Bilim İnsanı, Filozof, Romancı, Tarihçi: Büyük Yazar Umberto Eco'nun 18 Okunası Kitabı

 > -

Geniş kitlelerce "Gülün Adı" isimli romanıyla tanınan İtalyan bilim adamı, filozof, romancı, tarihçi Umberto Eco'yu (d. 5 Ocak 1932 - ö. 19 Şubat 2016, Alessandria) dün itibariyle kaybetmiş bulunuyoruz. Biz de bu büyük yazar ve düşünürün yapıtları arasından, 18'ini sizler için bir araya getirdik. İyi okumalar diliyorum...

Not: Yapıtlar kronolojik olarak sıralanmıştır.  

1. "Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik", (1959)

Her kültürün güzellik ve sanata ilişkin bir görüşü olmuş, ama her kültür bu görüşe açık bir kuramsal çerçeveye oturtmamış. 'Estetik' kavramı XVIII. yüzyılda Avrupa'da doğmuştur. Bu yüzden estetiğin tarihini ele alan birçok kitap, bu tarihten önce geliştirilen güzellik ve sanat kuramlarını pek göz önünde bulundurmamıştır; Ortaçağ dönemi de uzun süre bu anlam kargaşasından büyük ölçüde zarar görmüştür. Ama elli yılı aşkın bir süredir tarihçilerin tutumu değişmiş, Ortaçağ estetiği üzerine son derece ilginç düşünceler üretilmiştir. 

Ortaçağ Estetiğinde Sanat ve Güzellik, uzman olmayan okura da, Kilise Babaları döneminden başlayarak, Yüksek Ortaçağ boyunca ve Rönasans'ın doğuşuna kadar süren bir tartışmanın en önemli noktalarını anlatmakta, bu çağın dönüm noktası niteliğindeki yönlerini sunmakta, Ortaçağ insanının zihniyetini, beğenisini, yönelimlerini daha iyi anlama olanağı sağlamaktadır.

2. "Yanlış Okumalar", (1963)

Umberto Eco'nun zekice yazılmış bir keyifli parodiler toplamı "Yanlış Okumalar", Striptiz üzerine yazılan bir denemeden Nabokov'un Lolita'sına, insanın ayda ilk yürüyüşünden bir yayınevine gelen ve sözde editörce geri çevrilen Homeros'un, Marcel Proust'un ya da Dante'nin ünlü yapıtlarına kadar çeşitli konuları işlediği hicivlerden, benzeklerden derlenen ve önceki yıllarda İtalya'nın Il Verri dergisi için kaleme alınmış olan bu yazılar için Eco, "Benzeği benimsememin, derinde yatan bir nedeni vardı," diyor. 

"Neo-avangard yapıt günlük yaşamın ve yazın'ın dilini tersyüz etme özelliğini içinde taşıyorsa da komik ve groteskin de bu programın bir parçası olması gerekirdi."...

3. "Gülün Adı", (1980)

Umberto Eco'nun bu ilk romanı, 1980'de İtalya'da ilk yayımlanışından bu yana sayısız basım yaptı ve dünyanın pek çok diline çevrildi. Dünyada olağanüstü bir ilgi uyandıran bu romanın yankıları hala sürüyor. Filmi de dünyada büyük yankılar uyandırdı. 

Bu romanın başarısında, kuşkusuz, yazarın ortaçağ konusunda derin ve dolaysız bilgisinin büyük payı var. Tam anlamıyla ve her bakımdan ortaçağ dünyasını yansıtmakla birlikte "Gülün Adı" kesinlikle çağdaş bir roman; çağdaş romana yepyeni ve uzun soluk getiren özgün bir roman. 

Bir anlamda ortaçağda geçen, Hıristiyanlık düşüncesini tartışan tarihsel bir roman, bir anlamda da ustaca kurulmuş polisiye ve sürükleyici bir öykü. Ve en önemlisi olağanüstü bir dil ve benzeri az bulunur bir sanat yapıtı.

4. "Foucault Sarkacı", (1988)

Yazarın ikinci romanı "Foucault Sarkacı" da, bildiğimiz roman türlerinden hiçbirine girmiyor. Belki de en uygunu, onu bir "bilim-roman" ya da "Eco-roman" diye nitelendirmek. "Foucault Sarkacı", çok-katlı, çok değişik düzlemlerde okunabilecek bir roman. Bu da romana, değişik açılardan yaklaşmamıza olanak veriyor. 

"Foucault Sarkacı", kısaca, irrasyonel düşüncenin 500 yıllık tarihinin 500 küsur sayfalık bir serüveni: Pozitif bilimin yanısıra, uzantıları günümüze dek süregelen, gizli bilimlerin, Ortaçağı da kapsayan çok uzun bir zaman dilimi içinde bilim-büyü kardeşliğinin öyküsü.

5. "Yorum ve Aşırı Yorum", (1992)

Edebiyatta ve sosyal bilimlerde, metinlerin anlamını yorumlamak en önemli uğraşlardan biridir. Öyleyse, bir metinden çıkarılacak anlamın sınırları var mıdır? Yazarın niyetlerinin bu sınırların belirlenmesinde rolü var mıdır? Bazı okumaları "aşırı yorum" olarak değerlendirebilir miyiz? "Yorum ve Aşırı Yorum", bu soruları tartışmak üzere felsefe, edebiyat kuramı ve eleştiri alanının en önemli adlarını bir araya getiriyor. Umberto Eco, kitabın temelini oluşturan üç yazısında, "yapıtın niyeti"nin, olası yorumların sınırlarını nasıl belirlediğini ortaya koyuyor. 

"Eco"nun yazılarının ardından, filozof Richard Rorty, edebiyat kuramcısı Jonathan Culler ve eleştirmen-yazar Christine Brooke-Rose kendi bakış açılarından "Eco"nun savlarına karşı kendi görüşlerini sergiliyorlar. 

Kitabın son yazısını Eco'nun bu eleştirilere verdiği yanıt oluşturuyor. "Yorum ve Aşırı Yorum"da Eco, Dante'den Gülün Adı'na, Foucault Sarkacı'ndan Chomsky ile Derrida'ya uzanan başdöndürücü zihinsel yolculuğunda her zamanki gibi aydınlatıcı ve son derece esprili. Metinlerin anlamı konusundaki tartışmalara getirdiği çok önemli katkıyla "Yorum ve Aşırı Yorum", edebiyat kuramıyla ilgilenen okurların olduğu kadar, yoıum sorunuyla ilgilenen herkesin mutlaka okuması gereken bir kitap.

6. "Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti", (1994)

Bir anlatı ormanında gezinmek, oyunun çocuk için gördüğü işlevi görür. Çocuklar oyucak bebeklerle, tahtadan atlarla ya da uçurtmalarla, fiziksel yasaları ve bir gün ciddi olarak yerine getirecekleri eylemleri daha yakından tanımak için oynarlar.

7. "Önceki Günün Adası", (1995)

"Önceki Günün Adası", batan bir gemiden kurtulup bir başka gemide "karaya" çıkan "Roberto de la Grive"in öyküsü. On yedinci yüzyılda geçen bu öykü, Roberto'nun sevdiği kadına yazdığı mektuplar ve gemide tuttuğu notlarla ulaşıyor bize. 

Roberto'nun ıssız gemide geçirdiği günler boyunca eski yaşantısıyla ilgili anımsamaları, bir dönemin siyaset, sevgi, bilim, toplum yaşantılarını yeniden kurarak, tarih, toplum, insan ilişkilerini değerlendirmemizi sağlıyor.

8. "Ortaçağ'ı Düşlemek", (1996)

Bu yapıt Umberto Eco'nun Sette Anni di desiderio Sugli specchi travels in hyperraeality adlı yapıtlarından seçmelerle oluşturulmuş küçük bir derlemedir. Yazıların seçiminde gerek tür gerek konu bakımından çeşitliliği gözetmeye çalıştım:

9. "Somon Balığıyla Yolculuk", (1997)

Kitabın ilk baskısının önsözünde, "Sanki parodinin patikalarını izlemek yeterince ciddi bir iş değilmiş gibi neredeyse özür diledim," diyor Eco, "ama sonra bunun aslında kutsal bir görev de olduğuna emin olarak haklı bir gözüpeklikle sürdürdüm bu işi." 

Ve devam ediyor: "Parodinin yapması gereken budur işte: Aşırıya kaçmaktan korkmamalıdır. Yerini bulursa, başkalarının daha sonra gülümsemeden -ve yüzleri kızarmadan- ısrarla, katı bir ciddiyet içinde yapacakları bir şeyi önceden canlandırmış olacaktır yalnızca."

10. "Beş Ahlak Yazısı", (1997)

Umberto Eco, ahlaksal hesaplaşma niteliği taşıyan beş yazısını "Beş Ahlak Yazısı" adı altında toplamış. Kitabın ilk yazısı, "Savaşı Düşünmek", Körfez Savaşı'ndan yola çıkarak, geleneksel savaşlarla modern savaşların bir karşılaştırılması ve modern savaşı anlama çabası.

"Ebedi Faşizm", Mussolini İtalya'sında faşizmi yaşayan çocuk Eco'nun anılarından faşizmin "ebedi" niteliklerini çözümlemeye geçen yetişkin Eco'nun neredeyse değişmez faşist belirtileri ortaya koyuşu. 

Üçüncü yazı "Basın Hakkında", İtalya basınının 1950'lerden bu yana geçirdiği dönüşümü ele alan, ama basına ilişkin genel değerlendirmeler içeren bir yazı. 

Dördüncü yazı, "Öteki Sahneye Girdiğinde", herhangi bir dinsel inanç sistemine bağlı olmaksızın bir insanın nasıl bir ahlak yaratabileceğinin araştırılması -kısacası, Türkiye açısından son derece güncel bir konu olan "laik ahlak'ın temellendirilmesi çabası. 

Ve son yazı "Göçler, Hoşgörü ve Hoşgörülemezlik" 2000 yılının en temel uluslararası sorunu göç olgusunu, Batı-Doğu toplumları arasındaki geleceğe yönelik ilişkilerin nasıl bir gidiş göstereceğini düşünme çabası. Türk toplumunu da yakından ilgilendiren beş sorun, beş ahlaksal hesaplaşma.

11. "Baudolino", (2000)

Kısa sürede imparatora danışman olan Baudolino, onunla Üçüncü Haçlı Seferi'ne katılır. Latinlerin 1204 yılında İstanbul'u yakıp yıktığı, her yeri talan ettiği döneme ve İmparator Friedrich'in kuşku uyandıran ölümüne de tanıklık eden Baudolino, Bizanslı tarihçi Niketas'la sohbetleri sırasında her şeyi yeniden kurgular.

"Baudolino"da tarih, yalnızca bir fon. Eco, bu romanında bize, bir cinayet gölgesinde şekillenen tarihin dışında, hayata dair her şeyi anlatıyor: mezhep kavgaları, şiddeti, savaşları, yok olma ve yeniden yaratılmayı, yalanları, kumpasları, inancı, aşkı ve tabiî tutkuyu.

12. "Güzelliğin Tarihi", (2004)

Güzellik nedir? Sanat, zevk, moda nedir? Güzellik mantık çerçevesinde değerlendirilebilir mi? Güzellik üzerine nesnel saptamalarda bulunulabilir mi? İşte Umberto Eco bütün bu soruların merkezinden başlatıyor büyük keşif gezisini.

Batı kültürünün başyapıtlarını (Milo Venüsü'nü Andy Warhol'un Marilyn'ini, Bosch'un canavarlarını, Botticelli'nin madonnalarını veya Manet'nin odalıklarını göz ardı etmeden) en ince ayrıntısına kadar inceliyor. 

Güzelliğin farklı yönlerinin kusursuz tanımlamalarını yapıyor; Eski Yunan'dan günümüze doğru çıktığı zaman yolculuğunda okurunu da peşinden sürüklüyor. "Güzellik nedir?" gibi güç bir soruyu cevaplamaya çalışan sanatçılara ve düşünürlere kitabında yer vererek anlatılanları zenginleştiriyor.

Güzelliğin Tarihi bugüne değin kabul görmüş tüm fikirleri geliştirerek Güzelliğin tanımını tekrar tekrar yeniden yapıyor.

13. "Kraliçe Loana'nın Gizemli Alevi", (2004)

"Yaş, bellek ve nostalji. Bu kez Umberto Eco hiç olmadığı kadar iğneleyici ve çağdaş. Kraliçe Loana''nın Gizemli Alevi, bir yaşamöyküsü değil, bir kuşağın anılarından oluşmuş bir kitap

Masallarla, yazınsal alıntılarla ve halk şarkılarının sözleriyle harmanlanmış bir öykü. Miki Fare, Mandrake, Mussolini ve göğüsleri çıplak Josephine Baker... İkinci Dünya Savaşı yılları İtalyası''yla ilgili her şey."

14. "Çirkinliğin Tarihi", (2007)

Bu kitap, Güzelliğin Tarihi'nin devamı niteliğinde. Ne de olsa güzellik ve çirkinlik birbirlerini imleyen kavramlar. Çirkinlikle güzelliğin tersini ifade ederiz. Demek ki yapmamız gereken birinin doğasını anlamak için diğerini tanımlamak. 

Ne var ki, yüzyıllara yayılan birçok çirkinlik tezahürü, sanılanın aksine oldukça zengin ve şaşırtıcıdır. Çirkinliğin Tarihi de işte bu örnekleri sunuyor bize. Hem de kalemini bilgece oynatan mahir bir yazarın eliyle...

15. "Prag Mezarlığı", (2010)

19. yüzyılda Paris: Komün Günleri; hançer darbeleri; absent dumanları arasında hazırlanan cinayetler; kanalizasyonda yatan cesetler; patlamalar; isyanlar; takma sakallar; sahte noterler; düzmece vasiyetler; satanist örgütler; kara ayinler; cinsellikle pek fazla ilgilenmeyen, hastalarının rüyalarına burnunu sokmamaya kararlı bir Doktor Froïde Torino, Palermo, Paris şehirlerinde dolaşan histerik bir satanist; iki kez ölen bir rahip; masonlara karşı entrikalar kuran Cizvitler; rahipleri kendi bağırsaklarıyla boğan masonlar; çarpık bacaklı raşitik bir Garibaldi; bir sahte belgenin Siyon Bilgelerinin Protokollerine dönüşmesi...

Umberto Eco, 2010 yılında İtalya'da yayımlanır yayımlanmaz çoksatarlar arasına giren romanı Prag Mezarlığı'nda, çok renkli, çok katmanlı, çok kişilikli bir dünya sunuyor bize. Hitler'in Yahudi soykırımının gerekçesini oluşturduğu iddia edilen Siyon Bilgelerinin Protokolleri'nin ortaya çıkışını ele alıyor bu eserde. 

Dönemin popüler macera romanlarından gazete yazılarına kadar çok sayıda kaynağın bir araya gelmesiyle oluşan protokollerin tarihçesini, o dönemin tefrika romanlarına uygun bir tarzda ve tabii ki her zamanki gibi engin tarih, edebiyat ve popüler kültür bilgisini konuşturarak romanlaştırıyor. Üstelik dönemin kaynaklarından seçilmiş uygun resimlerle. Okurları tam bir karnaval bekliyor!

16. "Genç Bir Romancının İtirafları", (2011)

Romancı geçmişi otuz yılı bulmayan Umberto Eco bu nedenle kendini "genç" bir romancı olarak niteliyor ve Genç Bir Romancının İtirafları'nda, felsefeci ve kuramcı olarak arkasında bıraktığı uzun kariyerinden çok 'genç bir romancı' olarak geçirdiği yıllara bakıyor; Eco bu iki alanı birlikte kullanmasının kurmaca yapıtlarındaki verimli sonuçlarına eğiliyor.

17. "Efsanevi Yerlerin Tarihi", (2013)

Efsanevi topraklar ve yerlerde resimler eşliğinde bir gezinti. Hayal dünyamızda, Yedi Cücelerin kulübesinden Gulliver'in ziyaret ettiği adalara, Madam Bovary'nin evinden Sherlock Holmes'un dairesine, hiç var olmamış nice beldeler, nice yerler var.

Ama genel olarak, bu yerlerin yalnızca bir hikâyecinin ya da şairin düş gücünden doğduğunu biliyoruz. Bunun tam tersine, en eski zamanlardan beri, insanlar Atlantis, Mu, Lemurya, Saba Kraliçesi'nin ülkesi, Rahip Johannes'in krallığı, Mutlular Adaları, Eldorado, Ultima Thule, Hiperborea, Hesperidlerin Bahçesi (Kutsal Kâse'nin saklandığı yer), Haşhaşi Kalesi, Bolluk Ülkesi, Ütopya adaları, Solomon Adası, Terra Australis ("Güney Ülkesi"), içi oyuk Yer'in iç yüzeyi ve gizemli yeraltı krallığı Agarta gibi gerçek sanılan yerler üzerine hayaller kurmuştur.

Bu yerlerden bazıları, yalnızca büyüleyici efsanelere hayat vermiş ve bu kitapta yer alan nefis görsel tasvirlerden bir kısmının esin kaynağını oluşturmuştur. Bazıları giz avcılarının zihninde bir saplantıya dönüşmüştür. Bu yerlerden bazıları ise, yolculuk ve keşiflerin itici gücü olmuş; böylece dünyanın dört bir yanından gezginler, boş bir hayalin peşine düşüp, başka beldeler keşfetmişlerdir.

18. "Sıfır Sayı", (2015)

Tam bir "kaybeden" olan Colonna (50), gazeteci Simei'den iyi bir iş teklifi alıyor: "Yazı işleri sorumlusu ya da benzeri bir şey" sıfatıyla bir yıl boyunca bir günlük gazete için hazırlanan 12 "sıfır sayı"yı yönetecek ve "asla çıkmayacak olan bir günlük gazetenin hazırlanışıyla geçen bir yılın öyküsü"nü anlatan bir kitap yazacak. 

Patron Vimercate, bu gazete sayesinde "finans ve politika dünyasının güzel salonunu rahatsız edebileceğini kanıtladıktan sonra, olasılıkla bu güzel salon ona bu düşünceden vazgeçmesini rica edecek, o da Yarın tasarısını bir kenara kaldırıp güzel salona giriş yapma iznini koparmış olacak." 

Teklif sahibi Simei'nin de kendi planı var: "her şey suya düşerse kitabı yayımlarım. Bomba gibi patlayacak ve yayın hakkı adına bana belli bir gelir sağlayacaktır. Ya da, olur ya, birileri yayımlamamı istemez ve bana bir total verir. Net."

Olaylar böyle başlıyor ve Eco gözde konuları aracılığıyla İtalya'nın 50 yıllık tarihini yeniden yazıyor: Gladio, bir Papa'ya suikast, başka bir Papa'nın öldürülmesi, hükümet darbeleri, gizli servislerle terör örgütlerinin karmaşık ilişkileri… Ve bir soru: Acaba Mussolini sağ mı?

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

FACEBOOK YORUMLARI

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
dna

Gülün Adı iyidir

sim97

baya iyi

monacolu

Saygı duyulacak bir insan

Başlıklar

2016AleviBilimİstanbulİtalyaKitapPragSherlockTerörYunanistan
Görüş Bildir