“Alt Tarafı Espri” Değil, “Kara Mizah” Hiç Değil
Kıvılcım Kıran X gönderisinde: “İnsanlar bayağı, cinsiyetçi, saldırgan buldukları bir şeye gülüp geçmeme ve tepki gösterme hakkını kullanabilirler.” demişti. Haklı. İşte ben de tam olarak o hakkımı kullanıyorum şimdi.
Cem Yılmaz’ın 38 yaşındaki kadınlarla ilgili esprisi, ilk bakışta tanıdık olan
“Alt tarafı şaka, bu kadar büyütmeyin.” refleksini tetikledi. Bu cümle Türkiye’de neredeyse otomatikleşmiş bir savunma mekanizması. Hatta aile içi ilişkilerde, okuldaki akran zorbalıklarında da. Ne zaman bir söz rahatsız edici bulunur, ne zaman bir espri belli bir grubu hedef alır, ne zaman biri “dur, burada bir sorun var” derse cevap hazırdır: Şaka ya bu şaka.
Linç kültürünü sevmem, hizmet etmek de istemem ama yanlışa da yanlış demek gerekiyor. Bu tepkinin linçten farkını biraz sosyolojik, biraz antropolojik, gücümün yettiğince de iletişim psikolojisi bağlamında açıklamaya çalışacağım.
Niye Biz Bazı Alınganlar Bu Şakaya Alındık?

İletişim bilimi bize şunu söyler: Bir sözün etkisini belirleyen şey, niyetten çok bağlamdır. Şaka; eşitler arasında, ortak bir zeminde yapıldığında rahatlatıcıdır. Ama güç ilişkilerinin olduğu yerde, şaka çoğu zaman mesaj taşır. Bu bağlamda Cem Yılmaz’ın esprisi, tek başına bir şaka cümlesi değildir. Yıllardır tekrar eden bir anlatının yeni versiyonudur. Nedir bu anlatı? Kadın yaş aldıkça sorun olurken erkeklerin geç olgunlaştığı inancıyla yaş almalarının karizmatik bulunmasına dair inanç, kadının değerinin gençliği ve güzelliği ile ölçüşmesi ve kadın üzerinden dil ile yeniden üretilen birçok anlatı…
Antropolojik açıdan yaş, biyolojik bir veri olmaktan çok kültürel bir semboldür. Batı-merkezli modern toplumlarda kadın bedeni, doğurganlık, çekicilik ve “tazelik” üzerinden kodlanır. Biz batı merkezli modern toplum muyuz bilemedim ama bu şekilde kodlandığını açıkça görebiliyorum. Üstelik kadına karşı herhangi bir söylemin şiddet olarak kodlanabileceği de açık yara dolu bir toplumsal yapı içinde yaşıyoruz.
Ama O da Kendisiyle Dalga Geçiyor Savunması
Bu da sık duyduğumuz bir argüman. Evet, Cem Yılmaz zaman zaman kendisiyle de dalga geçiyor. Ama burada kritik bir fark var: Gücü olanın kendisiyle dalga geçmesi, gücü olmayanın üzerinden yapılan şakayı otomatik olarak meşrulaştırmaz. Toplumsal mizahın en temel kuralı yukarıdan aşağı yapılan şaka ile yatay şakanın aynı şey olmamasıdır. Kadınlar yüzyıllardır yaşları üzerinden yargılanırken erkeklerin bu konuda “özgür” olması tesadüf değildir. Ayrıca sosyolojik olarak “alınmamak” da bir ayrıcalıktır. Çünkü alınmamak için önce incinme ihtimalinizin olmaması gerekir. Bir grup sürekli olarak yaşıyla, bedeniyle, medeni haliyle, doğurganlığıyla değerlendiriliyorsa, artık mesele bireysel hassasiyet değil yapısal bir tekrardır. Bu yüzden “buna da alınmayın” demek düzeni sorgulamamak anlamına geliyor. En azından bence ☺
Bir şey kadar çok tekrar edilirse o kadar az sorgulanır. Zaten son yıllarda kavramsallaştırmaların sonucunu içi boşalmış bir sürü anlam çöplüğünde boğuluyoruz. Bugün “şaka” diye güldüğümüz şeyler, yarın iş görüşmelerinde, ilişkilerde, sosyal beklentilerde karşımıza çıkar. Ve sonra biri çıkıp der ki: “Ama herkes böyle düşünüyor.” E evet öyle çünkü herkes buna kahkahalarla gülüyor.
Kara Mizah Her Şeyle Dalga Geçme Özgürlüğü Değildir.

Kara mizah savunusu var bir de. İletişim psikolojisi açısından bakıldığında esprinin içeriğini tartışmaya açmaktan çok, eleştiriyi etkisizleştirmeye yarayan bir üst söylem üretir. “Bu kara mizah” dendiği anda konuşma zemini eşitlikten çıkar, mizah yapan kişi bilişsel olarak üstün, itiraz eden kişi ise “anlamayan” konumuna itilir. Böylece mesele, söylenen sözün neyi yeniden ürettiğinden uzaklaştırılıp, muhatabın algı kapasitesine indirgenir.
Oysa psikolojik olarak mizah, yalnızca rahatlatıcı bir ifade biçimi değil, aynı zamanda norm öğretici bir araçtır; tekrar eden şakalar, özellikle de toplumsal olarak zaten baskı altında olan gruplar hakkında yapıldığında, bireysel bir gülme anından çok daha fazlasını yaratır ve kolektif algının sınırlarını çizer. Kara mizahın işlevsel olduğu yer, güce, otoriteye ve dokunulmaz olana temas ettiği noktadır; ancak kadınların yaşı, bedeni ya da “geç kalmışlığı” üzerinden kurulan espri, gücü rahatsız etmek yerine onu teyit eder.
Bu nedenle burada mesele, mizahın sert ya da karanlık”olması değil, hangi psikolojik konforu sağladığıdır: Kara mizah savunusu, çoğu zaman dinleyeni düşünmeye değil, rahatsız edici bir gerçeği görmeden gülmeye davet eder. İletişimsel düzlemde bu, empatiyi askıya alan bir rahatlama mekanizmasıdır; sosyolojik düzlemde ise tekrar yoluyla normalleşen bir algı inşasıdır. Bu yüzden “anlamayan alınır” cümlesi, aslında mizahın zekâsını değil, eleştiriden kaçma ihtiyacını ele verir.
“Mizah, eleştiriden muaf bir alan değildir; tam tersine, gücün yeniden üretildiği yerlerde en çok sorgulanması gereken dildir.”
Ben eleştirdim şahsen. Sorgulamayanlar da kendileri bilir tabii. ☺
Keşfet ile ziyaret ettiğin tüm kategorileri tek akışta gör!

