İlk Çadırı Kuranlar O Geceyi Anlatıyor

-
5 dakikada okuyabilirsiniz

Birçok kişi için Gezi direnişi 31 Mayıs’ta başladı ama aslında parka ilk iş makinesi 27 Mayıs akşamı girmiş, parkın duvarını yıkmış ve o sırada parkta toplantıda olan Gezi Parkı Derneği üyeleri tarafından durdurulmuştu. O gece parka koşarak ilk çadırı kuran, ilk afişi yazan aktivistler, kışla projesine uzun süredir kafayı takanlardı. Aylardır meydanda masa açılıp imza toplamış, projenin hukuksuzluğunu anlatmaya çalışmışlardı ama doğrusu herkes bir umutsuzluk içindeydi. Ben de o gece geç saatlerde aktivistlerden gelen telefon üzerine parka gittim. Gördüğüm yüzler, kent mücadelesinden tanıdıktı. Emek Sineması için bir ay önce gaz yemiş, Taksim’i yarıp geçen altgeçit için de sokağa çıkmışlardı. Hâlâ kent hakkını savunuyor, eşit, adil ve nefes alınabilir bir kent için en az Gezi Parkı kadar can yakan meselelerle uğraşıyorlar. 27 Mayıs gecesi parka ilk koşan altı aktivist, o geceyi anlattı...

Kepçenin ilk vuracağı yere çadırı kurduk

İmre Azem, yönetmen, 39: Gece yarısı yatakta bir şeyler okurken telefonum çaldı, bir arkadaşım Gezi Parkı’na dozerlerin girdiğini söyledi. Üzerime bir şeyler giyip hemen çıktım. 20-25 kişilik, çoğu tanıdık bir kalabalık vardı. Dozer o an için durmuştu ama biz gider gitmez tekrar çalışmaya başlayacağından şüphemiz yoktu. 10 kadar arkadaşla gece nöbetine kalmaya gönüllü oldum. Evim yakın olduğu için bir arkadaşımla gidip çadır, battaniye, uyku tulumu ve evdeki bütün kazaklarımı çantalara doldurup parka getirdim. Böylece dozerin çalışmaya devam etmesi durumunda kepçesini ilk vuracağı yere Gezi’nin ilk çadırını kurduk. Daha sonra bir arkadaşım ikinci bir çadır getirdi, onu da yanına kurduk. O gece 10 kişi nöbetteydik, bugün yüz binler, milyonlar nöbette ve kimsenin şüphesi olmasın, o nöbet devam ediyor ve edecek.

Üç arkadaşım ve bir buldozerle karşılaştım

Bülent Müftüoğlu, organik üretici-fotoğrafçı, 55: O akşamüstü Taksim Gezi Parkı Derneği toplantısını havalar ısındığından beri her pazartesi yaptığımız gibi Gezi Parkı’ndaki kafede yaptık. Toplantı 22.30’da bitti, herkes evlerine dağılırken Elmadağ yönüne giden dernek üyesi bir arkadaşım telefon açtı. “Gezi Parkı’nda garip bir şeyler oluyor” deyince tornistan geri döndüm. Divan Oteli tarafına geldiğimde üç arkadaşım ve hareket halinde bir buldozerle karşılaştım. Buldozer parkın eski duvarını yıkmış toprağı istifliyordu. Kepçeyi görür görmez fotoğraf makineme el atmıştım, ilk fotoğrafı 23.35’te çektim. Akabinde parka gelen bir dernek üyemiz yıkık duvarın üstüne çıkıp kepçenin daha ileri gitmesini önlemeye çalıştı. Bu arada cadde yönünden gelen hafriyat kamyonunu görünce ben de kepçe ile hafriyat kamyonu arasına girerek toprağın kamyona yüklenmesini engellemeye çalıştım. Sonrası film şeridi gibi hızla gelişti...

LGBTİ tayfası o gece en geniş katılımı sağladı

Ece Demirel, çevirmen, 38: Telefondan gelen seslerle 23.00 civarında uyandım. E-postama baktım, Taksim Dayanışması grubundan gelen mail’de Gezi Parkı’na dozer girdiğini okuyunca son toplantıda acil durum senaryosu oluşturulmasını istediğim konu olduğunu idrak ettim. Ne yazık ki konuşma sürelerine uyulmadığı için konu netleştirilememişti. Parka vardığımda Taksim Dayanışması ve Müşterekler’den arkadaşlarımı görünce rahatladım. Özellikle LGBTİ tayfası o gece nöbetinde birkaç saat durup diğer grup gelince ayrılmak suretiyle en geniş katılımı sağladı. Sabah iş makineleri yeniden geleceğinden yola engel koymak gerektiği konusunda fikir birliği oluştu, büyük bir beton parçasını dozerleri engelleyecek şekilde Gezi Parkı’nın hemen dışına yerleştirmeyi imece usulü başardık. Sabah gerçekten de dozer geçemedi ancak engeli kaldırabildiler. O esnada zaten park kalabalıklaşmıştı

Nöbete çok az kişi kalacağımızı düşünüyorduk...

Derya Karadağ, mimar, 32: Çalışanı olduğum Mimarlar Odası’nda bir atölye sonrasında, Mücella Yapıcı’nın da içinde olduğu bir grup hocamız ile birlikte Karaköy’de oturuyorduk. Beyoğlu mahalle derneklerinden arkadaşlarımız arayıp haber verdi, hemen Gezi Parkı’na hareket ettik. O gece parkın içinde tanıdık yüzlerle minderlerde oturup sohbet ettik. Sabah 04.00 gibi ayrıldığımda kamusal alanlarımızı, kentimizi ve aslında bizleri dönüştürmeye çalışan anlayışın karşısında şaşkın ve öfkeli, ancak kararlı bir şekilde, üstelik de hiç öyle uzun uzun konuşmaya gerek kalmadan, sadece birbirimizin gözünün içine bakarak çoktan almıştık parkı terk etmeme kararını. İki senedir yaptığımız eylemlerdeki katılımı düşünürsek, çok az kişi olarak nöbete devam edeceğimizi düşünüyor ancak içimizi karartmamak için seslendirmiyorduk.

İnşaat reklam brandalarını pankart yaptık

Deniz Özgür, öğrenci, 32: 27 Mayıs günü, öğle saatlerinde Emek Bizim İstanbul Bizim İnisiyatifi’nin çağrısıyla Beyoğlu Belediyesi’nin önüne protestoya gelmiştik. Bütün itirazlara rağmen şirket Emek Sineması’nı 21 Mayıs’ta yerle bir etmişti. Bu umutsuz ruh hali içinde geç saatlerde eve geldim. Telefonum çaldı, arayan Gezi Parkı Derneği’nden bir arkadaşımdı. Gezi’ye bir dozerle girdiklerini, ağaçları sökmeye başladıklarını söyledi. Üstüme bir çökkünlük geldi, “Yine mi” dedim. Bir yıkımın etkisiz protestosundan çıkıp başka bir saldırıyla karşılaşmak insana ne hissettirirse onu hissediyordum... Ev arkadaşımla hızlıca evden çıktık. Parka geldiğimizde iş makinesini kullanan operatör ve iki yetkili vardı. Tartışmaya başladık. Park yavaş yavaş doluyordu, sabah 8’e bir destek çağrısı ve nöbet kararı aldık. Sonra etraftaki inşaat reklam brandalarını büyük bir zevkle söktük ve ters çevirip pankart yaptık. Sabaha kadar uyumadık, gün aydınlanmaya başladığında “Çadırın önünde bir fotoğraf çekelim” dedi bir arkadaş. Fotoğraf çekilirken, “Görmemişin Occupy’ı olmuş, fotoğraf çektiriyor!” dedim gülerek.

‘Occupy Taksim’ hayali kurdum o gece

Cenk Yürükoğulları, öğrenci, 24: 27 Mayıs günü Emek Sineması için yapılan eylem sonrası eve geçeli birkaç saat olmuştu. Gezi Parkı’nda ağaçların söküldüğünü Twitter’dan görünce bir arkadaşımla dolmuşa atlayıp Gezi’nin yolunu tuttuk. Kent mücadelesi içerisinden birbirini tanıyan dost meclisi diyebileceğimiz bir toplamdık. Bir süre sonra “Pankart yazalım” denildi, graffiti yaptığımdan gözler bana çevrildi. Biri belediyeye ait bir duyuru brandasını söküp getirdi. Başka birinin çantasından da iki sprey çıktı. Brandaları ters çevirip ‘Gezi parkı için nöbetteyiz’ yazılı ilk Gezi pankartını o esnada yazmaya başladım. Sabaha doğru çok az insan kalmıştık. “Çadır getirelim mi?” diye tartışırken “Occupy Taksim olduğunu düşünsenize” deyip ufak bir hayal kurdum. Sabaha yaptığımız çağrılar, poğaça lobisi olarak geri dönmüş, işe giden insanların hazırladığı sıcak poğaçalar bizi yeniden gelecek olan iş makinesine karşı güne hazırlıyordu.

DHA | Radikal

Haberin Tamamı İçin:

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

Gezi Parkıİstanbulsokak sanatı
Görüş Bildir