum. "Ne olursa olsun, böyle bir olayın bir tarafı olduğum için, başta Sıla olmak üzere tüm kadınlardan özür diliyorum" dedim. Böyle bir olayla anıldığım, böyle bir olayın tarafı olduğum için özür diledim. Bu çok insani ve normal bir şey. Kadına şiddet gibi bir konu ile adımın anılmasından üzgün olduğumu belirttim.

"Gençoğlu ilişkinin başında da şiddet yaşandığını ve öfke kontrolünüzün olmadığını iddia etti. Tüm Türkiye'yi güldüren Ahmet Kural bu kadar kötü mü?"

Bu nasıl tek taraflı bir referans kaynağıdır anlamıyorum. Onlarca oyuncu arkadaşımla, set çalışanı ile aylarca birlikte çalışmışım. Yıllardan beri avukatım kadın, menajerim kadın. Bir kız kardeşle büyümüşüm. Aşırı alkol alan biri gibi anlatılıyorum. Evet, içen her insan kadar alkol alıyordum, hatta onu da yok denecek kadar azalttım. Bugün, "Seni bitireceğim" diyen bir insan çıkıyor ve "Alkol alınca öfke kontrol problemi yaşıyor" diyor. Çevremdekilerin ve beni tanıyan insanların ne dediği ve benim için ne düşündükleri önemli. Karalamanın sebebini anlamak için tüm bu yaşanan sürece bakmak lazım. Bu ilişkinin bitiş sebebi, neden bittiği, karşı tarafın insanlara çizmeye çalıştığı profil, kazanımlar, kayıplar hepsi değerlendirilmiş. 'En çok bağıran, en haklıdır' anlayışının doğru olduğunu zannediyor olabilirler ama bu böyle değil. Bu da yavaş yavaş, çok net ortaya çıkıyor.

"Bugüne kadar Gençoğlu'nu hiçbir polemiğin içinde görmedik. Bu iddiaları neden ortaya atmış olsun ki?"

Bugüne kadar beni de göz önünde yaşanan bir ilişkinin içinde görmediniz. İlk ayrıldığımızda bile 'Önce ben ayrıldım ve terk ettim' algısı oluşturan insan, daha sonra 'Yeniden ben istedim ve bir araya geldik' algısı yaratıyor. Ve sonunda bunlar yaşanıyor. Bu benim için bir ilkti belki ama bu süreçte başkalarının yaşadığı o kadar benzer hikaye dinledim ki... Bu tartışmanın neden çıktığının hiç konuşulmaması, o gece kendisinin de alkollü olduğunun söylenmemesi veya ilişki öncesi ve sonrası gelinen durumların üstünün örtülmeye çalışılması çok ilginç. Kötü bir niyet var ortada, tek konuşulan Ahmet Kural olsun ve abartılı bir şekilde olsun. Konu kadına şiddet değil. Yalan burada başladığı için geri dönemiyor belki de.

"İlk ayrılığınıza bir tokat atma olayının sebep olduğu gündeme geldi. Doğru mu bu?"

Bugüne kadar o kadar çok iddia atıldı ki ortaya. Öyle olsa, ilk ayrılıkta bu ilişkiyi bitiren taraf ben olmazdım, ilişkiyi noktalayan karşı taraf olurdu. İlk ayrılıktan sonra bu tokat olayı konuşulurken, kendisinin filmimizle ilgili sosyal medya beğenileri konuşulmuştu hatırlarsınız. Hatta, bu tokat olayı ona sorulduğunda, kesinlikle böyle bir şeyin olmadığını söylemişti. Bugünlerde ise her şey bambaşka bir şekilde sunuluyor. Geçmişte yapmadığım şeyler, şimdi kişisel bir öfke ile ortaya atılıyor. Bazen 'Bu anlatılan ben miyim?' diyorum. Gerçekten birini şeytanlaştırarak kendinizi melek yapamazsınız. Tek tesellim; insanlar, bu abartılı saldırgan durumun farkına varıyor, 'Bu işte bir terslik var' diyor.

"Ayrılık sonrası neden size yöneltilen iddiaların doğru olmadığını anlatmaya çalışmadınız?"

Ben bu röportaja kadar hiçbir ilişkim hakkında konuşmadım. Onca şey yaşandı, ağzımı açıp bir şey demedim. Çünkü ben ne olursa olsun karşımdaki insana saygı duyarım. Bu ikimizin özeli diye bakarım. Belki de şu an bunun bedelini ödüyorum ama konuşmadığım için de hiç pişman değilim. Benimle ilgili daha önce de birtakım iddialarda bulunan insanlar oldu. O zaman da, bu iddialarla ilgili yasal işlem başlatacakken, onları rencide etmek istemedim, sustum. Polemiklerle, tartışmalarla gündemde yer almak asla istemedim. Benim gerçekten çok sevdiğim bir işim, hayatım ve sevdiğim insanlar var. Bu sevgiyi kazanmak için çok emek verdik. Böyle düşünürken bir insanın başına gelebilecek en büyük ve haksız bir linçle karşı karşıya kaldım. İlk günden beri aynı şeyi söyledim; "Benden kötü tek bir söz duymayacaksınız" diye. Ancak iş o kadar çığırından çıktı ve o kadar kişisel hesaplaşmaya döndü ki, konuşmak zorunda kaldım. Ama yine de kötü bir söz duyamayacaksınız.

"Üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen hâlâ 45 dakika sürdüğü iddia edilen darp olayı konuşuluyor. Hakkınızda böyle bir algı yaratılmaya çalışılmasının sebebi ne?"

Olayın basına yansıdığı günleri hatırlayın. Adliye çıkışı bir anda magazin muhabirleri, yapılan açıklamalar... Olay, öyle bir şekilde sunuldu ki, değil bir kadın, bir erkek bile ilk başta 'Ne oluyor?' dedi çünkü konu hassas; kadına şiddet. Bu, ülkede yaşayan kadınların gerçekten en büyük problemlerinden biri. Bu şekilde sunulunca, tabii bana doğal olarak toplumsal linç başladı. Olayın değil, konunun hassasiyeti; insanların bir anda düşünmeden öfkelenmelerine sebep oldu. O gün benim aleyhime açıklama yapan arkadaşlarımdan bazıları bugünlerde beni arıyor ve konunun hassasiyeti ile tek taraflı açıklama yaptıkları için benden özür diliyor. Unutmayın; ilk başta 45 dakika hunharca ve acımasızca şiddetle başlandı, kül tablası ile darp iddiası ile devam edildi, sırtta vazo kırdığım bile söylendi. Sonra bunların olmadığı ortaya çıkınca sessizlik oldu. Benim ifademden sonra da bir sessizlik oldu. Dava açılınca, yeniden en başa sarıldı her şey. Şiddetin adı bir anda 'dayak' oldu. Bunun tek bir sebebi var; atılan bu büyük adımdan geri dönememe hali. İntikam alma duygusuyla topyekun bu adamı nasıl yok ederiz diye yola çıkılmış. İlişkinin, bilinmesi istenmeyen gerçeklerle bittiğinin üstünü örtme çabası var. Ben de şimdi düşününce gerçekten daha iyi anlıyorum bazı şeyleri.

"'Bazı dersler çıkardım, bunların gereğine odaklanacağım" demiştiniz. Neler yapıyorsunuz?"

Hayatta her yaşananın, her olayın veya her mesleğin size ödettiği bir bedel var. İyi nasıl kabulse, bunu da kabul ediyorum. Ama bu dönemde gördüm ki; bundan sonra kendim, sevdiklerim ve insanlar için yapabileceğim çok şey var. Artık önceliklerim değişti. Daha dingin ve daha ortak faydaya odaklanmış bir hayat planlıyorum bundan sonrası için. Kendime bir yol haritası çiziyorum ve bunu da yaşamaya başladım. Biz, Cem Yılmaz'ın verdiği ilk destekle bu noktalara geldik. Aynı desteği gençlere vermek, insanlara ve sevdiklerime daha fazla zaman ayırmak istiyorum.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
Gizli Kullanıcı

olaya mantıken bakmak lazım. Bir erkek bir adını 45 dakika darp ederse o kadının aylarca hastaneden çıkmaması lazım. Bu olaydan tek bir şey çıkarıyorum iki sevgili alkol alıp kavga etmişler kadın zaten yalvar yakar birlikte olmuş adamla. Hırs yapmış anlayacağınız. bu demek değildir ki şiddeti onaylıyorum. Lakin sıla da az değil ziynet salinin kolunu kırmaya kadar şiddeti ilerletmiş bir kadın. Kimbilir Ahmet kurala nasıl saldırdı.

theragnar

sıla intikam peşinde nedense, ahmet kuralın suçlu olduğunu zannetmiyorum

alf

Zengin hayatlar boktan örnek insanlar. çüke sürülmez ikisi de..

sakire-cay-yok

Kadına şiddete son derece karşıyım fakat bu davada en başından beri Ahmet Kural'ın suçsuz olduğunu düşünüyorum.

murat-hakli

kadına şiddet uygulayan erkekler de var, kadına şiddeti suistimal eden kadınlar da var. herkes hakettiğini yaşar. kimse "niye başıma böyle bir şey geldi" demesin. her şey senin seçiminin sonucu!

Görüş Bildir