Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Tiyatro Varsa Ben Varım! Türk Kadını ve Tiyatrosu'nun En Güçlü Sesi: Afife Jale

-

Kendi deyimiyle ilk ateşi yakandı Afife Jale. Yaktığı o ateşle tüm Türk Tiyatrosu'nun ve kadınının kaderini değiştirecekti. Sonra yine o ateşle kendi de yanacaktı. O bir fedai. O sanata ve tiyatroya adanmış bir ömür...

"Tiyatro varsa ben varım!" diyen bir tutku, kendinden bile vazgeçtiği efsanevi bir aşk, sonunda ise insanın içini cız eden kısacık ama cesur bir yaşam. Afife Jale...

Afife Jale, sahneye çıkan ilk Türk ve müslüman kadın unvanına sahip. Zorluklarla dolu yaşam ve sanat mücadelesi ile Türk Tiyatrosu'nun devrimci bir kadın oyuncusu.

Afife Jale'nin tiyatro sahnesine çıkan ilk Türk ve müslüman kadın olması tartışmalı bir konudur. Geçmişin tiyatro tarihçisi Refik Ahmet, 1989 yılında Nazilli'de Kadriye Hanım'ın Amelya adıyla sahneye çıktığını yazar. Tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi ise teyzesi Mevdude Refik'in Afife Jale'den daha önce sahneye çıktığını iddia eder. Ancak bu iddialara karşın Afife Jale ismi bu konuda yaygın kabul görmüş ve bir sembole dönüşmüştür.

Hatırlarsınız son dönemde Fi dizisinden sonra gözler yeniden Afife Jale'nin üstüne çevrilmiş, hayatı daha bir merak edilir olmuştu. Bakalım neler olmuş bu muhteşem yaşam serüveninde.

Fi dizisindeki Duru karakteri, kendisi gibi sahneye aşık olan Afife Müzikali'nde yer alabilmek için çok mücadele vermişti.

1902 yılında Kadıköy'de doğan Afife'nin çocukluğundan beri hayallerini hep 'tiyatro' süslermiş. Öyle ki İstanbul Kız Sanayi Mektebi’nde okurken bile aklında hep tiyatro varmış.

Orta halli bir ailenin kızı olarak dünyaya gelir. Doktor Sait Paşa’nın torunu olan Afife’nin babası Hidayet bey, annesi ise Methiye Hanım'dır. Anneleri bir, Behiye ve Salah adında iki kardeşi vardır. Babası Hidayet Bey’in itirazlarına rağmen, annesi Methiye Hanım’ın desteği ile tiyatroyla ilgilenir.

Fakat o dönemde müslüman ve Türk kadınların sahneye çıkması yasak. Geleneksel tiyatroda kadın rollerini erkek oyuncular üstleniyor. Batı tarzı oyunlarda ise sahne, azınlık olan Ermeni kadınların tekelinde.

Cumhuriyet dönemi öncesi Osmanlı tiyatro yaşamında Türk ve Müslüman kadınlar sahneye çıkmaz. Geleneksel tiyatroda kadın rollerini erkek oyuncular üstlenir. Batı tarzı tiyatronun ülkemize girmesi ile birlikte, kadın rolleri Müslüman olmayan azınlık ve özellikle de Ermeni kadınları tarafından oynanmaya başlar.

Bir gün Darülbedayi bir sınav açar. Afife henüz 16 yaşındadır ve bu sınavı 'mülazım artist' yani stajyer oyuncu olarak kazanır.

Açılan bu sınava Afife ile birlikte yalnızca 5-6 kişi başvurur. 10 Kasım 1918 yılında Darülbedayi'de eğitime başlayan bu kızlardan birkaçı nasıl olsa sahneye çıkamayacağız diye eğitimi yarıda bırakırlar. Afife ise asla sahne tukusundan vazgeçmez.

1 yılı aşkın bir süre çalışır. Bütün provalara katılır. Kendini sahneye hazırlar ama o bir türlü sahneye çıkamaz.

Derken 1920 yılında Afife'nin kaderini değiştirecek olay gerçekleşir. Bir piyeste Emel rolünü oynayacak olan Eliza Binemeciyan, Paris’e gidince rol Afife’ye verilir.

1920 yılında Hüseyin Suat’ın sahneye koyduğu “Yamalar” adlı oyunda “Emel” rolünü oynayan Eliza Binemeciyan adlı yabancı bir oyuncunun yurt dışına kaçması ile onun yerine bir kadın oyuncu aranmaya başlanır ve sınav düzenlenir. İşte Afife bu sınavı kazanarak “Jale” takma ismi ile sahnede ilk kez yer alır. Gösterdiği üstün performans ile izleyenleri etkileyen sanatçıya, büyük alkış ve çiçeklerle destek verilir. Böylelikle Afife, "Jale" takma adıyla 22 Nisan gecesi, Kadıköy'deki Apollon Sineması'nda (sonraki Hale, şimdiki Reks) Emel rolünü oynayarak sahneye çıkan ilk Türk kadını oldu.

22 Nisan 1920 gecesi Kadıköy Apollon Tiyatrosu’nda (şimdiki Rexx) ilk kez Afife, "Jale" takma ismi ile sahneye çıkar.

Sahne için kendisine "Jale" (çiğ damlası) adını seçen, al renkli elbisesi, beyaz çorabı, beyaz iskarpini, başında beyaz kurdelası ile 18 yaşındaki Afife, perdenin açılmasını beklemektedir.

O gece için "Hayatımda mesut olduğum ilk gece..." der.

Afife Jale ilk sahneye çıktığı o tarihi geceyi, altı yıl sonra Refik Ahmet Sevengil’e şöyle anlatır:

"Hayatımda mesut olduğum ilk gece… Sanatın ruhuma verdiği güzel sarhoşluk içindeyim. O piyeste (Yamalar) güzel bir sahne vardır; ağlama sahnesi… Orada taşkın bir saadetle gerçekten ağladım… Alkış, alkış, alkış… Perde kapandı; açıldı, bana çiçekler getirdiler. Perde tekrar kapandı. Muharrir (Hüseyin Suat Bey) kuliste bekliyormuş; ben çıkarken durdu, alnımdan öptü: “Bizim sahnemize bir sanat fedaisi lazımdı; sen işte o fedaisin” dedi."

Fakat Afife Jale'nin mutluluğu kısa sürer. Bundan sonra sanat yaşamını bir fedai gibi geçirir. Zaptiyeler sürekli oyun esnasında sahneyi basarlar ve bir defasında da Afife'yi "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalarlar.

Daha sonra rol aldığı "Tatlı Sır" ve "Odalık" oyunlarında hep polis baskını ve kovuşturmayla karşılaştı. Üçüncü piyesi olan Odalık'ta oynarken, polis tiyatroyu bastı. Afife makine dairesinden kaçırıldı. İlk polis baskınında arkadaşları tarafından kaçırıldı ama ikinci kez kaçamadı ve zaptiyelerce yakalandı, karakola götürüldü. "Dinini, milliyetini unutan sen misin?" diye hırpalandı.

1921'de Darülbedeyi Yönetim Kurulu'na bir bildiri gönderilir. Bildiride 'müslüman' kadınların kesinlikle sahneye çıkamayacakları emredilir. Bunun üzerine Afife tiyatronun kadrosundan çıkarılır.

1921'de Darülbedeyi Yönetim Kurulu'na bir bildiri gönderildi. Bildiride Müslüman kadınların kesinlikle sahneye çıkamayacakları yazıyordu. Bu bildiri üzerine Afife, tiyatronun kadrosundan çıkarıldı. Artık hayat onun için çok zorlaşmıştı. Ailesinden de baskı gördü.Bu arada babası da sanatçıyı “kötü kadın” oldun diyerek evlatlıktan reddeder. Evden ayrılmak zorunda kaldı. Güvencesiz ve parasızdı ama tiyatro onun için bir tutkuydu ve gözü başka bir şey görmüyordu. Bütün bunlar yaşanırken Afife bir yandan da şiddetli baş ağrılarından muzdariptir.

Nihayet 1923 yılında Mustafa Kemal Atatürk, Türk kadınının sahneye çıkma yasağını ortadan kaldırır.

1930’da Darülbedayi sanatçılarının Ankara’da verdikleri bir temsilden sonra, Atatürk’ün onları kabul ederken söylediği ve devletin ileri gelenlerini de uyarıcı niteliği bulunan sözleri, sanata verilen değerin anlaşılması açısından önemlidir.
Atatürk’ün söz konusu konuşması şöyledir: “Efendiler… Hepiniz mebus olabilirsiniz… Vekil olabilirsiniz… Hatta Reisicumhur olabilirsiniz… Fakat sanatkar olamazsınız… Hayatlarını büyük bir sanata vakfeden bu çocukları sevelim. Buna göre yalnızca tiyatrocular için değil, tüm sanatçılar için yüceltici, özgüvenlerini arttırıcı ve yaratıcılık yolunda yönlendirici bir desteğin oluşturulacağı vurgulanmıştır.”

Afife artık özgürce sahneye çıkmaya başlar. Ne var ki yaşadığı zor zamanlarda korkunç baş ağrıları çeker. Bu yüzden doktor tavsiyesi ile tedavi amaçlı morfin kullanmaya başlar.

Tedavi amaçlı ufak dozlarda başladığı bu morfin kullanımı ilerleyen zamanlarda büyük bir bağımlılığa dönüşecek ve onun tüm hayatını mahvedecektir.

25 yaşına geldiğinde ise hayatının aşkı ile karşılaşır. Bir arkadaşıyla gittiği konserde bestekar Selahattin Pınar'ı görür ve tanışırlar. Aşık oluverirler...

1928 yılında Afife bir arkadaşıyla, Kuşdili Çayırı'nda Hafız Burhan’ın konserinde sanatçıya tamburuyla eşlik eden Selahattin Pınar’ı görür ve tanışırlar.

Üstelik bu aşk bize pek çok beste bırakacaktır. Selahattin Pınar Afife ile tanıştığı günü "Bir bahar akşamı rastladım size" adlı besteyle taçlandırır.

"Sen daha önce nerelerdeydin." böyle der Selahattin Pınar Afife'ye. O kadar aşık olurlar ki birbirlerine ailelerinin karşı çıkmalarına rağmen 1929'da evlenirler. Fakat Afife'nin morfin bağımlılığı devam eder.

Selahattin Pınar’ın babasının karşı çıkmasına rağmen 1929’da kimseye haber vermeden evlenirler. Her ikisi de gençliklerini acılar içinde geçirmişlerdir. Evlenince hayat boyu özledikleri her şeyi birlikte yapmaya, mutlu olmaya çalışırlar. Selahattin Pınar, o güzel bestelerini çalar, Afife de dinler, dinler… Ancak bu güzel ve mutlu günler uzun sürmez. Afife, tiyatrosuz yaşayamıyordur ve tiyatronun boşluğunu daha önce tedavi amaçlı kullanmaya başladığı uyuşturucularla doldurur. Suriyeli bir eczacı onu morfine alıştırmıştır. Selahattin Pınar, bir gün eşinin öğle uykusu için çekildiği odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, onun damarına morfin şırınga ettiğini görür ve çöker. Ama Pınar, eşine öfkeden çok, merhamet duymaktadır… Onu hayata döndürebilmek için çırpınmaya başlar…

Morfin kullanımı artık hayatını etkilemeye başlar. Tiyatroya devam edemez. Tiyatronun boşluğunu ise yine morfinlerle doldurmaya çalışır. Bu kısır döngü içinde bir gün deli gibi aşık olduğu eşine "Lütfen beni terk et." der.

Bu gidişi geri çevirebilmek için çok uğraşırlar ama olmaz bir türlü olmaz! Bir ara Selahattin Pınar, kendisi de morfin tuzağına düşer gibi olur. Bunun üzerine Afife, “Terk et beni!” diye yalvarır ona, “Yoksa sen de mahvolacaksın, bırak beni gideyim!” der.

Ne kadar uğraşsalar da artık ikisi için de kötü yıllar başlar. Selahattin Pınar 6 ay sonra içi kan ağlayarak terk eder onu.

Afife, kimsesiz ve beş parasız, tenha parklarda yatıp kalkar, aş evlerinde karnını doyururken ayrıldığı eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları taş plaktan dinleyip ağlar. Öyle ki Selahattin Pınar'ın yaptığı pek çok bestenin Afife'ye yaptığı düşünülür.

Nereden Sevdim O Zalim Kadını

Huysuz ve Tatlı Kadın

Gel Gitme Kadın

Afife çok zor günler geçirir. Yeniden bir kurtuluş için Kastamonu'ya kardeşinin yanına gider. Burada bir eczacı kalfasından morfin dilenir. Bunun üzerine eşi vali olan kardeşi Behiye, onu bir odaya kapatır.

Afife Jale, yeniden bir kurtuluş için Kastamonu Valisi Fuat Bey’in eşi olan kardeşi Behiye’nin yanına giderek hayata yeniden tutunmaya çalışır. Fakat orada da yine bir kez daha uyuşturucuya yenik düşer. Valinin baldızı olmasına aldırmayarak bir eczacı kalfasından morfin dilenir. Kastamonu’da duyulan rezalet karşısında aile, Afife’yi odaya kapamaktan başka bir şey yapamaz. Ama o bir gece bahçeye sarkıttığı çarşaflara tutunarak kaçar. O terk edişten sonra zaten artık iyice çöküş başlar.

Buradan da kaçan Afife için artık tam anlamıyla çöküş başlar ve sonunda Afife kendi isteği ile Bakırköy Akıl ve Sinir Hastanesi’ne kaldırılır.

Hastahanede avunabilmek için kitap okur, eski tanıdıklarına isyan dolu mektuplar yollar. Sedyeden doğrulan Afife, Nusret Safa Coşkun’a “Hayat bana nekes davrandı” der. Çığlıktan farksız isyanını dile getirir: “Beni unutmuşlar, sahneye çıktığım zaman alnımdan öpen muharrir, beni teşvik eden büyük adamlar, hayranlarım, seyircilerim, arkadaşlarım… Hepsi beni unuttular. Ne çabuk… Kapımı çalan, hatırımı soran bir insan yok. Burada boğuluyorum. Ben deli değilim. Beni çıkartın. Yoksa ben de delireceğim.”

Böylece bu yaralı ruh ve yorgun beden 24 Temmuz 1941'de hayata veda eder. Cenazesine ise sadece 4 kişi katılır. Afife'nin de dediği gibi hayat ona nekes davranmış ve herkes onu unutmuştu.

24 Temmuz 1941’de Kazlıçeşme mezarlığındaki cenazesine sadece 4 kişi katılır. Sait Köknar, oğlu Ergun Köknar ve Behzat Butak. Behzat Butak Afife’nin maskını alır.

Selim İleri şöyle der: “Bu mezarı çok araştırdık, bizzat kendim gittim, ne yazık ki mezar kaybolmuş. Mezarlık kel kör, yerli yerinde, fakat mezar yok. O mask da kayıp. Yani bir tuhaf bir şey işte, hep dediğim gibi sanki bu dünyaya gelmek istememiş gibi bir insan.”

Afife'nin yaşamı pek çok kadına ve sanatçıya ilham verdi. 1987 yılında Afife Jale'nin hayatı sinema perdesine taşındı. Afife rolünde ise Müjde Ar vardı.

2003 yılında Can Dündar 'Yüzyılın Aşkları' belgesel dizisinin bir bölümünde Selahattin Pınar ve Afife Jale aşkına yer verdi.

Onu yaşatan en büyük projelerden biri ise 1997 yılından bu yana düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri'dir.

Son olarak Afife Tiyatro Ödülleri'nin 20. yılı anısına şimdiye kadar bu ödülü alan 20 kadın oyuncu, Afife Jale pozu verdi.

Bestesi Turgay Erdener'e, koreografisi Beyhan Murphy'e ait Afife
Jale Bale Süiti (1998) ve Selva Erdener'in Afife adlı müzik albümü sanatçının
anısını yaşatan eserlerdendir.

Selva Erdener Afife

“Beni acıyarak değil; düşünerek severek, kucaklayarak hatırlayın. Tiyatro varsa ben varım!”

Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
parmaginikesenasci

Tiyatroya olan destek artmalı, artmalı, artmalı

deli-sabit

İçerikteki o güzel gülümseyen kadın resmi Afife Jale'ye değil ilk Dünya güzelimiz Keriman Halis Ece'ye aittir.

aysunnn

İnsanoğlu kötü diye boşa demiyorum.Neler çekmiş kadın.

fchinaski

Nedir bu Suriyeliler’den çektiğimiz...

gamzeli35

Tıpkı Kaldırım serçesi " Édith Piaf" gibi ....Özel ve güzel insanlara acımazsız hayat ...

Başlıklar

AnkaraİstanbulKastamonuKitapMuhammed SalahPolisSinemaTiyatroaşketkadınlarmüzikolayoyuntatlı
Görüş Bildir