11 Madde İle İngilizlere Karşı Kazanılan Kutul Amare Zaferi ve Önemi

-

Bugünlerde sıkça gündemde olan Kutul Amare zaferi, tıpkı Çanakkale gibi, Osmanlı'nın 1.Dünya Savaşında kazandığı önemli zaferlerden birisidir. Kutul Amare, Çanakkale'nin aksine savunma yaptığımız değil, kuşatmada bulunduğumuz bir savaştır. İngiltere tarafından bakıldığında ise 1781 Yorktown Kuşatmasından beri, kaybedilen en vahim mücadeledir.

1. Kutul Amare neresidir ?

Esasında Amare ve Kut iki ayrı şehri ifade etmektedir. Kutul Amare Muharebesi, Amare şehrinin kuzeyinde, Kut kalesinin bulunduğu bir yarımadadaki kuşatmadır. İki şehir de sırasıyla, Basra Körfezinin kuzeyindedir. Fırat ve Dicle nehirleri arasında, Sümer, Akkad, Babil, Asur gibi ilk eski uygarlıkların ortaya çıktıkları coğrafyada yer almaktadırlar.

2. İngiltere'nin Irak'ta savaşmasının sebepleri

Yıllarca tarih derslerinde bize anlatıldığı üzere en büyük sebep tabi ki de Orta doğudaki petroller idi. Fakat bundan ziyade İngiltere, Basra Körfezi'ni ele geçirerek denizlere tam hakimiyet sağlamayı ve Hindistan ile arasına hiçbir engel girmemesini de amaçlıyordu.

Aynı zamanda bölgedeki Arap aşiretlerine hükmederek Osmanlı'ya karşı bölgede üstünlük sağlamak hedefleniyordu. O bölgedeki aşiretleri kontrol altına almak demek, bölgeyi kontrol altına almak demekti.

3. İngiltere'nin harekatı

İngiltere bu amaçlarla 22 Kasım 1914'te Basra'yı işgal etti. Osmanlı, İngilizlere karşı savaşmak üzere bölgeye, Teşkilat-ı Mahsusa'nın önemli isimlerinden Süleyman Askeri Bey'i gönderdi. İngiltere'nin silahları ve askeri üstünlüğü bizim askeri imkanlarımızdan çok daha fazlaydı. Bu sebeple İngilizler Bağdat'a doğru hızla ilerlemeye başladılar.

Süleyman Askeri Bey, İngilizleri Rota mevkisinde durdurmayı başardıysa da kuvvetlerimiz, 14 Nisan 1915'te Şuayyibe Muharebesinde yenilerek geri çekilmek zorunda kaldılar. Süleyman Askeri Bey iki bacağından yaralandı. Bunu kendi başarısızlığı kabul eden Süleyman Askeri Bey tabancasıyla intihar etti. Bunun üzerine bölgeye, Albay Nurettin Bey tayin edildi.

4. İngiltere'nin durdurulamaz ilerleyişi

İngilizler Bağdat'a doğru ilerleyişlerini sürdürmekteydiler. Nurettin Bey, gücü hat safhada olan İngiliz ordusuna karşı Kut şehrinin savunulamayacağını anlamıştı. Bunun üzerine Bağdat'a yaklaşık 30 km mesafede bulunan Selman-ı Pak bölgesine çekildi. İngilizler 29 Eylül 1915'te Kut şehrini ele geçirdiler. Bunların üzerine Osmanlı, 6.Ordu adıyla büyük bir ordu tertip ederek Alman Mareşal von der Goltz'u bu ordunun başına getirdi.

Nurettin Bey, Selman-ı Pak bölgesinde, İngiliz ordusunun ilerleyişini durdurmayı başardı. General Townshend kumandasındaki İngiliz birlikleri 25 Kasım 1915'te geri çekilmeye başladılar. Birlikler 3 Aralık 1915'te Kut şehrine geldiklerinde, askerlerin çoğu yürümekten yorulmuştu ve 800 kadar hasta, yaralı bulunmaktaydı. General Townshend bu bölgedeki bir savunma hattı oluşturmaya karar vererek 7 Aralık tarihine kadar bir dizi hazırlıklar yaptırdı. Yaralıların tümünü bir gemiyle Basra Körfezi'ne göndertti. Şehrin dört bir yanını üç kat demir tellerle çevirterek çeşitli mevziler kazdırdı. Kut kalesinin çevresindeki savunma hatlarını güçlendirdi.

5. Kut Şehri ve İngiliz savunması

Kut şehri coğrafi olarak bir yarım ada şeklindeydi. Bu da kuşatılmasını zorlaştırıyordu. 7 Aralık 1915'te Türk kuvvetleri şehri kuşattı. General Townshend, Basra'dan gelecek olan destek ile birlikte Osmanlı askerlerini mağlup edeceğini düşünmekteydi. Fakat Osmanlı, aynı 1453'de İstanbul'un kuşatılması gibi, bölgeye gelecek bütün destek yollarını kesmişti. İngiliz kuvvetleri ve bölgedeki halk ile birlikte toplamda 20.000'e yakın insan şehrin içerisinde kıstırılmış vaziyetteydi. Şehirdeki iaşe git gide azalmakta, zaman giderek tükenmekteydi.

Şehirdeki yiyecekler bir kaç ay içerisinde tüketilerek bitti. Orduyu ve insanları doyurmak için başta atlar ve katırlar olmak üzere hayvanlar kesilip yenilmeye başlandı. Fakat bir sorun vardı. İngiliz ordusunun içerisindeki Hintliler, yaşamlarında alışık olmadıkları ve dini inançlarına ters düştüğü için et yemiyorlardı. Bu sebeple bu askerler zamanla zayıflayarak güçsüzleşmeye ve sonunda savaşamayacak durumu gelmeye başladılar.

6. Açlık ve hastalıklar

Hastalıklar iki tarafı da yıpratmakta idi. Nitekim 70 yaşını aşmış olan von der Goltz, tifüs hastalığına yakalanarak 19 Nisan 1916'da hayatını kaybetti. Bunun üzerine Halil Bey, generalliğe terfi ettirilerek 6.ordu komutasına getirildi.

Şehirde sıkışan İngiliz ordusuna uçaklarla yardım yapılmak isteniyordu. Fakat Osmanlı ordusunun ateşinden kaçmak için çok yüksekten uçan uçaklar, attıkları yardım paketlerinin çoğunu nehre ve Osmanlı tarafına düşürüyorlardı. En sonunda Jurnal adlı bir gemiye 270 ton gıda yükleyerek Kut şehrine ulaştırmayı planladılar. Fakat bu gemi 24 Nisan 1916'da Türk kuvvetlerinin ateşinden kaçmaya çalışırken karaya oturdu ve bütün malzeme Osmanlı'nın eline geçti. Böylece, Kut şehrindeki İngiliz birliklerinin bu son umudu da suya düşmüş oldu.

7. İngiltere'nin teslim oluşu

Jurnal gemisinin de Kut şehrindeki İngiliz birliklerine ulaşmaması ile birlikte İngiliz ordusunun teslim olmaktan başka çaresi kalmamıştı. Halil Paşa ve General Townshend 26 Nisan 1916'da şartları görüşmek üzere buluştular.

General Townshend 1 Milyon Sterlin ve bütün silahların teslim edilmesine karşılık, kendisi ve bütün askerlerinin serbest bırakılmasını istedi. Bu durum telgrafla Enver Paşa'ya iletildi. Enver Paşa en başından beri İngilizlerin koşulsuz bir teslimiyetini istemekteydi. Kesin bir dille teklifin kabul edilmemesini bildirdi. Böylece Halil Paşa ve General Townshend'in görüşmeleri sonuçsuz kaldı. 28 Nisan 1916'da General Townshend, Halil Paşa'ya bir mektup gönderdi. Mektupta, ertesi gün teslim olacaklarını belirtmekteydi. Nitekim 29 Nisan günü şehre girilerek İngiliz birlikleri teslim alındı.

8. Zaferin sonuçları

13.309 İngiliz askeri esir alındı. Bir kısmı esir Türk askerleri ile mübadele edildi, bir kısmı ise Anadolu'daki çeşitli esir kamplarına yerleştirildi. Bu zafer bütün cephelerde duyuldu. İngiliz ordusuna karşı bir zafer kazanılması bütün askerlere manevi bir moral kaynağı oldu. Aynı zamanda müttefikimiz olan devletlerce, özellikle Almanya'da coşku ile karşılandı. Bu zaferle Anadolu'ya güneyden gelen İngiliz kuvvetleri durdurulmuş oldu ve Anadolu'nun güneyden işgali önlendi. İngilizler Çanakkale sonrasında ikinci defa büyük bir yenilgiye uğratılarak Türklerin üstünlüğünü kabul ettiler.

9. General Charles Townshend

General Townshend esir alındıktan sonra İstanbul'a gönderildi. Resmiyette esir olsa da İstanbul'da geçirdiği iki buçuk yıl içerisinde gayet lüks ve özgür bir yaşam geçirdi. 

1918 yılında, esaretinin son verilmesini şart koşarak, Mondros Ateşkes antlaşmasında İngiltere-Osmanlı arasında arabulucuk yapmayı teklif etti. Bu teklifi kabul edildi ve General Townshend 1918 yılının ekim ayında ülkesine geri döndü.

1920 yılında askerlikten emekli oldu. Siyasete atılarak parlamentoya seçildi. Geri kalan yaşamı boyunca ülkesinde pek itibar göremedi. 1924 yılında hayatını kaybetti.

10. Halil Paşa

Halil Paşa, ateşkes antlaşmasından sonra çeşitli görevlerde bulundu. Bir ara İtilaf devletlerince hapse atıldı. Buradan kaçarak Anadolu'ya geçti ve Milli Mücadele sırasında Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa ile buluştu. Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal Paşa'nın talimatlarıyla Sovyetler ile Türkiye Hükümeti arasındaki ilişkilerde görev aldı. 1922 yılında Berlin'e gitmek zorunda kaldı.

Cumhuriyetin ilanından sonra yurda geri döndü ve kendisine 1934'ten sonra soyadı kanunuyla, Mustafa Kemal Atatürk tarafından, Kut soyadı verildi. Ömrünün sonlarına doğru yakalandığı gırtlak kanseri rahatsızlığı dolayısıyla Haydarpaşa'daki GATA'da tedavi altına alındı. Dönemin yetersizlikleri ve tıbbi imkansızlıklar dolayısıyla hastalığı geç teşhis edildi. Rahatsızlığı teşhis edildiğinde yapılacak pek bir şey kalmamıştı. Halil Kut, 1957 yılının Ağustos ayında artık ömrünün sonuna geldiğini anlayarak evine gitmek istedi. 20 Ağustos günü evinde hayatını kaybetti.

11. Özet ve netice

Kutul Amare, Türk tarihindeki sayısız savaşlardan sadece birisidir. Biz Kutul Amare, Çanakkale, Sarıkamış Harekatı, Sakarya Muharebesi ve İnönü Savaşları gibi, canlarını bizler için vermiş insanların mücadelelerini unutmamalıyız. 

Tarih öğretiminde genellikle milli tarih adı altında, sadece kazandığımız mücadeleler ön plana çıkartılır. Biz burada, 100.yılı münasebetiyle adı gündemde sıkça geçtiği ve pek iyi bilinmediği için Kutul Amare zaferini anlatmaya ve açıklamaya çalıştık. Fakat tarih sadece zaferlerden ibaret değildir. Bir mücadelenin kaybedilmiş olması o mücadeleyi küçültemez. İşte bu sebeple biz sadece zaferlerimizi değil kaybettiğimiz mücadeleleri de, yani özetle tarihimizin mühim olan her noktasını öğrenmek zorundayız.

Bonus: Halil Paşa'nın Telgrafı

Arşiv Belgelerine Göre Kut'ul Amare Zaferi, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, İstanbul 2016,syf 30-31

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
sosyal-gundem

Soru: Kut şehri bugün hangi ülkenin elinde? Tarihsel bir başarıdır fakat kutlanacak bir zafer olmaktan çıkmıştır. Kutlanırsa ne olur? Birşey olmaz komik duruma düşersin...

nilgun-erdogan3

bir ara osmanlı medine savaşınıda yayınlayın arapların 15000 osmanlı askerine nasıl işkence yaptığınıda yazın ümmetçiliğin ilk darbe yediği savaştır...

nebusimdi

Savaştan sonra imzalanan Mondros Mütarekesine göre taraflar imza tarihindeki konumlarını koruyacaklardı. Ancak İngilizler silahını teslim etmiş olan Osmanlı ordusu ortada olmadığı için Kut'u işgal ederek oldu bittiye getirmişlerdir. Bunun üzerine hala devam eden Musul-Kerkük sorunu ortaya çıkmıştır. Çünkü Musul Kerkük Kut zaferiyle Osmanlılarda kalmıştı. Böylece Misakı Milli sınırları korunmuş oluyordu. İngilizlerin oldu bittisiyle hala çözülemeyen bir sorun ortaya çıktı. PKK, IŞİD, vs. örgütleri bu sorunu sürdürmek için çıkarılan yapay unsurlardır.

janset-cataltug

Şu zaferi gündeme malum şahıs ve parti getirdiği için birileri bal olsa yemez artık. Ülkede ne kadar çok takıntılı, ezik insan varmış.

umutcan-akbas

8. fotoğrafta paşam nasıl da gülüyor ama hakkıdır elbet. bu arada kut zaferi atatürk döneminde de kutlanmıştır. ingilizlere yaranmak için tabi onların baskıları sonucunda kutlanmasını yasaklayan menderestir. 1952 de yasaklanmıştır. yani bugünkü yavşakların ustası diyebiliriz. bir de unutturulan zafer demiyorlar mı şerefsizler

Başlıklar

2016AlmanyaHindistanİngiltereİntiharIrakİstanbulSakaryadiziet
Görüş Bildir