Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

İstanbul'da Lale Devrini Yaşayabileceğiniz 8 Mekan

 > -

1. Beykoz Korusu

Beykoz Korusu ya da Abraham Paşa Korusu ,  

İstanbul'un Beykoz ilçesinde yer alan koru İstanbul Boğazı sırtlarında, Beykoz ile Paşabahçe semtleri arasında geniş bir arazi üzerine yayılmıştır. Boğaz'a bakan yamaçlardan başlayarak içlerde Riva'ya kadar uzanır. Doğuda doğal ormanlarla bütünleşir.

Koru adını, Mısır Hıdivi Mehmet Ali Paşa'nın yakın adamlarından olan Ermeni kökenli Erem Amira'nın torunu Abraham Paşa'dan (1833-1918) almaktadır. Abraham Paşa, dönemin Osmanlı padişahı Abdülaziz'le dostluk kurmuş ve bir rivayete göre padişahla oynadığı bir tavla oyununda galip gelmesi üzerine bu korunun bulunduğu geniş araziyi kazanmıştır. :)

Abraham Paşa'nın mülkiyetindeyken, koru Fransız bahçe uzmanları tarafından düzenlenmiş, içinde köşkler, kuşhaneler ve havuzlar inşa edilmiştir. Türkiye ikliminde doğal olarak yetişmeyen, yurtdışından getirilmiş egzotik bitki ve ağaçlar dikilmiştir.İki büyük yapay mağara, beş havuz, kayalarla oluşturulmuş 3 yapay çağlayan bulunan korudaki havuzlardan birinin içinde küçük bir yapay ada vardır.

Günümüzde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne ait olan koru, halkın ziyaretine açıktır. İçinde iki otopark, iki kır kahvesi, bir restoran, iki sera, açık spor alanları, çocuk parkı, oturma terasları ve piknik alanları bulunmaktadır. Koruda bulunan ağaçlar arasında sekoya, kırmızı yapraklı karaağaç ve Japon saforası gibi nadide türler bulunur. Bunların yanı sıra çok miktarda at kestanesi,çınar,ıhlamur,meşe, erguvan ve akasya türü de bulunur.

Bu özelliklerinin yanı sıra Lale festivali kapsamında Beykoz Korusu'na 16 farklı türde toplam 250.000 lale dikildi. Bu görsel şöleni kaçırmayın :)

2. Hıdiv Korusu

Hıdiv Kasrı İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında bulunan
Çubuklu'da geniş bir koruluk içinde yer alan Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa'nın köşkü olan Hıdiv Kasrı'nın ilginç bir hikayesi var. Osmanlı'nın Mısır Valisine Hıdiv deniyor. Geçen asrın sonunda genç yaşta Mısır Valisi olan Abbas Hilmi Paşa, Mısır'daki Anglo-Sakson nüfuzuna karşı Osmanlı-German desteği arar. Bu desteği alabilmek için Osmanlı
payitahtında kalması gereken genç Paşa,1903 yılında Çubuklu'da 2 ahşap yalı satın alır. Zamanla yalılarının arkasındaki yamaçları ve üst düzlüğü kapsayan 270 dönümlük bahçeyi de alan Paşa,1907 senesinde İtalyan mimar Delfo Seminati'ye o devrin mimari modasına uygun olarak art nouveau tarzındaki muhteşem saray yavrusunu yaptırır. 1000 m2 alan üzerine yapılan, Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren, masmavi kanalı ve yeşil ormanları seyreden kulesi ile müstesna bir yapıdır. Kasrın binası şato biçimindedir. Kapısının üzerinde Ay yıldızlı Hıdiv Tacı Bayrağı arma haline getirilip yerleştirilmiştir. Dış kapı giriş tamamen altın yaldız çiçek fıgürleriyle işlenmiştir. Yuvarlak mermer sütunlar, Teraslar, Hıdiv'in yatak odası; kulesi, mermer, ahşap ve kristal salonları önemli özellikler taşır.
Neo-Klasik, Neo-İslam, Neo-Osmanlı olarak, değerlendirilebilecek öğelerle bezenmiştir. Avrupa mimarisindeki gelişmeler, çiçek meyve ve av hayvanlarının resimleri, duvarlara, tavanlara, sütun başlıklarına işlenerek yapılmıştır.Her biri künyeli ve soy kütüğüne sahip ağaçlarla kaplı geniş bir koruluğun ortasındaki Hıdiv Kasrı tam anlamıyla bir saray yavrusu. Ünü Avrupa'ya kadar giden harika bir boğaz manzarasına sahip.1000 m² alan üzerine yaptırılan Boğaz tepelerinden iki kıtayı birleştiren binanın kulesi de İstanbul'un zamanında buharla çalışan ilk asansörlerinden birine sahiptir. Bu özelliklerin yanı sıra şu sıralar Lale festivali kapsamında Hıdiv Çubuklu Korusu’na dikilen 23 farklı türde 450.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz :)

3. Fethi Paşa Korusu

Anadolu yakasının Boğaz kıyısında bulunan ve bu bölgenin oksijen deposu olarak bilinen Fethi Paşa Korusu, Sultantepe semtinin İstanbul Boğazı’nı gören sırtlarından başlayıp, Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı’nın üst kısımlarına doğru uzanıyor. Koru, ismini II. Mahmud ve I. Abdülhamid dönemlerinde valilik, elçilik ve nazırlık yapan Tophane Müşiri Fethi Ahmet Paşa’dan alıyor. Abdülmecit’in kız kardeşi Atiye Sultan’la evlendiği için Osmanlı kaynaklarında Rodosizade Fethi Ahmet Paşa’dan “damat” olarak da bahsediliyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından restore edilerek, 2003 yılında sosyal tesis olarak İstanbullular’ın hizmetine sunulan Fethi Paşa Korusu, İstanbullular’a temiz havada yürüyüş ve koşu alanlarından yararlanıp restoran, kafe ve çay bahçelerinde dinlenerek, kentin gürültülü ortamından uzaklaşma fırsatı sunuyor. Sık ağaç topluluğuna sahip olan ve “Kuzguncuk Korusu” olarak da bilinen koru, Anadolu Yakasının siluetinde doğadaki hemen hemen tüm renklerin karışımından oluşan rengarenk bir resim oluşturuyor. Korunun içinde
yüzlerce bitki ve ağaç çeşidiyle burasının İstanbul’un botanik bahçesi niteliğinde vatandaşlara hizmet veriyor. Koruda en çok rastlanan ağaç türleri kermes meşesi, defne, sakız ağacı, erguvan ve gümüş ıhlamur ağaçları.Normalde bir maki türü olan ve boyu ortalama 4-5 metreyi bulan kermes meşesi, bu koruda 16-18 metreye kadar ulaşabiliyor. Korunun üst kısımlarında sırt ve düzlüklerde sıralar halinde dikilmiş kızıl çam, fıstık çamı ve sedir ağaçlarının yanı sıra düzlük alandaki sakız ağaçları ise büyük çap ve boylara ulaşmış anıtsal nitelikte. Koruda at kestanesi, saplı meşe, akdut, Trabzon hurması, yalancı akasya,erguvan, dişbudak, yeşil kartopu, Japon kadife çamları da bulunuyor.  Fethi Paşa Korusu’nun sahip olduğu 26 hektarlık alanda 1985-1987 yılları arasında yapılan bakım çalışmalarıyla koruda
gezinti yolları, koşu parkurları, seyir yerleri, kafeterya ve spor alanları
hizmet vermeye başlamıştır. Korunun tepeye yakın bölümünde  Boğaz’a hakim bir düzlüğün olan ve eskiden Fethi Paşa’nın yaz aylarında kullandığı ve 19. Yüzyılın başlarında yanarak kullanılamaz hale gelen köşkün  yerine  çay bahçesi, şelale, oyun parkı yapılmıştır.  Ayrıca burada İstanbul’u, Sarayburnu’ndan başlayıp Ortaköy’e kadar olan kısmın izlenebileceğiniz bir seyir balkonu da bulunuyor.

Bu özelliklerin yanı sıra şu sıralar Lale festivali kapsamında Fethi Paşa Korusu’na dikilen 21 farklı türde 200.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz  :)

4. Yıldız Korusu

İstanbul 'un, Beşiktaş İlçesinde yer lan tarihi park Balmumcu'dan Ortaköy'e uzanan Palanga Caddesi kuzey ve doğu sınırını, Ortaköy'den Beşiktaş'a uzanan Çırağan Caddesi güney sınırını oluşturur. Biri Palanga Caddesi, diğeri de Çırağan Caddesi üzerinde olmak üzere iki ayrı kapısı olan Yıldız Parkı'nın içinde Malta köşküve Çadır Köşkü adı altında iki tane köşk vardır. Osmanlı döneminde, özellikle 1600'lerin başlarında ön plana çıkmaya başladı. O zamanlar Kazancıoğlu Bahçesi adını taşıyan ve bu ailenin mülkü olan topraklar padişah IV. Murat tarafından satın alınarak kızı Kaya Sultan'a hediye edildi. Lale Devri döneminde süsleme zevkine dayalı düzenlenen çırağan alemleri sırasında çeşitli eğlencelere mekân olmuştur. Duvarın deniz tarafındaki koruluk ve içindeki Çadır ve Malta Köşkleri ise İstanbul Belediyesi'ne verildi. Önce Çırağan Sarayı'nın arka bahçesi, sonra da 1877'den itibaren genişletilmesine geçilen Yıldız Sarayı'nın dış koruluğu olan yeşillik, 1940'tan sonra Yıldız Parkı olarak adlandırıldı. 1925’te bir İtalyan işletmeciye verilen ve bir casino olarak kullanılan Şale Köşkü, Atatürk’ün müdahalesiyle bu işletmeciden alınmıştır. 1930'larda üçe bölünerek; tepe kısmındaki yapılar Harp Akademisi'ne ayrıldı (1978'de Kültür Bakanlığı'na bırakıldı), yine duvarın arkasında kuzey yönünde yer alan Şale Köşkü TBMM'ye bırakıldı. 1979'da Türkiye
Turing ve Otomobil Kurumu (TTOK) ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan bir sözleşmeyle Malta ve Çadır köşklerinin onarımıyla beraber Yıldız Parkı'nın bütün bakımı 15 yıllığına bu kuruluşa bırakıldı. 1994 yılında anlaşmanın yenilenmemesi üzerine kullanım hakkı tekrar İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne geçti. Şu sıralar Lale festivali kapsamında Yıldız Korusu’na 50 farklı türde 830.000 lale dikildi. Sakın bu görsel şöleni kaçırmayın. :)

5. Emirgan Korusu

Emirgân Korusuİstanbul'da Sarıyer ilçesi'nde yer alan bir korudur. İstanbul Boğazı kıyılarında, Emirgân-İstinye semtleri arasında yer alır. İstanbul Boğazı kıyısında, 47.2 hektarlık bir alanda sırtlar ve yamaçlar üstüne yayılmıştır. Çevresi yüksek duvarlarla çevrilmiş durumdadır.

Koru, 17.yüzyılda Osmanlı padişahı IV. Murad tarafından İranlı Emir Güne Han'a armağan edilmiştir. Daha önce Feridun Bahçeleri olarak anılan bölge bundan sonra Emirgân Korusu olarak anılmaya başlanmıştır. Yüzyıllar boyunca pek çok kez el değiştirmiş, 19. yüzyılda Osmanlı Padişahı Abdülaziz tarafından Mısır Hıdivi İsmail Paşa'ya verilmiştir. 1871-1878 yılları arasında koru içinde 3 köşk yaptırılmıştır. Günümüze de ulaşan bu köşkler Sarı Köşk, Pembe Köşk ve Beyaz Köşk olarak adlandırılmaktadır. 1940 yılında dönemin İstanbul belediye başkanı Lütfi Kırdar'ın girişimiyle kamulaştırılıp park olarak düzenlenerek halka açılmıştır.Şu sıralar Lale festivali kapsamında Emirgan  Korusu’na dikilen 211 farklı türde 2.308.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz  :)

6. Büyük Çamlıca Korusu

Üsküdar ilçesinde olup 163.813 m² yüzölçümüne sahiptir. 1 adet çocuk oyun alanı, 1 adet spor alanı bulunmaktadır. Adını Üsküdar ile Ümraniye arasındaki iki yüksek tepeden biri olan Büyük Çamlıca tepesinden alan koruluk, bir takım çatlaklarla parçalanmış
olan kuvarsitlerden süzülen içimi çok güzel su kaynaklarına sahiptir. Büyük Çamlıca’da korunmuş bulunan kızılçam ve fıstıkçamı içerisinde barındıran koruluk, Türk edebiyatına ve şarkılara konu olmuş gözde bir gezinti yeri olarak da bilinmektedir. Büyük Çamlıca Korusu, Küçük Çamlıca Korusu’na göre daha küçük ve dar yüzlü bir alanda bulunmaktadır. Koruluk, 1940’da devrin valisi Dr. Lütfü Kırdar tarafından sembolik bir bedelle kamulaştırılmıştır. Şu sıralar Lale festivali kapsamında Büyük Çamlıca Korusu’na dikilen 18 farklı türde 500.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz  :)

7. Küçük Çamlıca Korusu

İstanbul'un Üsküdar ilçesinde yer alan bir korudur. İlçe merkezinin 4 kilometre doğusunda, Boğaziçi'nin en büyük ikinci yükseltisi olma özelliğini taşıyan Küçük Çamlıca Tepesi'nin üzerinde yer alır. Tepenin eteklerinden başlayarak, 227 metrelik doruğuna kadar uzanır. Büyükçamlıca Korusu'na oranla daha düz ve geniş bir toprak yapısına sahiptir. II. Mahmut döneminde koruda av ve geziler yapılırdı. 19. yüzyılda büyük bölümü Sami ve Suphi Paşa'nın özel mülkü konumundaydı. 1940 yılına geldindiğinde dönemin İstanbul valisi Lütfi Kırdar tarafından sembolik bir bedelle kamulaştırıldı. Rekreasyon alanı olarak düzenlenerek halkın hizmetine sunuldu. 1950'li yıllardan sonra İstanbul'a başlayan yoğun göç nedeniyle korunun bir bölümü gecekondulaşarak tahrip olmuştur. 1980 yılınd İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yeniden düzenlenmiştir. Tepede belediyeye ait sosyal tesisler bulunmaktadır. Koruda yaygın olarak görülen ağaçlar arasında fıstıkçamı, karaçam, kızılçam, servi, çınar, gürgen, ıhlamur, İspanyol göknarı, çiçekli, dişbudak, erguvan, sedir ve doğu çınarı gibi türler vardır. Koru içinde Sofa Köşkü, Cihannüma Köşkü ve Topkapı Köşkü olmak üzere üç tarihî yapı vardır. Şu sıralar Lale festivali kapsamında Küçük Çamlıca Korusu'na dikilen 15 farklı türdeki 610.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz :)

8. Gülhane Parkı

Gülhane Parkı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Topkapı Sarayı'nın dış bahçesiydi ve içinde bir koru ve gül bahçelerini barındırırdı. Türk tarihinde demokratikleşmenin ilk somut adımı olan Tanzimat Fermanı, 3 Kasım 1839'da Abdülmecit döneminde Hariciye Nazırı Mustafa Reşit Paşa tarafından Gülhane Parkı'nda okunmuştur ve bu nedenle Gülhane Hatt-ı Hümayunu da denir. İstanbul şehremini operatör Cemil Paşa (Topuzlu) zamanında düzenlenerek 1912 yılında park haline getirildi ve halka açıldı. Toplam alanı 163 dönüm kadardır. Parkın girişinde sağ tarafta İstanbul şehremini ve belediye başkanlarının büstleri vardır. Parkın ortasından iki yanı ağaçlı yol geçer. Bu yolun sağında ve solunda dinlenme yerleri, çocuk bahçesi bulunmaktadır.Boğaza doğru kıvrılarak inen yokuşun hemen sağında bir Aşık Veysel heykeli, yokuşun sonuna doğru biraz üst kısımda ise Romalılardan kalma Gotlar Sütunu vardır.

Sarayburnu Parkı kısmı eskiden Sirkeci demiryolu hattı üstünden bir köprüyle ana parka bağlıydı. Bu kısım sonradan sahilyolu (1958) ile parktan ayrıldı. Sarayburnu kısmında Atatürk'ün Cumhuriyetten sonra dikilen ilk heykeli (3 Ekim 1926) bulunur. Heykel, Avusturalyalı mimar Kripel tarafından yapılmıştır. Atatürk, halka latin harflerini halka ilk defa bu parkta 1 Eylül 1928  tarihinde gösterdi. Atatürk'ün naaşı Ankara'ya gönderilirken, İstanbul'daki son tören Gülhane Parkı'nın Sarayburnu bölümünde 19 Kasım 1938 tarihinde yapıldı. Tabut, top arabasından 12general tarafından alınarak Yavuz zırhlısına götürülmek üzere rıhtımdaki bir dubaya yanaşan Zafer destroyerine konuldu. Yıllardır çok kötü ve harap bir şekilde bulunan park 2003 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek, eski görkemli günlerini aratmayacak bir duruma getirildi. Ayrıca 25 Mayıs 2008'de Gülhane Parkı içindeki Has Ahırlar Binası’nda, İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi hizmete girmiştir. 

Şu sıralar Lale festivali kapsamında Gülhane Parkı'na dikilen 68 farklı türdeki 1.316.000 lale'yi mutlaka görmelisiniz :)

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın

FACEBOOK YORUMLARI

Başlıklar

AltınAnkaraBeşiktaş Jimnastik KulübüBilimİranİstanbulİstanbul Boğazıİstanbul Büyükşehir BelediyesiJaponyaMısırRengarenkTopkapı SarayıTürkiye Büyük Millet MeclisiÜsküdarçaymeyveoyun
Görüş Bildir