Türkiye'den Kamboçya'ya Giderek Aşevi Açan Süper Kahramanın İlham Veren Hikayesi

 > -

'Bir yazı okudum, hayatım değişti'

İnsanların yüzünü güldürmenin, bir fark yaratmanın aslında ne kadar kolay olduğunu anlatan, güzel bir öykünün kahramanı 'Aynebilim'... Şimdi sizleri, bu harika iyilik yolculuğu ile başbaşa bırakalım...

Bir yazı okudu...

Hayır hayır hepinizin sandığı o yazı değildi okuduğum. Evet onu da okudum ama kendi kıçımı kurtarmak için gitmedim Kamboçya’ya. Okuduğum yazıda çöp toplayarak hayatta kalmaya çalışan insanlar vardı. Benim bir ayda harcadığım parayla bir ay boyunca geçinmeye çalışan kocaman bir köy halkı vardı. Alışverişten yeni dönmüş, tek başına yaşayan biri için yine gereğinden fazla yiyecek satın almıştım. Sonra o yazıyı okudum ve dedim ki ‘ben ne yapıyorum?’ Onların bir aylık yemek parasını harcayıp gelmişim üstelik sadece kendim için. O an verdim kararımı.

Hayallerin peşinden gitmek

Hiçbir zaman lüks bir arabam olsun istemedim. Hatta arabam bile olsun istemedim. Daha evin yolunu zor buluyorken arabayla nerelerde kaybolurdum Allah bilir. Hem zaten hangisi gaz, hangisi fren, hangisi debriyaj hâlâ bir fikrim yok, ehliyetim olmasına rağmen. Lüks bir ev de hayal etmedim. Düşünsenize sürekli aynı evde oturacaksınız sırf satın aldığınız için bu çok sıkıcı. Bir çocuk doğurmak da istemedim. Yeryüzünde bakıma muhtaç o kadar çocuk varken neden illa kendi çocuğumu doğurmayı hayal edeyim ki? Peki ya gelin olmak, her kadının en mutlu günü dedikleri o gün? Onu da hayal etmedim. Kabarık beyaz bir elbisenin içinde dünyanın makyajıyla herkese gülümsemek off yazarken bile sıkıldım. Büyük bir aşk yaşamak mı? Yeterince aşk yaşadım ve hepsinin bittiğini gördüm. Daha fazlasına gerek yok. Peki benim hayalim mi neydi? Ortalama bir insanın hayallerinden uzaktı benimkiler. Bir aşevi açmak. Gerçekten ihtiyacı olan insanların karnını doyurmak. Bir kase yemeğin insanları nasıl mutlu ettiğini görmek.

'Sosyal medyada RT yapmaktan, ah ah vah vah demekten öteye gitmek istedim.'

Herkes o kadar hassas, o kadar yardımsever ki sosyal medya sayesinde! Bir yandan kahkahalar eşliğinde muhabbet ederken bir yandan ne kadar duyarlı olduklarını göstermek için olan bitene lanetler okuyan tweetler atabiliyorlar. Onlar gibi olmak istemedim. Haa yapmadım mı? Ben de yaptım. Kan intiyaçlarını RT’ledim ama kalkıp kan vermeye gitmedim. Change.org’da imza üstüne imza attım ama sonucunu takip etmedim. Her işçi ölümünde klavyeye sarıldım ama öbür gün unuttum. Seçim sonuçlarına isyan ettim twitter’da ama çalınan oyları öylece izledim . Yani sanal feryatlardan bir tık öteye geçemedim sizler gibi. Hazır bir fırsatını bulmuşken de kaçırmak istemedim.

Gerçek mutluluğun peşinde...

Mutsuz muydum? Hayır, değildim. Büyükada’da yeşillikler içinde bir evde, nefis bir balkonda, dünyanın en güzel kedisiyle (bana göre), denize iki dakika mesafede, yediğim önümde, yemediğim ardımda, bol sohbetli, muhabbetli, gezmeli, tozmalı bir hayatım vardı. Ama nereye kadar? Bir insan sadece kendi mutluluğunu düşünerek ne kadar mutlu olabilirdi. Beğendiğim bir elbiseyi almak yeter miydi mutlu olmak için. Ya da tatile gitmek? Yetmedi! Gerçek mutluluğun peşine düştüm bende. İnsanları mutlu ederek mutlu olmanın. Çünkü çocukların güldüğünü görmek dünyanın en güzel şeyi. Eğer bir çocuk güldüğünde sizin de yüzünüz gülmüyorsa benim ne yaptığımı asla anlayamayacaksınız. Onlar o kadar güzel ki. Onlarla dans etmek, resim yapmak, şarkı söylemek, koşmak istiyorum. Onların hayatlarına dokunmak istiyorum. Gözlerinin içi öyle güzel gülüyor ki bir ömür boyu onları mutlu etmek için Kamboçya’da kalabilirim.

Freelance olarak çalıştığı için, işini nerede olursa olsun yapabiliyordu

Daha hava aydınlanmadan yola çıkıp hava karardığında evine dönen milyonlarca insandan biri olmak istemedim hiçbir zaman. Onun için yıllardır freelance çalışıyorum. Birkaç defa düzenli bir işim olsun kafasına girdim ama afakanlar basar basmaz evime geri döndüm. Onun için ha İstanbul’da yaşamışım ha Kamboçya’da. İnternet olduğu sürece işimi yapıp paramı kazanabiliyorum. Ne mi yapıyorum? Biraz sosyal medya, biraz grafik tasarım, biraz mobil oyun, biraz da yemek kitabı. Oyunumu ücretsiz olarak indirmek isterseniz: IOS için bu linkAndroid için bu link.

İnsanların ayrıştırılmadığı bir dünyada, 'sadece insan olarak' bir şeyler yapmak

Kadın – erkek, alevi – sunni, sağcı – solcu, hükümetçi – paralel, Türk – Kürt, dinci – dinsiz, göbekli (bu benim) – göbeksiz ve daha onlarcası. Oysa benim için insanlar ikiye ayrılıyor. Vicdanı olanlar ve olmayanlar. Ben vicdanlı bir insan olmak istedim. Aşevini kendi ülkemde yapmaya kalksam az önce saydığım her şey sorgulanacaktı. Sadece bir insan olarak bakılmayacaktı bana. Ama burası öyle değil. Onların insan seçme gibi bir lüksü yok. Kim olduğun, ne olduğun, neye inandığın onları ilgilendirmiyor. Zaten beni de ilgilendirmiyor. Öyle güzel gülüyorlar ki yüzünüze minnetle, insan olduğunuzu hatırlıyorsunuz.

Devlet bütçesinin çoğu bağışlardan oluşan, yoksul bir ülke: Kamboçya

Evet ülke çok ucuz ama insanların parası yok! Para olmadıktan sonra ucuzluğun pek bir anlamı olmuyor. En başta dediğim gibi sadece kendim için harcadığım parayla burada bir köyün karnını doyurabiliyorum. 1 liraya 2 kilo pirinç alabiliyorsunuz, etin kilosu da 10 TL civarında. Türkiye’de bir günlük yemek masrafıyla burada neredeyse on gün yemek yapabiliyorum. Neden Türkiye’de açmamış diyenlere cevabım ise: SANANE!

'Çünkü gündemim biraz değişsin istedim'

Son günlerde herkesin istediği şey bu sanırım. Ben güne ‘bugün neye canımız sıkılacak’ diye düşünerek başlamaktansa ‘bugün çocuklarla ne oynasak’ acaba diye düşünerek başlamayı tercih ettim. Birbirinden nefret eden insanları izlemektense yokluğun içinde birbirlerine sevgiye bakan insanları izlemeyi tercih ettim. Ülkenin kaos ortamında kaybolmaktansa kendime yeni bir dünya kurmaya karar verdim.

Arkasında kimler var?

Arkamda çok afedersiniz popomdan başka bir şey yok! Bu bireysel bir hareket. Arkamda beni destekleyenden çok bunu yapacağıma inanmayan, gitsem bile en fazla bir ay sonra sıkılıp geri döneceğimi sanan bir topluluk vardı. Dört aydır buradayım ve sadece canım iskender, ciğer şiş, künefe, uykuluk, kızarmış dondurma filan çekince hafif bir pişmanlık yaşıyorum. Sonra karnımı doyuruyorum geçiyor. Onun için yok Ayn şunlardan destek almış, yok bunlar yardım etmiş gibi cümleler kurup benim canımı sıkmayın. Arkamda kimse yok dedim ama fotoğraftaki gibi onlarca çocuk var bana güç veren! Resim yeteneğimi biraz geliştirsem iyi olur:/

'Süper kahraman olmak bunu gerektirir...'

Kimse süper kahraman olduğumu anlamasın diye yıllardır yemek yapıyorum. Uçmak varken her yere toplu taşımayla gidiyorum. Sağda solda eşyalarımı unutuyorum. Üç kere ‘Ayn’ diyen herkesin yardımına koşuyorum. Ben gitmeyecektim de Kamboçya’ya kim gidecekti? Bir süper kahraman olarak onların karnını doyurmak tabii ki benim görevim!

Siz de bir süperkahraman olmak istiyor musunuz?

Ben kazandığım parayı aşevine harcıyorum. Ama etrafta beni kıskanan küçük süper kahramanlar var. Mesela Almanya’daki çocukluk arkadaşım Yeliz, bu yaptığımı duyar duymaz görümcesinden, ablalarından, eltilerinden, arkadaşlarnıdan hatta kaynanasından bile ufak miktarlar toplayıp aşevinde kullanmam için gönderdi. O ufak miktarlar bir araya gelince göl oluyor biliyorsunuz. Onun gibi tetikte bekleyen bir sürü arkadaşım var. Aşevini açıp yemek dağıtımına başlayana kadar kimsenin yardımını istemedim ama bundan sonrası için çorbada tuzunuz olsun isterseniz birkaç güzel seçenek var. Çocukların minicik elleriyle yaptığı kartpostalları sevdiklerinize gönderebilirsiniz. Sevgililerime yaptığım yemekleri hikayeleriyle anlatan kitabımı alabilirsiniz. Ya da direkt bağış yapabilirsiniz. İyilik içimizde ^^Kaynak:

11 Maddeyle Neden Kamboçya’da Aşevi Açtım | Aynsoupkitchen

Aynebilim Aşevi - Aynebilim Soup Kitchen

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!
YORUMLAR İÇİN TIKLAYINIZ

Başlıklar

AleviAlmanyaAşkİstanbulSosyal MedyaTercihTwitteraşkdondurmaoyunyiyecek
Görüş Bildir