Ekonomik Baş Belamız Olarak Tanınan Düyun-ı Umumiye ve 100 Yıllık Dış Borçlanma Hikayemiz

-
4 dakikada okuyabilirsiniz

Hayatta hiçbir şey tamamen pozitif veya negatif sonuçlar getirmez. Tarih için de aynı kural geçerlidir. Bu çerçevede, Osmanlı'nın son yıllarında kurulan ve imparatorluğun yıkılmasında büyük etkisinin olduğu belirtilen Düyun-ı Umumiye'ye farklı bir bakış açısı getirmeye çalışacağız.

Tarih boyunca ortaya çıkmış olan her devlet için ekonomi çok önemli bir unsurdu. Bir devletin siyasi gücü ile ekonomisi arasında sürekli bir döngü mevcuttur.

Osmanlı'yı ele aldığımızda, özellikle 1560'lı yıllara kadar zenginliğinin zirvede olduğunu söyleyebiliriz. Zira Kanuni Sultan Süleyman devrinin sonlarına kadar süren fetihler, beraberinde fevkalade bir sınır genişlemesi ve buna bağlı olarak da yüksek ekonomik kazançları getirmekteydi.

Coğrafi keşiflerle birlikte Avrupa'da yükselişe geçen iktisat karşısında, doğunun cazibesi gerilemeye başladı.

Bilhassa Amerika'nın keşfiyle birlikte, Avrupa devletlerinin hızla gelişen kolonicilik faaliyetleri karşısında klasik Osmanlı iktisadı parlaklığını kaybetmeye başladı. Aynı zamanda artık zaferler yerine yenilgilerin çoğalmasıyla, Osmanlı'nın fetihlerden elde ettiği ekonomik kazançlar da yerini zararlara bırakmaktaydı.

Olağanüstü ekonomik sıkıntılar karşısında 1623'te IV. Murad devrinden itibaren birkaç defa dış borçlanma planları gündeme geldi.

Teşebbüslerin ortak özelliği, büyük bir mağlubiyet veya isyan gibi buhranlardan sonra, ekonominin zedelenmesine karşı düşünülmüş birer çözüm olmalarıydı. Her seferinde çeşitli nedenlerle dış borçlanmaya gitmekten vazgeçen Osmanlı, ekonomisini uzun yıllar boyunca muhafaza etmeyi başardı.

Diğer Avrupa devletleriyle kıyaslandığında Osmanlı, dış borçlanmaya geç bir tarih olan 1854'te adım attı.

II. Mahmud'un oğlu Sultan Abdülmecid devrinde, Kırım Savaşının getirdiği baş edilemeyen malî yüklere karşı bu yönteme başvuruldu. Alınan dış borçların çoğu savaş giderlerini kapatmaya harcandı. 1865'e kadar yılda ortalama 4 milyona yakın, sonraki 10 yıl içerisinde ise yılda ortalama 19 milyon raddelerinde borç alımına devam edildi.

1875'e gelindiğinde ise 200 milyona yakın dış borç yılda 11 milyon taksitle ödenmeliydi. Osmanlı hazinesi ise yılda ortalama 18 milyon gelir elde ediyordu.

Bu tablo karşısında moratoryum ilan edilerek, borç ödemelerinin ertelenmesi istendi. Bilhassa Avrupa'da tam bir karışıklık hali başladı. Çeşitli birçok gösteri, toplantı ve eylemle Osmanlı'nın bu kararı protesto edildi. 

Bu zeminde 1876'da tahta geçecek olan II. Abdülhamid çok ağır bir yükün altına girmekteydi. Hemen ardından patlak veren 1877-78 Rus Savaşı da (93 Harbi) bir başka kriz anlamına geliyordu.

Rusya'nın çok fazla genişlemesini menfaatlerine karşı gören Avrupalı devletler, savaş sonundaki antlaşmalarda Osmanlı destekçisi olarak göründüler.

Osmanlı savaş tazminatları hafifletilerek, Rusya'nın malî kazancı azaltıldı. Daha sonra dış borçlar meselesi, aylar süren görüşmelerin ardından bir karara bağlandı. Buna göre Osmanlı borçlarında %54'e varan bir indirim yapılacaktı. Zira bu, Avrupalı devletlere göre alacakların tahsil edilebilmesinin tek çıkar yoluydu.

Muharrem Kararnamesi ile (28 Muharrem 1299'da ilan edildiği için bu adla anılır) dış borçların ödenme denetimini üstlenecek olan Düyun-ı Umumiye teşkilatı resmen kuruldu. Teşkilatın başkanlığı değişimli olarak İngiltere-Fransa elinde olacaktı. Fakat çalışacak görevliler birer Osmanlı memuru statüsünde bulunacaklardı.

Günümüzde İstanbul Lisesi'ne ait olan bina, bir zamanlar Düyun-ı Umumiye'nin genel merkeziydi.

Teşkilat çoğunlukla olumsuz görülse de birtakım faydaları da vardı. Evvela bu meclisin sağladığı teminatla Osmanlı dış borç almaya devam edebildi. Önemli bir nokta olarak da bundan sonra alınan dış borçlar daha fazla yatırıma harcanarak çevrilebildi. Düyun-ı Umumiye daha fazla gelir kazanmak için çeşitli birçok yatırım projesini hayata geçirdi. 

Teşkilatın çeşitli kademelerinde 4 bin kadar Osmanlı vatandaşı iş imkanı buldu. Milli Mücadele devrinde ise Düyun-ı Umumiye'nin Anadolu'daki şubelerine Kuvayı Milliye el koyarak savaşa malî kaynaklar sağladı. Aynı zamanda İstanbul'daki çeşitli depoları da soyularak Anadolu'ya geçirildi. Bir başka deyişle, Düyun-ı Umumiye dolaylı olarak İstiklal Harbine destek vermiş oldu.

Zaferden sonra Lozan Antlaşmasında görüşülen dış borçlar, devam eden görüşmelerle 1928'de 107 milyon olarak Cumhuriyet'e intikal etti.

1933'te 78 milyon raddelerine indirilen borçlara son şekli verilerek 50 yıl içerisinde ödenmesi kararlaştırıldı. Bu sırada borç ödemelerini kontrol için Düyun-ı Umumiye birkaç değişiklikle aynı görevine devam edecekti. 

1938'deki bir antlaşmayla borçların Türk lirası üzerinden ödenmesi kabul olundu. Ardından çıkan II. Dünya Savaşı'nda, Türkiye tarafsızlığı vasıtasıyla Alman işgaline uğrayan Paris'teki Fransız şubesini tanımadığını ilan ederek borç ödemesini durdurdu. 1954'e gelindiğinde ise 100 yıllık dış borç serüveni sona erdi.

Dış borçlanma esasında birçok Avrupalı devletin de başvurduğu modern iktisadın yöntemlerinden birisiydi.

Fakat Osmanlı'nın iktisadî bakış açısı ve toplumsal yapı, girişimci zengin sınıfların ortaya çıkışını engellemişti. Dolayısıyla devlet eliyle yapılmak zorunda kalınan ilk sanayi teşebbüsleri pek randıman sağlayamadı. Avrupa'daki ilerlemelere yetişmekte zorlanan devlet, alınan dış borçları yatırım ve kazanca çevirmekte başarılı olamadı.

Netice itibarıyla yatırımlarla değerlendirilemeyen dış borçlar, artık önceki borçları kapatmak için borç alınmaya gidilince dayanılmaz bir boyutlara ulaştı. Ekonomik gerilemeye son darbeleri indiren ise, içerisine girilen ve mağlup olunan büyük savaşlardı.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
nebusimdi

Bildiğim kadarıyla düyunu umumiyeden kalan borçlar 80'li yıllarda Özal zamanında bitirildi.

ilker-ilerler

He ya 4000 civarında iş imkanı oldu ayrıca istiklal harbine de yardım edildi. Neresinden güzelleme yapacağınızı şaşırmışsınız ekmeğe israf ayarı gibi. Dalga mı geçiyorsunuz siz insanlarla. Bildiğin ekonomik sistemini Fransa ve İngiltere ye peşkeş çekmişsin aleni kadını olmuşsun ekonomik olarak. Sattınız bitirdiniz şimdi de ikincisine yol mu yapıyorsunuz. Sinirimden titriyorum.

feyk

hastaligin ana nedenini degilde, semptomlarini tartismak beyin tumorunde bas agrisini aspirinle gecirmek gibi bir durum. olay duyun-i umumiye yada neden dis borc alindigi degil, olay osmanli ekonomisinin neden uretken olamadigi fakirlestigi. editor bu konuda guzel noktaya deyinmis, osmanli icinde kimsenin zenginlesmesine musade edilmezdi. biraz zenginlesenin guclenmemesi icin malina el konur, buda hazineye gelir olarak kabul edilirdi. sonucunda ulkede yatirim yapabilen, yenilik getirebilen, yeni ekonomik degerler icatlar uretebilen kimse cikmadi. bugun bile turkiyede bir icadin bulusun olsa bunu ekonomik getireye donusturmek cok zor. bu yuzden turkiyeden bir steve jobs, bir elon musk ciktigini goremezsiniz. osmanlidaki gibi bugunde ayni sekilde tumoru aspirinle gecistirip yapisal sorunlarimizi, duzenimizdeki bozukluklari yok sayiyoruz. yapilmasi gereken gercek tedaviden ekonomik ve sosyolojik reformlardan kaciyoruz. anlasilan oki gerekli reformlari gerceklestirecek iradeyi gostermek icin ikinci bir kurtulus savasi cilesini yasamak gerek.

sadri-alisik-ozturk

Yıldırım ın, Fatih in, Yavuz un, Kanuni nin bıraktığı o devasa mirası har vurup harman savurarak Osmanlının üstüne gölge düşürdüler, onu kaldırmaksa Türkiye Cumhuriyetine düştü, kaldırdı elbette ama yanlış politikalar yüzünden son 50 yılda Atatürk ün dediği gibi " bilinen sonuç doğmuştur "

jevons

Çok güzel bir çalışma olmuş onedioda bu tarz yazılardan daha çok görmek isteriz.Ancak yorumları okuduğumda çok üzüldüm.Geçmişinden ne ara bu kadar nefret eden bir toplum haline geldik şaşırdım.Koca altı asırlık dünya imparatorluğunu son 2 asırda yapılan hatalar çerçevesinde kötülemek ne büyük aptallıktır.Önemli olan geçmişi unutmamak ve geçmişten ders çıkarmaktır.Osmanlıya sövmek insana birşey kazandırmaz.Eğer Atatürk geçmişimizi unutmamızı istese Türk Tarih Kurumu gibi kurumların kurulmasını istemezdi.

Başlıklar

FransaGirişimciİngiltereİstanbulRusyaSavaş
Görüş Bildir