"Zıtlıklara Rağmen İşbirliği"

 > -
5 dakikada okuyabilirsiniz
"Zıtlıklara Rağmen İşbirliği"

Ankara ve Tahran, yakın bölgelerinde, başta Suriye olmak üzere birçok konuda fikir ayrılığı yaşıyor, birbirlerinin politikalarından rahatsızlık duyduklarını da gizlemiyor. Ancak her iki ülke de istişare mekanizmalarını açık tutuyor, ekonomik ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Pazartesi başlayacak olan Ankara ziyaretinin de bu çerçevede geçmesi bekleniyor.

Türkiye ve İran hem bölgesel nüfuz sağlama hem de ekonomik çıkar anlamında birbirlerine rakip olsalar da işbirliği alanları aramaktan kaçınmıyorlar. İkili ilişkilerini, üçüncü ülkelerle olan ilişkilerinden bağımsız tutmaya çalışıyorlar.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin 9 Haziran Pazartesi günü başlayacak Ankara ziyaretininde de, ekonomik ve siyasi işbirliği olanaklarının yanı sıra başta Suriye, Irak’ta hükümet kurma çalışmaları ve Mısır’daki durumu ele almaları bekleniyor. Bölgenin bu üç temel sorununda birbirine taban tabana zıt politikalar izleseler de, Ruhani ziyareti sırasında iki ülkenin ‘Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi’ kurulması için anlaşma imzalaması ve önümüzdeki yıl ticaret hacmini 30 milyar dolara çıkarma isteğini dile getirmeleri bekleniyor.

Ağustos 2014’te iktidara gelen Ruhani, ülkesindeki muhafazakârların eleştirilerine rağmen, dış politikada çatışma yerine işbirliğine önem veren bir yaklaşım sergiliyor. Ankara’nın öteden beri takındığı, ‘ihtilaflı konuları, çatışma alanlarını geri plana iterek, ortak çıkarların öne çıkarılması’ tavrı da buna eklenince, Ankara-Tahran ilişkilerinin bölgesel anlaşmazlıklara rağmen ilerlemesi bekleniyor. Ancak Ruhani’nin ziyareti sırasında iki ülkenin zıt politikalar izlediği konuların da gözden geçirilmesi bekleniyor.

Ankara ve Tahran’ın zıtlığı

Türkiye ve İran’ın son zamanlarda en ters düştüğü bölgesel konu şüphesiz Suriye. Türkiye açık bir biçimde Suriye muhaliflerinin yanında ve başından beri Suriye muhalefetinin en önemli destekçisi. Suriye rejiminin devamını, neredeyse kendi rejiminin devamıyla bir tutan Tahran ise, açıkça Suriye'de rejimden yana. Hem İran’dan, hem İran’ın desteklediği Lübnan Hizbullah’ından silahlı unsurlar rejimle birlikte muhaliflere karşı savaşıyor. Ankara ve Tahran birbirlerini Suriye’ye yabancı savaşçı sokmak ve desteklemekle itham ediyor.

Suriye iç savaşı çıkmadan önce de Ankara, Batı ülkelerinin yanı sıra Körfez’deki Arap ülkelerinin bazılarını da Şam'la iyi ilişkiler kurmaya ikna etmek için çaba sarf ediyor ve bu ülkelere, Şam ile ilişki kurmanın, Şam’ı Tahran’ın etkisinden uzaklaştıracağını telkin ediyordu.

İran’ın Irak’taki tartışmasız nüfuzu

İran’ın bölgesel bir güç olarak nüfuzunun en etkili olduğu ülkelerden biri Irak. Nüfusunun neredeyse üçte ikisi Şii olan Irak’ta, İran’ın desteğini, desteği olmasa bile onayını alamayan siyasi hareketlerin başarılı olma ihtimali çok az. İran, Saddam Hüseyin döneminden beri, Irak Kürtleri ile de derin ilişkiler kurmayı başardı. Irak’taki ABD işgalinin bitmesinin ardından, Irak’taki Sünnilerin Arap milliyetçisi ve Baasçı eğilimlerinden kuşku duyan İran, Şiiler ile Kürtler arasında ittifak kurulması için yoğun bir biçimde çalıştı. İran, Irak’ın en büyük ticaret ortaklarından biri. Ayrıca İran, Irak’ta basın yayın faaliyetlerine de büyük önem veriyor.

İran’ın, Irak’ta üzerinde en etkili olduğu politik aktörlerin başında Irak Başbakanı Nuri Maliki geliyor. Maliki iki dönem üst üste başbakanlık yaptıktan sonra Nisan 2014’te Irak’ta yapılan genel seçimlerde en fazla sandalye çıkartan bloğun liderliğini yapıyor. Başta Kürt lider Mesut Barzani olmak üzere birçok siyasi aktör Maliki’nin, 3. dönem başbakanlığına itirazını açıkça dile getirse de yeni hükümetin kompozisyonunda İran belirleyici olacak.

Türkiye ise gerek Maliki gerekse de Irak merkezi yönetimiyle temel bazı konularda ters düştü. Maliki ve Erdoğan birbirlerini ağır bir dille eleştirdi. Merkezi Bağdat yönetimi, Kürt petrollerinin Türkiye üzerinden dış pazarlara gönderilmesi, bu petroller üzerinde kendi haklarını teslim eden bir anlaşma yapılmadan başladığı gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Tahran’ın pragmatik Mısır yaklaşımı

Ankara ve Tahran’ın, farklı politikalar izlediği başka bir konu da Mısır. Türkiye, Mısır’daki darbeye de, eski Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin bu darbeyle görevden uzaklaştırılmasına da, her platformda karşı çıktı. Ülkede darbe sonrası muhaliflere verilen idam cezalarını da en sert eleştiren ülkelerden oldu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı ülkelerini de Mısır’daki darbeye karşı tavır almamakla eleştirdi.

Ankara, ‘Mısır’ın istikrar ve gelişmesinin ancak bu ülkede halkın iradesine saygıyla mümkün olabileceği’ görüşünü savunuyor ve tavrının ilkesel olduğunu vurguluyor. Tahran ise, birçok dış politika konusunda olduğu gibi, pragmatist bir yaklaşım izliyor ve Mısır’da yönetimde kim olursa olsun, Mısır ile iyi ilişkiler kurma’ amacında.

Nitekim Tahran, Mursi yönetimiyle de iyi ilişkiler kurmaya çabalamış, Mursi’nin iktidara gelmesiyle, Mısır-İsrail ilişkilerinin zayıflamasının kendi çıkarına olduğunu düşünen İran’ın savaş gemilerine Süveyş kanalı otuz yıldan sonra tekrar açılmıştı.

Ancak Tahran’ın, Mursi yönetimiyle iyi ilişki kurma çabaları, Mursi yönetiminde aynı hevesle karşılanmadı. 1979’daki İran İslam Devrimi’nden sonra İran’ı ziyaret eden ilk Mısır Devlet başkanı olan Mursi, Tahran’ı, Suriye rejimini desteklediği için eleştirdi. Mursi yönetimi, Suriye iç savaşına Lübnan Hizbullah’ının İran tarafından sokulmasını da her platformda eleştirmeye devam etti.

Ankara ve Tahran’ın darbeye farklı yaklaşımları

Mısır’da darbe olduğunda, Türkiye darbe karşıtlığını yüksek sesle dile getirdi. İran’ın darbe karşıtı açıklamaları güçlü olmaktan uzaktı. Darbe sonrası Mısır’da yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini İran, ‘demokrasinin güçlendirilmesi yolunda atılmış bir adım olarak’ tanımladı.

Mısır’ın tartışmalı seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçilen Abdulfettah el-Sisi'nin yemin törenine, Mısır’ın eski Cumhurbaşkanlarından Enver Sedat’ı öldüren İslambuli’nin adını bir caddeye vermiş olan İran davet edildi.

Mesele Ortadoğu ile sınırlı değil

Ankara ve Tahran, yalnızca Ortadoğu konusunda değil, Kafkasya ve Orta Asya’da da birbirlerine ters düşen politikalar izliyorlar. Kendi Azeri nüfusu üzerindeki olası etkisinden endişe ettiği için Azeri-Ermeni çatışmasında İran, Ermenistan’dan yana bir tavır sergiliyor. Azerbaycan’ın, İsrail ile artan ilişkileri de İran’ı rahatsız ediyor. İki ülke Orta Asya ülkeleriyle özellikle ekonomik konularda rekabet içinde.

  • Ayşe Karabat

  • aljazeera.com.tr

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Amerika Birleşik DevletleriAnkaraAzerbaycanBaşbakanDarbeHizbullahİdamIrakİranİsrailLübnanMısırRecep Tayyip ErdoğanSavaşSuriye
Görüş Bildir